Çankaya’ya Erdoğan çıkıp seçimden sonra AKP yine tek başına iktidara gelirse neler olur?
Öyle bir durumda en azından “demokratik hukuk devleti”nin nasıl bir ucubeye döneceğini bugünden tahmin edebiliriz.
Çünkü AKP iktidarı baştan beri hukuku, ideolojik amaçları uğruna her istediği şekle sokabileceği bir hamur gibi görüyor.
Bu yılın sonunda AİHM’deki Türk yargıcın süresi doluyor. Dışişleri Bakanlığı, burada görev yapan Rıza Türmen’in de aralarında bulunduğu üç adayı Avrupa Konseyi’ne bildirmişti.
Ama dinci bir gazetenin itirazı üzerine o adaylar geri çekildi yeni bir aday listesi sunuldu. Dokuz yıldır AİHM’de görev yapan Türmen’in yeni listede adı yok.
“Bu kadar yeter. Genç hukukçular da bu şansı kullanabilsinler” gerekçesine kimsenin diyeceği bir şey olmazdı.
Ama niyet kötüydü ve ayaklarına dolaştı. Amacın gözdağı vermek olduğu gün ışığına çıktı. Çünkü dinci gazetenin çağrısı ile gerçekleşen infazın iki sebebi var:
1. Rıza Türmen AİHM’nin Leylâ Şahin kararında türban yasağının sürmesi ve...
2. Refah Partisi hakkında verilmiş kapatma kararının yerinde olduğu yönünde oy kullanmıştı.
İki dava da Türk yargı sisteminin tüm kademelerinden geçmişse AİHM’deki Türk yargıcın aklı ve vicdanından başka danışacağı ne kaynak olabilir?
İktidar “Hayır” diyor “Türkiye Cumhuriyeti’nden yana olmayacaksın. Tarafsız bile olmayacaksın. İlle de AKP’nin doğru dediklerini doğru belleyecek, onu savunacaksın!”
İktidar bu tutumu ile adayları şüphelerin hedefine koymuştur.
O adayların tümü Rıza Türmen’in ak dediği her şeye kara demeyi taahhüt ederek vize almış kişiler olamaz.
Ama iktidardaki ihtiras hem yargıç adaylarına, hem Türkiye’nin hukuk devleti kimliğine zarar vermiştir!
Marifet mi şimdi bu?
İnat yerine göre marifet ama yersiz ve haksız ise rezalettir.
Mesela Başbakan’ın örtülü ödenek işlerinin başına koyduğu eski bankacının durumu...
Erdoğan’ın belediye başkanlığından tanıyıp iş yaptığı bu kişi “resmi evrakta sahtecilik” suçundan hüküm giymiş biridir.
Örtülü ödenek gibi yüksek ahlâkî nitelikler gerektiren koltuğa oturtulması bir yana memur bile yapılmaması gereken bir kişidir. Fakat Başbakan ya gaflet sonucu veya bile bile bu görevi vermiştir ona.
Bu rezalet, halkın siyasetçilerden saygı gördüğü gelişmiş bir toplumda çıksaydı ne olurdu?
Başbakan halktan özür diler muhalefet dişli ise istifa etmek mecburiyetine bile düşer ama sahtecilikten mahkûm olmuş kişi, daha ilk gün mutlaka açığa alınırdı.
Bizde hiçbir şey olmadı.
Çünkü bizim toplumumuz siyasetçinin kusurlarını düzeltmiyor. Biriktiriyor, cezasını toptan kesiyor.
Erdoğan sessizliği hayra yormasın. Günah kotası hızla doluyor!

