Halk korkuyor siyaset uyuyor

Aşkların, güzelliklerin kenti İstanbul artık korkunun kol gezdiği bir kanunsuz şehirdir. O harika şarkıyı anımsarsınız:

Haberin Devamı

Aşkların, güzelliklerin kenti İstanbul artık korkunun kol gezdiği bir kanunsuz şehirdir.

O harika şarkıyı anımsarsınız:

Ey güzel İstanbul, benim sevgili yarim

Güzelliğin aksetmiş Boğaz’ın sularına...

Boğaz’ın suları dağdan inmiş eşkıyanın döverek denize attığı insanlara mezar mı olacaktı?

Suç istatistikleri uğursuz bir tırmanışın tehlike çanlarını çalıyor. İnsanlar can derdine düşmüş halde. Gidiş, yalnız İstanbul halkını değil, büyük kentlerde yaşayan bütün insanları, tanımadıkları herkesten şüphe duyan ruh hastası durumuna getirdi.

İnsanlar evlerinde bile kendilerini güvende hissetmiyor. Eskiden okullar güvenilir mekânlardı. Oralar bile bozuldu. Çocukları eve dönene kadar anne babalar diken üstündeler.

Önceki gece eli bıçaklı iki haydudun Sarıyer’de yolunu kestiği bir araçtaki iki kardeşi önce dövüp sonra denize atarak boğulmalarına sebep olması, yalnız kurbanların yakınlarını değil aynı belâya bu kentte her an toslayacağı endişesini taşıyan herkesi psikolojik bir yıkıma sürükledi.

Ne olacak bu işin sonu?
Hayatımızın bir numaralı sorunu katına yükselen asayiş, ne zaman siyasetin gündemine girecek?

Bu konuda iktidarın veya muhalefet partilerinin tartışmaya açtıkları bir proje görebilmek için ne tür bir felâketin veya rezaletin gerçekleşmesi gerekiyor?

Yeni Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal dün görevine başlarken “Polis kanunsuzların korkulu rüyası, mazlumların ise sığınağı olacaktır” diye beyanat verdi.

İnşallah dediği gibi olur. Ama ulusal boyutlar kazanan asayişsizlik, çaplı devlet adamlarının seferberlik anlayışı ile duruma el koymalarını beklemektedir.

Namuslu insanları haydutların merhametine terk eden sebep yalnız polisin zaafiyeti mi? Değil. Adaletin ceza vermekte acz göstermesi de suçluları azdırmaktadır.

İşte bugünkü manşetimiz tipik bir örnek koyuyor önümüze:

Sabıkalı biri İzmir’in Buca semtinde 7 yaşında bir çocuğu dizinden vurdu. Çocuk bacağını kaybetti ama haydut 85 gün sonra hapisten çıktı ve Kayseri’de, Sarıyer’deki olaya benzer bir cinayet olayına karıştı.

Polisin maaşı mı, yoksa yetkileri mi az?

Yasalardaki cezalar mı yetersiz yoksa hakim ve savcıların caydırıcı olmak, toplumu korumak adına inisiyatif üstlenmeleri mi gerekiyor?

Bu soruları hemen cevaplamak, can ve mal güvenliğini geri getirecek çareleri hayata geçirecek olan kahramanları acele bulup çıkarmak zorundayız!

Sömürüye tokat
Bazen küçük olaylar boyundan büyük mesajlar taşıyabiliyor.

Bir televizyon kanalının düzenlediği Buzda Dans yarışmasının finali, Türkiye’de laik rejimin, sanılandan daha güçlü bir toplumsal tabana sahip bulunduğunu gösteren heyecan verici bir çekişmeye sahne oldu.

İki finalistin puanları başa baş gidiyordu.

Kazananı halkın telefonları belirleyecekti.

Finalistlere son mesajlarını verme şansı tanındığında Asena’nın partneri Jan Luggenholcher birden mikrofonu alarak Müslüman olacağını açıkladı.

Pek çok insan bu hamle ile ödülü Asena’nın kazanacağını hesap ederken, reklam arasında oluşan SMS patlaması, elliye elli olan dengeyi öteki yarışmacı Zeynep Tokuş lehine, hem de 30,2’ye karşı 69,8 farkıyla değiştirdi.

Seçim, bir anda din sömürüsüne karşı ibretli bir tepki ve cezaya dönüştü.

Türkiye’de din sömürüsü, karşıtlarının tek vücut olamaması yüzünden tehlike doğuruyor.

DİĞER YENİ YAZILAR