Eşi türban takan bir cumhurbaşkanına yönelmesi beklenen tepkiler AKP’yi korkuttu mu?
Örgütün nabzını tutmak amacıyla düzenlenen anket, bu soruya “evet” cevabı vermemizi sağlıyor.
AKP’nin alternatif planlar ürettiği bu sayede netleşmiştir.
Ankette Başbakan Erdoğan’ın adaylığına nasıl bakıldığı soruluyor. Erdoğan’ın aday olmaması halinde Devlet Bakanları Beşir Atalay ve Mehmet Aydın, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Köksal Toptan arasında bir tercih yapılması isteniyor.
Bu dört adayın ortak özellikleri eşlerinin türban takmaması.
Eşi türbanlı birinin Çankaya’ya çıkmasına yönelik toplumsal itiraz göze alınmayacak boyutta riskler doğuracak olursa parti, uzlaşma çerçevesinde önereceği adayı belirlemek istemektedir.
Ama şu gözden kaçmamalı: “Başbakan Erdoğan aday olmadığı takdirde” alternatifleri arasına Meclis Başkanı Arınç ve Dışişleri Bakanı Gül dahil edilmemiştir.
Demektir ki türban sorun olmazsa Başbakan kesin kararlıdır.
B planında ise türban itirazlarını göğüslemek amacıyla seçilmiş ama Çankaya’da bile Başbakan Erdoğan’ın otoritesini gölgelemeyecek kişiler aday gösterilmiştir.
Parti iddiasız bir cumhurbaşkanı seçmek mecburiyetine düşerse bunun çaresizlik olarak gösterilmesini önleyecek senaryolar bile şimdiden hazırlanmıştır. Mesela...
Eşi türbanlı olmayan aday seçilirse Çankaya’da “geçici” olacaktır. AKP Erdoğan’ın liderliğinde seçimdeki şansını artıracak, bu imkân Türkiye’yi başkanlık sistemine geçirecek olan anayasa değişikliğini getirecek, Erdoğan iki yıl içinde başbakan yetkilerini de kullanan bir Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkacaktır.
AKP yakın zamana kadar Erdoğan istediği takdirde adaylığı konusunda pazarlık kabul etmeyen bir kararlılık yansıtıyordu.
Bu anket, toplumsal itirazların AKP’yi kaygılandırdığı ipucunu verdiği için muhalefet üstünde doping etkisi yapacaktır.
Ulema böyle buyurdu!
Devletin laik kimliği aşınmaya başlarsa böyle olur...
Diyanet İşleri Başkanlığı, hayatın her alanını düzenlemeye kalkışır!
“Mortgage” adıyla bilinen ipotekli konut finansman sistemi kapsamında faizin caiz olup olmadığı konusunda gelen sorular üzerine Din İşleri Yüksek Kurulu oturup karar vermiş.
“Fakire helâl, zengine haram” anlamında bir mesaj çıkıyor karardan. Kurulu dinleyecek olanlar ev ve araba alma amacı bir yana ticaret amaçlı banka kredilerine de haramdır diye dönüp bakmamak zorundadırlar.
Peki çağın ve kamunun olanaklarını inançlı insanlara kapatmak haksızlık değil mi?
Dindar insanları haksız rekabetin mağduru yapmak caiz mi?
Bu kararı veren ulema arasında iktisatçılar da bulunmazsa faizi tefecilikle karıştıran zihinleri çağla buluşturacak tarife nasıl ulaşabiliriz?
Laik cumhuriyet bavulunu mu topluyor?

