Halkı dinleyin!

5 Mayıs 2007

Politikacılar aklını hakir gördüğü insanları, seçmen kimliği kazandıkları zaman göklere çıkarırlar!Siyasetçiler bunu oy avcılığı için, inanmadan yaparlar.Ama bizce demokrasinin bir sihri vardır ve ona saygı göstermek gerekir.Meselâ vasat insanların ortak aklı, akıllı bir adamın tek başına verdiği karardan genellikle daha doğru oluyor. Demokratik seçimlerin çoğu zaman en isabetli sonuçları ortaya çıkarmasının sebebi burada...Türkiye’yi bir kaç haftadan beri adeta meydanlar yönetiyor. Yürekleri aynı heyecanı ve aynı kaygıları paylaşan yüzbinler, sanki siyasi örgütleri ile yer değiştirdiler. Artık halk önde, partiler arkada... Birliğin gücüHalkı harekete geçiren bulgu şu:Dağınık çoğunluklar, örgütlü azınlıklara mahkûm oluyor. Bu tecrübenin ilk büyük örneği 17 yüzyıl önce yaşandı.“Hıristiyanların dördüncü yüzyıldaki zaferi, Romalı azınlığın Hıristiyan çoğunluğa boyun eğmesinden doğmadı. Bu zaferin nedeni kafası karışmış, kendine güvenini yitirmiş, haris, yenilgiyi kabullenmiş bir çoğunluğun, ne yaptığını bilen ve amacı için hiçbir kişisel zorluktan kaçınmayan bir azınlığa teslim olmasıydı.” (İnsanın Durumu / Lewis Mumford)Dün de dalga dalga bayrak olmuş Manisa, Çanakkale ve Marmaris meydanları yine yüzbinlerin özlemlerini duyurdular.Türkiye’de laik cumhuriyete bağlı yığınlar siyasetçilere ve onların yönettiği devlete güven beslemekle yanlış yaptıkları inancına kapılmışlardır. Laik cumhuriyeti korumak amacında buluşan değişik siyasi görüşlere bağlı insanların ortak duygusu, laik cumhuriyetin tehlikede olduğudur.Demokrat PartiFinancial Times gazetesine verdiği demeçte Abdullah Gül “Ne yaptık da bunu hak ettik. Halkın gösterdiği bu güvensizliğe şaşıyorum” gibi sözler etmiş.Gül, Dışişleri Bakanlığı görevi nedeniyle sürekli dışarda gezindiği için arkadaşlarının içerde karıştırdığı işlerden galiba pek haberi olmadı!Neyse, konumuza dönelim.Halk birlikten doğacak gücün ülkeyi koruyacağına inanıyor. DYP ile Anavatan’ın birleştiği haberinin dün meydanlarda yarattığı coşku belli ki, iki partinin bugün sahip olduğu oyların toplamından fazlasını getirecektir. Bizim millet mağdurlara ve fedakârlık gösterenlere bayılır.İki merkez partinin birleştiği Demokrat Parti adı hem demokrasi adına büyük başarıları, hem de büyük mağduriyetleri hatırlatıyor. Umarız hayırlı olacaktır.Sürgündekiler?..Meydanlar bütünleşmenin solda da gerçekleşmesi istiyor.Bütün olumlu niteliklerine rağmen Deniz Baykal’ın CHP’deki büyüme kabiliyetini kuruttuğunu, solun birleşerek büyümesi umuduna zarar verdiğini ben de düşünüyorum.Ama cumhuriyetçilerin korkuları abartma değilse Baykal’ı tasfiye şartına dayalı bir bütünleşme en azından zaman yetersizliğinden ötürü imkânsızdır.Halkın özlemini cevaplayacak adım bugünkü şartlarda Baykal’ı değil Rahşan Ecevit’i aşarak gerçekleşebilir.DSP ana muhalefet partisiyle kendini eşit görerek katılmayı reddediyorsa bu ayrılıktan Baykal’ı suçlayamayız.Ama hiç değilse CHP’lileri birleştirmeli. Baykal, kendisinden daha az CHP’li olmayan Hikmet Çetin, Mehmet Moğultay, Celâl Doğan, Ercan Karakaş, Seyfi Oktay ve daha sayabileceğim onlarca isim dışarda bırakıldıkça adını temize çıkaramaz.Meydanlardan yansıyan özlemlere “hesap” yapmadan saygı göstermelidir!

Devamını Oku

Samimi değiller!

4 Mayıs 2007

Sahte umutlar üreten yalanlar siyasetin sermayesi olmaya daha ne kadar devam edecek?AKP iktidarının her eyleminde keramet vehmedenlerin şu anda insan yüzüne bakacak durumda olmamaları gerekirdi.Ama görünen o değil.Seçim kararını çıkaran iktidar partisi bir yandan 367 şartının kilidini kırarak cumhurbaşkanını mecliste seçmek için turlara devam etmek istiyor, bir yandan da cumhurbaşkanını halka seçtirmeyi öngören anayasa değişikliğini geçirmeye uğraşıyor.Başbakan sesini yükselten bir çiftçiyi “artistlik yapma ulan!” diye azarlamıştı. Şükretsinler ki halk büyüklerine karşı duygularını bu kadar açık ifade etmiyor!Bu reformu gerçekten isteyen bir iktidar, zamanın darlığını da düşünerek halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı ile doğacak yeni duruma uygun sistem değişiklikleri ile ilgili yasalar konusunda Cumhurbaşkanı Sezer’in yardımını isteyebilirdi. İstemediler.Çünkü samimi değiller.Asıl onlar artistlik yapıyor!Halkın seçtiği...Sebep çok açık: En kıytırık anketlerde bile cumhurbaşkanını halkın seçmesini isteyenlerin oranı yüzde 70’in üstünde çıkıyor.O nedenle AKP “halk seçsin” şampiyonluğunu kimseye bırakmak istemiyor. Üstüne üstlük “Biz istedik ama onlar mani oldular” deme hakkı da yedeğinde dursun istiyor.Yanlış anlaşılmasın diye hemen kaydedelim ki, biz halkın seçtiği cumhurbaşkanı fikrini her durumda desteklemeye devam ediyoruz.Anayasa’da yazılı yetkiler değişmese bile fark etmez. Sonuçta halkın en az yüzde 51’inin oyunu alacak olan bir cumhurbaşkanı her durumda meclisin seçtiği cumhurbaşkanından daha toplayıcı ve kurumlar arası ahengi sağlamakta daha etkili olacaktır.Burada kamuoyunun sahiplenmesini hayati önemde saydığımız başka bir konuya geçmek istiyorum: Milletvekili dokunulmazlıkları...Biz bu sorunu şov malzemesi yapılan öteki reformlardan daha bile fazla önemsiyoruz.Altın madeni gibiGeçen gün “Meclis suçluların sığınağı olmamalı” mesajı içeren bir yazım nedeniyle yağan mesajlar, halkın temiz siyasete özleminin yangını gibiydi.Samimi ve ahlâklı politikalar için asıl “altın madeni” burada.Fırsat işte AKP’nin önünde. Cumhurbaşkanını halka seçtiren anayasa değişikliği önerisinin içine bir de şu maddeyi koysunlar ve seçimde oyların içinde yüzsünler:“Haklarındaki dokunulmazlık dosyaları dönem sonuna kadar sonuçlandırılmamış milletvekilleri yeni seçimde aday olamazlar.” Bugünkü düzen iğrençtir.Çünkü tam tersine işliyor:Yargı, dönem sonunda suç işleyen milletvekillerinin yakasına yapışacağı için parti liderleri dokunulmaz olsunlar diye “çürük arkadaş”larını tekrar tekrar seçtiriyor.Neyse, zaten bu bir “olmayacak duaya amin” yazısı idi. Türkiye’nin kaderini elinde tutan adamlar, dokunulmazlık zırhını çıkarınca incir yaprağı ile örtünmüş Adem’e dönerler! Yapamazlar!Vaktinizi aldım, özür dilerim.

Devamını Oku

Kime yarar?

4 Mayıs 2007

Acele işe şeytan karışır sözünü en çok kullanan ve en çok ihlâl eden millet herhalde biziz...Muhalefetin çağrılarını iktidar zamanında dikkat alsaydı, muhtıra dahil pek çok talihsizlik başımıza hiç gelmeyecekti.Durumun vehameti TV kanallarında birden çoğalan profesörlerden belli. Türkiye’de bir yer sarsıntıları ardından, bir de siyasal sarsıntılar anında veya sonrasında ekranlara bu kadar çok profesör üşüşür.Bunun sebebi yapıların düzgün kurulamamasıdır. Avantajı elinde tutanın “avantayı ben kapayım” fırsatçılığı yalnız adaleti değil demokrasiyi de sakatlıyor.Dün meclis AKP’nin “22 Temmuz’da seçim” önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Öbür partiler tarihin yanlışlığını dillendirdilerse de “seçimden kaçıyor” demesinler diye ellerini kaldırdılar. Tabii ki “teslim” anlamında iki ellerini birden...Bizim haber servisi rakamları çıkarmış: 2006 Temmuzu’nda 4 milyona yakın vatandaş içerde, dışarda konaklamalı tatile çıkmış. Bu rakamın yüzde kaçı seçim haftasına denk gelir bilmiyoruz ama önemli bir kayıptır.Sonra 2 milyona yakın seçmen de o tarihte yazlığında olacağı için oyunu kullanamayacak. Karadeniz’e gelince... İklim ve üretim şartları yazın en az 1 milyon 200 bin kişiyi seçim bölgesinden uzaklaştırıyor.Ne olacak bu durumda?“Hangi partiyi seçmeni zahmete katlanmaya değer buluyorsa o parti kazansın” deyip geçmek kolay. Ama seçim engelli koşu değildir.Oy vermenin zahmeti arttıkça adaletsizlik de artacak, kutuplaşma körüklenecektir. Çünkü engelleri geçersiz kılmanın beylik yolu seçmeni kışkırtmak ve militanlaştırmaktır.Geçen seçimde AKP bu bakımdan avantajlı oldu.1. Dört buçuk yılda AKP’nin militanları zenginleşti.2. O gün cezalandırılması gereken partiler vardı, hınçla koştular. Ama şimdi “Al ananı git” diyen bir iktidar var.Yani AKP, rakiplerini “şapa oturttuğunu” düşünerek çok sevinmesin!Yerle bir!Okullarda yürütülen din sömürüsünü halk Genelkurmay’ın “e-muhtıra”sı sayesinde öğrendi.Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik hemen Orgeneral Büyükanıt’ı ziyaret etmiş, durumu izah etmiş.Herhalde “çok yararlı bir görüşme” olmuştur!Ama bizce Çelik bu bilgileri komutana verecek yerde reşit yaşa gelmeden zihinleri, benlikleri çalınan çocukların anne ve babalarına verse daha iyi olurdu.Keşke bu ziyareti bir kaç gün daha geç yapsaydı.Baksanıza bakanın seçim bölgesi olan Van’da bir lisenin sınıfı medrese düzenine sokulmuş.Ayakkabılarını çıkarmış çocuklar yerlere oturmuş ders yapıyorlar. Okurken ileri-geri sallanıyorlar mı, o resimde belli değil.Bakan bey komutana bu durumun “milli eğitimimizin yerle bir olduğu” anlamına gelmediğini de belki anlatırdı, huzur bulurduk!

Devamını Oku

Festival gibi

2 Mayıs 2007

Yaşadığımız karmaşaya rahatça Türkiye Birinci Hukukçular Festivali diyebiliriz!Cumhurbaşkanı seçiminin çıkmaza girmesi, cevap bekleyen yığınla soru çıkardı.“Türkiye bir hukuk devletidir, hallederiz” deyip rahat etmek gerekirdi ama öyle olmuyor. Çünkü ne kadar hukukçu varsa adeta o kadar çok cevap var gibi görünüyor.Seçim ne zaman yapılacak? İktidarın önerdiği reformlar var; mesela cumhurbaşkanını halka seçtirmek, genel seçim dönemlerini 4 yıla indirmek.. Bu düzenlemeler meclisten geçebilecek mi?Cumhurbaşkanı seçilemeden genel seçime gitmek zorunluluğu doğarsa Çankaya’da kim oturacak?Yetersizlik...Anayasa’nın 102. maddesi şunu diyor: “Seçilen yeni cumhurbaşkanı göreve başlayana kadar, görev süresi dolan cumhurbaşkanının görevi devam eder.” Bu cümleden bile aynı anlamı çıkaramıyor koca koca devlet adamları. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden “Vekâlet görevini Meclis Başkanı üstlenir” diyor.Meclis Başkanı Arınç zaten dünden hazır, “Çok değerli Cumhurbaşkanımız Sezer’i 16 Mayıs’ta uğurlamak”tan duyacağı üzüntüyü, sevinçten göbek atma isteğini bastırmakta büyük zorluk çekerek ifade ediyor.Ama öte yanda AKP hükümetinin iki önemli bakanı Şener ve Çiçek “Yeni cuhurbaşkanı seçilene kadar Sezer devam eder” diyor.Bu karmaşa şu komik olayı hatırlatıyor: 1957 doğumlu Ticaret Kanunu’nu Hitler Almanyası’ndan kaçarak Türk uyruğuna geçen Prof. Ernst Hirsch yazmıştı.Kanunda anonim şirketlerin yönetim kurullarının üye tam sayısının yarısının bir fazlası ile toplanacağı hükme bağlanmıştı. Beş kişilik kurulun yarısı 2,5.. Bir fazlası 3,5.. Yarım adam olmayacağına göre çoğunluk rakamının 4 olacağı yanlışı elli senedir hüküm sürüyor bu ülkede.Prof. Hirsch’e “Başımız dertte. Beş kişilik yönetim kurulunda salt çoğunluk 3 değil mi hocam, niye öyle yazdın?” diye sorulunca “Benim Türkçem bu kadarına yetti” cevabını vermiş.İnsan merak ediyor; Anayasa’yı da Hirsch’e mi yazdırdılar?!Ankara’daki arkadaşımız Bilâl Çetin’in dediği gibi şu anda yanılma korkusu duymadan verebileceğimiz istikamet manşetimizdeki haberdir:“Erken seçim kesin, 2 sandık çok zor..” Suçlular?..Güzelim ayları, gazetecilerin eline çelik çomak vererek arızasız geçirdiğini zanneden ve bunu kurnazlık sayarak övünen AKP liderliğinin, erken seçim beraberinde getirmeyi müjdelediği reformları önümüzdeki birkaç hafta içinde geçirmeyi ümit ettiği düşünülemez.Bütün siyasetçiler gibi onlar da seçim şovu yapıyorlar.Kandırabildikleri kârdır.Ne diyelim, hayırlı olsun. Ağır dokunulmazlık dosyalarının kapağı açılmadan gideceğimiz seçimlerin çıkaracağı milletvekilleri ile ne kadar hayırlı olabilecekse!!!

Devamını Oku

İyi bir seçim

2 Mayıs 2007

Anayasa Mahkemesi kararını verdi. Türkiye büyük ihtimalle cumhurbaşkanını seçmeden genel seçime gidiyor.Yüksek mahkeme, cumhurbaşkanı seçmek için en az 367 milletvekilinin oylamaya katılmasını dönüşü olmayan bir şart haline getirmiştir.Bundan sonra partiler uzlaşma ruhuna saygı göstermek zorunda kalacaklardır. Yoksa birlikte hareket eden 184 milletvekili seçimi her an kilitleyecektir.Anayasa Mahkemesi kararına göre 367 milletvekili oylamaya katılmadığı için birinci tur seçim yapılmamış sayılıyor.Dün gece Başbakan, cumhurbaşkanı seçiminin yolunu açma fırsatını yarın bir kez daha kullanacaklarını söyledi. Ama fazla şans tanımamak lâzım bu girişime.Bilindiği gibi meclisin 16 Mayıs’a kadar yeni cumhurbaşkanını seçememesi, genel seçimlerin yenilenmesini gerektiriyor.Tayyip Erdoğan dün bu haberi sürpriz öneriler eşliğinde verdi. AKP, meclisin erken seçim kararı alması için bugün TBMM Başkanlığı’na başvuracak.Başbakan bunun yanısıra cumhurbaşkanının bundan böyle iki turlu olarak halka seçtirilmesini, aynı kişiye 5 yıllık sürelerle iki defa cumhurbaşkanı seçilme hakkı tanınmasını, genel seçimlerin dört yıllık dönemlerle tekrarlanmasını öngören paketin de Meclis Başkanlığı’na sunulacağını açıkladı.Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi fikrine CHP karşı çıkıyor. İktidar grubu ise bu konudaki oy eksiğini, baştan beri “halk seçsin” diyen ANAVATAN’la tamamlamayı öngörüyor.Karmaşık hukuk tartışmaları yine kafaları karıştıracak. Bazı hukukçular meclisin artık karar üretemeyeceğini iddia ederken AKP takımı 16 Mayıs’ta Sezer’den kurtulup Arınç’ın Cumhurbaşkanı Vekili olması için hesaplar yapıyor.Oysa artık kaliteli bir uzlaşmayı yakalamak gerekiyor. Cumhurbaşkanı’nı halka seçtirmek önemli bir adım olur ama yeterli olmaz.Seçim barajı hiç değilse 7’ye indirilmelidir. Siyaset devamlı kirleniyor. Dokunulmazlık sorununu çözmeyen bir uzlaşma eksik ve sakat kalacaktır.Milletvekili seçilmeye engel suçlar işlemekten hakkında dokunulmazlık dosyası bulunan yığınla milletvekili var mecliste.Mülteci kampı mı burası?Hiç değilse böyle suçlardan hakkında dokunulmazlık dosyası bulunan milletvekillerinin yeni seçimde aday olmaları önlenmelidir.Başbakanın isteği anlaşılabilir.Seçime mümkün olduğu kadar hızlı koşalım ama aynı kalitesizlikle buluşacaksak bir ay geç kalmasında hiç bir sakınca yoktur!Yol olmasın...Kamu düzenini korumanın yöntemleri ve tehlike anlarında halka çıkardığı faturalar, demokrasilerle baskı rejimleri arasındaki farkı da ortaya koyuyor.1 Mayıs kutlamaları yüzünden İstanbul halkı dün, soğuk savaş dönemi kuruntuları ile öfkesi kabarıp dizginlerinden boşanmış polis devletlerinin çoktan unutulmuş sıkıntılarını ve korkularını yaşadı.İnsanlar sokaklarda kaldı. Kutlamaya gidenler kurtarılmaya muhtaç hallere düştüler. Yedi yüze yakın vatandaş gözaltına alındı.Sokağa çıkma yasağını bile ehveni şer tercihine yükselten yasaklar, tedbirler, ulaşım sorunları ve gösteri hakkına konulan sınırlamalar, öğrendiğimize göre bu tedbirleri gerekli kılan vahim tehditlerin varlığına dayanıyordu.Eğer öyleyse her türlü sıkıntıyı çekmeye değer. Ama bu da halka bildirilebilir ve yardımı sağlanarak hayat kolaylaştırılabilirdi.Korkumuz, tehditlerin İstanbul’u kolaylıkla teslim alıyor olduğu konusunda oluşacak yanılgılardır.Öyle bir durumda özgürlüğümüz, yalancıların ve şantajcıların merhametine kalır ki bu asla olmamalı!

Devamını Oku

Geleceğimiz daha sağlam

30 Nisan 2007

Yabancılar politik geleceğimizin sallantıda olduğunu yazıp söylüyorlar.Hiç de öyle değil. Tandoğan ve Çağlayan, Türkiye’nin geleceğine yeni kapılar açmıştır. Belki dün sallanıyorduk, bugün sapsağlam ayaktayız.Genelkurmay bildirisi, cumhuriyetin ayağa kalkamayacak hale düştüğü korkusuna kapılan insanların yüreklerini ısıtmıştır, doğru. Ama bunun ayıbı, halkın büyük kısmını askerin çıkışından medet umacak kadar korku ve güvensizliğe düşüren hükümete aittir öncelikle.Aklı başında herkes Anayasa Mahkemesi kararı beklenmeden erken seçim kararı alınması ve cumhurbaşkanının ya yeni meclise ya da halka seçtirilmesi gerektiğini savunuyor.Ne çabuk unuttuk?Buna karşılık bazı iç ve dış çevreler AKP iktidarını direnmesi, halkla ve devlet kurumları ile çatışmasını derinleştirmesi için kışkırtıyor.Parti içindeki radikaller, hiç değişmediler. Bunlar, kışkırtılan kalabalıkların devletle karşı karşıya getirilmesinden doğan mağduriyeti maden gibi işletiyorlar. İnsanların öfkesi, inanıyorlar ki kendilerine fedai bağlılığında yandaşlar kazandıracak.Unutmamak lâzım; AKP bu yanlışı reddettiğini söylediği için iktidara geldi.Dışardan gelen itirazları anlamak daha kolay. Çünkü onlar devlet yönetme iddiasını 5 asır önce terk etmiş bir dinin ikliminde yaşıyorlar.Radikal İslâmı bilmedikleri gibi Türkiye’nin İslâm ile demokrasiyi bir arada yaşamak için ödediği bedellerin de farkında değiller.Hoşgörmek lâzım, çünkü bu gerçeğin farkında olmayan Türkiye’de de çok insan var.“Askeri müdahaleler Türkiye’ye çok şey kaybettirmiş...” Burada biraz vicdanı devreye sokmak lâzım. Askeri müdahaleler çok kaybettirdi ama bir şeyi kurtardı: Demokrasiye tekrar dönüş ümidini ve imkânını. Yazıp söylerken bari bunu unutmasınlar!Avrupa, ılımlı İslâm rejimi altında Türkiye’nin kendileri için daha güvenilir bir tampon bölge olacağını zannediyor. Yanılgıları şurada ki İslâm’da devlet işlerine din “ılımlı” olarak bile girse demokrasinin sonu gelmiş demektir. Neler olabileceğini tahmin etmek isteyenler AKP’nin yaptıklarına baksınlar. “Değiştim” diyen bir takım, laikliğe bağlılık yemini altında Türkiye’yi bakın nereye getirdi!AB eğer laikliğin Türk demokrasisindeki vazgeçilmez yerini bilmiyorsa cahildir, ama bile bile bu krizde AKP’ye hiçbir sorumluluk yüklemiyorsa kötü niyetlidir.İyi koruyalım...1999 seçiminde yüzde 27 oy alıp hükümet kuran ırkçı Jorg Haider’i, Avusturya’ya tecrit politikası uygulayarak indiren ve yok eden AB bu müdahaleyi demokrasinin zaferi saymıştı.Şimdi Türkiye’de askerin rejim karşıtı tırmanışa dikkatleri çekmek amacıyla yayınladığı bir açıklama, demokrasinin katli sayılıyor.Batının bu iki yüzlülüğünden kurtulmak değil, asıl TSK’yı ikide bir sivillerin işine müdahale mecburiyetinden, Türkiye’yi de bunun ayıbından kurtarmaktır hedef. Yoksa geleceğimiz hep sallantıda olacak. Ama başa dönüyoruz, olmayacak!Çünkü yılların özlemi nihayet gerçekleşmiştir.Kadınların ağırlığını taşıdığı sivil toplum, hayatını, geleceğini savunmanın sorumluluğunu üstüne almıştır.Aman bu yola taş koyacak olanlara karşı uyanık olalım!

Devamını Oku

Demokrasi çağlayanı

29 Nisan 2007

AKP iktidarı bir sürü iyilik de yaptı bu memlekete. Ama bunların bir kısmını bilmeden yaptı, bir kısmını istemeden...Meselâ ekonomi, mesela demokrasi ile ilgili kazanımlar.Cennetlik akıl hocaları “Ekonomi bileniniz yok; bu alanda IMF’ye yaslanın.. Gerici görüntünüzü de önyargılarınızı bir kenara koyup AB’ye sığınarak aşın; kazanırsınız” dediler.Bilmediklerini bilmenin fazileti partiyi bugünlere getirdi.AKP’nin sorunu, uyguladığı politikaları ve yeni fikirleri, inandığı için değil kazanç sağlamak için hayata geçirmesidir.İşte bu çıkarcı kurnazlık, partinin yavaş yavaş merkeze doğru yaklaşmasını, laik cumhuriyetin kazanımlarına ısınmasını, ümmetçi zihniyetini çağdaş bir ulus olmanın heyecanı ile değiştirmesini önlemiştir.Halkı AKP uyandırdıKadrolaşma ve Müslüman zenginler üretme çabaları, savunmasız çocuklara, ileride getirecekleri rejimin istediği hayat tarzını benimsetme zorlamaları, itiraz edecek sesleri susturmakta gösterdikleri cüretkârlık, onların cahilliği ama laik demokratik rejimin şansı olmuştur.AKP troykasının ihtiras ve egoizmi Türkiye’yi maceranın eşiğine getirmiştir ama belki büyük bir felâketten de korumuştur.Çünkü “Türkiye’nin kalbine laik rejimin paydosunu ilân eden simgeyi bayrak olarak artık çekebiliriz” hayalini eyleme geçirme yanılgısına düşmeselerdi Atatürkçü yığınların gaflet uykusu büyük ihtimalle devam edecekti.Zaten devletin bütün köşe başları “vekâleten” tutulmuş.Düşük profilli bir cumhurbaşkanı, kitleyi uyandırmadan yukarı çıktığı gün bunların asalet kararnamelerini imzalamayacak mıydı? O zaman rejimi koruyan son direnç noktaları da yavaş yavaş kuruyup düşmeyecek miydi?Halkı AKP’nin ihtirası, kibri ve hoyratlığı uyandırmıştır.14 Nisan Tandoğan mitingi şanstı. Yüz binleri hakir gördüler, verilen mesajı duymazlıktan geldiler. Bakalım dün İstanbul’da çağlayan devasa iradeye ne bahane bulacaklar?Kadınların uyanışıİslâmcı ideoloji siyasal kavgalarını kadınların arkasına saklanarak ve çocukları kullanarak yapıyor. Dünkü miting, AKP’nin toplumun hayat tarzını kadınlardan başlayarak değiştirme hevesini, kadınların deşifre ettiğini kanıtlamıştır.Kadınların önderlik iddiası taşıyan çokluğu ve gerçekleştirdikleri dayanışmanın koruyucu gücüne inanmalarından gelen coşkuları etkileyiciydi.AKP’nin yanlışları, yüksek risk kitlesi kadınları uyandırdığı gibi başka iyiliklere de kapıları açmıştır.İktidar dünkü mitingin mesajını bu defa alabilir. Çünkü bu alandaki vurdum duymazlık kitleleri katlana katlana büyütüyor.Yüzde 34 oyla bu kadar güç kullanan ve meydan okuyan bir iktidar tarihte az görüldü. Dağınık çoğunluk, müsebbibi oldukları azınlık diktatoryasını önlemek için sandığı hedef alan bir siyasi örgütlenme ihtiyacını nihayet fark edebilir.Bunlar ve yanısıra cumhurbaşkanı seçimini erteleyen acele bir genel seçim Türkiye için koruyucu olur.AKP için daha da fazlası, kurtarıcı olur!

Devamını Oku

Sürpriz dileği

28 Nisan 2007

Genelkurmay’ın geceyarısı bildirisine hükümet, düşüne taşına hazırladığı bir açıklama ile cevap verdi.Türkiye’ye uyku uyutmayan bildiride “Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. TSK bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur” denildi.İrticai olaylara örnekler verilen bildiri, Silâhlı Kuvvetler’in gerektiğinde tavrını “açık ve net” ortaya koyacağı uyarısı ile noktalandı.İktidar bu uyarıyı dün cevapladı. Cevap, beklendiği gibi alttan alan bir tonda olmadı. Eleştiren, hatta karşı suçlamalar içeren ifadeler yer aldı.AKP, geceyarısı bildirisinin “hükümete karşı bir tutum” olduğunu kabul etmiştir.Hükümet sözcüsü Çiçek, hükümetin emrindeki bir kurumun bildiri yayınlamasını “yadırgatıcı” bulduklarını belirtmiş, askerlerin cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili ihtilâfa bakan Anayasa Mahkemesi’ni etkileme niyetiyle bağlantılı bir zamanlama uyguladığını yani mahkemeyi etkileme suçu işlediğini ima etmiştir.Kaç defa sordu?İrtica suçları karşısında savcıların kimseden izin almadan soruşturma yapma yetkisine sahip oldukları görüşü, herhalde açıklamanın “kenar süsü” sayılmalı.Yargı bağımsızlığının zedelenmesinden doğan zaafın, rejime yönelik tehditlere karşı savcıları etkisiz bıraktığını herkes bilmiyor mu? Neyse...Türkiye’de rejimle ilgili güvensizlik var. Çare demokrasinin evrensel standartlarını hatırlatarak kurumları susturmak değil çare üretmektir.Genelkurmay Başkanı madem ki hükümetin emrinde bir memurdur, Başbakan göreve geldiğinden beri sürekli uyarılarda bulunan o memurunu “Gel komutan, nedir sizi rahatsız eden tehditler? Nasıl üstesinden gelebiliriz?” diye kaç defa çağırıp konuştu, sordu?Kasımpaşalı..Tayyip Erdoğan gazetecilere çelik çomak vererek aylarca niye oyaladı, yeni öğrendik. Meğer Çankaya’ya eşi türbanlı birini çıkaracakmış ve onun tartışılmasını önlemekmiş derdi.Genelkurmay bildirisi, üstünde adres olan bir muhtıra değildir.İktidar o bildirideki talepleri, bugün İstanbul’da meydanları dolduracak yurttaşların gösteri hakkına sahip olmayan kesiminin istekleri olarak değerlendirmelidir.Ve asla Kasımpaşalı ünvanını cilâlayacak bir fırsat olarak sömürmeye, askerin hassasiyetini istismar ederek seçim için menfaat çıkarmaya kalkışmamalıdır.Hepimize bir sürpriz yapmalı ve devlet adamı gibi davranmalıdır.Tarihi görevi, Türkiye’yi derhal seçime götürmek, cumhurbaşkanını da ya halka veya yeni meclise seçtirmektir.Partilerini daha önce laikliğe aykırılık suçundan üç kez kapattırmış bir üçlüye iktidar fırsatı vermekten ötürü milleti pişman etmesinler. Cehennemlik suç işlerler!

Devamını Oku