Geleceğimiz daha sağlam

Yabancılar politik geleceğimizin sallantıda olduğunu yazıp söylüyorlar

Haberin Devamı

Yabancılar politik geleceğimizin sallantıda olduğunu yazıp söylüyorlar.

Hiç de öyle değil. Tandoğan ve Çağlayan, Türkiye’nin geleceğine yeni kapılar açmıştır. Belki dün sallanıyorduk, bugün sapsağlam ayaktayız.

Genelkurmay bildirisi, cumhuriyetin ayağa kalkamayacak hale düştüğü korkusuna kapılan insanların yüreklerini ısıtmıştır, doğru. Ama bunun ayıbı, halkın büyük kısmını askerin çıkışından medet umacak kadar korku ve güvensizliğe düşüren hükümete aittir öncelikle.

Aklı başında herkes Anayasa Mahkemesi kararı beklenmeden erken seçim kararı alınması ve cumhurbaşkanının ya yeni meclise ya da halka seçtirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ne çabuk unuttuk?
Buna karşılık bazı iç ve dış çevreler AKP iktidarını direnmesi, halkla ve devlet kurumları ile çatışmasını derinleştirmesi için kışkırtıyor.

Parti içindeki radikaller, hiç değişmediler. Bunlar, kışkırtılan kalabalıkların devletle karşı karşıya getirilmesinden doğan mağduriyeti maden gibi işletiyorlar. İnsanların öfkesi, inanıyorlar ki kendilerine fedai bağlılığında yandaşlar kazandıracak.

Unutmamak lâzım; AKP bu yanlışı reddettiğini söylediği için iktidara geldi.

Dışardan gelen itirazları anlamak daha kolay. Çünkü onlar devlet yönetme iddiasını 5 asır önce terk etmiş bir dinin ikliminde yaşıyorlar.

Radikal İslâmı bilmedikleri gibi Türkiye’nin İslâm ile demokrasiyi bir arada yaşamak için ödediği bedellerin de farkında değiller.

Hoşgörmek lâzım, çünkü bu gerçeğin farkında olmayan Türkiye’de de çok insan var.

“Askeri müdahaleler Türkiye’ye çok şey kaybettirmiş...”

Burada biraz vicdanı devreye sokmak lâzım. Askeri müdahaleler çok kaybettirdi ama bir şeyi kurtardı: Demokrasiye tekrar dönüş ümidini ve imkânını. Yazıp söylerken bari bunu unutmasınlar!

Avrupa, ılımlı İslâm rejimi altında Türkiye’nin kendileri için daha güvenilir bir tampon bölge olacağını zannediyor. Yanılgıları şurada ki İslâm’da devlet işlerine din “ılımlı” olarak bile girse demokrasinin sonu gelmiş demektir. Neler olabileceğini tahmin etmek isteyenler AKP’nin yaptıklarına baksınlar. “Değiştim” diyen bir takım, laikliğe bağlılık yemini altında Türkiye’yi bakın nereye getirdi!

AB eğer laikliğin Türk demokrasisindeki vazgeçilmez yerini bilmiyorsa cahildir, ama bile bile bu krizde AKP’ye hiçbir sorumluluk yüklemiyorsa kötü niyetlidir.

İyi koruyalım...
1999 seçiminde yüzde 27 oy alıp hükümet kuran ırkçı Jorg Haider’i, Avusturya’ya tecrit politikası uygulayarak indiren ve yok eden AB bu müdahaleyi demokrasinin zaferi saymıştı.

Şimdi Türkiye’de askerin rejim karşıtı tırmanışa dikkatleri çekmek amacıyla yayınladığı bir açıklama, demokrasinin katli sayılıyor.

Batının bu iki yüzlülüğünden kurtulmak değil, asıl TSK’yı ikide bir sivillerin işine müdahale mecburiyetinden, Türkiye’yi de bunun ayıbından kurtarmaktır hedef. Yoksa geleceğimiz hep sallantıda olacak. Ama başa dönüyoruz, olmayacak!

Çünkü yılların özlemi nihayet gerçekleşmiştir.

Kadınların ağırlığını taşıdığı sivil toplum, hayatını, geleceğini savunmanın sorumluluğunu üstüne almıştır.

Aman bu yola taş koyacak olanlara karşı uyanık olalım!

DİĞER YENİ YAZILAR