Alman gazeteci soruyor: “İki hafta sonra seçim var ama kimse adayları bile bilmiyor.”
Başbakan “Bunun da güzel yanları var” diye anlaşılmaz bir cevap veriyor.
Uçağına aldığı gazeteciler kadar anlayışlı değil elin Almanı:
- Neden adaylığınız korku yaratıyor?
Yine lâf ola bir cevap:
- Bazı insanlar kendilerini devlet yönetiminin parçası olarak görüyor. Bunu kaybetmekten korkuyorlar ve bu yüzden bazı insanların korku faktörünü kullanmaya çalışıyorlar.
Karşısındaki muhabir Süddeutsche Zeitung adlı itibarlı gazeteden. Bastırıyor:
- Türkiye’yi İslâmlaştıracağınız söyleniyor. Ne düşünüyorsunuz?
Başbakan, deplasman takımı gibi zorlanmaktadır artık:
- Bu insanlara şunu sorun: Son 4 yılda ne değişti? Artık farklı bir şekilde mi giyiniyorlar? Artık farklı şeyler mi yiyorlar? Ben bu ülkenin Başbakanı’yım ve bu insanlar benim eşimin başörtüsünü çıkarmasını istiyorlar. Türkiye’de şimdiye kadar azınlık çoğunluğu yönetmeye çalıştı. Ancak demokrasilerde durum farklıdır...
Bu ayrım neye göre?
Türkiye’de azınlık çoğunluğu ne zaman yönetti?
Eğer siyasi temsil açısından bir değerlendirme yapıyorsa, asıl azınlık AKP iktidarıdır. Seçim sisteminden doğan çarpıklık AKP’nin suçu değildir ama oy veren seçmenin üçte birinden aldıkları destekle üçte iki temsil gücünü onlar kullanıyorlar.
Eğer Başbakan azınlık-çoğunluk kıyaslamasını “laik-dindar” temelinde yapıyorsa -ki korkulan budur- bu zihniyette birinin Çankaya’ya çıkmasını önlemeye çalışmak vatan borcudur.
Çünkü kimin daha dindar olduğuna karar vermek din simsarlarının işi değildir. Din simsarları dindar insanları öcü haline getirerek dine en büyük kötülüğü yapıyorlar.
Kaldı ki azınlık-çoğunluk ayrımının değiştiremeyeceği kural ve kavramlar vardır.
Meselâ laiklik... Laikliğin hiçbir çoğunluk etkisiyle dahi değiştirilemeyecek bir değer olması devletin, ülkenin, milletin gelecek garantisidir.
Bunlar üstünde lâf oynatmaya başlarsanız elin oğlu soruyu sorar:
- Neden adaylığınız korku yaratıyor?
- Türkiye’yi İslâmlaştıracağınız açıklanıyor. Ne düşünüyorsunuz?
Maziden gelen ses
Başbakan’ın soğukkanlılığını kaybettiği zaman ağzından çıkanlar “değiştim, geliştim” sözlerinin samimiyeti hakkında şüpheler doğuruyor.
Tramvay Çankaya’ya çıktığında “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu” dediği günlere yeniden döneceği endişelerini körüklüyor.
Dün meclis grubunda demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan rejimin güvence altında olduğuna 70 milyon insanımızın yürekten inandığını söyledi.
Hayır, yanılıyor. İnsanlar bunun böyle olduğundan emin olmadığı için yollara düşmüştür. Başbakan da onları rahat ettirmek için yabancı yatırımcıları tanık göstermektedir. Dediği şu:
“Allah aşkına soruyorum; rejimin tehlikede olduğu bir ülkeye küresel sermaye gelir de girer mi?”
Peki, rejim konusunda kendi sözünün güvence yerine geçmediğini bildiği için yabancıları kefil gösteren bir Başbakan’dan Cumhurbaşkanı olur mu?
Yabancı şahit
Alman gazeteci soruyor: “İki hafta sonra seçim var ama kimse adayları bile bilmiyor.”
Haberin Devamı

