Genelkurmay’daki dünkü basın toplantısı, Türkiye’nin on yıllar içinde katettiği aşamanın resmi idi.
Batılı bir ülkede ordunun, iç ve dış siyasi sorunlar üstünde bu kadar kapsamlı görüşler açıkladığı basın toplantıları görülmez. Doğru ama orada askerler bizdeki kadar siyasetin malzemesi yapılmıyor.
Cumhurbaşkanı seçiminin arifesinde Silâhlı Kuvvetler, hem seçimin “doğru” yapılmasına katkıda bulunmak hem de Başbakan’ın cumhurbaşkanı seçilmesine muhalefet eden propagandaların kendileri üstünden yürütülmesine son vermek istemiştir.
“Çıkarmazlar, yoksa darbe olur” lâfını dünkü açıklamaları ile Orgeneral Büyükanıt tedavülden kaldırmıştır.
Bunu yaparken Silâhlı Kuvvetler’in sınırları içinde kalacağını belirtmekle beraber “başkomutan” sıfatı taşıyan cumhurbaşkanı hakkındaki düşüncelerini ortaya koymaktan da sakınmamıştır.
Büyükanıt şunu dedi:
“Cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil özde sahip olan bir kişinin cumhurbaşkanı seçilecek olmasını umut ediyoruz.”
Burada durup şunu ekledi:
“Karar meclisin kararıdır. Bundan başka bir şey söyleme durumunda değilim. Hukuken hakka sahip değilim.”
Demokrasi fazilet rejimidir. Başbakan demokrasi içinde gelen bir yenilginin bile zafer sayılması gerektiğini anlatıyordu geçen gün.
İşte Orgeneral Büyükanıt’ın dünkü açıklamalarını bu anlayışla değerlendirmelidir.
Genelkurmay Başkanı’nın sözleri, meclisteki oyları belki etkilemez ama Çankaya’ya çıkmayı düşünen her kimse, onu düşündürmelidir.
Dün Büyükanıt’a bir soru soruldu:
“TSK personeli eşlerinin türban takması yasak. Acaba başkomutanın eşi türbanlı olursa ne olur?”
Büyükanıt cevap veremedi.
Türkiye’de darbeleri savunan kalmamıştır. Sadece bir kesim “darbe korkusu” sürsün istemektedir. O korkunun gerici ve bölücü odaklar üstünde terbiye edici etki yaptığı sanılıyor. Ama artık bu savunma modeli de son bulmalıdır.
Akıl dışı sapmaları ve dayatmaları darbe korkutmaları değil, sözde değil özde demokrat anlayışlar ve yaklaşımlar önlemelidir.
Yakıştı mı sayın başkan?
Yarın Ankara’da büyük bir miting var. Ve Meclis Başkanı Arınç dün şu açıklamayı yaptı:
“Mitingi düzenleyen derneğin başında emekli orgeneral Şener Eruygur var. Bir dergi onunla ilgili ciddi iddialarda bulunmuştur. Darbe hazırlığı ile ilgili bu iddiaların ciddi olduğunu düşünüyorum. Onun çağrısını yaptığı bir toplantıya katılmadan önce iyi düşünülmelidir!”
Eskiler böyle durumlarda “Buyrun cenaze namazına” derlerdi.
Meclis Başkanı’nın tarafsızlığı ne oldu? Ya hukukçuluğu?
Mahkemeyi kurdu, yargının soruşturduğu iddiaları ciddi bulduğunu ilân etti, halka da “O adamın peşinden gitmeyin” diye seslenerek miting kırıcılık yaptı!
Kendisine “kasaba avukatı” denmesinden şikâyet eden Arınç’a sormak lâzım:
Bu tutumu ile Meclis Başkanı diyemeyeceğimize göre ne diyelim?

