Durun daha...

Abdullah Gül çıkışta “Bu saatten sonra adaylığım söz konusu değil” derken yüzünde alıştığımız gülüşünden eser yoktu

Haberin Devamı

Siyaset böyledir; gücü eline geçiren, ileride rakip olacağını düşünürse en yakınını bile yer!

Cumhurbaşkanı adayı Gül ekseninde izlediğimiz dramatik gelişmeler ispatıdır...

Mecliste dün yine 367 bulunamadı.

Abdullah Gül çıkışta “Bu saatten sonra adaylığım söz konusu değil” derken yüzünde alıştığımız gülüşünden eser yoktu.

Başbakan Erdoğan’ın Gül’ü Çankaya’ya çıkaracak güce sahip olduğu halde bunu kullanmaktan sakındığı, onu yalnız bıraktığı konuşmaları yapılıyor.

“Burukluk var mı? Cumhurbaşkanı adaylığı elinizden alındı gibi hissediyor musunuz?” diye soran gazetecilere Abdullah Gül bozuk bir yüz ifadesi ile şu cevabı verdi:

“Asla bir burukluk içinde değilim. Önemli olan milletin gönlünde yer almaktır. Öyle olduğunu da görüyorum.”

Başbakan’ın kendisini seçtirmek için gerekirse risk alarak destek vermesini, milletin gönlünde yer almaya herhalde bin kere tercih ederdi.

Abdullah Gül adaylığının ilan edilmesinden hemen sonra mecliste tek üyeli partileri dahi ziyaret ederken, sanki düştüğü tuzağın farkına varmıştı.

27 Nisan’da bu sütunda durumu şöyle tespit etmişiz:

“Beni şaşırtan olay, Başbakan Erdoğan’ın aday diye kucakladıktan sonra ‘Haydi göster kendini’ diye Gül’ü denize atmasıdır. Siyasette kardeşlik yok. Gül’ün Çankaya’nın kapısından dönmesi Başbakan’ın derdi değildir.”

Son tecrübe ile AKP önderleri, yüksek mevkilerin kolay paylaşılamayacağını öğrendiler. Bu bir... İkincisi meclis çoğunluğuna sahip olsalar bile kendi kararlarının yeterli olmayacağını da gördüler.

İslâmcı gazeteler AKP’nin reklâmını yapmakla meşgul. Partinin içinden asıl iyi haberleri Washington Post çıkarıyor.

Bakın bu gazete dün ne yazdı:

“Seçimlerden yine bir AKP iktidarı çıkması bekleniyor. Ama AKP ılımlı olmaya artık daha fazla özen gösterecektir.”

Abdullah Gül’ü bile harcayan yeni gerçekçiliğin yalnız aday listelerini değil, cumhurbaşkanı adayını bile değiştirmesini bekleyebiliriz!

Ecevit ne yapardı?
Bülent Ecevit hayatta olsaydı Cumhuriyet Mitinglerinin çağrılarına ve tehlike çanlarına ne tepki verirdi?

Herhalde Rahşan Ecevit’in yaptığını yapmazdı. Tablo ortada:

Laik cumhuriyetin tehdit altında olduğunu düşünen yığınlar, kurtuluşun Atatürk yolunda yürüyen siyasi güçlerin birleşmesinden geçtiğini görüyor.

Bu insanlar “Birleşin” diye bağırmıyor, adeta yalvarıyor.

Manisa mitinginde ESTİMA’ya yaptırdığımız araştırma, birleşmenin doğal adresinin CHP olduğunu gösteriyor.

Aynı göstergeler şunu da söylüyor ki birleşme çağrısını reddedenler kendileri bir şey kazanmayacak, sadece birlikten doğacak olan gücün rejime sağlayacağı savunma güvenliğine zarar vereceklerdir.

Birleşme görüşmelerinde Rahşan Ecevit bir davanın ortağı gibi değil mal sahibi gibi davranıyor.

Deniz Baykal’ın, bugün CHP’nin olduğu gibi yarın “birleşik sol”un da sorunu olacağını düşünüp söylemeye hakları olabilir. Ama bunun alternatifi, yok olacaklarını bile bile seçime tek başına girmek değildir. Şimdi şartlar sabır ve özveri talep ediyor.

Körlük yüzünden harcananlara halk arasında “Ne şehittir ne gazi” diyorlar.

DSP’nin küçük fiziki varlığını manevi olarak büyütmek için son fırsat günleridir bunlar. Seçim kapıya dayandı.

Bülent Ecevit’in adını, bu seçimde silinecek olan bir partinin adı ile birleştirmek dönüşü olmayan bir yanlıştır.

Rahşan Hanım inadı bıraksın!

DİĞER YENİ YAZILAR