Başbakan, ordu, yargı Cumhurbaşkanı ve üniversite ile sürekli kavga halinde.
Bağımsız kimliğini korumaya çalışan her şeye ve herkese hücum ediyor.
Bunu bazen Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın dediği gibi “husumet duyguları ile, tehdit ve hakaret içeren sözlerle ve muhatabını hedef göstererek” yapabiliyor.
Başbakan bu tutumunun, Cumhurbaşkanı da AKP’li olursa devletin altını üstüne getirecekleri konusunda zaten var olan endişeleri derinleştireceğini anlamıyor mu?
Kurumlar arası ahenk kaybolduğu için devletin zarar gördüğünü fark etmiyor mu?
12 Nisan’da Genelkurmay Başkanı Büyükanıt şunu demişti:
“Kuzey Irak’a operasyon yapılmalı, fayda sağlar. Bir hudut ötesi operasyon için siyasi kararın çıkması lâzım...”
Çok kimse şöyle düşündü: “Bu açıklamayı Orgeneral Büyükanıt, hükümetten habersiz yapmış olamaz. Plan herhalde hükümetin askeri tutmakta zorlanmaya başladığı izlenimini vermek ve Türkiye’yi PKK konusunda rahatlatacak tedbirler almaya Washington’u razı etmek üstüne kurulu...”
Yazık ki bu tahmin tutmadı. Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı’ndan kırk gün sonra “Asker isterse adım atarız” diye açıklama yaptı.
Sanki satranç izliyoruz.
Dün gazeteciler Orgeneral Büyükanıt’a Başbakan’ın “Askerden talep gelirse gerekeni yaparız” sözüne ne diyeceğini sordular. O da “12 Nisan’da sözlü söyledik. Hükümete yazılı talep veremem” dedi.
Bu karışıklık Türkiye’nin düşmanlarına sadece umut ve cüret verir. Demirel benzer durumlarda “Böyle önemli konular ayaküstü münakaşa edilmez” derdi.
Doğru, sorunun tartışma zemini MGK’dır. Birbiri ile çatışma halindeki tarafların medya üzerinden atışmaları ülkeye zarar veriyor. Yaklaşan seçimlerle ilgili oy hesapları da işe karıştırılacak olursa felâketler bile doğabilir.
Devleti bu dağınıklık görüntüsünden kurtarmak Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın ortak sorumluluğudur!
Laikliğin eksik tarifi...
İstanbul Bağcılar Lisesi’nin bodrum katında bir mescit...
Yıllardır nasıl durmuş?. Okul idarecilerinin, öğretmenlerin bilmemesi mümkün değil ama korkmuşlardır.
AKP iktidarının bu konulardaki “tavşana kaç, tazıya tut” politikası cumhuriyete bağlı öğretmenleri sindiriyor, beyin yıkama misyonu üstlenmiş tipleri cüretlendiriyor.
Laikliği sadece “din ve vicdan özgürlüğü” diye tarif ederseniz işte böyle oluyor. “Ilımlı İslâm” nasıl olmuyorsa “yarım yamalak laiklik” de olmuyor.
Türkiye’yi, sahte laik bir devletin İslâmî versiyonu haline getirilmekten kim koruyacak? Herhalde milyonluk mitinglerdeki insanlar. Hem dinin yüceliğine, hem laikliğin önemine inanan yığınlar.
Bakalım bayraklarını sandıktan da çıkarabilecekler mi?

