Doğrusu bu!

Haberin Devamı

Başbakan, seçim sonrası ufkunu karartan kötümser senaryoda ümit veren bir düzeltme yaptı.

Cumhurbaşkanı seçimi için “Elimde liste kapı kapı dolaşırım” diyerek uzlaşmaya açık olacağını duyurdu.

AKP’nin kendisine de zarar veren gerilim siyasetinde ısrarcı olmayacağını VATAN 21 Haziran’da bildirmişti.

Arkadaşımız Bilâl Çetin, Erdoğan’ın sistemle ve kurumlarla kavga siyasetine son vereceğini, Gül’ün adaylığından vazgeçtiğini, bu kararını iki uluslararası finans kuruluşuna bir kurmayı aracılığıyla fısıldadığını yazmıştı.

Başbakan Erdoğan durumu seçimden sonra açıklayacaktı ama tansiyonu düşürmek için erken davrandığı anlaşılıyor.

Erdoğan, Akşam Gazetesi’ne yaptığı açıklamada 11’inci cumhurbaşkanını yeni meclisin seçeceğini, tek aday dayatmayacağını, alternatif adaylarla muhalefet liderlerine gidip uzlaşma arayacağını bildirdi.

Baykal’ın tepkisi, Tayyip Erdoğan’ın CHP kapısından eli boş dönmeyeceği umudunu veriyor. CHP lideri Başbakan’ın “Cumhurbaşkanını uzlaşma ile seçeriz” sözleri için “İlk kez uzlaşma olabileceğini söyledi. Bu önemli; değerlendiririz” dedi.

Yeni meclisin de cumhurbaşkanı seçemeyip bir ay içinde kendi varlığına son vererek tekrar seçime gitmesi Türkiye için iyi olmaz.

Son gelişmeler bu riski hayli azaltmıştır.

Uzlaşmanın ilk faturasını Abdullah Gül ödeyecektir. Gül’ün adı artık uzlaşma masasına konulamaz.

İkinci fatura AKP’nin propagandasını etkileyecek olmalıdır.

Erdoğan son açıklaması ile daha önce cumhurbaşkanlığı için uzlaşma aramamakla hata ettiğini kabul etmiş oluyor.

Bu durumda, cumhurbaşkanlığı seçiminde mağdur edildikleri sömürüsüne dayalı seçim propagandalarını değiştirmeleri, daha doğrusu düzeltmeleri gerekecektir.

Ağlamayan bir AKP görecek miyiz bakalım!

Gazap üzümleri

İş adamlığı, en az maliyetle en yüksek kazancı sağlama marifetini göstermek midir?

Eğer tarif bu basitliğe indirgenirse, bizim iş adamlarından daha iyisi yok demektir.

Uluslararası ekonomi ve siyaset dünyasının itibarlı gazetesi Financial Times, okurlarını çok şaşırtacağını düşündüğü bir haber verdi dün.

Vincent Boland adlı muhabirinin izlenimleri şöyle yansıdı:

“İstanbul’un ticari ve mali piyasalarda etkin kalburüstü kesimindeki birçok kişi AKP’nin iktidarda kalmasını istiyorlar ama AKP’ye asla oy vermeyeceklerini söylüyorlar.”

Batılılar için çok yaman bir çelişkidir bu gözlem ama Orta Doğu geleneğinde korkmadan, utanıp sıkılmadan itiraf edilecek bir gerçekçiliktir.

Yani kazanç varsa payını al ama maliyetini mümkünse başkaları ödesin!

Günahını başkalarının taşıdığı bir yanlıştan menfaat sağlamak hesabı değil midir bu?

Cebi başka partiye bakan, kalbi başka parti için çarpan seçkinler, yaşadıkları ülkeden alacaklarını alacaklardır da karşılığında ne verecekler?

Eğer bu çarpık ve çelişik tutum AKP’nin ekonomik tercihlerinde doğru, fakat politik tercihlerinde sakat olduğu inanışına, yani bu iktidarın elinde laik cumhuriyetin güvende olmadığı şüphesine dayanıyorsa bunun daha açık söylenmesi gerekir.

Türkiye’nin aydın ve seçkin deposu, ekonomi ile uğraşan kesime rejim söz konusu olduğunda “Sen işine bak” deme lüksü tanıyacak kadar zengin değil.

Yani “Üzümünü ye, bağını sorma” kafasında olanlar CHP’ye oy verip öte yandan AKP’nin reklâmını yaparak o üzümleri kendileri için helâl hale getirmiyorlar!

DİĞER YENİ YAZILAR