Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök siyasetin yokuşa sardığı kritik anlarda dikkate değer çıkışlar yapıyor.Ve çıkışları ya Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın konuşmalarından hemen önce oluyor (11 Nisan) veya dün olduğu gibi hemen sonra... Özkök’ün Anadolu Ajansı’na verdiği dünkü demecin ana hatlarını Kuzey Irak siyaseti ve Türkiye’nin bölünme senaryolarının konuşulduğu Hudson Enstitüsü toplantısı oluşturdu.Askeri konulardaki birikimi ve demokrasiye bağlılığını kanıtlamış kişiliği ile Hilmi Özkök halktan saygı görüyor. Bu gerçeği demecini yayınlayan internet sitelerine yorumlarını gönderen vatandaşların ifadeleri açıkça yansıtıyor.Gümdem başkaHilmi Özkök bilgi ve tecrübe birikimini toplum yararına değerlendirmek ve bunu fark ettirmek istiyor olabilir. Ama yöntemine bir itirazımız var:Mesaj verecekse konusu ve adresi açık olmalıdır.Dünkü demecinin en dikkate değer yeri gerçekçi politikalar oluşturmak konusundaki tavsiyesi idi. “Benim politikam budur, ben böyle gideceğim” diyen katı politikalarla bir yere varılamayacağını söyledi.Bu sözler, Irak’ın bütünlük içinde kalmasına dayalı dış politikamızın artık pek gerçekçi olmayacağını anlatmak için hükümete mi söylenmiştir?Eğer öyleyse kötü bir zaman seçilmiştir. Çünkü gündemde Orgeneral Büyükanıt’ın “Söylediklerimizi inanarak söyledik. Aynen şu anda arkasındayız” hatırlatması vardır.İnsanlar bu yüzden Özkök’ün “politikaları değişen şartlara uydurma” öğüdünden Büyükanıt’a mesaj, daha doğrusu cevap çıkaracaklardır.İki ihtimal varHilmi Özkök, Irak politikası üstüne bir revizyon öngörse bunu ulu orta açıklamaz, devlet geleneğine uygun yollarını bulurdu.Buradaki amaç farklı olmalıdır. Çünkü iki gün önce Genelkurmay Başkanı Büyükanıt cumhurbaşkanının cumhuriyet değerlerine sözde değil özde bağlı biri olması gerektiği konusundaki 12 Nisan açıklamasını iki gün önce “Aynen arkasındayız” diye tekrarlamış, Özkök’ün çıkışı da hemen bunun üstüne gelmiştir.Hilmi Özkök bu çıkışı ile Büyükanıt’a “Gül’e yönelik itiraz, genel seçimin sonuçları ışığında yeniden değerlendirmeye tabi tutulmalıdır” hatırlatması mı yapıyor?Yoksa bu uyarıyı kamuoyu önünde yapmak suretiyle “Gerekirse ben de göreve hazırım” mesajı mı veriyor?Bekleyeceğiz... Önümüzde heyecan verici günler var.*****Eksiğimiz devlet adamıDeneyimli devlet adamı Kâmran İnan son mülâkatında şunu demiş:“Orta çapta bazı ülkeler devlet adamlarının çapıyla dünyada önemli roller oynuyorlar. Biz tersini yaşıyoruz. Türkiye dev bir devlet ama güçsüzlüğün tipik bir örneği haline geldi.” Çünkü meydan acemi siyasetçilere kaldı.Amerika’nın PKK konusunda çevirdiği entrikalar karşısında Ankara’nın suskun tavrı bu teşhisi acı bir şekilde doğruluyor.Washington Times gazetesi ABD’nin PKK’ya karşı Kuzey Irak’ta Türkiye ile gizli askeri operasyon planladığı haberinin basına sızmasının başarı şansını büyük ölçüde azalttığını yazdı dün.Sözde Amerika PKK’nın elebaşılarını yakalayıp Türkiye’ye teslim edecek, böylelikle iki müttefik arasında bozulan ilişkiler onarılacaktı.Haberin basına sızdırılması şanssızlık değil sabotajdır.Türkiye’nin devlet adamları kendilerini kanıtlamalı ve Bush yönetimini Amerikan halkına şikâyet etmeli, bu iki yüzlülüğü teşhir etmelidir.Terör örgütüne karşı operasyon kararı deşifre oldu diye işgal ettiği topraklarda terörle mücadeleden vazgeçmek olur mu?Bush yönetiminden ümit yoktur. Amerikan halkının vicdanına ve utanma duygusuna hitap etmeli!
Cumhurbaşkanı adayı olarak düzenlediği basın toplantısını Abdullah Gül Başbakan’dan habersiz mi yaptı?Buna ihtimal verilemezdi.O nedenle Gül’ün açıklamaları AKP önderlerinin seçimden aldıkları gücü sonuna kadar kullanmaya karar verdiklerine yorumlandı.Erken seçim, Gül’ün cumhurbaşkanlığı yoluna çıkarılan engellere tepki idi.Başbakan Erdoğan süreci iyi yönetemediği için seçim zorunluluğu doğdu. Seçim AKP’nin oylarını yüzde 46,5 seviyesine çıkarmasına yaradı ama şu soru cevabını hâlâ tam bulamadı:İktidar partisi sandıktan aldığı gücü Gül’ü Çankaya’ya çıkarmak için bir defada mı tüketecek yoksa akılcı ve uzun vadeli hedefleri kapsayıcı biçimde mi değerlendirecek?Asker-Gül çelişkisiSeçim, Cumhuriyet mitingleri ve Genelkurmay açıklamaları ile ortaya konulan hassasiyetlerin önemini ortadan kaldırmamıştır. Zaten o nedenle Başbakan AKP’ye oy vermeyenlere saygılı olacaklarını teşekkür konuşmasında belirtmiştir.Yine aynı nedenle cumhurbaşkanı için uzlaşma zemini aramaya özen göstereceğini söylemiştir.Dikkat edin, Başbakan’ın seçimden sonra Gül’e yönelik bir taahhüdü olmamıştır. Gül’ün iradesinin belirleyici olacağı sözleri aslında ona yetki vermiyor, feragat yüklüyor.Genelkurmay Başkanı Büyükanıt 12 Nisan’da “Cumhuriyet değerlerine sözde değil özde bağlı birinin Cumhurbaşkanı seçileceğini umut ettiklerini” söylemiş, 27 Nisan tarihli Genelkurmay açıklaması da askerin laiklik tartışmalarına taraf olduğunu belirtmişti.Orgeneral Büyükanıt önceki gün gazetecilere “Söylediklerimizi inanarak söyledik. Aynen şu anda da arkasındayız” dedi.Gül’e yönelik muhalefetin gerekçeleri seçim kampanyası döneminde netleşmiştir.“Dindar bir cumhurbaşkanı” sözü mağduriyet sömürüsü olarak işe yaramıştır belki ama Gül’ün din istismarı yaptığına, yani laikliğe karşı suç işlediğine dair kanıtlar da vermiştir.“Dindar cumhurbaşkanı” sömürüsü Gül’ü sakatlamıştır. Bu sömürü, devleti türban yüzünden AİHM’ye dava eden Bayan Gül’ün “first lady” sıfatıyla Çankaya’ya çıkacak olması ile birleşince zincirleme reaksiyon etkisi yaratacaktır.Danışman gerekmezWashington Times gazetesi dün türbanın Çankaya Köşkü’ne çıkması halinde devlet dairelerinde türbana engel kalmayacağını savunarak “Bu resmen Türkiye’nin çehresini değiştirir. Atatürk döneminin sonunu simgeler” diye yazdı.Başbakan düşünmeli:Türk halkı ona ikinci kez iktidar yetkisini bunun için mi verdi?Bu gücü sorunlarımızı çözmek için mi yoksa rejimin temellerini sarsmak için mi kullanacaktır?En doğru kararı kendisi, tek başına verecektir.Son zamanlarda askere ne kadar saldırır ve ters giderse o kadar demokrat olunacağını sanan tipler çoğaldı; sakın onların danışmanlığına başvurmasın!
Amerika’nın PKK konusundaki tutumuna vurulacak kalite damgası şudur: Yüz karası!Çünkü kendisini vuran terörü cezalandırmak için doğru bir hedef tespiti bile yapmadan okyanusları aşıp yüz binlerce günahsız insanı öldüren, kurtaracağını söylediği ülkeleri terör örgütlerinin av sahası haline getiren Amerika, şu anda Irak’ta yarım asırlık müttefiki Türkiye’yi tehdit eden PKK’ya fiili olarak ev sahipliği yapıyor.Adalet ve özgürlüğü temsil eden Amerika artık anılarda kaldı. Zaman zaman onu hatırlayanlar çıkıyor ama yaptıkları fazilet çağrıları Kongre’nin duvarlarını aşamıyor.Geçen ay Senato Dışilişkiler Komitesi’nde Orta Doğu uzmanı sıfatıyla konuşan Neo-Con’ların tanınmış temsilcisi Michael Rubin şunu dedi:“Ankara ile aramızda ne görüş farklılığı olursa olsun ABD, bu kadar önemli bir NATO müttefikine karşı yöneltilen teröre göz yummamalı ve bu terörü destekleyenleri korumamalıdır!” Sabır sınavı gibiBölücü katiller Kuzey Irak’ta besleniyor. Dolaylı veya dolaysız Amerikan silâhları ile destekleniyor. Amerika ve Barzani yönetimi tarafından korunuyor.Galiba Türk Milleti’nin ulusal onurunu sınamaya kalkışmak anlamına gelecek kadar zıvanadan çıkmış bu destek ve ahlâki iflâs noktasına gelmiş iki yüzlülük Washington’a bir şeyler yapmak mecburiyeti duyurdu.Dünkü The Washington Post gazetesinde yayınlanan bir makalede verilen haber bu mecburiyetin ürünü olmalıdır.Gazete Bush yönetiminin Ankara ile PKK’ya karşı gizli bir ortak operasyon planladığını, eski ABD Ankara Büyükelçisi Edelman’ın bu operasyon konusunda Kongre üyelerini bilgilendirdiğini yazıyor.Senatörler operasyon deşifre olursa büyük risk doğacağını söyleyince Edelman şu sözlerle yüreklere su serpiyor:“İş gizli kalacak. Açığa çıkması ihtimali karşısında Amerika’nın rolü inkâr edilecek!” Uyutma taktiği mi?Bu ayrıntılar Amerika’nın, savunuyor göründüğü değerlere ne kadar sahte bir bağlılık içinde olduğunu kanıtlıyor.ABD’nin amacı, örgüt elebaşılarının yakalanarak PKK’nın başsız bırakılmasını ve böylelikle Türk ordusunun Irak’a girme ihtiyacının ortadan kaldırılmasını sağlamaktır.Dünyada özgürlük ve adaletin bayraktarı olma iddiasına sahip Amerika, bir terör örgütüne karşı büyük bir müttefiki ile planladığı ortak operasyondaki rolünü günah gibi gizlemeyi düşünebiliyorsa samimiyetine nasıl güveniriz?Washington Post’un yayını şimdi bu gizli ortak operasyonu gündemden düşürecektir.Yazılanlar doğruysa Beyaz Saray, gerektiğinde iş bittikten sonra başvuracağı inkâr hakkını (!) şimdi PKK elebaşıları yakalanıp teslim edilmeden kullanacaktır.ABD yönetimi “Operasyonun deşifre olması büyük şanssızlık. Biraz daha beklemek gerekecek” diyecektir.Ankara hükümeti bu bile bile lâdes oyununa boyun eğebilir.Ama operasyonun Washington Post’a kasten sızdırıldığı şüphesini Türk halkının zihninden kimse silemez.
Arap dünyasının en çok izlenen televizyonu El Cezire AKP’ye “Yeni Osmanlılar” yakıştırması yaptı.AKP’nin doğuş ve yükseliş serüvenini Milli Görüş’ün bölünme nedenlerini de içine alacak biçimde ve özel röportajlarla aktaran programı El Cezire’nin Ankara’daki temsilcisi Yusuf El Şerif hazırlamış.Muhafazakâr kesimin sesini Menderes ve Özal’la yükselttiğini savunan program, Türkiye’deki İslâmî partilerin şiddetten daima uzak durduklarını ve demokratik araçları sonuna kadar kullandıklarını anlatıyor.Belgeselde AKP’nin İslâmî bir parti olmakla beraber ötekilerden önemli bir farka sahip olduğuna dikkat çekiliyor.O fark da şu:AKP siyasi söyleminde İslâmî sloganlara yer vermiyor ve demokrasiyi inanarak savunuyor!Model OsmanlıAKP’nin demokrasiye inancı konusundaki El Cezire kefaleti güven duyulmaya ne kadar lâyıktır bilmiyoruz ama bir tespiti daha var ki son derece isabetlidir:11 Eylül saldırıları AKP’nin yükselişine ivme kazandırmıştır.Çünkü Türkiye, demokrasinin İslâm’la uyumunu kanıtlamak ihtiyacındaki Amerika’nın ve Batı toplumlarının tam da aradığı model ülke haline gelmiştir.El Cezire, AKP’nin “din elden gidiyor” diyenlerle “laiklik elden gidiyor” diyen kesimlerin arasına sıkışmış “Yeni Osmanlılar” olduğunu söylüyor ve Batı ile İslâm arasında köprü kurmadan önce toplumdaki bu bölünmeyi ortadan kaldırmak zorunda olduğunu öne sürüyor.“Yeni Osmanlılar” benzetmesini El Cezire’nin hangi düşünceyle seçtiğini tahmin etmeye çalışanlara bu televizyonun seçim gecesi yaptığı yorum yardımcı olacaktır.El Cezire “Türkiye yönünü seçti” dedi o gece. Yani “Geriye dönüş” tercihini kullandığını anons etti.Rövanş hayali“Yeni Osmanlı” deyimi İkinci Meşrutiyeti hazırlayan hareketin devrimci ve ilerici gençlerini niteleyen “Jön Türkler”e nazire olarak seçilmiştir.Tarih tersine sarılacak, yeniden yazılacak, rövanş alınacak...Uyandırılan çağrışımın kaynağında hiç kuşkusuz bu hayal vardır.AKP iktidarı, Türkiye’ye biçilen “Ilımlı İslâm” misyonuna karşı uyanık olmalı, bizi İslâm dünyasının benzersizi yapan değerlerden vazgeçmeyi asla düşünmemelidir.Kimse inkârcılığın karanlığında macera aramaya kalkmasın!“Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilke ve inkılâpları” gibi kavramları Anayasa’dan çıkarmayı öneren AKP milletvekili Prof. Zafer Üskül ve ona destek vermeyi düşünen arkadaşları da, El Cezire örneğine bakarak hangi niyet ve emellere hizmet edeceklerini fark edip uyansınlar!Osmanlı’nın iyisi ile kötüsü ile bir geçmiş olduğunu kabul etmek ve geleceğin sadece Türkiye Cumhuriyeti ile fethedileceğine inanmak.. Bu yalnız aklın emri değildir.Toplumsal barışımızın, ilerlememizin anahtarı da budur.
Son iki seçime abartılı bir istikrar tercihi damgasını vurdu. Çünkü kavga gürültüden doğan zararlar halkı bezdirmiştir.22 Temmuz seçimlerinin sonuçları AKP’nin iktidar fırsatını iyi değerlendirdiğini gösteriyor. Tayyip Erdoğan ve partisi, doğdukları kaynağın söylemlerine ters davranarak, yani gerçekçiliğin riskini alarak başarıyı yakalamıştır.Fakat önümüzdeki dönemin şartları, geçen 4,5 yılın basit araçlarını kullanmaya devam ederek istikrar ve gelişmeyi sürdürmenin mümkün olmadığını düşündürüyor.Yeni dönem aynı disiplin ruhu yanında yeni düşünceler, farklı yaklaşımlar ve daha değişik araçlar talep edecektir.Türkiye bu ihtiyaçları karşılayacak insan kaynağına ve tecrübeye sahiptir. Ama siyaset ve partiler düzeni, yararlı insanları parlamento yoluyla kamu hizmetine taşımaya elverişli değil.Milletvekillerini seçmenler değil partilerin liderleri seçiyor. Onlar da popüler birkaç isim dışında meclis grubundaki sandalyeleri yeteneklerine değil sadakatlarına güven duyulan insanlarla dolduruyor.Yeni bir seçimden çıktık. İkinci iktidar döneminin icraat programı için AKP hükümeti elbette partinin seçim beyannamesini esas alacaktır. Bu hep böyle olur ve sonra otorite kişiler ve kurumlar, sapmış öncelikleri ve unutulmuş mecburiyetleri sayar dökerler, hükümet programının ne kadar yetersiz olduğunu ispatlarlar.VATAN olarak biz bu defa “ulusal hedefler takvimi ve yol haritası” niteliğine sahip bir hükümet programı hazırlanmasına katkıda bulunabileceğimize karar verdik ve alanlarında otorite sekiz şahsiyetin görüşlerini aldık.Başbakan’ı muhatap alan bu yazılar, siyasete bulaşmamış tarafsız ve bağımsız tecrübeleri yansıtıyor.Yeni hükümet bu uzman görüşlerinde farklı ve etkili bir hükümet programı oluşturmaya yarayacak ilhamlar bulacaktır.Mektupların yayını umuyoruz ki sivil toplumun da bu fikrî hazırlığa tam zamanında katılmasına yardımcı olacaktır.Özür borcu kimin?İnternette Google’a girin ve “siyasette küslük” yazıp arama motorunu çalıştırın, önünüze 20 binden çok yazı gelecektir.Üstelik bu yazıların neredeyse tamamına yakını “siyasette küslük olmaz” ana fikrini taşıyacaktır.Şu anda Başbakan Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli arasında bir küslük yaşanıyor. Tatsızlığın başlangıcı seçim propagandası dönemine dayanıyor.Terörist başı Öcalan üstüne açılan “Sen niye asmadın?” tartışması hatırlanacağı üzere Bahçeli’nin kürsüden ip atmasına kadar tırmanmış, bunun üzerine Erdoğan da MHP’yi DTP ile eşitleyip “Bunlara mecliste bile selâm verilmez” demişti.Bahçeli bu sözlere çok kırıldı.Seçimden sonra Başbakan’ın kutlama telefonuna çıkmadığı gibi, kazada ölen MHP milletvekili Özönder için açtığı başsağlığı telefonuna da cevap vermedi.Bahçeli, Erdoğan’ın o hakaret sözlerinden sonraki diyalog çabalarını samimi bulmuyormuş.AKP kurmayları “seçim dönemi geride kaldı, yeni sayfa açılması gerekir” diyorlar ama bu bir yere kadar doğrudur.Nezaket kuralları eğer çok ağır şekilde çiğnenmişse bu ihlâli yapana özür dilemek düşer.Başbakan’ı da böyle bir görev bekliyor.Yerine getirirse küçülmez, büyür!
AKP’nin soldan transfer yeni yıldızı anayasa profesörü Zafer Üskül şaşırtıcı bir öneride bulundu.Bu öneri, seçimde oyunu AKP’ye veren vatandaşların bile çoğunda şüphe ve tepki doğuracak terslik taşıyor.İktidar partisinin vaat ettiği sivil anayasayı hazırlasın diye partiye alınıp milletvekili yapıldığı bilinen Prof. Üskül mazbatasını aldığının ertesi günü ve daha milletvekili yeminini bile etmeden bir demeç patlattı!“Atatürk milliyetçiliği, Atatürk ilke ve inkılâpları” gibi kavramların Anayasa’da yer almasının gereksiz olduğunu söyledi.Bu demeci, seçim zaferini kutladıkları uzun bir gecenin yorgunluğu altında ve dumanlı kafa ile vermiş olabilir mi?Çünkü “çıkarıp atalım” demeye getirdiği o kavramlar Anayasa’nın 2’nci maddesinde cumhuriyetin niteliklerini tarif ediyor.Daha önemlisi de şu:Anayasa’nın 4’üncü maddesi bu 2’nci maddeyi, Anayasa’nın değiştirilemez, hatta değiştirilmesi teklif bile edilemez hükmü sayıyor!Güvence sayarkenAnayasa’nın değiştirilemesi teklif dahi edilemez maddesi hakkında “kaldıralım” önerisi yapan bir parlamenter çok ararsanız bulursunuz ama bir anayasa hukuku profesörü asla bulamazsınız!..AKP’nin değişim iddiasına şüphe duyanlar, Tayyip Erdoğan’ın partiye aldığı Zafer Üskül gibi şahsiyetlere ümit bağlıyor, onların varlığını rejimin garantisi sayarak teselli buluyorlar.Fakat Prof. Üskül, kraldan çok kralcı çıkışı ile solculuğun bazı kimliklerde ideolojik bir disiplin değil de güvenilmez bir huy olduğu yorumlarına haklılık kazandırmıştır.Demokratik bir ülkede elbette anayasa değişikliği önerilebilir. Ama bu kadar köklü bir değişim niyetini seçim kampanyasında gizleyip seçimden hemen sonra açığa vurmak... Bu olamaz!Tutturmuşlar bir “Kemalizm ideolojisi”... Atatürk’ün dayattığı bir kalıp, toplumun önüne koyduğu bir duvar yoktur. O, “çağı yakalayın” demiş, bunu da bilimi rehber alarak yapmamızı istemiştir.Parti değil, bireyselProf. Zafer Üskül “Atatürk hangi iyiliğe mani oluyor” onu söylesin!Atatürk ileri gitmenin değil, ülkeyi geriye ve karanlığa sürüklemek isteyenlerin engelidir.Türkiye’nin ve Türk milletinin bütünlüğüne yönelik düşmanlıklar karşısında en güçlü birleştirici ruhu feda etmenin, tahrip etmenin anlamı nedir?Seçimin haftası bile dolmamış; AKP’nin seçim zaferinden dolayı millete şükranını göstermek için seçtiği eylem biçimi Atatürk’ü silmeye kalkışmak, milletin önderini inkâr etmek mi olmalı?Haberi görünce parti Zafer Üskül eliyle acaba yoklama mı çekti diye merak ettik. Öteki açıklamalar bu kabul edilemez önerinin Prof. Üskül’ün bireysel girişimi olduğunu gösterdi.Gene de rehavete kapılmamak, uyanık durmak lâzım.Belli ki dışardaki “ılımlı İslâm” dayatmacıları ve içerdeki uzantıları Atatürk’e rahat vermeyecekler!
Küresel ekonominin pusulası Financial Times AKP iktidarına yararlı uyarılarda bulundu dün.CHP bu kafayla giderse AKP’nin daha yıllarca iktidarda kalacağını kaydeden gazete, muhalefetin doğru politikalar önerme yeteneğine sahip bulunmadığını gördüğünden olmalı bu görevi üstüne almış!Financial Times enerji yatırımlarının Türkiye’deki büyüme temposunun gerisinde kalmasından doğacak sıkıntılara dikkati çektikten sonra dış ticaret ve sosyal güvenlik açıklarındaki hızlı ve sürekli artışa karşı uyarıda bulunuyor.Yüksek işsizlik ciddi bir sorun. Gazete yüksek faiz politikasının dışardan sıcak parayı çektiğini ama bunun yatırım ve istihdam artışına yaramadığını belirtiyor.Peki ne işe yarıyor dışardan gelen dolarlar?Geçen gün eski Merkez Bankası Başkanı Yaman Törüner, Yeditepe Üniversitesi öğretim görevlisi E. Cemil Tarhan’ın yaptığı çalışmaya dayanarak bu merak uyandıran soruyu cevaplıyordu:İktidar borç yönetiminde basiretle hareket edememiştir.“AKP’nin hikâyesi” başlığını taşıyan çalışmaya göre iktidar önce pahalı iç borcu kapatacak yerde tersini yaptı. Yüksek faizle içerde borçlanıp düşük faizli dış borcu kapattı.Yabancı bankaların özel sektöre verdiği krediler 28 milyar dolardan 78 milyar dolara çıktı ama özel sektör bu kaynağı yatırımlar için kullanmadı. Ne yaptı?Dışardan yaklaşık yüzde 2,5 faizle aldığı kredileri TL’ye çevirip yüzde 17,6 faizle devlete sattı.Bu sayede döviz bollaştı, kurlar tepetakla oldu, ucuz ithalât enflasyonu aşağıda tuttu ama devletin dış borç yerine iç borç alma tercihi, sadece faizden 4 yılda 60 milyar dolar zarar doğurdu.AKP’ye parlak bir zafer kazandıran seçimin sonuçlarından ideo-lojik mesajlar çıkaranların sevinç çığlıkları ortalığı kaplamıştır ama objektif değerlendirme farklıdır:Siyasetten ziyade ekonomik şartların belirleyici olduğu bir seçim yaşadık.AKP’ye seçim zaferi getiren şartları sürdürecek kaynağı bulmanın imkânları gitgide daralmaktadır.Marifet gösterme dönemi şimdi başlıyor! ***** Ümit dünyası MHP Abdullah Gül’e Çankaya yolunu açtı.Devlet Bahçeli, oylarını vermeseler de 367 engelini kaldıracaklarını ilân etti.Tercihleri doğrudur; demokratik siyaset meclisten kaçarak yapılamaz.Tabii Gül ailesi pek çok soru işareti üretecektir. Meselâ Bayan Gül türban yüzünden Türkiye’yi AİHM’ye dava etmiş biridir.Kızları dört yıl peruk takarak gittiği üniversitenin diploma töreninde türban şovu yapmış, bu gösteriyi belki babasının siyasi hedefine yarayacağı inancıyla gerçekleştirmiştir.Ama bu itirazların artık hükmü kalmamıştır. Çünkü 22 Temmuz sonuçları kaderimizi iktidar kadrolarının namusuna emanet ediyor.Başbakan, Milli Görüşçülerden epey arındırdığı AKP’yi “toplumsal merkez” diye konumlandırdı. Gül seçimin “laik-İslâmcı” ayrımını yok ettiğini söyledi.Cumhurbaşkanı seçildiği takdirde “.. laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına” namus ve şerefi üzerine yemin edecek.Herhalde çok şey değişecek!
AKP’ye oy verenler, askere yargıya, üniversiteye hadlerini bildirmek gibi bir “özel amaç” ile mi hareket ettiler?Bazı çevreler bu temennilerini seçim sonuçlarını değerlendirirken “tespit” gibi sunsalar da AKP’yi büyük başarıya başka nedenlerin götürdüğü anlaşılıyor.Washington merkezli Pew Araştırma Merkezi’nin her 5 yılda bir yaptığı dev anketin Türkiye sonuçları bu görüşü destekliyor.Araştırmaya göre “hükümetin insanların hayatında olumlu rol oynadığını” düşünenler 2002’de yüzde 7 iken 2007 yılında yüzde 61’e yükselmiş. Bu rakam dünyadaki en büyük yükselişi ifade ediyor.Aynı şekilde önümüzdeki 5 yıl için kötümser olanların oranı yüzde 12 iken olumlu beklentisi olanlar yüzde 40 çıkmış.Ekonomi ile ilgili iyimserlik de 5 yılda yüzde 14’ten 46’ya yükselmiş.Bir kritik gösterge de, orduya duyulan güvenin yüzde 79 iken bugün yüzde 85 olması. Bu durum iddia edilenin aksine halkın askerle sıkıntısı olmadığını kanıtlıyor.NTV’deki tartışma programında siyaset bilimi uzmanı Prof. Yılmaz Esmer Pew bulgularını destekleyen açıklamalar yaptı.Kendi üniversitelerince yaptıkları anketi göstererek AKP’nin ocak ayındaki oy oranını yüzde 47 bulduklarını söyledi. O tarihte ne Köşk tartışması var, ne 367 şartı, ne Genelkurmay açıklaması...- Hocam bulgunuzu niçin kamuoyuna açıklamadınız o tarihte?- Çünkü kendim de inanamadım.Prof. Esmer, seçim zaferini halktaki memnuniyet oranının özellikle son yılda zirve yapmasına ve sol tabanın da yüzde 20’de donmasına bağlıyor.İşte bu tespit, devletin kurumları ile kavgalarını AKP üstünden yürütmek isteyenlerin tahriklerine karşı uyanık olmayı gerektiriyor.Prof. Esmer iktidarın üç araştırma şirketi ile her ay toplumun nabzını tuttuğunu, bu nedenle bastığı yeri görmeye devam edeceğini söylüyor.Bunu yapmayan, yani kör uçuş yapan CHP’dir ve onlar da marifetmiş gibi bu zaaflarıyla övünüyorlar.Durum, hiçbir başarının sebepsiz olmadığını, sebeplerin de sanıldığından daha sade ve basit olduğunu öğretiyor.*****Gül gol kaçırdı!Gül’ün, şansını tekrar denemeye Erdoğan’ı ikna ettiği anlaşılıyor.Önceki teşebbüsünde önüne çıkarılan engeller, 22 Temmuz’da ortadan kalkmıştır.Temsil yeteneği yüksek yeni meclisin aritmetiğinde Gül’ün mağduriyetine yönelen tepkilerin şöyle veya böyle etkili olduğunu inkâr edemeyiz.AKP 367 sorununu bu defa aşacaktır. CHP Genel Başkan Yardımcısı Özyürek dün “Gül’e destek vermeyeceğiz” dedi ama öbür yanda iktidar partisinin 367 sorununu çözecek “ayarlama”yı yaptığını iddia etti.Normaldir. Çünkü yeni bir krizden doğacak ikinci bir erken seçimi kimse göze almak istemeyecektir.Gül’ün önü açılmış görünüyor. Artık liyakatini ispatlayacağı fırsatları değerlendirmeye bakmalı.Dün AB’den gelen “Erdoğan şimdi laik azınlığın haklarını korumalı” zırvasına cevabı sorulduğunda millete “İşte cumhurbaşkanı olacak adam!” dedirtebilirdi.Bunu başaramadı.“Laik azınlık” sözü Türkiye’ye de, AKP’ye de hakarettir.Gül ağzının payını verecek yerde bu sözün sahibinin kötü niyet taşımadığını söyleyerek adeta avukatlığını yaptı.Türkiye’yi en yüksek derecede temsil etme görevine talip bir siyasetçiden millet daha cesur, daha içi dolu, daha coşkulu ve inandırıcı bir tepki bekliyor!