İlkel kampanya

Haberin Devamı

Eskiden lunapark çadırları arasındaki rekabetin yükünü birbirlerini bastırmak için hançerelerini yırtan çığırtkanlar çekerdi...

Seçim meydanları oy verme günü yaklaştıkça anılarımızdaki lunaparklara benzemeye başladı. Avaz avaz parti liderleri, halkı kendi yanlarına çekmeye uğraşıyorlar.

Bu kadar bağırarak bir proje açıklanamaz, bilgi aktarılamaz, en fazla alay edilir, hakaret edilir, suçlama yapılır.

Rekabetin iletişimdeki başarı ölçüsünde gerçekleştiği bir çağda yaşıyoruz.

Fakat izlediğimiz seçim kampanyaları, mitingler ve liderlerin hitabet üslubu ve içerikleri çağdışıdır!

Uygarlığı gerçekten paylaşan bir toplum olsaydık iki önemli beklenti tam anlamıyla karşılanacaktı: Biri, TV açık oturumlarında iktidarın 4,5 yıllık icraatı didik didik edilecekti; öteki de tüm partilerin gelecek döneme ait programları yine tartışma zeminlerinde halkın bilgisine sunulacaktı...

Cehennem sıcağında meydanlara topladığınız insanlara böyle ciddi şeyleri dinletemezsiniz. O nedenle eski lunaparklardaki çadır rekabeti, kurtarıcı bir çözüm olarak yaşatılıyor.

İktidar partisinin lideri, TV yayınlarını temel alan çağdaş kampanya düzenine geçişi, bu işten zararlı çıkacaklarını bildiği için önlüyor. Bu yüzden seçim kampanyası, artık neredeyse tüm medeni ülkelerde ömrünü tamamlamış olan mitinglerle yürütülüyor.

Bu içerik yoksulu geri kalmış kampanyanın müsebbibi Başbakan Erdoğan’dır.

Erdoğan seçim yaklaştıkça rakiplerine yönelik saldırılarında hakaret dozunu artırıyor.

Hesap vermekten kaçanların “yavuz” olanları böyle yaparlar.

Baksanıza dün Başbakan CHP liderine “Sen bu ülkede yüksün, yük” diye bağırıyor, MHP liderini silâhlı, kin ve nefrete tutsak insanların başı olmakla suçluyor, hocası Erbakan’a bile “sahtekâr ihtiyar” iması yapıyordu.

Türk halkı bu ilkelliğe daha ne kadar razı olacak?

Cep-vicdan çatışması
Başbakan dün iki önemli konuda görüş açıkladı.

Biri “İş adamlarının seçimde CHP’ye oy verecekleri ama seçimden AKP iktidarının çıkmasını istedikleri” değerlendirmesi;

Öteki ise türban konusunda referandum önermesi idi.

İş adamlarının yaklaşımı için şöyle dedi:

“Bu dönemde ciddi paralar kazandık diyeceksin ama oyunu hâlâ AKP’den esirgeyeceksin. Oy verirken ne bekliyorsun? Hizmet bekliyorsan oyunu AKP’ye verirsin. Vermiyorsan heyecanını paylaşmıyorsun, AKP’den nemalanıyorsun!”

İş adamlarının cepleri ile vicdanları arasındaki çatışmaya akıl erdirememekte Başbakan haklı olabilir.

Ama türbanla ilgili sözleri aradığı cevabı veriyor: “Gidelim referanduma, halkın bu konuda (türban) ne dediğini görelim” diyor.

Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’nin kararlarını halkoyu ile ortadan kaldırmaya hevesli bir iktidarı aklı başında kimse istemez.

İş adamları “Neması eksik olsun” demiyorsa bu AKP’nin şansı, demokrasimizin talihsizliğidir!

DİĞER YENİ YAZILAR