Doğu’da Malezya’dan Batı’da Fas’a kadar “ılımlı” denilen İslâm rejimlerinin aşırılığa doğru kaydığını izliyoruz.
Radikal İslâm korkusu taşıyan Batılı toplumların kendi güvenlikleri için “ılımlı İslâm”ı savunmalarında anlaşılmayacak bir şey yok.
İslâm ile demokrasinin pek âlâ bir arada olabildiğini kanıtlamak için Türkiye’yi model göstermeleri de doğru.
Ama bu bileşimin ruhunu, tutkalını fark edememeleri kendilerine de, Türkiye’ye de, Türkiye tecrübesinden yararlandırmayı düşledikleri İslâm toplumlarına da zarar veriyor.
Bazı siyasetçiler ve düşünce kuruluşları, inanç ve ibadet özgürlüklerine geniş anlamda saygının, aradıkları sihirli formülü yarattığını sanıyorlar. Büyük yanılgıya düşüyorlar.
Özellikle bir İslâm toplumunda demokrasinin yaşamasını sağlayacak en önemli güvence laikliktir.
Laikliğin ılımlısı, aşırısı olmaz; laiklik laikliktir. “İslâm” özel yaşam alanından siyasete, oradan kamu hayatına girdiği andan itibaren önce laiklik gider, sonra demokrasi.
Laikliğe yeni tarif telkinleri toplumu tuzağa düşürme oyunudur. Özgürlük gösterip din devletinin karanlığını getirmek için aydınlığın kaynaklarını birer birer söndürmektir bu.
Anayasa’nın 24’üncü maddesi laikliğin özgürlük tarafını da, yasaklar yönünü de gayet açık anlatıyor. Yeni tarif niçin?
“Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırmak amacıyla... Siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla...
Dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez” diyor anayasa.
Bu tarifi anlaşılmıyor diye değiştirmek istiyor olamazlar. Kasıt var, uyanık olalım.
Müslüman dünyasının niçin tek demokratik ülkesi Türkiye’dir sorusunun cevabını asla unutmayalım.
Laikliğe dokundurmayalım!
İbretlik!
O benzersiz afla anılmanın Rahşan Ecevit’i üzdüğünü tahmin edebiliriz.
Ama onun çektiği vicdan azabı, çıkmasında etkili olduğu affın sebep olduğu acılı yıkımlar yanında hiç kalır.
İşte bir taze örnek:
“Rahşan affı” küçük bir kız çocuğunu kaçırıp tecavüz ve iğfal eden, cezaevine girip çıktıktan sonra bir diş hekimine, ardından bir doktor muayenehanesinde sekreter kıza tecavüz etmekten ömür boyu hapse mahkûm bir canavarı sokağa saldı.
2005 Eylülü’nde serbest kalan bu melun bir yıl bile geçmeden İzmir’de Dişhekimi Zekiye Gökşin’in muayenehanesine gitti ve zavallı kadını tecavüz ettikten sonra hunharca öldürdü.
Zekiye Gökşin’in babası şimdi haklı olarak şunu diyor: “Rahşan affı çıkmasaydı o cani hapiste, kızım da yaşıyor olacaktı.”
Acılı baba affı çıkaran meclis adına TBMM Başkanlığı’nı dava etti. Sonuç alamazsa AİHM’e de gidecek.
Böyle suçlar için af çıkarma yetkisi meclisin elinden alınana kadar bu mücadelenin peşi bırakılmasın!

