Seçimden güçlenerek çıkacağının işaretini alır almaz AKP anayasayı değiştirme planını yürürlüğe koydu.
Seçim sonuçlanmadan roller dağıtıldı ve oyun başladı.
İki aydan beri sadece anayasa konuşuyoruz.
Neden? Nedir bu acele?
Dünyadaki örnekler aynı şeyi gösteriyor, otoriteler hep aynı şeyi söylüyor:
Doğru anayasaları sadece bu amaçla oluşturulmuş meclisler yapabilir.
Geçen gün eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, bir gazetedeki makalesinde “Şimdi soğukkanlı, sağduyulu olma zamanı. Partiler üstü düşünme vakti” diye uyarısını yapmıştı.
Ama doğru yol zaman istiyor.
Sadece anayasa yapmakla görevli bir kurucu meclisin oluşturulması, temsil yeteneği yüksek bir katılım sağlanarak “toplumsal mukavele” demeye lâyık bir belgenin hazırlanması, nereden baksanız 2-3 yıllık bir iş.
Halbuki AKP, iktidar aşınması başlamadan önce bu işi bitirmek hevesinde.
Hedefler belli...
Hedef türban yasağını kaldırmak, YÖK’ü dağıtmak, imam hatiplerin önünü açmak, laikliğin tarifini değiştirmek ve Silâhlı Kuvvetler’in rolünü küçültmektir.
Sadece bu hedeflere yönelmek, niyet deşifre edeceği için tercih edilmemiş, 1982 Anayasası “asker anayasası” diye karalanmak suretiyle stratejik değişiklikler “sivil anayasa” yaldızlı ambalajı içinde işleme konulmuştur.
Yüksek tempoda hazırlanacak anayasanın halk oyuna sunulacak olması acaba kalitesini garanti eder mi; hayır etmez.
Çünkü şu anda AKP’nin seçmen desteği, yanlışlarına bile onay sağlayabileceği bir düzeyde bulunuyor. Partinin hedeflerine ulaşmak uğruna halkın güvenini kötüye kullanması acaba kaç milletvekili veya parti yöneticisinin umurunda olur?
Böyle bir sigorta yok. O nedenle siyasi muhalefet yanında toplumsal muhalefetin de uyanık ve enerjik olması gerekiyor.
Üniversiteler toplumun aklı ve vicdanıdır. Türkiye’deki üniversiteler yıllardır unuttukları bu görevi hatırlamalıdırlar.
Çıkmaz sokaklar
Tabii daha makbul olan, daha yüksek bir oy desteğine sahip olmanın bile iktidarlara anayasa yapma hakkı vermediği gerçeğini AKP’nin, pişman olacağı hatalar yapmadan anlamasıdır.
Meselâ bir “inancını yaşama hakkı” tutturulmuş gidiyor. Laiklik bu mudur?
Çok hukuklu bir düzen savunulamayacağına göre laikliğin kişilere tanıdığı hakkın ibadet özgürlüğü ile sınırlı olduğunu niye kabul edemiyoruz?
Bir şey daha: Askeri darbelerin önünü hukuk kapatabilir mi?
Askerlerin rollerini daralttıkları oranda gücünü sınırlandıracağını zannedenler hesap hatası yapıyor muyuz diye düşünmeliler. Askerin sesi biraz yüksek çıkıp darbe korkularını tahrik ettiği zamanlar nasıl tepki gösterdiğimizi hatırlayalım:
“Bağırıp istikrar riski yaratacak yerde sıkıntıları neyse MGK’da söylesinler!”
Demokratik zeminleri daraltmak tehlikeyi önlemez, artırır.
Güç ihtiras üretir.
Ve demokrasiyi sindirmemiş başları derde sokar!
Niye bu acele?
Haberin Devamı

