Anayasaların birinci hedefi demokrasinin temeli olan güçler ayrılığı ilkesine tartışmasız bağlı kalmaktır.
“Sil baştan anayasa”ları mutlaka çıkar gruplarının iyi dengelendiği “kurucu meclis”lerin yapması fikri buradan türemiştir.
Aksi takdirde devleti oluşturan üç erkin birbirlerini denetleyecek biçimde ayrılması sağlanamıyor. Tecrübeler hep bunu öğretmiş.
Anayasa Mahkemesi’nin hafızasını oluşturan bilimsel tebliğler de aynı şeyi söylüyor: Yeterli tarafsızlığa sahip bir irade yaratamazsanız, iyi bir anayasa da yapamazsınız. Yetkiyi üç erkten hangisine verirseniz sistem onun tercihleri doğrultusunda şekillenecektir.
Yetki yasama organına verilirse güç mecliste ve iktidarda, yargıya verilecek olursa bu defa yargı organında toplanacaktır.
İktidar bu temel sorunu, içerikle ilgili bombardımanın gürültüsüne getiriyor. Çünkü iktidarın derdi gündemindeki hedeflere ulaşmaktır, sistemin doğru kurulmasını sağlamak değil.
Gürültüye getirmek...
Bizdeki hazırlık daha önceki yanlış örneklere rahmet okutuyor.
“Bu iş asla siyasetçi ağırlıklı yasama meclislerine verilmemeli” denirken bizde daha fenası yapıldı: Baştan sona her şey iktidar partisinin kontrolüne sokuldu.
Akademisyenlerle AKP’li hukukçuların oluşturduğu çalışma grubu Sapanca kampında türban yasağı ile ilgili madde üstünde görüş birliği sağlayamamışlar ve “son kararı Başbakan versin” demişler.
Bunda şaşılacak bir şey yok. Anayasa, AKP’nin stratejik saydığı birkaç hedef gözetilerek yeniden yazılmak istenmektedir.
Sadece o maddeler değiştirilecek olsa dikkat ve tepki çekeceği için operasyonun hedefi, yeni anayasa bütünü içinde gözlerden kaçırılacaktır. Oyun bu!
Kaçmak çare değil
Bir ülkede durduk yerde anayasanın toptan değiştirilmek istenmesi, yürürlükteki anayasada belirtilen kurucu felsefenin de değiştirileceğine işaret sayılır.
Bu ihtiyaç nereden doğdu? Yetkiyi kim, ne zaman istedi, kimden aldı?
İktidar bizi ikna etsin.
Diyanet İşleri’nde oluşturulan deponun devlet kadrolarındaki değişim için kullanıldığını öğrenmek (TÜSİAD açıkladı) gözümüzü açmadı ise belki yardımcı olur; bir haber daha:
Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkan Yardımcısı olan Prof. Ali İlker Gümüşeli istifa ederek görevini bıraktı.
Talim Terbiye Kurulu, eğitim sisteminin beynidir. Prof. Gümüşeli “Sistemi düzeltmek için mücadele verdim. Ama oraya getirdiğimiz doktoralı insanları bir günde görevden aldılar, yerlerine kendilerine yakın kişileri getirdiler” dedi.
Çocuklarımızı ve hayatımızı savunmalıyız. Bırakıp gitmek çare değil.
Cumhuriyet değerlerini koruma sorumluluğu taşıyan herkesin bilinçli, dirençli ve uyanık olması gerekiyor.
Çıkmaz sokak
Haberin Devamı

