Beklenen lider

6 Şubat 2008

Siyasetçi bizim ülkede “Al birini vur birine” bıkkınlığı yaratan karakterdir.Yıllar yılı uzlaşma kültürü noksanından dolayı işletemediğimiz koalisyonlar elinde helâk olduk. Sonra çoğunluk sorunu olmayan tek parti iktidarlarının istikrar vaat eden iklimine ulaştık.Kurtulduk mu; hayır!Sanki istikrar battı ve yeniden birbirimize girdik. Şimdi üçe bölünmüş haldeyiz.Siyasal İslâmcı köklerden gelen AKP, türban hasadından pay alacağı umuduna kapılan MHP ile birlikte rejimin laiklik temelinde gedik açmaya uğraşıyor.Bölücü terör örgütünün siyasi plandaki uzantısı parti, ülkenin bütünlüğünü savunmak için savaşan Mehmetçiklerin can pazarı olan dağlarda eylem yapıyor.Başlarında ülkenin bölünmez bütünlüğünü koruyacaklarına namusları üstüne yemin etmiş milletvekilleri var. Buna özgürlük mü demeli, yoksa otorite boşluğu mu?Anlamıyorsan alış...Etnik ve dinsel kutupların karşısında hem cumhuriyetin laik karakterini, hem ülkenin bütünlüğünü savunan ve savunurken de sapmış, sapıtmış inkârcı tiplerin hakaretlerine uğrayan üçüncü kesim...İnsanlar birbirlerini anlamak için tartışırlar. Bizdeki tartışma şu anda kutupları yakınlaştırmak şöyle dursun daha şiddetli savrulmalara sebep oluyor. Ayrılıkları daha çok derinleştiriyor.Lider işte asıl, toplum böyle bir açmaza düştüğü zaman gereklidir. Öyle bir lider ki tartışmayı bu noktada donduracak, tarafların birbirlerini anlamalarını sağlayan şartları yaratmak için çaba harcayacak, yine çıkış bulunamıyorsa, son çareyi işletecek.Yani tarafların birbirlerine alışmalarını sağlayacak olan şartları hazırlayacak.Başbakan Erdoğan kötü bir liderlik sınavı verdi. Seçimlerden çıkan istikrar şansını hiç kullanamadı.Dünyanın ve ülkenin gidişi, içerde ekonomik ve sosyal sorunlara, dışarda AB hedefine yoğunlaşmak iken o tuttu, üniversitelerdeki küllenmiş ateşi körükledi.Ve bunu rejimi zayıf düşüreceğini, kamu düzenini bozacağını, üniversiteleri, sokakları altüst edeceğini bile bile yaptı.Hukuk mu, güç mü?“Türbana özgürlük laikliğe aykırılık değil” diyorlar. “Başlarını örtmeyenlerin özgürlükleri tehdit altında kalmaz” diyorlar.Oysa türbanın laiklikle çatışan bir dini ve siyasi simge olduğunu, apartmanlarda katlara gazete servisi yapan kapıcılar bile öğrendi. Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’nin kararları var.Türban yasağının kalkması, bu yasağı aile ve mahalle baskısına karşı kullanan kızları, kadınları savunmasız hale düşürecektir.Prof. Özbudun bile korkmaya ve “tedbir alalım” demeye başladı.Başbakan Erdoğan, üniversitelerden, yüksek yargıdan, toplumun değişik kesimlerinden gelen uyarıları dinlemiyor. Denetim istemiyor.Demokrasi bu değildir. Meşru bir gücü kötüye kullanmak, o gücün kaynağına yani halka da zarar verecektir.AKP iktidarı dün meclisten istediğini aldı. Ama bu haklılığın değil sayı gücünün sağladığı bir sonuç.Din nedeniyle Anayasa değiştirmek, laik cumhuriyete hançer sokmaktır.Hukuk devleti ayakta kaldıkça buna kimsenin gücü yetmez.Türkiye’nin toplumsal manzarası, birleştirici bir lider talep ediyor.Başbakan Erdoğan o lider değil. Ama kendini yenilemeyi deneyebilir!

Devamını Oku

Irkçı hayalet!

5 Şubat 2008

Nasyonal sosyalizmi her an uyanıp insanlığın başına belâ olacak bir hayalet gibi görürüm.Çünkü tarihin en büyük savaş felâketinden sorumlu bir ulusun Hitler’in yenilip intihar etmesinden sonra havalara uçmasını, mağdur rolü oynamasını, savaş yorgunu dünyanın da bu pişmanlık gösterisini bir “ucuz kurtuluş” sayarak alkışlamasını oldum olası samimi bulmamışımdır.Irkçı hayalet 1993 yılının 29 Mayıs gecesi Solingen’de ortaya çıkmıştı.Irkçı dört Alman Türklerin kaldıkları evi kundaklamış Genç ailesinin 3’ü çocuk 5 üyesi yanarak ölmüşlerdi.Yine hortladı mı?O tarihten bu yana her yıl bu insanlık ayıbını lânetlemek ve tekrarını önlemek yolundaki ortak kararlılığı güçlendirmek adına yapılan törenler atılan nutuklar pek işe yaramamış gibi görünüyor.Önceki gün Ludwigshafen kentinde 9 Türk’ün hayatını kaybettiği yangın, ırkçı melânetin hortladığı şüphesini hemen gündeme getirdi.Yangının Türk ailelerin yaşadığı apartmanın zemin katında başlaması, itfaiyenin gecikmesi, N24 adlı TV kanalının iki tanığa dayandırdığı “Bir Alman genci, çakmağı ile tutuşturduğu bir nesneyi bir bebek arabasının yanına attı” iddiası kundaklama ihtimalinin ciddi olarak ele alınması gereğini Alman otoritelere de kabul ettirmiş görünüyor.Dahası var:Dün Almanya’nın üç kentinde şüpheli yangınlar çıktı. Herne kentindeki olay yine zemin kattan başlaması nedeniyle Ludwigshafen’deki faciaya çok benziyor.Devlet adamı gibiYaşanan feci olay iki ülke iki toplum bakımından çok önemli.İki tarafın da acil ihtiyacı gerçeğe mutlaka ulaşmaktır. Orada 2,5 milyon Türk yaşıyor. Bu insanlar Almanya’yı ikinci vatan kabul etmiştir. Güven duygularını kaybetmelerinde iki tarafın da menfaati yoktur.Gurbet duygusu insanları hassas yapar. Şimdi Almanya kolay avlanmaya elverişli bir oy deposu durumundadır.Başbakan Erdoğan bugün Almanya’ya gidecek. “Hasat” düşünen bir politikacı gibi değil, vatandaşlarına güvence sağlamaktan başka kaygısı olmayan bir devlet adamı gibi hareket etmelidir.Meselâ bu yangınla ilgili soruşturma ve izleyen yargılama aşamalarında üç kişilik bir TBMM heyetinin gözlemci olarak bulunmasının Alman hükümetine kabul ettirilmesi güven artırıcı, yararlı bir ilerleme olur.Alman parlamentosunda Türklerle ilgili yasalar oluşurken benzer bir Türk parlamento heyetinin danışmanlık katkısı sağlamasına imkân tanınması da örnek bir işbirliği yaratır.Başbakan orada siyaset yapmak istiyorsa, Alman halkının önünde ırkçı, yabancı düşmanı, Türk düşmanı partilerin tahriklerinden üreyen utanca dikkat çekmeli, hem siyasetçilere, hem medyaya bu meşum olaylar karşısındaki sorumlulukları için özeleştiri çağrısı yapmalıdır.Hesap sorarken ölçüyü kaçırmamak çok önemlidir.Maazallah biri çıkar “Sen önce İstanbul’da havai fişek patlamasında ölen 22 garibanın hesabını ver ondan sonra gel bize hesap sor” diyebilir.Patavatsız siyasetçiler her yerde var!

Devamını Oku

Yol yakınken...

4 Şubat 2008

Türkiye’nin rejim kavgalarına sürüklenmesinden korkan insanları dün Ankara’da dolaşan bir haber sevindirmiş olmalıydı...Habere göre AKP iktidarında, Anayasa değişikliğini meclisten geçirdikten sonra türbanla ilgili YÖK Yasası düzenlemesini bir süre bekletme eğilimi belirmişti. Ne hoş?..Bazı partiler türban yasağını kaldırmak konusunda seçmene söz vermiş ve şimdi yeri geldiğine inanarak vaatlerini gerçekleştirmek üzere eyleme geçmiş olabilirler.Ama madem ki bu hamlenin bir Anayasayı ihlâl suçu yaratacağını, çünkü değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek laiklik ilkesinde bir gedik açma tehlikesi doğuracağını belirterek ana muhalefet partisi, yargı kurumları ve üniversiteler ayağa kalkmıştır; bir şey olmamış gibi yola devam edilemez.Bu korkuların yerinde olup olmadığını anlamak için beklenmesi aklın emridir.AKP türban değişikliği ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nde açılacak davanın sonucunu görmek istedi ise doğru bir iş yapmıştır.Çünkü bunun doğal uzantısı olarak yüksek mahkeme anayasa değişikliğini onaylarsa baş örtüsünü tarif eden YÖK Kanunu düzenlemesine yol verilecek, onaylamadığı takdirde vazgeçilecektir.Meğer yine cinlikmiş!Siyasetçiler hakkında iyi şeyler düşünenler, onların dar menfaat kaygılarını aşarak yeminlerinde şerefleriyle garanti ettikleri sorumlu ve ilkeli insanlar olmaya karar verdiklerini hayal edenler Türkiye’de hep yanılmaya mahkûmdur.Bu tecrübe kimbilir kaçıncı kez tekrarlanacak...Çünkü iktidarın bu düşünce egzersizini laikliğe karşı suç işlemekten sakınmak, üniversiteleri ve ülkeyi altüst olma riskinden korumak amacıyla benimsemediği haberleri de aynı hızla geldi.Belirtildiğine göre iktidar bu taktiği ile sözde niyetini örterek Anayasa Mahkemesi’nden iptal kararı çıkması ihtimalini zayıflatacağını hesap ediyor.Bazı akıl hocalarının önerdikleri bu taktik işe yarayabilir mi?Bizce imkânsız denecek kadar zordur. Çünkü AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarında türbanla laiklik arasında kurulan özdeşlik, yüksek mahkemeye yol gösterici olacaktır.İktidar YÖK Yasası ile ilgili düzenlemeyi işleme koymasa ve türbanı telâffuz etmese bile Anayasa Mahkemesi, önüne gelen değişikliklerin hangi amaca hizmet ettiğini elbette bilecek, düzenlemeyi “teklif dahi edilemez değişiklik” noktasından iptal edecektir.Hileli bir yolla Anayasa’daki laiklik ilkesinde gedik açılmasına izin vermeyecektir.Yargı daha ne desin?AKP ve MHP keşke yol yakınken dönme erdemini gösterebilseler.Yargıtay Başkanvekili Şirin’in dünkü uyarısı, öteki uyarılar gibi haksız bir tehdit olarak değerlendirilmemelidir.Uyarı görevi yapan kurumları suçlayan yaklaşımlar iktidara haklılık kazandırmıyor.Yargıtay Başkanvekili Şirin, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 28 Eylül 2007 tarihli bildirisini hatırlatırken “Birbirimizi etkilemek ve dinlemek zorundayız” diyerek şu uyarıyı yaptı:“Başkanlar Kurulu, Cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan laiklik ilkesinin ve Yüksek Mahkeme kararlarıyla çerçevesi çizilmiş olan laiklik ilkesinin doğrudan veya dolaylı yeni düzenlemelerle zayıflatılmasının kesinlikle kabul edilmez olduğunu belirtmiştir. Yargıtay bu sözlerinin arkasındadır. Hukuken arkasındadır, hukuki eylemlerle de arkasında olacaktır.” Tayyip Erdoğan gücünü, laik cumhuriyetin başbakanı olmaktan aldığını hiç unutmasın.Kendini koruması, laik cumhuriyeti korumasına bağlıdır!

Devamını Oku

Namus yemini

3 Şubat 2008

Türban için AKP ile MHP arasında kurulan işbirliği “demokrasinin zaferi” imiş...Eski Meclis Başkanı Arınç öyle diyor.Demokrasiyi taçlandıran bir başarının ön şartı hukuka ve iyi niyete dayanmasıdır. Oysa iki partinin işbirliği, rejimin laik niteliğine zarar verecek ve Anayasa ihlâli doğuracak bir sonuca hizmet edeceği gerekçesiyle eleştiriliyor.Bu endişe haklı mıdır, değil midir; ancak meclisten geçtikten sonra iptal talebiyle açılacak olan dava Anayasa Mahkemesi’nde sonuçlandığı zaman anlayacağız.Peki samimiyet şartı için bugünden bir şey söyleyebilir miyiz?Evet, onun için beklemeye gerek yok.Türban koalisyonunun MHP kanadı, bu işteki samimiyetsizliği itiraf etti. Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay, Milli Görüş partilerinin türbanı 1970’lerden beri siyasi olarak istismar ettiklerini ve avantaj sağladıklarını, bu haksız rekabeti ortadan kaldırmaya karar verdiklerini açıkladı:“Ne yaptığımızı biliyoruz. Bedelini de ödemeye hazırız, hasadını da yapacağız!”Yani demek istedi ki “Sistem din istismarını önleyemediğine göre, o zaman biz de bu ballı mamayı tek başına AKP’ye yedirmeyiz, payımızı isteriz!” Bir kapıda üç dilenciDin üstünden siyaset cambazlığı meşrulaştırılırsa, kendisini Anayasa’ya sadakat yemini ile bağlı görmeyen bütün partiler işte böyle sıraya gireceklerdir. Nitekim DTP Milletvekili Aysel Tuğluk açıkladı:“Bizim de oyumuz Evet!” Anlayacağınız “türban kapısı”nda şu an iki değil üç dilenci bulunuyor!PKK’nın siyasi uzantısı olan DTP’nin açıkladığı bu tercih bile, AKP ve MHP içinde var olması gereken sağduyu sahibi ve bağımsız ruhlu milletvekillerini “Acaba biz farkında olmadan kötü emellere mi hizmet ediyoruz?” diye muhasebe yapmaya sevk etmelidir.Laik cumhuriyete sadakat yemini eden milletvekilleri tarihî vebal taşıyorlar çünkü.“Yanlış bir iş yapsak bile Anayasa Mahkemesi’nden geri döner” diye kimse kendini kandırmasın.On namuslu adamDün Star’daki “Her Açıdan” adlı tartışma programında Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, bu sütunda daha önce dikkat çekilen bir tehlikeyi yeniden gündeme getirdi.Evet, meclisten geçtiği takdirde türban düzenlemelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaktır. Ve büyük bir ihtimalle mahkeme önce yürütmeyi durdurma, sonra da iptal kararı verecektir.Dürüstlük mahkemeyi de beklemektir ama iktidar mahkemeyi beklemeyecek, doğacak olan birkaç günlük boşluğu türban oldu bittisi yaratmak amacıyla kullanacaktır. Üniversiteleri altüst etmek ve daha büyük mağduriyetler yaratmak pahasına...Anayasa darbesine alet olmaktan kaç milletvekili korkuyor ve bu vebale karşı kaçı namuslarını koruyacak güvenceleri elde etti?Bu hassasiyeti gösteren on milletvekili çıksa bütün meclisin namusunu kurtarır!

Devamını Oku

İki dünya

2 Şubat 2008

Türban konusunda yaşadığımız çatışma, toplumdaki ayrışmanın ciddi bir hastalıktan kaynaklandığını gösteriyor.Dün okuduğum iki açıklama, insanlarımızın birbirini anlamaktaki büyük zorluğunun ipuçlarını veriyordu.Radikal gazetesi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Türkân Saylan’dan önemli değerlendirmeler almıştı.Prof. Saylan, uluslararası bir kongre nedeniyle gittiği Hindistan’da gazetelerin “Türkiye’deki dinci hükümet, AB ile ilişkilerini bozmayı göze alarak bir başka tutucu partiyle birlikte Anayasa’yı değiştirmeye çalışıyor” diye yazdığını aktararak şunu ekliyordu: “Kongredeki Türk delegelere herkes ‘Atatürk’ün modern Türkiyesi’ni şeriata mı çeviriyorsunuz’ diye soruyor. Hükümet ve destekçileri çıldırmış olmalı. Türkiye dışta ve içte hiç bu kadar küçümsenen bir konuma düşmemişti!” Öbür cephede, eşinin türbanı nedeniyle eylemli taraftar konumunda olan Dışişleri Bakanı Babacan dün Suudi Arabistan’a gitti. Hareketinden önce şunları söyledi:“Bugünlerde yaşanan bu tartışmalar maalesef Türkiye’yi dışarda görünüm olarak zayıflatmaktadır. Türkiye özgürlükler ve haklar alanında ileri gitmek zorunda olan bir ülkedir. Kendisine seçtiği AB’ye tam üyeliği yakalamak için siyasi reformlar yapmak zorunda olan bir ülkedir!” Görüldüğü gibi iki taraf da türbanı özgürlükler temelinde ele alıyor.Bir taraf türban takmayı bir hak ve özgürlük sayarken karşı taraf, türban yasağı kalkarsa kadınların gerici baskılara hedef olacaklarını, elde ettikleri tüm hak ve özgürlükleri yitireceklerini söylüyor.Öteki Müslüman toplumların tecrübeleri kaygıların yersiz olmadığını gösteriyor.Türban cephesinde de bu kaygıları meşru görenler bulunduğu halde AKP iktidarı üniversite dışı hiç bir kamu alanında türbana serbesti tanınmayacağına dair açık ve sağlam güvence vermiyor.Elbette bu tutumda, türbanı sömürme hakkını ilerdeki seçimlerde liseler ve kamu kuruluşları için saklı tutma hesabı rol oynuyor olabilir. Ama şu da gerçek ki türban cephesini oluşturan yığınlar yargı kararlarına rağmen bu yasağı anlayamıyor ve siyaset cambazları da onları kullanıyor.Köy enstitülerinin kapatılmasıyla başlayan eğitim süreci işte böyle özgürlüğün tarifini bile değiştirdi.Boynuna vurulmuş tasmaya alıştırılan kurt, ormanda gönlünce yaşayan hemcinslerini serseri sanırmış!*****Başbakan üzüldüAhmet Çakar’ın TV’deki yarışma programı Başbakan’ı duygulandırmış.Teşekkür için Çakar’ı aramış telefonda.Bu arada kendisiyle ilgili soruya doğru cevap veremediği için önemli bir para ödülünü kaybeden yarışmacı için de üzüldüğünü söylemiş.Yarışmada “Başbakanımız aşağıdaki amatör takımlardan hangisinde lisanslı futbol oynamıştır?” sorusuna şu cevap şıkları sunulmuştu:a) Erokspor b) Beyoğluspor c) İETT d) CamialtısporDoğru cevap Beyoğluspor idi ama yarışmacı “Camialtıspor” dedi ve kaybetti.Erdoğan’ın Çakar’a şöyle dediği anlatılıyor:“Kasımpaşa’da oturduğunu söyleyen yarışmacı Hasan Melih Bey’in doğru cevap vereceğini düşündüm. Yanlış cevap verince gerçekten çok üzüldüm.” Üzülmekte haklı, çünkü sorumluluğu var. Yarışmacı cevabı bilmiyordu. Kafasında oluşmuş birikime dayanarak bir tahmin yaptı.Daha doğrusu din üstünden siyaset yaptığını bildiği Tayyip Erdoğan’a Camialtı’nı yakıştırdı.Evet üzücü... Ama uyarıcı da!

Devamını Oku

Nereye gidiyoruz!

1 Şubat 2008

Akıl tutulması ile basiretin bağlanması denilen “gaflet hali” herhalde bu...Yüksek yargı kurumları, tartışmanın içinde görünmek istemese de düşüncesini değiştirmediğini bildiğimiz asker ve nihayet ülkenin üniversiteleri hep aynı vurguyu yapıyorlar:İktidarın türban yasağını kaldırmak için başvurduğu dolanlı yöntemler, cumhuriyetimizin laiklik ilkesini ortadan kaldıracak ve Anayasa’yı ihlâl suçu oluşturacaktır!Üniversite rektörleri dün Ankara’da toplandı.YÖK Başkanı, parti komiseri havalarında toplantıyı bastı, tehdit de savurdu ama rektörlerin “tarihi görev” olarak yapmaya kararlı oldukları uyarıyı önleyemedi.Risk faktörleriAçıklanan bildiri, türban yasağının kalkmasından sonra ülkeyi şu tehlikelerin beklediğine dikkatleri çekti:- Din devletine gidiş hızlanacaktır;- Denilenin aksine bu düzenleme üniversite ile sınırlı kalmayacak, tüm kamu kurumlarını içine alacaktır;- Üniversiteler inançların değil bilimsel özgürlüğün yaşanacağı yerlerdir. Esas ayrımcılık türbanla eğitim başladıktan sonra derinleşecektir.Rektörler cumhuriyet kazanımları bir kez kaybedilirse tekrar yerine konulamayacağını söylerken haklıdırlar.Türbanla ilgili yüksek mahkeme kararlarını dikkate almaları için siyasetçileri son kez uyarırlarken de öyle...Gaflet halinin en komik yansıması Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun “Rektörler amuda kalkmasınlar” sözüdür.Rektörler niye amuda kalksın?Siyaseti cambazhane haline getiren kendileridir!Temel fıkrası gibiYapılmak istenen şeyin Anayasa’nın değiştirilemez laiklik ilkesini zedeleyeceği uyarısı dün Meclis Anayasa Komisyonu’nda da tartışma konusu oldu.AKP Grup Başkanvekili Bozdağ yeni düzenleme yapılamayacağını söylemenin “hukuku dondurmak” olacağını öne sürerek karşı çıktı.Karşı devrimci zihniyet hep bu bahaneyle saldırır. Başlarken “laik cumhuriyete bağlı kalacağına dair namus yemini” eder, sonra fırsat bulduğunda hançeri saplarsın!Demokrasi denilen rejim, Allah’ın her günü “devam mı, tamam mı” referandumu yapmak mıdır?Hukuku dondurmak da kaynatmak da yanlış. Aslolan hukuku yaşatmak yargı kararlarına saygı göstermektir.Ülkede huzur, güven, istikrar barış ancak böyle olur.Üç haftadır türban yüzünden adeta dünyadan koptuk. Kendi cehennemimizi inşa etmekle meşgulüz. Karadeniz fıkrası gibi..Temel’in teknesi av dönüşü kan revan içinde iskeleye yanaşmış. Jandarma “Bütün mürettebat niye öldü?” diye sorunca Temel “Define ihtilâfı; paylaşamadık kavga çıktı” demiş.- Peki nerde bu define?- Yok define filân uşağım. Hani meselâ demiştik!Sonu iyi görünmeyen türban kavgası da bizim devlet gemisinin kaptanı “Velev ki” dedikten sonra başladı. Allah sonumuzu hayreylesin!Başbakan dün hiç konuşmadı. Gözlemeye ve düşünmeye ilk kez bu kadar uzun zaman tanıması hayırlara vesile olabilir!..

Devamını Oku

Sivillerin sınavı

31 Ocak 2008

Cumhuriyeti askerler kurdu ama şimdi onun içini boşaltmaya çalışanları durdurmak görevi sivillerindir.Askeri müdahaleler tehlikeyi önlemedi, tersine önlenmek istenen tehlikenin büyümesine yardım etti.Son örneği 27 Nisan 2007 tarihli e-muhtıradır. Asker o bildiri ile cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine ağırlığını koymuş, laiklik konusunda taraf olduğunu ilân etmişti. Neye yaradı?AKP’nin seçimde askere tepkiden kaynaklanan destekle alacağından daha fazla oy toplamasına sebep oldu. Bu gerçek de bilimsel olarak tesbit edildi.Türban serbestisine yönelik gelişmeler karşısında Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin duruşunu belirtmek amacıyla Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı son açıklama beklentileri tatmin etmedi.Bu üslup 27 Nisan’dan askerin de gerekli dersi çıkardığı anlamına gelebilir mi?CHP lideri Baykal dün önemli bir demeç verdi:Laik demokratik cumhuriyetin hukuk ve millet iradesi dışında başka bir güvencesi kalmadığını söyledi ve “Hiçbir kurumun bu konuda yapacağı hiç bir şey yoktur. Bu ortaya çıkmıştır” dedi.Bazı çevreler bu sözleri, Büyükanıt kaynaklı düşkırıklığının bir yansıması olarak yorumladı. Dün Baykal’la görüştüm. “Hayır” dedi ve açıkladı:“Millete güveniyoruz, kendimize güveniyoruz, hukuka güveniyoruz.” CHP türban düzenlemelerini Anayasa Mahkemesi’ne götürmek dışında ne yapacak bilmiyoruz ama İstanbul Üniversitesi dün sivil sorumluluk zemininde önemli bir çıkış yapmıştır.Üniversite Senatosu, türban yasağının anayasa değişikliği yoluyla aşılmak istenmesinin laikliğe ve anayasaya aykırı olduğunu belirterek iktidarı uyardı.Askerin pasif izleyici konumu demokrasimizin yaşamsal bir sınavı başarı ile atlatarak sınıf değiştirmesine ve tehlikeler karşısında bağışıklığının artmasına yardımcı olabilir.Bunun birinci şartı, demokratik cumhuriyeti koruma sorumluluğunu askere yıktıkları için özgürlük alanında ayakları yerden kesilmiş olan aydınların nöbet yerlerine dönmeleri...İkinci şartı da yüksek yargının yakında yüz yüze geleceği görülen tarihi sorumluluğa kendini tam olarak hazır hale getirmesidir.Türkiye bu badireyi sivil kurumları ile aşmayı başarmak zorunda.*****Davetli katliamKültür başkenti İstanbulumuz dün yine ağır bir ilkellik ceremesi ödedi.Davutpaşa’da, itfaiye araçlarının bile giremeyeceği kadar düzensiz sanayi bölgesinde ruhsatsız bir havai fişek fabrikası patladı, havaya uçtu. Saat 18’de ölü sayısı 20 idi.Böylesine tehlikeli bir işyerini yoğun yerleşimin içine kim koymuş, varlığına kimler göz yummuş? Ara ki bulasın...Türkiye acayip ölümler ülkesidir. İşte mutlu olayları kutlamak için kullandığımız malzeme facia doğurmuştur.Ölenlerin çoğu, kızıl alevleri yakından seyretmenin merakına kurban gitmiştir.Cehalet, ilkellik, sorumsuzluk yarışıyor. Ama farketmez. Çünkü 1993 yılındaki Ümraniye Çöplüğü altındaki gazların sıkışmasından doğan patlama ile 40 kayıp vermiş bu kentin kötü şöhretini daha kötüye ne çıkarabilir?Benzer bir olay üç yıl önce Ümraniye’de olmuş, maytap deposundaki patlamada 6 kişi ölmüştü. Depo sahibi 5 yıl hapis yedi, 22 ay yattı, çıktı.Dünkü katliam bir kaza değildi. Davetli geldi.Hayatın talep ettiği disiplinle maytap geçen toplumlar işte böyle orasından burasından patlarlar!

Devamını Oku

Şifreli mesaj

30 Ocak 2008

Orgeneral Büyükanıt’ın konuşmasını ilk duyduğumda şaşırdım.Komutan’ın toplumdaki beklentiyi hissettiği fark ediliyor. Bunu anlamak mümkün.Ama o “hap gibi” konuşma üstündeki yükü kaldırdı mı?Buna tatmin edici bir cevap bulamadığım için VATAN’ın internet sitesinden gelen soruya dün sabah “Öptü mü, ısırdı mı; anlamadım!” diye cevap verdim.Sonra daha boyutlu düşündüm.Silâhlı Kuvvetler’in türban yasağını kaldırmaya dönük gelişmeleri kaygıyla izlediğini herkes biliyor. Aynı kaygıyı paylaşan kesimler de askerin bu meseleye ne kadar ağırlık koyacağını merak ediyor.Büyükanıt geçen hafta Londra’da bu soruya muhatap oldu.“Yurt dışında iç meseleleri konuşmam” diye atlattı.Dönüşte daha fazla susamayacağını görerek olmalı, dün mesajını ancak geriye dönüp arayacak olanların bulabilecekleri ölçülü bir açıklamada bulundu:“Gündemde türban konusu var. Toplumun bütün katmanlarında bu konuda askerin düşüncesini bilmeyen yok. Bir şey söylememiz malûmun ilânı olur. Malûmun ilânına gerek yok. O yüzden bir şey söylemeyeceğim.” Komutan Silâhlı Kuvvetler’i türban tartışmalarının ortasına atmaktan sakınarak doğru bir tercih yapmıştır aslında. Çünkü laik rejime yönelik ciddi bir tehlike mevcut olsa bile demokratik hukuk devleti çalışıyor.Meclis çoğunluğu yolundan dönmese bile yargı denetimi işleyecek, belki Anayasa Mahkemesi düzenlemeyi iptal edecektir.Sert tonda bir uyarı, yalnız siyasete değil yargıya da müdahale anlamına çekileceği için bu durum ordu aleyhtarı kampanyalar için tetikte bekleyen çevrelerin ekmeğine yağ sürerdi.Ayrıca bilen de biliyor ki Büyükanıt “bir şey söylemeyeceğim” demesine rağmen “malûmun ilânı” hatırlatması ile 27 Nisan bildirisine gönderme yapmıştır.O bildiride Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin laiklik konusunda taraf olduğu ve yasalardan kaynaklanan sorumluluğunu yerine getirmeye kararlı olduğu ilân edilmişti.Büyükanıt tekrar hatırlatmasa da muhatapları bu uyarıyı unutmuş olamaz!*****Kadınlarla uğraşan adamlar! Yıllardan beri İslâm dünyasının tek demokrasisi olmakla övünüyorduk.Bugün o onur verici farkımızın temeli olan laikliği tahrip etmekle meşgulüz. Ve bu büyük suçu işlerken düştüğümüz komik durumlardan hiç utanmıyoruz!Ekonomi kötü sinyaller verirken, işsizlik artarken, ordu Kuzey Irak’ta ihanetle savaşırken koca koca adamlar, son yılların en huzurlu dönemini yaşayan üniversiteleri cehenneme çevirecek kaprislerini tatmin etmek için gece yarılarına kadar çalışıyorlar.Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu dün pek önemli (!) bir açıklama yaptı:“Türban nerede başlar, baş örtüsü nerede başlar, iğne, çengel... Bunlar daha sonra çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Ondan sonra da bağlama şekli belli olacak!” Anayasa Mahkemesi 1989 tarihli kararında türbanı laiklikle ilişkili gördü ya; şimdi türbanın laik versiyonunu icat etmeye uğraşıyorlar!Kadınların nasıl örtüneceğine adamlar karar verecek.Bu aptallık bile, olayın tamamiyle din sömürüsüne dayandığını ispatlamaya yeter! Türban gerçekten bireysel hak sorunu olsaydı kararları kadınlar verirdi.Anayasa değişikliği referanduma gidecek olursa sadece kadınlar oy kullanmalıdır.Hayalleri, kadınları kapatıp eve hapsetmek olan Milli Görüş erkeklerinin kadınlara kişilik ve özgürlük kazandıracak bir gelişmeye hizmet etmesi düşünülemez.Kadınlar türbana referandum istemeli ve kaderlerini din cambazı erkeklerin elinden kurtarmalıdır.Son pişmanlık fayda vermez.Bir Atatürk daha gelmez!

Devamını Oku