Bedeli var!

22 Şubat 2008

Başbakan’ın sözleri yalnız Türkiye’nin teröre tavrını açıklamıyor, Irak’ın geleceğine de ışık tutuyor.Kara birliklerimiz dün Kuzey Irak’ta ilerlerken Tayyip Erdoğan şunu diyordu:“Türk Silâhlı Kuvvetleri’nın icra ettiği ve bundan sonra icra edeceği sınır ötesi harekâtların hedefi...” Kolayca anlaşılacağı gibi kara operasyonları PKK kamplarının Kuzey Irak’taki varlığı son bulana kadar devam edecektir.Bağdat hükümeti ve Kuzey Irak bölgesel yönetimi işbirliği yaparsa ne âlâ, yapmazsa onlara rağmen yürütülecektir!Operasyonlar dün yeni bir boyut kazandı. Terör örgütünün eğitim ve lojistik merkezlerini imha etmeye yönelik hava harekâtları, özel kuvvetlerin kara harekâtı ile bütünleşmiştir.Geçen Kasım ayından bu yana Amerika ile PKK terör örgütüne karşı geliştirilen işbirliği ve meşru savunma hakkı konusunda sağladığımız uluslararası destek değerlendirilmektedir.Bu işbirliğini yaratan sebepler ve sonuçları, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ihtimalini günden güne azaltmaktadır.Kürt devleti yok!..Washington’ın yeni tutumu, bölgenin yakın geleceği ile ilgili Amerikan planlarından bağımsız Kürt devleti projesinin düştüğünü gösteriyor.Barzani yanlış oynadı ve kaybetti.Amerika’nın Türkiye’yi gözden çıkarabileceği hesabına dayanan ölçüsüzlükler şimdi ona bedel ödetiyor.PKK’yı Türkiye’ye karşı şantaj olarak kullanma sinsiliği öncelikle onu halkına karşı, aklını başına almazsa dünyaya da rezil edecektir.Menfaati, Irak’ın bütünlüğü içinde bir özerk statüye razı olmak ve Kuzey Irak’ı PKK’dan kurtarmak, ayrıca Türkiye kendisini muhatap almasa bile Türk halkına düşman görünmemektir.Kara harekâtının hedefi ve kapsamı nedir; yakında anlarız.Ama bir psikolojik kazanım gerçekleşiyor ki bu her şeyden önemli.Dört ay önce 200’ü aşkın PKK’lının Dağlıca’daki birliğimize saldırması ve 12 Mehmetçik’i şehit etmesi bu büyük ulusun katlanamayacağı ağırlıkta bir hakaretti.Şimdi yalnız o kalleşliğin hesabı görülmüyor, Türkiye’nin varlığına yönelmiş düşmanlığa yataklık edenler de bedel ödüyor, ödeyecek.Ucuz savaşa son...Önce Suriye’de kanıtlandı, şimdi Irak’ta kanıtlanıyor:PKK’yı besleyerek hiç riske girmeden Türkiye’ye düşmanlık etme dönemi sona ermiştir.Irak Başbakanı Maliki dün Erdoğan’dan Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini istemiş..Varlığımıza kastetmiş bir terör örgütüne ev sahipliği yapan komşunun toprak bütünlüğüne artık Türkiye saygı göstermeyecektir. Bunu isteyen ülke katil sürüsüne kucağını açmaz.Açıyorsa eğer, hakaret görmeyi de hak eder!Not: İşbilir iktidar, dikkatlerin Mehmetçik’in Kuzey Irak’taki operasyonuna yönelmiş olmasından yararlanarak hem türban konusuyla laikliğe hem de milletvekillerine kıyak emeklilikle millete iki gol attı.Bravo diyemeyeceğim.

Devamını Oku

Sil baştan şansı...

21 Şubat 2008

Bozgun öncesinin kasvetli havasını Başbakan fark etmiyor mu?Etrafındakiler buna izin vermiyorlar galiba...İnternette günlerdir gezinen ve büyük ilgi gören bir “açık mektup” var. Mektubu üniversite hocalığı da yapmış, Pet Holding’in saygın patronu Prof. Dr. Güntekin Köksal, Başbakan Erdoğan’a hitaben kaleme almış.“Birçok kamu müessesemizin işi bilmeyenler tarafından yönetildiğini görüyorum. Kadrolaşmayın!” diyor.Başbakan’a “damardan bir telkin” yapıyor:“Bir hadis-i şerif diyor ki; Cenab-ı Hak sevdiği yöneticilere açık sözlü danışmanlar nasip eder, sevmediklerine de dalkavuklar musallat eder.” Bu işaretler...Başbakan’ın açık sözlü danışmanları yok ama ülkede olup bitenler, işlerin kötüye gitmeye başladığını fark ederek tedbirlerini hemen alan açıkgözlerin hiç de az olmadığını gösteriyor.Mesela rüşvet ve yolsuzluk olaylarında artış var. İktidarlar yanlış yola girdikleri dönemlerde çakallar çoğalır.Gafleti romantizm biçiminde yaşayarak aydın takma adıyla körlüğü ve inkârcılığı fazilet gibi pazarlayan tipler de iktidardan uzaklaşırlar.Böyle dönemlerde seçimin kaideleri ve seçim bölgelerinin haritası da değiştirilir.Nitekim AKP iktidarının “ileri görüşlü” yöneticileri şu anda CHP’li belediyeleri seçimde ele geçirecek ameliyatlar ile meşguller...Kaptanın göreviBir taraftan da bütçe dışı, denetim dışı kaynaklar oluşturma telâşı var. Bütçe denetiminden kaçırılan milyar dolarlar bir fonda toplanarak yaklaşan yerel seçimin av malzemesi olarak kullanılacak.Hazine ve sorumlu bakanlar itiraz ediyor ama fayda etmiyor.“Özal’ın icadı olan bu fonlar ANAP’ı yok olmaktan kurtarmadı, belki yarattığı kara delikler yüzünden felâketine katkıda bulundu” diye düşünenler anlaşılıyor ki Başbakan’ın yanına yaklaşamıyorlar.Emekli milletvekillerinin maaşlarını yüzde 50’ye yakın artırma amaçlı direniş de göstergedir. Yılın ilk yarısı için memurlara yüzde 2, emeklilere yüzde 3 dolayında zam verilirken iktidar milletvekillerinin böylesine dengesiz ve kışkırtıcı bir menfaatin peşine düşmesi, batan geminin mallarını yağma psikolojisi değil midir?Başbakan Erdoğan’a büyük bir sorumluluk düşüyor.Bu havayı değiştirmek kaptan olarak onun görevidir.Türkiye vakit kaybediyor, toplum bölünüyor.İktidar seçim sarhoşluğu içinde yanlış bir hamle yaptı ve Milli Görüş’ün tehlikeli saplantıları AKP’de hortladı.Şerefli bir ricat şu aşamada hem gereklidir, hem de mümkündür.Dağılmayı başlatan hamle türban sevdasıdır.Sil baştan şansını da bu sevdadan vazgeçmek getirebilir.Türban yasasını Anayasa Mahkemesi’nden önce iktidar yok hükmünde sayarak laik rejimle sorunu olmadığını göstermelidir!

Devamını Oku

Veto tahriki

20 Şubat 2008

Cumhurbaşkanı türbanla ilgili anayasa değişikliğine onay mı verecek yoksa veto mu edecek?Eski Cumhurbaşkanı Demirel dün kendisini ziyaret eden radyo ve TV gazetecilerine “Veto etmeyecektir. Kimsenin ümide kapılmasına gerek yok” dedi.Demirel tahminini şu gerekçeye dayandırıyor:“Cumhurbaşkanı bir siyasi partiden geliyor. Partiye ve onun taraftarlarına borcu var. Cumhurbaşkanı ne kadar bağımsız olmaya çalışsa bu sebepten dolayı tümüyle bağımsız olamaz.” Peki Abdullah Gül’ün onay vermeyip yasayı bunca zaman tutmasına ne demeli?Demirel “gelir gelmez imzaladı” denmemesi için Gül’ün siyaset yaptığını iddia ediyor.Yadırgadım...Demirel, ülkenin içinden geçtiği şartlarda kendisine düşen rolün ne olduğunu doğru takdir edecek bir devlet adamıdır. Nitekim halka doğru mesajlar vermiştir.Ama Cumhurbaşkanı Gül’le ilgili tahminini itiraf etmek zorundayım ki yadırgadım.Çünkü Cumhurbaşkanı Gül’ün tutumu hakkında açıkladığı görüşler, onun doğru yönde etkilenmesine hizmet etmeyebilir.Ortada anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek laiklik ilkesinde gedik açacağı öne sürülen bir yasa var.Bu yasa günü geldiğinde Anayasa Mahkemesi tarafından yok hükmünde sayılacağı ilân edilmiş durumda. İş o noktaya varırsa Cumhurbaşkanı, bırakın hukuki ve siyasi sonuçlarını; tarihe, millete ve dünyaya karşı o makamdaki varlığını savunamaz hale düşecektir.Öyle bir gafleti istifa bile temizlemez!Baba taktiği...“Parti kökenli cumhurbaşkanlarının partisine, partilisine borcu olur” demek, devlet başkanlarına yakışmayacak bir yanlışa meşruiyet kazandırmaktır ki bunu Demirel yapmamalı idi.Yargı kurumlarının çanlar sirenler çalarak uyarıda bulunduğu bir ortamda anayasayı ihlâl suçuna onay verecek kadar partisine borçlanmış bir Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin aradığı, anayasamızın tarif ettiği Cumhurbaşkanı olabilir mi?İddia taşıyan her siyasetçi için ulaşılacak en son hedef devlet başkanlığıdır.O hedefe ulaştıktan sonra siyasetçilik biter, devlet adamlığı başlar. Almak biter, vermek başlar.Cumhurbaşkanı tarafsızdır ama meşru taraflar arasındaki hakemliklerinde tarafsızdır.Anayasaya karşı olan bir taraf varsa onun tarafsızlığı orada biter. Çünkü Cumhurbaşkanı her zaman Anayasa’dan yana taraftır. Öyle olmak zorundadır.Demirel’in bu gerçeği bilmemesine ihtimal vermiyorum.Gül’ün ne yapacağı konusundaki sözlerinin tahmin değil, onu bu mesele üstünde danışmanları ile ciddi olarak tekrar tekrar düşünmeye sevkedecek bilinçli bir tahrik olabileceğine daha fazla şans tanıyorum.“Partisine borçlu Cumhurbaşkanı” görüntüsünün yaratacağı terbiye edici etkiyi eski bir cumhurbaşkanı olarak hepimizden iyi o bilir.Amacı buysa eğer, dileriz işe yarar!

Devamını Oku

İşaret fişeği

19 Şubat 2008

Anayasa Mahkemesi’nin Resmi Gazete’de çıkan son kararı bir uyarıdır.Hatta devlet adamı kalitesine ulaşmış kişileri vahim bir hatadan kurtarabilecek değerde şanstır.Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini öngören değişiklik için CHP’nin yaptığı başvuru hakkında yüksek mahkemenin verdiği karar dün yayınlandı.Siyaset ve hukuk çevrelerine göre karar, türbanla ilgili yargı sürecine de ışık tutacaktır.Bu işaret fişeği, Anayasa Mahkemesi’nin “şekli aşan, daha vahim bir durum” tespit ettiğinde dava edilen anayasa değişikliğini iptal etmekten öteye “yok hükmünde” sayacağını ortaya koyuyor.Yani o teklif hiç yapılmamış, işlem en başından yürürlük kazanmamış sayılıyor.Anayasa, cumhuriyetin laiklik başta temel ilkelerini iki güvenceye bağlamaktadır. Birincisi “değişmezlik” kuralı, ikincisi o ilkelerde herhangi bir değişikliğin teklif dahi edilemeyeceği yasağı...Türban için maceraya atılan iktidar ve işbirliği yaptığı partiler, bu gerçeği bilmiyorlar mıydı?Böyle bir değişikliğin Anayasa Mahkemesi’ne gittiğinde “yokluğa mahkûm” olacağını anlamaları için dünkü Resmi Gazete’yi mutlaka okumaları mı gerekiyordu?Elbette hayır. Bir avuç oy için üniversiteleri gerilime, kamuoyunu korku ve telâşa sürüklemişler, radikal dinci zorbaları heveslendirmişler, Türkiye’ye zaman kaybettirmişlerdir.Türkiye’yi devlet adamları yönetiyor olsaydı, yoklukla malül olduğunu hukuk fakültesi öğrencilerinin dahi tahmin edeceği bu anayasa değişikliğini iktidar partisi baştan getirmez, MHP de hasat hevesi ile balıklama dalış yapmazdı.Haydi onlar önerdi; Meclis Başkanlığı işleme koymazdı.Şimdi iş Cumhurbaşkanı’nın önünde... Gül yarın MGK toplantısına kadar bekleyecek mi, bilemiyoruz. Ama beklemesini dileriz.Hatta Anayasa Mahkemesi Başkanı’na bir telefon açıp görüşmesini öneririz.Herhalde “yok”a onay vermiş bir Cumhurbaşkanı durumuna düşmeyi kendisi de istemez!*****Katile madalya olmaz...Kötü biteceği belli başlangıçları yalnız siyasette değil her yerde yaşıyoruz.Tuhafı, tekrarlanmasına karşı tedbirini dahi alamıyoruz.Ön camını buz kapladığı için Denizli’nin en işlek caddesinde bir yayayı çiğneyip öldüren “yaratık” dünkü VATAN’ın manşeti oldu.Haberin devamı da bugünkü gazetenin manşeti... Çünkü “cinayet” ne kadar cahillik ve sorumsuzluk yansıtıyorsa adaletin yaklaşımı da o kadar öfke ve hayret uyandırıyor. Mahkeme sürücüyü serbest bıraktı!Olay kaza değil cinayettir. Böylesine benzersiz bir suç, en ibretlik cezayı hak ederken şoförün serbest bırakılması yalnızca trafik magandalarına cüret kazandırmamıştır.Adaleti de o minibüsün altında bırakmıştır!

Devamını Oku

Gül Sezer’i aratır mı?

18 Şubat 2008

Benazir Butto ölmeden üç gün önce bitirdiği kitabının üç sayfasını Türkiye’ye ayırmış.“Uzlaşma, İslâm ve Batı” adlı kitabında önemli tespitler yapıyor.Mesela Osmanlı’nın küllerinden modern bir ülke yaratan Atatürk’ün Türk halkına milliyetçi bir laiklik aşıladığını yazmış.Belli ki Türkiye’deki demokrasinin dayanıklılığını bu özelliğine bağlı gördüğünü anlatmaya çalışıyor.Butto’ya göre yaşanan cumhurbaşkanlığı ve laiklik tartışmaları, Türk demokrasisinin önemini ve gücünü kanıtlamıştır.AKP de bu meselelerde demokrasi dışı yollara başvurmamak suretiyle sadece meşruluğunu değil gücünü de artırmış ve seçimlerde bunun ödülünü almıştır.Benazir Butto yaşıyor olsaydı AKP’nin seçim zaferinden sonra aynı düzgün çizgiyi sürdürdüğünü söyler miydi acaba?İktidar birinci dönemde gücünü, kendisine atfedilen şüpheleri geçersiz kılma amaçlı politikalarla artırdı. Seçim başarısından sonra aynı özeni terk etmeyeceği yolunda mesajlar da verdi ama MHP’nin sunduğu destek onu baştan çıkardı.MHP destekli hamlelerKurumsal uzlaşma arayışlarından derhal vazgeçip önce Gül’ü Cumhurbaşkanı yaptılar, ardından aynı “takma motor” ile türban yasağını kaldırma hamlesini gerçekleştirdiler.Öyle bir maceracı telâş ki, cumhuriyetin temel ilkelerinden laiklikte gedik açan bir suçun suçlusu konumuna düşeceklerini dahi göremediler.Benazir Butto’nun övdüğü AKP, sorunları demokratik yollarla çözen birinci iktidar döneminin gözlemlerine dayanıyor.Demokrasiye bağlılığın ilk şartı Anayasa’ya sadakattir.Tayyip Erdoğan şunu düşünmeli:AKP’yi birinci döneminde maceralara atılmaktan acaba Cumhurbaşkanı’nın Sezer olması korumuş olabilir mi?Aynı şeyi Gül de düşünmeli.Türban yasağını kaldırmak için yapılan anayasa değişikliği önünde bekliyor. İçinin rahat olmadığı belli. Ne karar verecek?Ondan beklenen tavır, imzayı basıp türbana yol vermektir. Ama Anayasa Mahkemesi’nin büyük ihtimalle iptal edeceği bir yasayı ideolojik angajmanı nedeniyle imzalayarak üniversiteleri ve ülkeyi karıştıran yanlışın yol vericisi olarak tarihe geçmek ister mi?Hevesi bu değilse, anayasa değişikliğine onay vermeden hiç değilse iki gün sonraki MGK’yı beklemeli, oradaki değerlendirmelerin ışığından yararlanmaya çalışmalıdır.Etkileme cingözlüğü...Bu ona Anayasa’nın yüklediği “devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetmek” görevinin de gereğidir. Sonrası kendi bileceği iş...Bir de iktidarın yerleşik değerleri ve kurumları yeniden tarif etme cingözlüğü var. Bu da ayıp oluyor.Yargıyı etkileme gayretlerine son olarak Meclis Başkanı Toptan katıldı. Toptan “kuvvetler ayrılığı” ilkesini tarif ediyor sözde:“Biz yasama organı olarak kendimizi yargı yerine koymamalıyız. Yargı da kendini hükümet yerine koymak suretiyle hükümet icrası yapmaya kalkmamalı...” Konuşması, Anayasa Mahkemesi’ne “Türban yasağını kaldıran değişikliği iptal ederseniz yanlış yaparsınız” mektubudur!Böyle bir uyarı, Benazir Butto’nun yücelttiği Türk demokrasisine ve demokrasiye saygılı tutumunu övdüğü AKP’ye de hakarettir.AKP’ye anayasa taslağı hazırlayan bilim kurulu mesela...Anayasa Mahkemesi’nin tarafsız olmadığını ve olamayacağını, Anayasa’yı korumak için var olduğunu iktidar sorumlularına anlatsa ne iyi olur!

Devamını Oku

Sağlam güvence

17 Şubat 2008

Hukuka dayanmayan düzen demokrasi olma iddiasında bulunamaz.O nedenle “Devlet baba” rolü oynayan liderlerin yönettiği ülkeler demokrasi değildir.Şansları da yoktur; sonunda varacakları yer diktatörlüktür!Türbana tanınacak özgürlüğün üniversite ile sınırlı kalmayacağından, tüm kamu çalışanlarına ve ortaöğretime yayılacağından, örtünmeyenlere baskıların artacağından korkanlara Başbakan Erdoğan dün atv’deki söyleşide “Korkmayın, laikliğin güvencesi biziz” diye sesleniyordu.Hiçbir başbakan laikliğin güvencesi olamaz.O güvenceyi hukuk devletinin kurumları, anayasası ve yasaları sağlar. Başbakanlar da onlara saygı gösterir, uyar.Türkiye’ye güvence niteliği mümkünse abartılmış sağlam kurallar ve kurumlar gerekiyor.Böyle bir ihtiyacın vazgeçilmezliğini kanıtlamaya “Güvenceniz benim” diyen Başbakan tek başına yeter!Başbakan dün öyle konuştu ama ortaöğretim kurumlarında ve kamu kuruluşlarında asla türban takılmayacağına dair sağlam bir garanti vermeye yanaşmadı.Bir gün önce TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ bu konudaki hukuki güvencelerin güçlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Konu dün Star’daki “Her Açıdan” tartışma programına katılan AKP’nin anayasacısı Prof. Üskül’e de soruldu.O da “Bahsedilen güvence yasalarımızda zaten var” diye geçiştirdi.Sorun AKP’nin güvenilir olmayışıdır. Korkanlar haklı olarak anayasal garanti istiyorlar.Başbakan dünkü TV söyleşisini türbanla kapattı.Ama bu simgenin kamu alanlarında kullanılmasının yanlışını hükme bağlayan Anayasa Mahkemesi kararını okumadı, kadınlar için gerekliliğini savunan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıklamasını okudu.Hem “Ulemaya sorsunlar” noktasında duruyor, hem “laikliğin güvencesi biziz” diyor.Nasıl güvensin insanlar?*****Provokasyon! Başbakan kaş yapayım derken göz çıkardı.TV söyleşisinde türban yasağını savunan çevrelerden kaynaklanacağını ima ettiği provokasyonlardan söz etti.“Provokatif eylemler istihbaratı geliyor” dedi.Bu beyan, iktidarın kendi ayağına ateş etmesidir. Başbakan’ın sözleri başı açık kızlara baskı yapmak isteyen zorbalara cesaret kazandıracaktır.Çünkü Başbakan o haydutlukların suçlularını önceden ilân etmiştir.İkincisi bu ihbarın kendisi doğrudan doğruya örtünme baskı yaratacaktır.Birçok kadın, ava çıkmış sapıkların eylemlerine hedef olmamak için kendilerini kısıtlayacaklardır.İki-üç hafta önce Fethullah Hoca zaten fitili ateşlemiş “Çarşaf giydirilmiş vazifeli erkekler, tesettüre sokulmuş vazifeli bayanlar, başı açık kızlara tacizde bulunabilir” demişti.Bir tarikat lideri dumanlı havadan yararlanmak isteyebilir.Ama Başbakan’ın görevi böyle bir bilgi varsa bile halkı korkutmadan tedbir alıp tehdidi göğüslemektir.Başı açık kadınlar üstünde terör estirmek değil.

Devamını Oku

AKP neyi örtüyor?

16 Şubat 2008

Siyasi iktidarlar yeteneklerinin sınırına yaklaştıkları zaman kavga çıkarırlar.Çok kimse şu soruyu soruyor:AKP başarılı sayılacak bir iktidar dönemi yaşadı ve bu nedenle daha büyük seçmen desteği elde ederek ikinci iktidar dönemine girdi.İşler iyi giderken, rejimle çatışma görüntüsü veren bir türban kavgası çıkararak üniversiteleri, yargıyı, askeri ve cumhuriyete bağlı yığınları niçin karşısına aldı?Şunu diyebiliriz: Çünkü yeteneklerinin sınırına, dış konjonktürün de yardımı ile yaratılan yapay cennetin sonuna gelindi. Deniz bitti...Paralar nereye gitti?Yararlı ve başarılı olduğunu teknik olarak kanıtlama şansını kaybeden iktidarlar ideolojik çatışmaların fitilini ateşlerler.Birinci dönem AKP hükümetlerinde Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener’i dinlediğiniz zaman bu ihtimalin yabana atılmaması gerektiğini düşünüyorsunuz.Şener dün Antalyalı işadamlarına önemli tespitler aktardı:Özelleştirme gelirleri, TMSF tahsilâtları, iç ve dış borçlanmalar yoluyla AKP hükümetinin dört yılda 160 milyar dolarlık ek kaynak kullandığını söyledi. Tarihimizde bunun benzeri yok.Ama bu imkânın iyi değerlendirilmediğini, finans sektörünün yabancıların eline geçtiğini, büyüyen cari açığı kapatmak için dünyanın en yüksek faizini ödeyen Türkiye’nin döviz kurunu düşürerek soyulduğunu, bu durumun ithalâtı arttırarak cari açığın büyümesini tahrik eden bir kısır döngü yarattığını anlattı.Gerçekten de geçinmek için evini satan ailelerin sıkıntılı bolluğunu yaşıyor gibiyiz. Şener ülkenin nereye gittiğini düşünme zamanının geldiğini savundu Antalya’da.Teşhislerini ve tedbir öneren uyarılarını gerçekçi bulup bulmamak herkesin kendi bileceği iştir. Ama samimiyetine inanmak için yeterince sebep var.Şener AKP iktidarının tepedeki beş önderinden biriydi ve Başbakan Yardımcısı postuna sahipken aday olmamış, seçime girmemiştir.Onun bu kararı, siyasetten çekildiğine işaret etmiyor, iyi görmediği bir geleceğin sorumluluğuna ortak olmamak tercihini yansıtıyor.Örtüyü kaldırmak...Kendisi AKP’nin MKYK üyesidir. “Bu kaygılarını gidip partinin en yetkili platformunda anlatması, ulu orta konuşmasından daha yararlı olmaz mıydı?” diye sorulabilir.Ama bu hata olur ve böyle bir hataya, Türkiye’deki siyaset gerçeğini bilmeyenler düşebilir.Abdüllatif Şener, parti zemininde kimsenin kendisini dinlemeyeceğinden emin olduğu için ekonomideki sorunu kamuoyunu etkilemek yoluyla AKP’nin gündemine sokmayı deniyor olmalıdır.Onun için “Yeni bir muhalefet merkezi yaratmaya çalışıyor” diyenler de çıkacaktır.Keşke öyle bir şey olsa.En büyük eksiğimiz muhalefet değil mi?

Devamını Oku

Güvence var

15 Şubat 2008

Türkiye türbanı, hukuk devletini yeni tanımış bir toplumun acemiliği içinde tartışıyor.Mesela cumhuriyetin temel ilkelerinde gedik açmaya yönelik bir anayasa değişikliğinin, arkasına ne büyüklükte bir destek alırsa alsın yok hükmünde sayılacağını pek az insan fark ediyor.Sonuçta kimlikler, değerler altüst oluyor.Anayasa’ya bağlı kalanlar baskıcı diye damgalanırken, yeminlerini yalayıp yutan siyasetçiler ve cazgırları demokrat aydın sayılıyorlar.Laik rejim, şirret şamatalara kurban gider mi? Hayır!Tartışmalardan Cumhurbaşkanı Gül etkilenmiş görünüyor. Bu iyi ama bir sözü, kafasındaki önceliklerin sağlıklı olmadığını düşündürüyor.“Toplumdaki endişeler dikkate alınmalı tabii, fakat mecliste 411 milletvekilinin desteklediği değişiklik de gözardı edilemez” diyormuş.Bizdeki partiler düzeninde sayıların fazla önemi yoktur. Milletvekilleri, tek seçici olan liderlerin emrindedir. Öyle olmasa, üç parti türban davasında tek fire vermeden aynı potada kaynar mıydı?Mesela birbirlerine karşıt ırkçı duruşları temsil eden MHP ve DTP, Cumhuriyet’i zayıflatan bir harekette işbirliği yapar mıydı?Cumhuriyet bir haftada kurulmadı, bir haftada yıkılsın. Kendini savunacak güvencelere sahiptir.Eğer Gül yeminine bağlı kalmak istiyorsa Anayasa Mahkemesi’nin 1975 tarihli iptal kararını getirtip okusun. Şu satırları görecek:“Çağın anayasaları, klasik demokrasilerden farklı olarak anayasayı, yasama organının kendisine, yani çoğunluğun baskısına karşı koruyacak kurallara ve kurumlara yer vermiştir.” O kuralları iktidar ve işbirliği yaptığı partiler çiğnemiştir.Güvence sayılan kurumlardan Cumhurbaşkanı görevini yaparsa ne âlâ; ama yapmasa da rejimin başka güvenceleri vardır.İktidar, kuvvetler ayrılığını kuvvetler çatışmasına dönüştürmeye kalkmasın!*****DeğişimAKP iktidar dönemini parlatmak istediği zaman ekonomideki büyümeyi anlatıyor.Ama rakamlar karın doyurmuyor. İnsanlar evlerinde tencere kaynıyor mu, ona bakıyorlar.TÜİK dün işsizliğin yüzde 10’un üzerine çıktığını duyurdu. Bu rakam işsizliğin arttığını, kentlerde daha çok arttığını anlatıyor.Ekonominin gerçekten büyüdüğüne bu insanları inandıramazsınız.Dün elektronik postama o yığınların duygularını çok iyi anlatan bir mesaj geldi. Belki iktidar sahiplerini uyarır:“Afrika’dan bir özdeyiş...Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.Gözümüzü açtığımızda ise, bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.Türkiye’ye uyarlanışı...AKP geldiğinde elimizde özgürlük, laiklik, cumhuriyet vardı.Bize kömür verdiler, aşevlerinde yemek verdiler, gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler.Gözümüzü açtığımızda ise, bizim başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde para, iktidar vardı!”

Devamını Oku