Bu hale mi düşecektik?

9 Mart 2008

Özel okullarda artık Atatürk köşesi bulundurma şartı aranmayacak.Bu yeniliği (!) düzenleyen yönetmelik yürürlüğe girdi.Olay, AKP’nin seçimde artırdığı gücünü ne amaçla değerlendirdiğine ibretli bir örnektir.“Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyen Tayyip Erdoğan’ı yanlış anladık galiba. Partinin İslâmcı köklerini ülkeye ve topluma bağlayan “milli”lik kimliğini de çıkarıp atmış olabilirler mi?Bu karar, parti içindeki gerici unsurların ağırlığı hakkında fikir verebiliyor. O olumsuz güç Atatürk’e “yönetmelik gereği” saygı göstermek mecburiyetinden şikâyet eden cemaat okulları kaynaklı baskılarla birleşince ortaya işte böyle bir inkâr çirkinliği çıkmıştır.Bağımsızlık ve özgürlük, ibadetin değerini artıran erdemlerdir.Ülkeye bağımsızlığı, halka özgürlüğü kazandıran bir milli kahramana nankörlük dinin emri olamaz.Ezanın şartı olan hür semaları bu millet, bu din Atatürk’ün kahramanlığına borçlu değil mi?Örümcek kafalar, yeni nesle Atatürk’ü değilse kimi örnek almasını öğütleyecek?Dini istismar etmek isteyen akıl ve vicdan fukaralarının kirli yanılgısıdır ortada olan. Zaten yönetmelikte yapılan öbür değişiklik bu teşhisi güçlendiriyor.Eskiden “ahlâken kötü bir şöhrete sahip bulunmamak” özel okul kurucusu olmanın şartı idi.Okul açmak için artık ahlâklı olma mecburiyeti yok!İstedikleri oldu; bu tedbir Atatürk inkârcılarını eğitim dünyamıza davet etmeyi kolaylaştıracaktır. Peki... “Yönetmelikte yok ama Atatürk’e saygıda kusur eden eğitim anlayışını, milli olmak şöyle dursun insani ve ahlâki de bulmam. Bu okulda Atatürk köşesi mutlaka olacak” diyen faziletli eğitimcileri nasıl koruyacağız?Elem verici bir yuvarlanış:Atatürk’e saygı gösterenlerin bir gün korunmaya muhtaç hale düşeceklerini kim tahmin edebilirdi?***Kadınlar üstüne iki görüş Emekli devlet adamlarından yararlanıyor muyuz?Yeteri kadar değil.Önce toplum talepte bulunmuyor. İkinci olarak pusula olabilecek tecrübeye sahip değerli insanlar saygısız müdahalelerle karşılaşma riskini göze alıp toplumun önüne doğruları koyma görevine istekle talip olmuyorlar.Gölgeye çekilenlere örnek Sezer ise, yüksek sesle yaşamaya devam edenlere örnek Demirel’dir.Demirel’in son mülâkatı dün medyaya yansıdı. Onu beğenirsiniz, beğenmezsiniz ayrı; ama aklını, zekâsını, tecrübesini yabana atamazsınız. Diyor ki:“Türban, şeriat devleti arayan İslâmi cereyanların kullandığı araçlardan biridir. (...) Türban, örtünmenin başlangıcıdır. Örtünme ise kadının dört duvar arasında muhafazasının şartlarındandır. Başka ülkelerde böyle olmuştur.” Başbakan da Dünya Kadınlar Günü’nde şunu dedi:“Cinsiyet ayrımcılığı ırkçılıktan daha ilkel...” Türbana “özgürlük” diyen bir siyasetçi olduğunu bilmeyen biri Başbakan’ın bu sözlerini tövbe itirafı sanır. Ama değil!

Devamını Oku

Dış destek!

8 Mart 2008

AKP iktidarı türban konusunda yetersiz kaldığı şüphesine kapılarak dış destek almaya mı başladı?Bir iki gün içinde öğreniriz. Dün Ankara’da toplanan Uluslararası Yerel Yönetimler Kadın Şurası’nda Yunanistan’ın endamlı, alımlı, sempatik kadın Dışişleri Bakanı Bakoyanni, İslâm dini ve türban hakkında ev sahibi AKP’yi memnun edecek sözler söyledi.Meselâ -kimden öğrendiyse artık- İslâm dininin kadınla erkeğe eşit davrandığını savundu.“Türbanı yasaklayarak laiklik korunmaz” dedi. (Herhalde Yunanistan türban yasağına rağmen şeriat tehdidini önleyemiyor!)Mesaj iyi anlaşılsın diye çevirip bir de şöyle ifade etti:“Türban laikliği tehdit etmez!” Ama bu son cümleyi ya kaçırdığı veya Yunanlı bakanın çizmeyi aştığını düşündüğü için tercüman Türkçe’ye çevirmedi.Bakoyanni’nin görüşleri türban tartışmasını etkiler mi tahmin etmek zor ama şurası bir gerçek ki Yunanlı bakan ev sahibine şirin görünmek uğruna misafirlik hakkını kötüye kullanmıştır.Türban için söylediği sözler Türk yüksek mahkemelerinin ve AİHM’nin bu konuda verdiği kararlara terstir.Türkiye’nin egemenlik haklarına tecavüzdür. Ayrıca...Ortodoks Hristiyan bir komşu ülke bakanının Türkiye’deki siyasal İslâmcı politikaları desteklemekte sınırları neden bu kadar zorlağını meraka değer bulmaz mısınız?Yukarıda işaret ettiğim gibi birkaç gün beklemek lâzım.Leylâ Şahin kararı üzerine AİHM’ni “ulemaya sormadıkları için” paylayan Başbakan Erdoğan, ev sahibi olarak nezaketen sussa bile...Danıştay’ın din kültürü ve ahlâk bilgisi dersleriyle ilgili kararını oluştururken “Bize sormadılar” diye tepki gösteren Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, mutlaka Yunanlı bakan Bakoyanni’ye de tepki gösterecektir!*****Yanlış hesapBaşbakan hesap mı bilmiyor, dikkatimizi ölçmek için tuzak mı kuruyor?Geçen gün “Nüfusun azalmasını istemiyorsanız bir ailenin en az üç çocuğu olmalı” dedi.Evli bir çift arkalarında iki çocuk bırakmışsa ülkenin nüfusu azalmaz. Üç çocukları olursa çoğalırız.Çoğalmak kötü değildir.Kötü olan istenmeyen çocuklardır. Araştırmalar üçüncüden sonraki çocukların her defasında daha sevgisiz ortamlarda doğduklarını gösteriyor.Büyük sorunumuz budur. Halkımıza çoğalmadan sevişmeyi öğretemedik. O yüzden sevişmeden çoğalıyor, kıt kaynaklarımızı istemeden dünyaya getirdiğimiz yığınla çocuğa bölüştürdüğümüz için onlara meslek, iş, refah veremiyoruz.Kaç millet çocuğuna Dursun, İmdat, Yeter, Soner, Songül gibi isimler verir?Başbakan yanlışta ısrarlı. Kalite sayıdan önemlidir.Plansız çoğalma yoksulluk ve umutsuzluk tarlaları yaratır.İrtica da, bölücülük de taraftarlarını bu tarlalardan toplar.Unutmayalım!

Devamını Oku

Proje üretin!

7 Mart 2008

Türkiye’nin Amerika’ya siyaset empoze etme gücü yok. Ama ABD’den bağımsız olarak kendi siyasetini oluşturma yeteneği olmalı.Ne yazık ki olamıyor...Çünkü Türkiye kurumlar arasındaki güvensizliğin vahim boyutlara ulaştığı bir dönemden geçiyor.İktidarın laik rejime sadakati konusunda var olan yaygın tereddüt ve şüpheler, siyasetin, yargının hatta silâhlı kuvvetlerin sağlığını bozuyor. Rejimin geleceğinden endişe edenler, AKP iktidarının hiçbir alanda başarı elde etmesini temenni etmiyorlar.Çünkü iktidarın hanesine yazılacak başarı puanlarının sonuçta laik rejimin zararına olabileceğinden korkuyorlar.“Dışarıdaki kriz keşke bizim ekonomimizi de vursa da AKP’den kurtulsak. Ekonomik bir bedel ödemek, Cumhuriyet’i kaybetmekten bin kere daha hayırlıdır” diyenler halk arasında bile az değil.CHP lideri dün Amerika’nın Türkiye’yi bölücü terör örgütü ile masaya oturtmak için “tezgâh” kurduğunu, Kuzey Irak harekâtının bu senaryonun parçası olduğunu iddia etti.Baykal’a göre Washington Dağlıca baskınından sonra “Türkiye müzakereye nasıl gelir?” sorusunun cevabını aramış ve şu adımları öngörmüştür:“Biraz izin veririz girerler, Irak’ta intikamlarını alır, tatmin olur rahatlarlar. Ama işi kökten bitirmelerine sakın müsaade etmeyin...” CHP lideri, Türkiye’ye operasyonu sonlandırması için daha üçüncü günden başlayan çağrıları ve bölücü örgütle müzakere önerilerini hep aynı tezgâhın unsurları olarak gördüğünü söyledi.Amerikalı generaller “oturun konuşun” derken Beyaz Saray yönetiminden yansıyan seslerin terör örgütü ile pazarlıktan yana değil görünmesi ne demek oluyor?Bu onursuz tavsiyeyi ilerdeki dönemde daha sıklıkla işiteceğiz; o çıkıyor.Demokratik bir ülkede terör alçaklıktır, onu muhatap almak kan dökücülüğü meşrulaştırmak olacağı için o da alçaklıktır.“PKK ile müzakereye oturun” önerisinin taşıdığı hakaretin muhatapları başta iktidar olmak üzere tüm siyaset kurumudur.Askeri güçle terör yenilmez, sadece teröre karşı bağışıklık kazandıracak ekonomik, sosyal ve kültürel gelişme ve güçlendirme projelerine zemin yaratılır.Siyaset bu projeleri üretip hayata geçiremedikçe sorun bitmeyecek, dostlar da, düşmanlar da bizimle oynayacaklardır.AKP iktidarı öncelikle rejime sadakati konusunda oluşan güvensizliği kısa zamanda gidermeye çalışmalı, sonra da ekonomik seferberliğin heyecanını Güneydoğu’da yaratmalıdır.Gülünç korku filmiBu olan bitene “dindarlaşma” diyenler bence günaha giriyorlar.Dindarlık adına yapılan ve söylenen şeylerin birçoğu, matbaanın hayatımıza kazandırılmasını iki yüzyıl geciktiren softaların kuruntularından pek farklı değil.Her gün başka bir şaşırtıcı ve kışkırtıcı olayla karşılaşıyoruz.İktidar partisinin en akıllı adamlarından sayıldığı için Başbakan’ın beş yıl özel danışmanı olarak yararlandığı kişi, geçen gün şunu dedi:“Türbanını çıkar demek, sokaktaki bir kadına donunu çıkar demektir!” Bu arada kadınbudu köfte ile dilberdudağı tatlısının bir TV programında “ahlâka mugayir” olduğu gerekçesiyle adlarının değiştirildiğini öğrendik.Güldürü ögeleri ile dolu bir korku filmi izler gibiyiz. Şimdi...Türbansız kadınları ne şekilde tahayyül ettikleri belli olan bu zevatın bir lokantada veya misafirlikte tatlıya sıra gelince önlerine dilberdudağı veya kadıngöbeği konulduğunu düşünün...Bir VATAN okuru dün yardımcı olmuş:Böyle bir felâkete karşı tek çeşit tatlı bulundurmayı önermiş: Vezirparmağı!

Devamını Oku

İki ihtimal

6 Mart 2008

Anayasa’daki türban değişikliğine yapılan itiraz dün yüksek mahkemenin gündemine resmen girdi.CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru bilindiği gibi üniversitelerdeki türban yasağını kaldırma amaçlı Anayasa değişikliğinin ya iptalini veya yok hükmünde sayılmasını, ayrıca da dava sonuçlanana kadar yürürlüklerinin durdurulması taleplerini içeriyor.Rejimin kaderini etkileyecek bir karar olacağı için bu davanın ne şekilde sonuçlanacağını herkes merak ediyor.Anayasa hukuku uzmanlarına yaptığım danışmalardan elde ettiğim izlenim, iki ihtimalli bir son işaret ediyor.1. Yüksek mahkeme “yapılan değişikliklerin, içtihatlarla oluşan durumu değiştirmediği”ne dair bir “tespit kararı” verebilir. Bu durumda 17’nci madde değişikliği gündeme gelir. Zamana yayarak türban sorunundan kurtulmayı önerenlerin istedikleri budur.Bu alternatif mahkemeyi politik eleştirilerin oklarından koruyacağı için bazı yargıçlara çekici gelebilir.2. Daha büyük şans tanınan alternatif, tarihi rolünü oynamaya karar vermiş bir Anayasa Mahkemesi fotoğrafıdır. Yüksek mahkeme, Anayasa değişikliklerini “yargı kararlarını etkisiz bırakma girişimi” olarak görür ve laiklik ilkesine doğru uzanan bir gedik açma teşebbüsü sayabilir.Tabii ki bu ihtimalin gerçekleşmesini dileriz.Çünkü böyle bir yorum kararı türban sömürüsünden beslenen siyasete ağır bir darbe olacağı için rejimin geleceğine yönelik endişeleri yatıştıracak ve güven duygusunu ayağa kaldıracaktır.Ankara’daki tesettür defilesi türbanın yalnız inanç sembolü olmadığını, ondan daha fazla dinci siyasetin dayatması halini aldığını, bu oyunda siyasetçi eş ve yakınlarının aktif rol aldıklarını gösteriyor.Mahalle baskısı geride kaldı açık bir iktidar baskısı başladı.İşe girmek, devletten ihale almak, kamu görevinde yükselmek için “eşini örtmek” artık ön şart olmuştur. O kadar ki, türban yasağı ile ilgili yüksek mahkeme kararlarını görmezden gelmelerini rektörlere tavsiye etme cüreti, yöneticilik tecrübesi olmayan birini YÖK Başkanı yapmıştır.Tımarhaneye!AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Amerika’nın Sesi Radyosu’na “Türbanı tehlike görenler psikiyatra gitsin” diye demeç verdi.Fırat, AKP’nin Anayasa taslağını tarikat lideri Fethullah Hoca’nın görüş ve önerilerine sunmak üzere Amerika’da bulunuyor.Yaptığını ayıplayanların azlığı, akıl sağlığı ile ilgili sorunumuzun Fırat’ın tahmin ettiğinden daha ağır olduğunu düşündürüyor.Psikiyatri klinikleri yetmez; tımarhane gerekebilir. Ama...Bize dar gelmeyecek tımarhaneleri kimler yapsın?Çözüm, yüksek mahkemenin varlık nedeni olan Anayasa’yı korumasıdır!

Devamını Oku

Bitirin artık!

5 Mart 2008

Asker hiçbir siyasi tartışmanın tarafı durumuna düşmemeliydi; maalesef büyüklerimiz bunu da başardılar!Oysa tarafların kötü sözler etmeden önce yutkunmalarını gerektirecek bir sebep vardı:Şehit kanları üstünden siyaset yapmanın günahından ve halkın gazabından sakınmak...Kimse dikkat etmedi.Şimdi daha iyi anlaşılıyor: Muhalefet Kuzey Irak harekâtının puanı iktidar partisine yazılmasın diye “Amerika’nın baskısı ile operasyonu hedefine ulaşmadan sonlandırdık” iddiasını ortaya attı.ABD Başkanı Bush’un ve Savunma Bakanı Gates’in açıklamaları zaten bu şüpheyi kamuoyunda yaygın hale getirmişti.Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın ilk hatası, CHP lideri Baykal’ı “Görevi siz mi verdiniz ki yarım kaldı diyorsunuz” sözleriyle doğrudan muhatap almak oldu.Bunun yerine medyayı Genelkurmay’a davet etmeden önce muhalefet liderlerinin tereddütlerini gidermeyi tercih etseydi büyük ihtimalle tatsızlık bu noktaya varmayacaktı.Haksız bir nitelemeBaykal ile Bahçeli’nin düştüğü yanlış “Amerika çekil dedi, çekildiler” iddiasında direnmek olmuştur.Ordunun en yüksek komutanı öyle olmadığını kanıtlamak için “İspat etsinler, üniformamı çıkarırım” demişse siyasi liderlere düşen, bu iddialı söze itibar etmektir, hiç değilse kuruma saygı adına iki gün susmak, komutanı çürütecek bir kanıt bulmadan yeni suçlama üretmemektir.Yedeği olmayan kurumları sakınmak hepimizin sorumluluğudur.Büyükanıt’ın yanlışları devam etti.Muhalefetin gündeme getirdiği soruları “saldırı” saymakla yetinmeyip “Bu saldırılar TSK’nın terörle mücadele azmine hainlerden daha fazla zarar vermektedir” demesi kurşun yarası gibi...Hainlerden daha fazla zarar vermek için daha büyük hain olmak gerekir.Deniz Baykal ve Bahçeli’ye böyle bir suçlama reva görülebilir mi? Hiçbir özgür vicdan bunu kabul etmez, edemez.Bu şüphe haklı mı?Ama muhalefet liderleri de lâf altında kalmayacağım diye Genelkurmay Başkanı’nı hedef almayı sürdürmemeli.Dün CHP ve MHP Genelkurmay’dan salı gecesi yapılan yazılı açıklamaya yazılı cevaplar verdiler. Açıklamayı yazılı yapmak iyi bir gelişmedir. Taraflar hiç değilse bu şekilde ağızlarından çıkanı kontrol edebilirler. Ama CHP’nin açıklaması, yazılı açıklamanın bile 24 saat bekletilmesi gerektiğini düşündürüyor.Çünkü CHP, muhataplarının Başbakan Erdoğan olduğunu, Orgeneral Büyükanıt’ın “araya girmek için özel bir gayret” sergilediğini iddia ediyor.MHP’nin açıklaması ile birlikte değerlendirdiğinizde “Komutan kendini ve kurumunu riske atmak pahasına siyasi iktidarı muhalefete karşı koruyor” iddiası ortaya çıkıyor.Aynı gemideyiz...Eğer bu iddiada gerçek payı varsa, muhalefet liderleri açısından da bozgun ağırlığında bir başarısızlık söz konusudur.Bu bir algı bile olsa, ancak büyük bir basiretsizlik böyle bir kuruntu yaratabilir.Tartışmanın tarafları aynı kaderin ortakları olduklarını unutmamalıdırlar. Bu tatsızlık bitmeli, “lâf oturtma şehveti” ile rejimin güvenliğini zayıflatacak yaralar açılmamalıdır.CHP’nin dünkü açıklaması “CHP ‘Manzara-i Umumiye’yi tarih penceresinden ibretle seyretmektedir” cümlesiyle bitiyordu.“Manzara-i Umumiye” Atatürk’ün Nutuk’unda geçen bir deyimdir.Bu açıklamayı kaleme alanlar askerlere “CHP Atatürk’ün kurduğu bir partidir, unutmayın” demek için Nutuk’a atıf yapıyorlarsa kendileri de şunu unutmamalı:Bu ordu da halife sultanın ordusu değil!

Devamını Oku

Nereye böyle?

4 Mart 2008

Benzersiz bir milletiz. Terör örgütüne karşı dağlarda kazanılmış başarıyı bu kafayla siyaset zeminlerinde yere serebiliriz!Dün Başbakan muhalefetin açtığı ateşe karşı Silâhlı Kuvvetleri korumaya çalışıyordu. Çünkü CHP ve MHP liderleri sert eleştirilerde bulundular.Eleştiriler askeri rencide ediyorsa bari Türkiye’nin terörle mücadelesine katkı sağlamalı değil mi? Hayır o da olmuyor.Siyasi muhalefet ulusun küçültülmesine razı olmayacağı bir askeri başarı üstünden iktidara yüklendiği zaman kaş yaparken göz çıkarır. Dün biraz bu oldu.Baykal ve Bahçeli konuşmaları ile Başbakan Erdoğan’a hak etmediği bir hamle yapma fırsatı verdi. Başbakan “Siyasi muhalefet sakın Silâhlı Kuvvetlerimizi polemik içine çekmeye çalışmasın. Varsa söyleyecek sözü olan, siyasi muhatabı biziz” dedi.Başbakan’ı, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni CHP liderine karşı koruyan bir role, uyguladığı siyasetle Deniz Baykal kavuşturdu ise bravo ona!Muhalefet, yedeği olmadığı için zarar görmemesi gereken kurumlar üstünden siyaset yapmamayı öğrenmeli. Aksi halde rejimin savunma gücünü oluşturan önemli sigortalardan biri zayıflayacaktır.***Hoca’ya anayasa...Farkında değiliz ama bir kâbus senaryosunun içinde yaşıyoruz ve buna alıştırıldık. Birkaç yıl önce söylendiği zaman “Kuruntu bunlar; Türkiye’de olmaz” diye itiraz ettiğimiz şeyler oluyor ve çoğumuza bunlar ters gelmiyor.Biliyor musunuz, iktidarın siparişi olan yeni Anayasa taslağı, bilimsel tartışma zeminini ilk kez Türkiye’den önce Amerika’da buldu.New York Columbia Üniversitesi’nde yapılan konferansın düzenleyici rolünü Fethullah Hoca cemaatine yakınlığı bilinen Turkish Cultural Center adlı kuruluş üstlenmiş.Yandaşlarına Amerika’ya giderken “adliyeyi ve mülkiyeti ele geçirin” diyen ve vurmak için “bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar bekleyin” öğüdü veren, bu konuşması deşifre olduğu için Türkiye’ye gelemeyen cemaat liderine hesap sorulmuyor, tersine yeni Anayasa ayağına götürülerek onurlandırılıyor!İktidar partisinin içinden bile “Bu kadarı fazla” diye itiraz yükselmeliydi değil mi? Ama muhalefet dahi susuyor!Neredeeen nereye?Çünkü muhalefet de din sömürüsünün hasadına taliptir. MHP iktidara takma motor oldu. Önceki gün CHP lideri Baykal “Türbanı sicili temiz bir iktidar çözer” dedi.Türban eğer dini ve siyasi bir simge olduğu için yasaklanmışsa, AKP tarafından çiğnendiğinde suç oluşturan bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararı nasıl CHP’nin iktidarında helâl oluyor?Atatürk’ün başkentinde önceki gün bir tesettür defilesi yapıldı. Bakan eşlerinin katıldığı bu defilede üniversitelerdeki türban yasağını eleştiren müsamere kalitesinde gösteriler sergilendi.Cumhurbaşkanı Demirel’in bir Beethoven konserinden sonra coşup “İşte modern Türkiye bu” diye ayağa kalktığı günden bu yana kaç yıl geçti?On sene bile geçmedi. Ama Türkiye dinci siyasetin güdümünde Arap komşularını bile geride bırakan bir kimliğe büründü.Kadınlar “özgürlük adına” örtünüyorlar. Zincir hürriyet simgesi olur mu; beyinleri yıkarsanız olur!Türkiye’nin laik geleceğinin kaderi Anayasa’nın güvencesindedir ama o kararı da sonuçta 11 hakim verecektir.Anayasa Mahkemesi 367 ile ilgili kararı üç günde vermişken üniversitelere kaos getiren yasa ile ilgili durdurma talebi bir haftadır bekliyor.Sonu hayır olur inşallah!

Devamını Oku

Dört yıldızlı güvence

3 Mart 2008

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın dünkü açıklamalarının salt gerçeği yansıttığına inanıyorum.“Başka ordumuz yok, onu korumaya mecburuz” düşüncesinin sorumluluğu emrettiği için değil, ikna edici bulduğum için bunu söylüyorum.Türk Ordusu’nun en yüksek komutanı daha sağlam bir garanti veremezdi:“ABD çık dedi, Türkiye çıktı iddiası tamamen asılsızdır. Eğer ispat ederlerse üniformamı çıkartırım!” Büyükanıt özetle operasyonu başlatan kararı kendilerinin verdiğini, planladıkları hedeflere tam olarak ulaştıktan sonra çekilme kararını da yine kendilerinin verdiğini söyledi.Peki, bölücü örgütün kalbi bilinen Kandil niye vurulmadı? CHP liderinin “Ameliyat yapıldı ama içerde parça bırakıldı” benzetmesi nereden çıkıyor?Asıl hedef Zap’tı...Genelkurmay Başkanı, harekâtla ilgili beklentileri medyanın büyüttüğünü söyledikten sonra şunu anlattı:“Başta taktik yanıltmalar yaptık, diğer kampları hedef aldık. Ama en büyük hedefimiz örgütün eylem açısından beyni olarak gördüğümüz Zap’tı...” Bu kampta barındığı haber alınan 300 teröristten 240’ının son harekât sayesinde etkisiz hale getirildiğini biliyoruz.Operasyonun alan ve süre bakımından sınırlı olacağı ilân edilmemiş miydi?Edilmişti ve fazladan bazı askeri uzmanlar, meselâ Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu bir söyleşide şu tahmini ile tam isabet yapmıştır:“Kış şartlarında böyle bir operasyon 4-5 günden, bilemediğiniz bir haftadan uzun sürmez!” Peki bu durumda ABD Savunma Bakanı Gates ve Başkan Bush Kuzey Irak’tan çekilmeye çağıran çıkışlar yaparak Türkiye’nin baskı gördüğü yolunda bir izlenim uyanmasına neden sebep oldular?Güvenlik sırrı...Anlaşılıyor ki Türk askerinin çekilmeye başladığını dahi söyleyebilecek durumda olmasına rağmen Genelkurmay Başkanı bunu herkesten saklamıştır.Büyükanıt’ın çekilme kararının gizliliğine büyük önem verdiğini, PKK’ya pusular kurma fırsatı tanıyacak bir sızmanın doğuracağı felâketlerden korunmak için ne kadar dikkat gösterdiğini biliyoruz.Bu hassasiyet, çekilme işleminden on saat önce Başkan Bush’un niçin Türkiye’ye uyarıda bulunmaya ve Başbakan Erdoğan’ın da “Ulusa Sesleniş” konuşmasını son anda niçin değiştirmeye mecbur kaldığı sorusuna cevap veriyor.Belli ki çekilme işleminin gizliliği sakatlanmasın diye Amerikalılar şöyle dursun Başbakan’a dahi her bilgi verilmemiştir.Güvensizlik sayarak bunu mesele yapıp yapmamak muhataplarının bileceği iştir. Ama şundan eminiz:Ordu hedefine ulaşmıştır. Haydutlar Irak’a kaçtıklarında güvende olmayacaklarını artık iyi biliyorlar!

Devamını Oku

Mehmetçik

2 Mart 2008

Aşiret reisi Barzani’nin tehdidine hedef olmak bütün iyi şeyleri unutturuyor...Ankara’da iktidarlarını sürekli olarak din temelli hedeflerine mesafe kazandıracak fırsatlar için kullananlar Mehmetçik’in fedakârlığına, milletin hassasiyetlerine birazcık saygı duysalardı bunlar olmayacaktı.Ne dünya medyası “Amerika zılgıtı çekince Türkiye Irak’ı 12 saatte boşalttı” diyebilecekti, ne de Barzani küstahı, savaş kazanmış kahraman rolüne girip Türkiye’den tazminat istemeye cesaret edebilecekti.Asker aslında destan yazmış, her koşulda düşmanı yabancı bir toprakta bile bulup cezalandıracağını kanıtlamıştır.Savaş patırtısı içinde laik rejime türban golü atmanın hevesine kapılmış bir siyasi iktidar olmasaydı, daha gelmeden atıp tutmaya başlayan ABD Savunma Bakanı’na Ankara’ya ayak basar basmaz şu anlatılırdı: “Bir sıkıntınız varsa hemen söyleyin çaresine bakalım. İki müttefik, ortak düşman ilân ettikleri bir hedef (PKK) karşısında ihtilâfa düşmüş görüntüsüne girmesin..” Öyle bir durumda Başkan Bush’un konuşmasına gerek kalmazdı. Türkiye de bir dayatmaya boyun eğmiş durumda gösterilemezdi.İktidar ihmalinden dolayı suçludur.Vicdansızlık...Kuzey Irak’tan dün gelen fotoğraflara bakarken Mehmetçik’in temiz yüzüne yansıyan vatan sevgisini ve fedakârlığını gördüm ve ben de operasyon dönüşü kaybettikleri arkadaşlarının acısını silâh arkadaşları ile paylaşan kahramanlar gibi gözyaşlarımı tutamadım...Sonra bu soylu ruhlarla kahredici bir tezat oluşturan fırsatçıları, Türk halkına bağımsızlık ve onur kazandırmış olan Cumhuriyet’e düşmanlık yapan inkârcıları düşünüp öfkelendim.Ordu sınır ötesinde savaşırken ülkeyi yönetenlerin Atatürk ve silâh arkadaşları gibi olmaları gerekirdi. Bütün öteki sorunlarını dondurup sadece vatan savunmasına ve askerine yoğunluşmaları gerekirdi.Siyasi iktidar bu duyarlılığın uzağına düştüğü zaman, ülke bütünlüğünün düşmanları da psikolojik savaş teknikleri ile dedeleri bağımsızlık savaşında mucize yaratmış insanları karıştırabiliyor.Geçen hafta Popstar yarışmasında bir saçmalama rekoru yaşadık.Bir sanatçı olayı “başkalarının savaşı” diye niteledi. Ülkenin savunma refleksleri “vicdani ret” züppeliğine heves etmiş marjinaller özendirilerek köreltilecek, ordu ile millet arasına uçurum kazılacak, öyle mi?Sözünü esirgemeyen iyi bir VATAN okuru olan Selçuk Tınaz’ın şu teşhisine katılıyorum: “Vatan savunması görevine koşanların canları pahasına sağladıkları güven ortamında hakları, hukukları, canları, malları, şeref ve namusları koruma altına alınmış bir şekilde yaşayan ama sıra kendilerine geldiğinde ‘vicdani ret’ gibi vicdansız bir bahane ile kaytarmaya kalkışan beleşçilerin durumu, en hafif tanımıyla ahlâksızlıktır!” Ölüm korkusunun insanlar üstünde yarattığı duyguyu sömüren bu bozgunculuk, davul zurna eşliğinde askere gidilen bir ülkede etkili olur mu?Olmaz ama halkın orduya beslediği güven duygusunu zedeleme amaçlı tuzaklara karşı her zaman dikkatli olmak lâzım.Ülkeyi yönetenlerden dileğim de şudur:VATAN’ın kapağındaki fotoğrafa bakıp bir muhasebe yapsınlar.Günahlarını itiraf etmelerini istemiyorum; sadece o fedakâr, o kahraman, o temiz insanlara lâyık olmaya çalışsınlar!

Devamını Oku