Gerilim kötü mü?

25 Mart 2008

Kutuplaşmanın doğurduğu çatışma şartlarında akıl sağlığımız tehlikeye girdi.Meselâ meclisteki dört partiden ikisi hakkında kapatılma istemiyle dava açılmıştır. Üçüncü parti de izleme altındadır.Bu durum Türkiye’deki hukuk düzeninin rezilliği midir, yoksa rejimin hedef olduğu tehdidin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığının resmi mi?Çare “koyverin gitsin”mi olmalı, yoksa laik rejimi hukukun içinde kalarak korumak mı?Bu ayırımı bile yapamayanlar var!Başbakan dün Saraybosna’dan yine medyaya yüklendi.“Maalesef gerilimde medya çok büyük rol oynuyor”muş!Böyle konuşurken milletin idrakine hakaret etmiş duruma düşeceğini aklına getirmiyor..Öyle uzlaşma olmazAnayasa’nın değiştirilemez laiklik ilkesine türban yasağını kaldırmak için saldıran AKP’dir.Kapatılma davası, iktidarın öteki dinci icraatı ile doldurduğu bardağı türban hamlesi ile taşırdığı için açılmıştır.Aynı AKP pişmanlık gösterip adalete sığınacak yerde yine Anayasa’yı değiştirerek bu defa yargıdan kaçmanın tertiplerine kapılmıştır.Şimdi... İktidar partisinin göze aldığı kamikaze eylemleri ile onu durdurmaya yönelik çabaları, gerilimin eşit ağırlığa sahip sebepleri olarak görmek ayıp değil mi?Başbakan “Uzlaşma mesajı vermeye devam ediyorum” diyor. Uzlaşma dediği meclis çoğunluğu ile her şeyi yapabilme hakkını hepimizin kabul etmesidir.Bu üslup uzlaşma değil “teslim olun” dayatmasıdır. Başbakan uzlaşma karşılığında nelerden vazgeçeceğini açıklamalıdır millete.“Eğer ülkem kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız...” Erdoğan bu sözü tekrarlamayı seviyor. Ama içi doldurulmadıkça boş lâkırdı olarak kalacaktır.Meselâ şu dinci gündemin peşinde koşmaktan vazgeçseler AKP bir miktar radikal oyu kaybedebilir. Ama ülke çok şey kazanır. Hatta iddia ederim ki AKP, küstüreceği kökten dinci oyların bir kaç kat fazlasını ılımlı yığınlardan alacaktır o zaman.Gerilim savunmadırAKP’nin kurtulma telâşı, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline getirildiğinin itirafı yerine geçebilir.Partinin hazırladığı anayasa değişikliği, parti kapatma davalarının terör ve şiddet bağlantısı ile açılabilmesini ve Meclis’ten izin alınmasını öngörüyor.Öyle bir şey olamaz. Fethullah Gülen’in kasetini dinlerseniz sebebini anlarsınız.Hoca “devletin bütün anayasal müesselerindeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar” beklemeyi ve “erken vuruş” yanlışından sakınmayı öğütlüyor müritlerine.AKP’nin önerisi rejimi korumaz sadece Fethullah Hoca’nın örgütlenme modeline kolaylık sağlar.Ve zamanı geldiğinde, kapatma davası açacak bir savcı dahi bırakmaz ortada!Gerilim, sebeplerine çare bulunduğu için düşmeli düşecekse; uyuşturucu verildiği için değil!

Devamını Oku

Deli gömleği

24 Mart 2008

TÜSİAD, toplumdaki kutuplaşmanın ülkeyi rejim krizine götürdüğü uyarısında bulundu.Genç demokrasimizin çalkantılı dönemlerinde yaptığı uyarılar ve benimsediği ilkeli duruşlarla bir gelenek yaratan bu işveren kuruluşu ne zaman bir tepki verecek ve ne diyecek; herkes merak ediyordu.TÜSİAD’ın yaptığı çağrı, AKP için yenilgi sayılmayacak şartlarda bir uzlaşma temennisi yansıtıyor.Öyle ki iktidar maceracı iddialarından vazgeçsin, siyasi muhalefet, sivil toplum kurumları ve kanaat önderleri de AKP’nin onuru zarar görmeden dönüşünü gerçekleştirmesine yardımcı olsunlar...TÜSİAD’ın yaklaşımı, AKP’yi din sömürüsüne bağlı takıntılarından kurtararak eski dinamik kimliğine kavuşturma isteğini yansıtıyor. Aslında siyasi krizin sebebi belli:AKP iktidarı, cumhuriyetin laiklik ilkesine toslayacağını bile bile Anayasa’yı değiştirmeye kalktı.Bu yüzden hakkında kapatma davası açıldı.Şimdi de kendini kurtarmak için hukuk devleti ilkesine toslayacağını bile bile Anayasa’yı değiştirmeye hazırlanıyor.Asıl adres iktidarKriz çok derin değil. Çaresiz de değil.Problem iktidar önderlerinin kafalarındadır. 22 Temmuz’da millet türbanı serbest hale getirsin, üniversiteleri altüst etsin diye Tayyip Erdoğan’ı seçmedi. AKP lideri kibrini yenip aklının sesini dinleyebilse frene basar, kendine ve partisine yepyeni bir fırsat yaratır, ülkeye de kasvetli bulutlardan arınmış bir ufuk hazırlar.Bunu yapmazsa ne olur?Ergenekon ekseninde gelişen son olaylar ibretli bir cevaptır.Demokrasiye alışmış bir toplumu baskı yaparak ve korku salarak susturmak mümkün değildir. Tarih, bu yanlışa düşen iktidarların kendi kuyularını kazdıklarına dair derslerle dolu.Yani TÜSİAD’ın öngördüğü çıkış yolunun ilk şartı olan “gerilimi düşürme sorumluluğu”nun asıl adresi iktidar partisidir. Muhalefet, hukuk yollarına başvurmak dışında hiçbir şey yapmıyor dense yeridir.TÜSİAD laikliği “hem toplumsal ilişkileri hem birey haklarını düzenleyen hukukun temeli” diye tarif ettikten sonra türbanla ilgili Anayasa değişikliğinin ve kapatma davasından AKP’yi kurtaracak zorlamaların sorunları daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağını söylüyor.Aynı kökten üç partiBu tespit doğrudur. Açıklamada geçen “Siyasetin sorunlarına parti kapatarak çözüm bulunamaz” tespitini de tecrübelerimize bakarak doğru kabul edelim.Peki ama demokrasinin ve cumhuriyetin temeli olan laiklikle çatışmaktan asla vazgeçmeyen ideolojik partilerin tehdidinden rejimi nasıl koruyacağız?TÜSİAD belki de bilinçli olarak bu soruya net cevap vermiyor.Riskleri kutuplaşma ile ağırlaşmış bir rejim krizinden korunmak ulusun ortak menfaatidir. Tehlikeyi görerek yönünü düzelten bir AKP’yi iş adamları elbette iktidar partisinin kapatılmasıyla doğacak kargaşalı bir boşluğa tercih ederler.Öyle bir limana ulaşsak bile siyasetin deli gömleğinden kurtarılması lâzım. Sistem iktidar alternatifi üretmiyor. Sol kavruldu kaldı, geleneksel merkez gelecek vaat etmiyor.AKP’nin geçen dönem hükümetinin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, AKP’nin kapatılması halinde ortaya çıkacak yeni oluşumun lideri olarak parlamaya başladı.Düşünün: On yıl önce bir tane “Milli Görüş” partisi vardı. Şener’inki de kurulunca üç tane olacak. Siyasi yelpazeyi, din referanslı partiler kaplayacak.Sağlıklı bir tablo değil bu!

Devamını Oku

Bu nasıl sevmek?

23 Mart 2008

Türkiye’deki bunalımlar insan kusuru mu, doğal afet mi?Başbakan kafaları karıştırıyor.Kapatma davası açıldıktan sonra moda oldu: Parti örgütünün taşıdığı taraftarlara havaalanlarında Başbakan hitabet sanatından tadımlık sunuşlar yapıyor.Dün İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda toplanan partililere şunu dedi:“Bugüne kadar gerilimlerin tarafı olmadık, yine tarafı değiliz. Germek isteyenlere iltifat etmeyeceğiz.” Gerilimin iki tarafı olur.Devletin kurumlarını ve cumhuriyete bağlı yığınları tedirgin eden sebepleri, üniversitelerde türban dayatması ile başlayıp rejimi savunmasız kılacak Anayasa değişikliklerine gitmek suretiyle AKP iktidarı üretmedi mi?Hakkında kapatılma istemiyle dava açılmış bir iktidar partisinin, meclisteki sayısal gücünü mahkemeden kaçmak için kullanmaya çalışması, “gerilimlerin tarafı olmadık” iddiasını komik hale getirmiyor mu?Başbakan hitabet sanatına yeni açılımlar kazandırıyor ise inandırıcı olma çabasını her kaygının önünde tutmalıdır.Meselâ Yunus Emre’nin “Yaratılanı severim yaradandan ötürü” sözünü çok kullanarak ve eylemlerine o sözün ruhunu yansıtmayarak eskitti. TV’den duydum, dün Manisa’da yine tekrarladı.Başbakan, siyasi görüşüne ve çıkarına ters gelen herkesi mahkeme, rektör, dekan demeden azarlıyor. Bu nasıl sevmek?Başsavcı’ya reva görülen saldırı ve hakaretler sade vatandaşları bile isyan ettirmişken hukuk fakültelerinin dekanları elbette sessiz kalmayacaklardı. Bildiri yayınlayarak görevlerini yaptılar ama Başbakan “İş dekanlara mı düştü?” diye tepki gösterdi. Hukuk fakülteleri dekanlarına değilse kime düşmeliydi bu iş;Çarşamba Kadısı’na mı?Başbakan’ın icraatı, Yunus’un sözündeki anlamı değiştirdi, çarpıttı.Sanki Erdoğan yaradana saygısı, korkusu olmasa yaratılanı sevmeyecek.İcraatı o güzel sözü şu anlama sürüklüyor:AKP’liyi severim AKP’den ötürü!Başbakan ya Yunus’un sözüne eylemleriyle sahip çıksın ya da kullanmaktan vazgeçsin!*****Vah çocuklarımızRisale-i Nur Enstitüsü’nün Bolu’daki konferansı kutsal mesleklerin ne kadar sorumsuz ellere geçtiğini gösteriyor.Konferansa Said Nursi’nin bir öğrencisi de katılmış ve elini öpmek isteyenler izdiham yaratmış. Asıl tuhafı kuyruğa girenlerden birinin İl Milli Eğitim Müdürü oluşu...Çocuklar ülkenin geleceğidir. O gelecek hangi kafaların elinde inşa ediliyor, görün!“AKP’nin 5 yıllık iktidarında ne değişti ki?” diye soranların vicdan taşıyanlarını sadece bu örnek bile utanç ve pişmanlıktan yerin dibine sokmaya yeter!Geçen hafta da Hereke’de bir grup öğrenci okuldaki Atatürk büstünü kaidesinden sökerek bayrağı direkten indirmişti.Büst dere kenarında bulundu, 14-17 yaşlarında 8 öğrenci gözaltına alındı.Jandarma o çocukları fişleyip üzmemeli.Çocuklar tarla gibidir, ektiğinizi biçersiniz.Çare onları Atatürk düşmanlığına tutsak örümcek kafaların rehininden kurtarmaktır!

Devamını Oku

Nalıncı keseri

22 Mart 2008

Partilerin kapatılmasına karşıyım ama...” diye başlayan konuşmaları çok duyuyoruz.Batılılar “Ama’dan önceki sözlerin hepsi yalan” derler.Tuhaf olan Avrupa’dan gelen eleştirilerin hemen tümünün “amasız” olması.Bunu bir yere kadar anlamak mümkündür. Çünkü Batı demokrasileri, iktidarı ele geçirmek uğruna her şeyi göze almış radikal dinci ideolojilerin hedefi değildir. Onun rahatlığı içindeler.Başbakan’ın çok sevdiği bir söz var hani; “Bekâra karı boşamak kolay” diye, tam öyle...Aslında AB ülkelerinin cehaletleri büyük ölçüde bizim muhalefetin etkisizliğinden geliyor. CHP uluslararası zeminlerde demokrasimizin riskleri konusunda aydınlatıcı olamıyor.Avrupalılar komünist parti kapatıyor Nazi ve faşist partilerine izin vermiyor. Sandıktan çıktığı zaman Avusturya’da olduğu gibi anında boğuyor.Müslüman bir toplumda şeriat rejiminin gelmesi, demokrasinin sonsuza dek gitmesi demektir; bilmiyorlar mı?Bilmeyenlere anlatmak veya samimi olmayanları kamuoyu önünde düzeltmek bizim görevimiz değil mi?İnsan yabancıların körlükteki bu ısrarı karşısında şüpheye düşüyor:Türkiye’ye yatırım yapan yabancı sermaye, dünyanın en yüksek faizini alıp götürüyor. Bu çağdaş sömürgeciliktir.Acaba bu yağma düzeni bozulmasın diye mi böyle davranıyorlar?Yoksa şeriat gelir ve demokrasi giderse Türkiye’yi AB’ye almamak için bahaneler üretmek mecburiyetinden kurtulacaklar; bir yandan da bunu mu gözetiyorlar?Uluslararası ekonomi ve siyaset dünyasının pusulalarından Financial Times gazetesi de nalıncı keseri gibi ama yine de kendisinden önce yorum yapan Amerikan ve İngiliz gazetelerinden biraz daha insaflı davrandı dün.Mesela parti kapatarak kendini savunan rejimimizi o da alaya almakla beraber bizim de altına imza atacağımız bir gerçeği ortaya koydu.Şöyle: “Erdoğan seçimden sonra daha büyük güce sahip. Ancak gücünü Türkiye’yi kasıla kasıla dolaşıp popülist konuşmalar yaparak ve türban yasasını çıkarmaya çalışarak kullanmaya çalışıyor. Oysa ki bundan daha önemli işleri var...” Doğrudur, gücünü toplumsal bölünme ve gerilim yaratan dinci hedefler için israf etmesi büyük basiretsizliktir!***Cin çıktı!Karı-koca tenis oynuyorlarmış.Ters bir vuruşla top yandaki villânın camlarını indirmiş. Orta yaşlı çift gidip kapıyı çalmışlar.Zeki bakışlı, cin gibi bir adam açmış.- Camınızı kırdık, zararınızı ödemek istiyoruz.Kapıdaki adam coşku ile cevap vermiş:- Ne özrü; siz benim kurtarıcımsınız. O top benim 50 yıldır kapalı olduğum şişeyi de kırdı ve dışarı çıkmamı sağladı. Ben cinim, dileyin benden ne dilerseniz!Uzatmayalım, adam 25 milyon dolar para, kadın ise bir villa istemiş. Cin de bu servetin adlarına hemen kayıt olduğunu söylemiş. Ama cin bir şart öne sürmüş:- Elli yıldır kadın kokusuna hasretim. Bir saatliğine eşinizle yalnız kalabilir miyim?Bir saat sonra memnuniyet-mahcubiyet duyguları arasında sıkışmış giderlerken cin arkalarından seslenmiş:- Beyefendi, siz kaç yaşındasınız?- Elli yaşındayım.- Bu yaşta halâ cin hikâyelerine inanıyor musunuz?.....Sağladıklarını sandıkları menfaatler yüzünden iktidarların kusurlarını görmemekte direnen açgözlülere ithaftır!

Devamını Oku

Çekin elinizi!

22 Mart 2008

Hasımlarına karşı en büyük zaferi kazandığını zannettiği bir anda insan hayatının en utandırıcı yenilgisine uğramış olabilir.Kaderin bu cilvesi insanlar kadar kurumlar için de geçerlidir.Ve AKP iktidarı dün böyle bir kazanın kurbanı oldu.Hayır hayır, kurban değil, sorumluluğu nedeniyle mahkûm oldu!Yürütülen operasyonun hedef aldığı kişiler, iktidarın kendileriyle ilgili her ayrıntıyı bilmek isteyeceği önemli insanlardı. Yapılan yanlışın sorumluluğu o nedenle önce siyasi iktidara aittir.Cumhuriyet yazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek ve İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu sabaha karşı evlerinden alınarak Ergenekon soruşturması kapsamında sorgulanmak üzere Emniyet’e götürüldüler.AKP’nin derin devletiToplum vicdanı tümü için incindi ama Türkiye’nin en kıdemli yazarı İlhan Selçuk’a 83 yaşında reva görülen muamele, onun özel durumu nedeniyle daha büyük isyan duygusu yarattı.İlhan Selçuk 15 yıldan beri iki resmi görevlinin yakın koruması altında yaşıyor. Her adımının izleniyor olması bir yana, istese bile kaçmaya teşebbüs etmesi mümkün değil. Dahası var...Ergenekon, devleti hedef alan bir terör örgütlenmesinin adıdır. İlhan Selçuk bu soruşturma kapsamında gözaltına alındığı için 24 saat sandalye üstünde sorgulanmayı bekledi. Avukatı ile konuşamadı ve manevi olarak çözülmesini bekleyen şartlarda yaşatıldı.İktidar yanlısı kalemlerin hedef gösterdiği medya duayeni, kışkırtıcı çağrıları taşıyan gazeteler daha tezgâha çıkmadan evinden alınmıştı.Sabah kurşun gibi ağır bir hava vardı ama hedef gösterenler bayram etti.Ana muhalefet lideri Deniz Baykal olayın, yazarları baskı altına almayı amaçlayan planlı bir hareket olduğunu öne sürdü. AKP’nin iktidardaki kadrolaşmasını tamamlayıp “kendi derin devletini oluşturma”ya başladığını iddia etti.İki yönlü tehdit varOlayın zamanlaması ve hoyrat yöntemi, Başbakan’ın Ergenekon konusunda iki ay önce Emekli General Veli Küçük’ün tutuklanmasından sonra yaptığı bir açıklamayı hatıra getirdi. Şunu demişti Erdoğan:“... Son olay gerçekten yürütme ile yargının gayet güzel bir dayanışma içerisinde bu işi yürüttüğünün ifadesi oldu!” Şimdi Sayın Başbakan’a soruyoruz. Dünkü olayda da yürütme ile yargının dayanışması oldu mu ve yürütme, yargının bu son işine ne kadar müdahil oldu?Ergenekon çözülmeli ve çökertilmeli. İki bakımdan buna ihtiyaç var:Eğer varlığı gerçekse rejim için büyük tehdittir, yok edilmeli.İkincisi AKP, hedef olacağı her ciddi suçlamayı püskürtmek için Ergenekon’u karşı koz olarak kullanmaya çalışacak gibi görünüyor. Bu da ayrı tehdittir.İktidara rağmen yine yok edilmeli!

Devamını Oku

Akılsız dostlar

20 Mart 2008

Başsavcı’nın açtığı dava hukuk devletinin kendisini koruma refleksidir.İktidar partisi devletin bu hakkına saygı gösteren bir strateji belirleme basireti gösterebilse krizden güçlenerek çıkmamız bile mümkündür.Ama böyle bir işaret henüz görmüyoruz.AKP siyasi gücüne ve medyadaki cazgırlarına güvenerek “yavuz hırsız” rolü oynamaya kalktı. Önderleri, Başsavcı’ya kara çalarak yargıyı ürküteceklerini ve kurtulacaklarını umdular.Devletin, zannettiklerinden daha ciddi bir müessese olduğunu öğrenmeleri kendileri için yararlı bir derstir.Yargı mensupları üzerinde tehdit, şantaj ve iftira yöntemleri ile baskı kurmanın, geri tepen bir silâh olduğunu anladılarsa büyük kazançtır.Peki bu ders AKP’yi doğru yola getirmiş midir? Hayır, iktidar başlamış bulunan yargı sürecini darbeleyerek durdurmanın neredeyse bütün yöntemlerini kullanmaya hazır görünüyor.Ülkenin sorunları bir yana bırakılmış, iktidar partisi bütün enerjisini bir noktaya yoğunlaştırmıştır: Ne gerekiyorsa yapalım, AKP’yi yargılanmaktan kurtaralım!Evet hedef açık:AKP’yi yargılanmaktan kurtarmak. Çünkü AK Parti’nin yargı katında aklanma şansına sahip olmayacağını en iyi kendileri biliyor...Suçlananların kanun düzenlediği bir rejime hukuk devleti denemez.Gerek ilk anlardaki öfke selleri, gerek sonraki hukuk hokkabazlıkları, yalnız halkın gözünde değil, yüksek mahkemenin vicdanında da iktidarın itirafı olarak algılanacaktır; nasıl göremiyorlar?Bağımsız hukukçular bu ahlâk ve hukuk dışı çabaların, Başsavcı’ya ek iddianame ile AKP’ye yeni bir suçlama yöneltmesi mecburiyeti yükleyeceği konusunda uyarı yapıyorlar. Ama anlayan yok!Hele iktidarın bazı akılsız dostları, AKP’yi hukuka saygıya ve süreci yüksek mahkemeyi olumlu etkileyecek söylem ve eylemler için değerlendirmeye çağıranlara “darbe çığırtkanı” demiyorlar mı?Herhalde gerçekleri ve değerleri bundan daha cahilce çarpıtmak olamaz.Çünkü asıl darbe çığırtkanları, laik demokratik rejimi koruyan hukuk sigortalarını bozmaya kalkanlar ve onlara alkış tutanlardır.Özür borcu doğduLaiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle AKP hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya için iktidar yanlıları ve radikal dinci çevreler demediklerini bırakmadılar.Garabet mi demediler, Ergenekon ilişkisi mi kurmadılar, kanı üstüne şüpheler mi üretmediler?..Bu hakaretlere Başsavcı sırf görevini yaptığı, yani laik cumhuriyeti korumak yolunda kararlılık ve cesaret gösterdiği için lâyık görüldü.Bu davanın açılmasında, türban yasağını kaldırma amaçlı Anayasa değişikliğinin meclisten geçirilmesi, bardağı taşıran damla olmuştu.Dinci basın tabanını Başsavcı’ya karşı kışkırtırken sebep bulmakta zorluk çekmeyecekti. Ama tam gaz giderken başlarına taş düştü:Başsavcı’nın sekretaryasında türbanlı bir memurun çalıştığı ortaya çıktı.Başsavcı Yalçınkaya durumu öğrendiğinde “İşe gelip giderken türban takması kişisel tercihidir; kimseyi ilgilendirmez” demiş.Çünkü söz konusu memur, dairede başı açık çalışıyor.Başsavcı’nın halka göstermeye çalıştıkları gibi bir türban düşmanı olmadığını ortaya çıkaran haber, kötü niyetli kışkırtıcılara ilâhi bir müdahale oldu adeta.Bakalım utanacaklar mı!

Devamını Oku

Gaflet ve dalâlet

19 Mart 2008

Rejimin kendini savunma yeteneğine zarar veren girişimleri aşağıdaki seçeneklerden hangisi ile nitelersiniz?Demokratlık-Gaflet-Dalâlet-Liberalizm...Bu, para ödülü veren bir yarışma programının sorusu değil.Doğru cevap size para kazandırmaz ama özgür ve çağdaş geleceği kendinize ve halkınıza kazandırabilirsiniz. Düşünün...Önce yüzde 50 joker hakkınızı kullanın.Demokrat ve Liberal seçeneklerinin kaybolduğunu göreceksiniz.Şimdi kalan seçenekleri değerlendirin...Gaflet, dalgınlık ve dikkatsizlik halini niteliyor. Kırk yıl öncenin Nizam Partisi’ni görmemek, davet ettiği riskleri fark etmemek belki gaflet olarak nitelenebilirdi.Ama ondan sonra Milli Selâmet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi açıldı kapatıldı, açıldı kapatıldı.. Tümü de aynı hedefe planlanmış robot inadında ve dayanıklılığında partilerdi.Demokratik, laik rejimin korunma mekanizmaları bu partileri kapattı, dağıttı ama o dağılan unsurlar hemen bir araya gelip aynı hedefe daha ısrarla ve daha güçlenmiş olarak koştular.AKP hakkında Yargıtay C. Başsavcısı’nın kapatılma istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu iddianame bu koşunun şu andaki iktidar partisi tarafından sürdürüldüğünü anlatıyor.Başbakan da zaten ikide bir “Uzun ince bir yoldayız” demiyor mu?Pişmanlık kapısı açıkDemokrat maskeli hoyratlar, iddianameden cımbızla bir madde çıkarıp azarlıyorlar:“Böyle bir suçlama, parti kapatmanın gerekçesi olur mu?” Bir VATAN okuru dünkü yazıma şöyle bir katkı yapmış. Cevabı orada:“İddianameyi tam olarak okuyun. O zaman anlarsınız ‘puzzle’ın parçaları tamamlandığında orada ne yazdığını. Ben tamamladım, şeriat çıktı!” Sorunun doğru cevabı “doğru yoldan sapma” anlamına gelen dalâlettir.Biliyorum, iddianamenin mahkemeye sunulmasından sonra AKP’nin gösterdiği saldırganlığa bakarak daha ağır bir suçlama önerenler olacaktır. Ama hayır, pişmanlık kapısını açık tutmaktan vazgeçmemeliyiz.Dava sürecini, iddianamedeki suçlamaları hak etmediklerini gösterecek iyi niyet adımları ve yön düzeltmeleri ile değerlendirecek bir basiret AKP’ye olduğu kadar demokrasimize de çok şey kazandırabilir.Anayasa Mahkemesi bu ülkenin güvenliği ve esenliği için vardır. Pişmanlık yansıtan bir iktidar icraatı, mutlaka yargıçların kararını etkileyecektir.Laiklik referandumu!Bir meslektaşım dün bana “Ankara’yı tilkiler bastı” dedi. Bu tilkiler AKP’yi yargının elinden nasıl kaçırırız diye fır dönüyorlarmış.İktidar kadroları, basiretlerini kaybettikleri için kendilerini ve ülkeyi maceraya sürüklediler. Garip olan şu ki hata yapmaya hâlâ devam ediyorlar.Başbakan’ın önceki gece Çanakkale dönüşü havalimanında düzenlettiği ısmarlama miting neyin nesidir? Kime, ne mesaj veriliyor?Mahkeme kendisini şantaja hedef yapılmış hissetmez mi?Böyle bir algı, suçlamaların daha ciddiye alınmasına yardım etmez mi?AKP ve MHP yöneticilerinin Anayasa’ya karşı hile yapma ayıbına düşmekten sakınmaları gerekiyor.Cumhuriyet kendini korumak için hukuka güvenmekten başka bir ihtiyaca düşmemelidir.Laikliğe karşı suç işlemekle itham edilen bir iktidarı kurtarmak için Anayasa değiştirip onu halk oyuna sunmak bir demokrasi ve hukuk cinayeti olur.Çünkü öyle bir tertip, cumhuriyetin laiklik ilkesinin referanduma sunulması anlamına gelir ki, ona “dalâlet”ten daha sunturlu bir söz bulmak gerekir!

Devamını Oku

En güvenli ve faziletli yol...

18 Mart 2008

Bülent Arınç ölümü hatırlatmıştı, dün de Çalışma Bakanı “Bu ülkede kanı bozuk olanlar var” kerametini yumurtladı!Bu lâfı bir “hematolog” sıfatıyla değil siyasetçi kimliğiyle söylüyor.Siyasi çıkar uğruna din istismarı yapanların halkı korkutmaları gerektiği zaman akıllarına nedense hep kan geliyor. Üstatları Necmettin Hoca da sık sık sormaz mıydı “Kanlı mı olacak, kansız mı” diye?İktidar partisinin üst katlarından savrulan hakaret, tehdit ve şantaj sözcükleri kapatma davasından dolayı çok telâşlanmış olduklarını kanıtlıyor.İsmet Paşa’nın “Suçluların telâşı içindesiniz” sözü sanki onlar için söylenmiş!İki seçenek var...Global ekonominin pusulası Financial Times gazetesi, bir uzmanın görüşüne dayanarak Türkiye’nin “siyasi ve ekonomik istikrarı riske atan büyük bir siyasi krize kilitlendiği” yorumunu yaptı dün.Kapatma davasının “kökleri İslâm” olan AKP ile giderek “kuşatılan” laik kurumlar arasındaki çatışmayı körükleyerek duraksayan yapısal reformlar sürecini tamamen dondurabileceğini yazdı.Bu tespit iktidarı şöyle bir yol ayrımına getiriyor:“Türkiye’nin yüz yüze geldiği riskleri laik güçleri baskılamak için mi kullanalım, yoksa kaybolmuş olan güven duygusunu ayağa kaldırmak için biz mi iddialarımızdan geri adım atalım?” Haberler pek ümit verici değil. Tayyip Erdoğan kurmaylarına İspanya ve İtalya uygulamalarını incelemeleri için talimat vermiş.Karga-şahin farkıNiyet bellidir: Kalesine penaltı atılacak olan AKP’nin kaptanı, kuralları ters çevirme gücüne sahip bulunduğunu vehmederek “Penaltıyı öbür kaleye ben atacağım” demeye hazırlanıyor!Süreç başladıktan sonra kuralları değiştirmenin hukuk ve ahlâk engellerine saldırabilirler mi? Evet mümkün.Çünkü davayı açan Başsavcı’ya reva gördükleri hakaretler, AKP’yi denetleyen bir ayıplar listesi bulunmadığı şüphesini doğuruyor.CHP lideri Baykal dünkü parti grubunda en çok alkışı iki hatırlatma ile aldı.DTP ile ilgili kapatma davası için Başbakan “Yargıya intikal eden konular hakkında konuşmamız yanlış olur” demişti, hatırlarsınız.Meclis Başkanı Toptan daha da şık bir değerlendirme yapmıştı:“Türkiye hukuk devletidir. Herkes güvensin, müsterih olsun.” Aynı iş AKP’nin başına açılınca...Başbakan Başsavcı’ya Ergenekon çamuru attı, Meclis Başkanı da “Ben 23 Nisan’da çocuklara ne diyeceğim şimdi?” diye naif demeçler vermeye başladı.İktidar önderleri, Türkiye’yi risk ikliminden bir an önce uzaklaştırmanın arayışına kafa yormalıdırlar.Kendilerine göre hukuk yapmaya çalışmak, sadece suçlamaları ne kadar hak ettiklerine dair inancı artıracaktır.AKP için bu krizden çıkmanın en güvenilir ve faziletli yolu bellidir:Adaletten kaçmalarını sağlayan hukuk hokkabazlıkları peşinde koşmak yerine, üstüne yemin ettikleri Anayasa’ya saygı göstermek!

Devamını Oku