En iyi savunma

10 Nisan 2008

Barroso iyi ki geldi; oynatılan birçok değerin yerli yerine oturtulması gerekiyordu.AB Komisyonu Başkanı, Türkiye’yi “Boğazlar’ın hâkimi ve pek çok kapının muhafızı” diye tarif eden Charles de Gaulle’ün bakışı ile değerlendirerek gönlümüzü alırken iyi bir siyasetçi olduğunu gösterdi.Ziyaretinden önce verdiği rencide edici demeçleri, Türkiye’yi sahiplenen bir duyarlılık ile sarmalayıp yumuşattı. “Türkiye’de olan bir şeyin AB’yi ilgilendirmemesi söz konusu olamaz” demesi akıllı bir manevra idi.Asıl önemli düzeltmeyi davayla ilgili yorum yapmaktan kaçınarak ve “Mahkeme kararlarına tam saygı gösteriyoruz” diyerek gerçekleştirdi.Barroso bu günleri “Türkiye’nin geleceğinin kurgulandığı dönem” diye niteledi.Bu tespitinin altını çizmek lâzım.İkinci önemli beyanı da “Ortak geleceğimize karşı çok büyük bir güven duymaktayız” sözleri idi.Avrupalılar AKP hakkındaki kapatma davasını niçin “Türkiye’nin geleceğini tayin edici” nitelikte bir kırılma noktası sayıyor acaba; sormak lâzım.Sanıyorum ki bu dava nedeniyle rejimin demokrasi ile laiklik arasında bir tercihe zorlanacağını bekliyorlar.Barroso’nun Ankara temasları kendisini bu konuda uyandırmış görünüyor.Müslüman dünyasının kökten dinci rejimleri karşısındaki tek alternatifin Türkiye olduğunu söylemesi, onun Müslüman bir toplumda laiklik ilkesinin korumasından yoksun bir demokrasinin yaşayamayacağı gerçeğini anlamış olduğunu gösteriyor.Bu ziyaretin bizim tarafa, özellikle AKP’ye önemli bir moral faydası oldu. Kapatma davasının yarattığı korku ve endişeler iki yıldır unuttuğumuz AB hedefi ile Türkiye’yi yeniden buluşturmuştur.Asıl fayda bu hedefe kararlılık ve samimiyet içinde yürümekle elde edilecektir.Çünkü kapatma davasına karşı en etkili savunma, AKP’nin daha fazla hukuk, daha fazla özgürlük için AB yolunda hızlanmasıdır.*****AKP değil aKP... İktidarın spor dünyasına sağladığı vergi kolaylıkları hem şaşırtıcı, hem öfke uyandırıcı...Yılda 44 bin 700 lirayı aşan yüksek gelirlerin yüzde 35’i vergiye gidiyor Türkiye’de. Ama AKP iktidarı milyon dolarlar kazanan sporculara dünyada benzeri olmayan bir kıyak yaptı.Mesela yılda 3 milyon Euro kazanan Fenerli Alex kazancından yüzde 15, ayda 130 bin YTL maaş alan Milli Takımlar Teknik Direktörü Terim yüzde 5 vergi ödeyecek.Aynı durumdaki sporcular İngiltere’de yüzde 40, İspanya’da ise yüzde 45 oranında gelir vergisi ödüyorlar.Vergide eşitlik ve adalet önemlidir.Sormak lâzım, bu imtiyazı çuvalla para kazanan futbolculara “babalar gibi” sunan iktidar, 608 YTL asgari ücret alan vatandaşın 172 lirasını vergi ve sigorta olarak (oran yüzde 39,5) keserken hiç vicdan azabı çekmiyor mu?AKP’nin A’sı adaleti simgeliyor. Ama o kadar küçüldü ki artık aKP yazmak gerekiyor!

Devamını Oku

Muhalefet sorunumuz

9 Nisan 2008

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Barroso Türkiye’ye niçin geliyor, kendi bilir.Ama bu ziyareti AKP’nin kapatılma davasını etkilemek amacıyla kullanacağını hepimiz biliyoruz.Jose Manuel Barroso “özel misyon yüklenmiş konuk” rolünü gelişinden önce oynamaya başladı. Brüksel’de gazetecilere söyledikleri, AB’nin değerlerini yansıtmıyor, saygısız bir sömürge valisinin talimatlarını anımsatıyor.Meselâ AKP’ye kapatma davasının “Avrupa demokrasileri açısından oldukça garip” olduğunu söylemiş.Başbakan’ın olsun, AKP’nin olsun Türkiye’yi bir İslâm devleti haline getirmek gibi bir gizli gündemleri olduğunu düşünmüyormuş.Demokratik bir ülkede din ile devlet arasında ayrıma gitmenin önemini kabul edermiş ama laiklik de başlı başına bir din haline getirilmemeliymiş!Kim doldurmuş acaba?Avrupa’da halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan başka bir ülke yok. Türkiye dışında demokrasiyi kurup yaşatmış başka bir Müslüman toplum da dünyada yok.Kökten dinci Hristiyan ile kökten dinci Müslüman arasındaki tehdit edici farkı bilerek mi konuşuyor Bay Barroso?Türkiye’yi ayrıcalıklı kılan farkın laiklik temelinde yattığını söylemediler mi ona?“Laiklik din haline getirilmemeli” demesi için onu dolduranlar, Diyanet’in en büyük devlet kurumlarından biri olduğunu, bu ülkede 79 bin 632 cami bulunduğunu, izinli Kur’an kurslarının dört yılda 4 bin 332’den 7 bin 367’ye, kurslardaki öğretici imam sayısının 6 binden 11 bin 682’ye, öğrenci sayısının 128 binden 250 bine yükseldiğini de anlattılar mı? “Umudumuz Anayasa Mahkemesi’nin, hukukun üstünlüğü ve demokrasi ile uyumlu bir karar almasıdır” diyor.Sözlerinin örttüğü amacı anlamamak için aptal olmak lâzım.AKP’yi yargılayacak olan mahkemeyi etkilemeye çalışıyor. Bunu yaparken Türk yargısına beslediği güvensizliği açığa vuruyor.“Farklı yasal sistemler olsa da hepsi İnsan Hakları Sözleşmesi ve Venedik Komisyonu ilkeleriyle uyumlu olmalı” imiş.Türk yargısına güvensizlik atfetmek için örnek mi gösteriyor? Hayır göstermiyor, gösteremez.Çünkü tam tersine onun ürettiği şüphelerin haksız olduğunu kanıtlayan örnekler vardır. AİHM, Refah ve türban davalarında Türk yargısının kararlarını yerinde görmüştür.AKP avukatı gibi...Peki bu kadar büyük yanlışlarla sakatlanmış bir yanlılığı, böylesine yüksek seviyeli bir uluslararası yönetici nasıl ve neden sahipleniyor?Cevabı basit: Çünkü AKP, kendisinin taraf olduğu meselelerde uluslararası kurum ve şahsiyetleri, menfaati gerektirdiğinde devlet aleyhine doldurmaktan bile çekinmiyor. Ve bu kurumlar Türkiye’den iktidar dışında hiçbir ses duymuyorlar.Nitekim Barroso’nun sözleri hep AKP’nin tezleridir!Sistemin iktidarla sorunu var ama en az o kadar önemli sorun muhalefet eksiğidir!

Devamını Oku

İyi savunma

8 Nisan 2008

AKP’nin dava sürecinde izleyeceği strateji için CHP lideri Baykal dün şöyle bir teşhiste bulundu:“Birdenbire demokrasi paketi aşkı ortaya çıktı. Bu paketin içinde sizin örtbas etmek istediğiniz bir şeyler mi var? Laiklik ilkesini boğacaksınız da sesi çok çıkmasın diye demokrasi davulu, bandosu, trampetleri mi çalıyorsunuz?” AKP esas olarak Anayasa’yı değiştirerek yargılanmaktan kurtulmayı hedefliyor. Bunu “diyalog, uzlaşma, ortak akıl” gibi yaygın kabullerden yararlanarak yumuşak bir şekilde gerçekleştirmek istiyor.Bu mümkün olacak mı?Muhalefetin duruşu pek cesaret verici görünmüyor.İktidar ısrarla ortada demokrasi sorunu bulunduğunu söylüyor, muhalefet liderleri ise sorunun iktidar partisi ile Anayasa yani devlet arasında olduğunu vurguluyor.Gerçek de budur. Fakat değerlendirme yapanların çoğu “parti kapatma” sonucunu doğuran suçları değil, cezasını ayıplıyor.Çoğunluk, parti kapatma cezası nasıl işlemez hale getirilir ona kafa yoruyor da hemen hiç kimseden AKP’ye yönelik bir sitem, bir ayıplama ifadesi çıkmıyor.Karar verelim:Ulusal çıkarların önceliği suç işleseler bile partilere kapatma cezası vermeyen bir çaresizliği demokrasi diye halka yutturmak mıdır, yoksa dört dinci partinin üst üste kapatılmalarına rağmen aynı amacı sahiplenen beşincinin iktidara gelebildiğine bakarak savunma tedbirlerini artırmak mı?Abdüllatif Şener’in önceki gün MKYK toplantısında yaptığı ifşaat Başbakan Erdoğan’ın basiretli bir lider gibi davranmadığını göstermekle kalmamış, kendisine güven duymayanları haklı da çıkarmıştır.Şener’in seçimlerden önce yaptıkları ikili toplantıda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kapatma davası için delil topladığına dair bilgiyi aktardığında Başbakan’ın gösterdiği tepki ne?“Ciddiye almayın, bir şey yapamazlar!” Başbakan keşke “Bir şey yapamazlar çünkü suçlanmayı hak edecek bir eylemimiz yok ve olamaz” diyecek durumda olsaydı.Aynı kafa ile...Halbuki öyle olmadığını biliyoruz. Kapatma davası açılmış olduğu halde türbanı ilk ve ortaöğretim okullarında hâlâ sinsice teşvik eden politika ve bu politikayı uygulayacak idarecileri iş başına getirme kampanyası aynen sürmektedir.AKP “dik durma”yı yanlış anlamasın. Dik durmak adalete saygı göstermektir, yargıya diklenmek değil.Dün “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diyenler bugün “Başımızı giyotine uzatacak değiliz” diyor; ayıptır!İktidar önündeki zamanı yeni bir anayasa suçu işlemek için kullanacak yerde başını derde sokan yanlışları düzeltmeye çalışmak için değerlendirmelidir.AKP için reformları canlandırarak AB rotasına girmek iyidir ama daha makbule geçecek olan dönüşüm, laiklikle kavga etmekten duyulan pişmanlığın mesela türbanlı okullardan başlayarak gösterilmesidir.

Devamını Oku

İbret gerek!

7 Nisan 2008

Gençler lütfen... Bu oyunu bizler yaşadık, çok incindik. Siz de aynı tuzağa düşmeyin!’Antalya’da üniversite öğrencilerini hedef alan komplonun zihinlerimizde uyandırdığı uğursuz anılar, VATAN’ın internet sitesinde bir okurumuza yukardaki uyarıyı yazdırmış.Bu ihtar çığlığı inanıyoruz ki insan sevgisi taşıyan tüm yüreklerde yankılanmıştır dün.Gençler niçin birbirlerine düştü?Biri sırtlana öteki çakala benzeyen, eli silâhlı o tetikçiler, öğrencilerin arasına nasıl karışmış; ne istiyor, kime, neye ateş ediyor? Onları kim kullanıyor?Bedelini 12 Eylül darbesiyle ödediğimiz kanlı tecrübe, son kullanma tarihini doldurdu mu?Aynı girdabın içine 18 yıl sonra tekrar mı yuvarlanacağız?Hayır, biz bu kadar aptal, duyarsız, sevgisiz, sorumsuz insanlar olamayız.Akdeniz Üniversitesi’nde tezgâhlanan komplonun, yaygın bir terör ortamına davetiye çıkarma amacı güttüğünü bu ülkenin hükümeti, meclisi, yargısı, partileri, üniversiteleri, güvenlik güçleri herhalde iş işten geçmeden fark edecektir.Silâhlar çıkmış, şakası yok. Kimse çatışmanın nedenini aramak için vakit harcamasın.Silâh göründüğü anda bütün sorular anlamını kaybeder.Çatışanların derdini anlamaya çalışmak, insana saygı değildir. Terör karanlık yüzünü gösterdiği anda benimsenecek ilk duyarlılık, bütün ihtilâfları askıya alarak toplumu kundaklamak için tanımadığı gençlere kurşun sıkan yaratıkları yakalamaktır.Onlara fırsat vermemek için işbirliği yapmaktır.Tetikçileri konuşturup onları kullanan halk düşmanlarını teşhir etmektir.Antalya’dan bu haberleri bekliyoruz.Üniversite yöneticilerinin, güvenlik güçlerinin, savcıların, hâkimlerin ve tabii öğrencilerin halk düşmanlarına ibret olacak bir dayanışma ve işbirliği göstermesini diliyoruz.Antalya’daki basiret ülkenin bütün üniversitelerini kurtarır!*****AKP’nin güven sorunuAnayasa taslağını hazırlayan kurulun üyesi Doç. Dr. Serap Yazıcı dün bir pişmanlığını itiraf etmişti.Anayasa’ya “kamu hizmetlerinin sunulmasında türban ya da herhangi bir dini simge kullanılamaz” türü bir ifadenin konulması halinde üniversitede türbanı serbest bırakan karardan tedirgin olan çevrelerin rahatlayacağını savunmuştu.Dün okurlardan gelen yoğun tepkiler anayasal bir garantinin dahi AKP’yi durdurmayacağı endişesinin çok yaygın olduğunu gösterdi.AKP büyük bir güven sorunu yaratmış; bunu görmeliler.Birçok ilk ve ortaöğretim okulunda ve kamu kuruluşunda türban adeta teşvik edilirken AKP’nin “üniversite dışında yasak” sözüne kim inanır?Zaten kimse de inanmıyor!

Devamını Oku

Kendimiz çözelim

6 Nisan 2008

Kapatma davasında AKP kendini nasıl savunacak ve yakasını nasıl kurtaracak?İnanıyoruz ki bütün vatandaşlar AKP’nin güven veren bir savunma yaparak kapatılma cezasından kurtulmasını diliyorlardır.Şu farkla; bir kısmı bu kurtuluşun hiçbir bedel ödemeden gerçekleşmesini, bir kesim de AKP’nin laik rejimi güvence altına alacak sigortalar getirilmesine razı olarak düze çıkmayı hak etmesini istiyorlar...Bugün yapılacak olan MKYK toplantısında AKP stratejisini belirleyecek.Erdoğan şu günlerde sönmüş kömür gibi ama her an parlayabilir korkusu ciddi riskler oluşturuyor. AKP’yi kurtaracak manevranın laik rejimi zayıflatmaması gerekiyor.Görülmekte olan davayı etkileme girişimlerini suç sayan Anayasa hükmünü çiğnemenin, korkulan sona davetiye çıkarmak olacağı unutulmamalıdır.Önceki gün aynı zamanda Yargıtay C. Savcısı olan YARSAV Başkanı Eminağaoğlu dikkate değer bir uyarıda bulundu.“Anayasa’nın 138’inci maddesi ortada. Devam eden davayı TBMM değil, Anayasa Mahkemesi karara bağlamalıdır” dedi. Arada kural değiştirerek davayı sonuçlandırmaya kalktığı takdirde TBMM’nin kendini yargının yerine koyacağını anlatmaya çalıştı.Başbakan ve kurmayları bu uyarıyı mutlaka dikkate almalıdır.Samimi bir itirafAKP’nin değerlendirmesinde yarar gördüğümüz bir öneri de bugün VATAN’ın manşetinden yansıyor.İktidarın istediği Anayasa taslağını hazırlayan bilim kurulunun üyesi Doç. Dr. Serap Yazıcı, arkadaşımız Mine Şenocaklı’ya samimi bir pişmanlık itirafında bulundu:“Keşke Anayasa taslağına kamuda laikliği güvence altına alan bir ek madde koysaydık!” Tahmini doğrudur. Öyle bir hüküm konulmuş olsaydı gerginlik belki bugünkü keskinliğe dayanmayacak, hatta belki kapatma davasının açılmasına sebep olan son damla bardağı taşırmayacaktı.Peki tren kaçtı mı, hayır...Doç. Dr. Serap Yazıcı “Kamu hizmetlerinin sunulmasında türban ya da herhangi bir dini simge kullanılamaz” benzeri bir ifadenin yeni Anayasa’ya her an eklenebileceğini, bu durumun da türban serbestliğinin üniversite ile sınırlı kalmayacağına yönelik endişeleri sona erdireceğini söylüyor.Muhtaç olmayalımEvet bu bir uzlaşma zeminidir. Ama acaba AKP böyle bir niyeti paylaşıyor mu?Çünkü iktidarın üniversitedeki türban özgürlüğünü tüm kamu alanına yayma amacının bir basamağı olarak kullanmak istediği yolunda şüpheler belirtilmiş, bu şüpheler de çürütülmemiştir.Laik rejimin geleceğinden kaygı duyanlar şimdi rahatlatılabilir ve laikliğe sağlanan güvenceler, AKP’nin kapatılması davasına bakan mahkemenin hakimlerini bile pekâlâ etkileyebilir.Yabancı medyanın küstah ve tahrik edici yayınları AKP’yi yoldan çıkarmasın.Newsweek dergisi kapatma davasının Amerikan çıkarları açısından çok önemli olduğunu yazdı son sayısında ve “O nedenle ABD oturup seyredemez. Derhal açık ya da özel olarak müdahalede bulunmalı” dedi.Türkiye’de rejimin kendini hukuk içinde koruması Amerikan çıkarlarına niçin ters düşüyormuş?..Başbakan Erdoğan bu soruya cevap aramak yerine müdahale sebebini bir an önce ortadan kaldırmaya bakmalıdır.Çünkü Türkiye’yi Amerika tarafından “korunmaya” mahkûm bir ülke durumuna sokmaktan daha ağır bir suç ve günah olamaz.Etraf Amerika tarafından “kurtarılmış” ülkelerin yıkıntıları ile dolu!

Devamını Oku

Onur ve kömür

5 Nisan 2008

Uluslararası kuruluşların ve yabancı medyanın karışma ve karıştırma girişimleri can sıkıcı olmaya başladı.Hele bazıları, Osmanlı’nın son dönemlerinde hedef olduğumuz saygısızlığı ve cüretkârlığı bile aşan ölçüsüzlükler sergiliyor.Üstelik bu müdahaleleri “iyiliğimizi isteyen dostlar” pozunda yapmıyorlar mı; uğradığımız hakaretleri dayanılmaz hale getiriyor.Bu haftaki The Economist dergisi cennetin anahtarı nerede; yerini gösteriyor sanki bize:“Türkiye demokrasinin laiklikten daha önemli olduğunu göstererek gerçekten modern bir Avrupa ülkesi haline gelebilir!” Türkiye’nin tarihini, toplumsal karakterini ve risklerini en az bizim kadar iyi bilen bu İngiliz yayın kuruluşu, laiklik sigortasından yoksun bırakılmış bir demokrasinin şeriatçı güçler tarafından domuz bağı ile yok edileceğini bilmezler mi?Hortum kesilmesinBatı toplumlarında demokrasi laikliğe muhtaç olmadan da yaşayabilir. Çünkü Hıristiyanlık devlet iddiasından beş yüzyıl önce vazgeçti ama Müslüman kökten dincilik öyle değil; iddiasını sürdürüyor.O nedenle The Economist’in verdiği aklın beş paralık değeri yoktur. AKP’nin Refah’tan daha ılımlı olduğu yolunda verdiği hükmün de değeri yoktur.Çünkü bu değerlendirmeleri yapma yetkisi artık yargıya geçmiştir. Yargı pek alâ “Refah propagandasını yapıyordu, AKP icraatını gerçekleştirdi” diyebilir.Şu sorulabilir: The Economist’in militan cüretkârlığı nereden kaynaklanıyor öyleyse?Türkiye şu anda uluslararası sermayenin en yüksek faiz gelirini elde ettiği ülkedir. Sömürgecilik çağımızda artık bu şekle döndü.Batılı para babalarının deniz feneri olan dergi, burada gıda ve kömür torbası alan yoksullardan daha militan bir AKP yandaşlığına niçin bu kadar iştahla soyunmuş olabilir?Büyük ihtimalle hortum kesilmesin diye!Onurlu sese özlemİktidar kurmayları yargıya yönelik dış baskıları teşvik etmeye asla kalkışmamalıdır. Ulusal onuru rencide eden yabancı müdahalesine göz yummanın bedeli AKP için ağır olabilir.İstanbul Barosu’nun “Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü” dün YARSAV Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na verildi.Eminağaoğlu törende, tutuklanan bir Fransız kaptan için Avrupalıların devreye girmesi üzerine Atatürk’ün “Karar Türk hakimlerinindir” diyerek tartışmayı bitirdiğini anımsattıktan sonra sözlerini şöyle bağladı:“Uluslararası kuruluşların bugün yargıya müdahaleyi de aşan sözlerine o gün Çankaya’dan yükselen ses bugün maalesef çıkmamaktadır.” Törende en büyük alkışı bu sözler aldı.Dağdaki çoban da, kömür yardımı alan yoksul vatandaş da aynı çizgiye gelecektir yakında.AKP yanlış ata oynamasın!

Devamını Oku

Tek çıkış!

4 Nisan 2008

Siyasetin ateşini düşürüp toplumsal enerjimizi çözüm üretmeye nasıl yöneltebiliriz?Kırk yıldır yazı yazıyorum, hayatım bu arayışla ve aynı arayışın peşinde ömür tüketen insanları izlemekle geçti.Gölge kovalamaktan kurtulup bazı sorunların kuyruğundan olsun yakaladığımız hiç olmadı mı? Oldu ama o fırsatlar da çıkarlarının bozulacağından korkan haydutların baskı ve dalavereleri yüzünden uçtu gitti.Manken Aysun Kayacı’nın TV’de “Benim oyum nasıl bir çobanla eşit olur” itirazı neden günlerdir süren bir tartışmanın fitilini ateşledi?Çünkü herkes asıl hastalığın partiler ve seçim yasalarında olduğunu biliyor.Zaten hastalık, Aysun Kayacı’nın söylediğinden daha ağırdır. Okumuş bir kentlinin oyu, kırsaldaki bir çobanın veya çiftçinin oyu ile keşke eşit olabilse. Ve o oylar da doğru seçilmiş adaylara gitse. Ama değil..Değerli seçmenlerMesela geçen seçimde 105 bin 717 seçmen İstanbul’da bir milletvekili çıkarırken Bayburt’ta 26 bin 688, Tunceli’de 27 bin 676 seçmen bir milletvekili çıkardı.Yani bir Bayburtlu 4 İstanbullu’ya, 3 Aydınlı’ya, 2 Bursalı’ya bedel oldu. Şu soru sorulabilir:Oylara eşit değer kazandırılsa sorun çözülecek mi? Hayır...Siyasetin kıblesi yanlış bizde. Seçimi halk değil lider yapıyor. Adayları lider seçtikten sonra vatandaşın oy değeri o ilden bu ile eşit olmuş, olmamış ne farkeder? Hiç...Türkiye sıkıştığı her dönemde doğru yolu bulmuş, fakat araya giren şok çözümler yüzünden doğru çözümden uzaklaşmıştır. Şimdi yine başımızın sıkıştığı bir döneme giriyoruz ve geçmişte ürettiğimiz reçeteleri hatırlıyoruz.Kurtuluşun yolu dar bölgeli iki turlu seçimden geçiyor.Sistem çalışamıyor550 milletvekilinin 100’ü “ülke milletvekili” olacak ve bu üyelikler genel oydaki oranlarına göre partilere dağıtılacaktır.Diyelim ki iktidar partisi yüzde 40 aldı, 40 milletvekili onun olacak. Oyların yüzde 1’ini alan parti dahi 1 milletvekili ile temsil olanağına kavuşacak.Geri kalan 450 için ülke seçmen sayısı bazında 450 eşit bölgeye bölünecek, her bölgenin tek milletvekili iki turlu seçimle belirlenecek. Birinci turda tüm adaylar yarışacak, ikinci tura en yüksek oyu alan iki aday girecek.Tabii sistemi mükemmel hale getirecek şartlardan biri, adayları da liderin değil partiye kayıtlı üyelerin seçmesidir.Partileri kapatılmaktan koruyan bir demokrasiye Türkiye’yi ancak bu tür bir partiler ve seçim düzeni kavuşturabilir.Lidere kul olmuş bir meclis çoğunluğu bugün yasama erkini kuvvetler ayrılığı ilkesinin bağımsız bir gücü olarak çalıştırmadığı için başımız dertten kurtulmuyor.Kurtulması da mümkün değil!

Devamını Oku

Vefa özürlü!

3 Nisan 2008

Toplumlar da bireyler gibidir ne kadar hak ediyorlarsa o kadar saygı görürler...Günün olaylarını görüşmek üzere toplandığımız masaya dün iki ilginç haber geldi. İkisi de bizim hesabımıza can sıkıcı hüzün verici farklar ortaya koyuyordu.İlk haber Japonya’dan...Yokosuka kentinde geçen ay bir taksi şoförü bıçaklanarak öldürülmüş, olay yerinde bulunan bir kredi kartı, polisi katile götürmüştü. Suçlu, kentteki donanma üssünde görevli bir Amerikan askeri idi.Japon Dışişleri Bakanı dün Amerikan Büyükelçisi’ni makamına çağırdı. Büyükelçi ülkesi adına Japon devletinden, halkından ve ayrıca öldürülen taksicinin ailesinden özür diledi.Daha sonra Japonya’daki Amerikan donanmasının komutanını yanına alan Büyükelçi, belediye başkanının karşısına geçip özür dilemek için Japon usulü yerlere kadar eğildi.İncirlik başta Amerikan askeri personelinin bulunduğu birçok Türk kentinde vatandaşlarımızın mağdur olduğu çok sayıda suç işlenmiştir, işleniyor.1992 Ekim’inde Ege’de yapılan tatbikat sırasında Saratoga uçak gemisinden atılan bir füze Muavenet muhribine isabet etmiş, gemi komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör’le birlikte dört denizcimiz şehit olmuşlardı.Bize gelince niye farklı?Bırakın adi suçları, böylesine ağır bir vebalin özrünü bile Japonya’daki pişmanlık ve içtenlik düzeyinde belli etmediler Amerikalılar bize karşı. Niye acaba?Çünkü “Türklerin böyle hassasiyetleri yoktur. Çabuk unuturlar” demişlerdir.Bu alandaki vefa eksiğimizi ve minnet fukaralığımızı dün Kurtuluş Savaşı’nın son gazisi Yakup Satar’ın Eskişehir’de toprağa verildiği törende içimiz ezilerek tekrar hissettik.Yakup Satar, hepimize özgür ve onurlu bir yaşam kazandıran kurtuluş mucizesinin hayattaki son kahramanı idi. Yaşarken ifade etmekte aciz kaldığımız minnetimizi onu toprağa verirken de gösteremedik.Evet son gazi, Reşadiye Camii’nde yapılan dini, ardından gerçekleştirilen askeri bir törenle toprağa verildi. Maliye Bakanı Unakıtan, Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın temsilcileri törende bulundular ama yeterli mi?Bu sorunun cevabını 18 Mart’ta Paris’te yapılan bir devlet törenini anımsayarak verebiliriz.Kahramana saygı kültürüBirinci Dünya Harbi’nin son Fransız gazisi Lazare Ponticelli de bizim Yakup Satar gibi 110 yaşında hayata veda etti. Onun şahsında bütün şehitleri anmak üzere ülkede bayraklar yarıya indirildi.Cumhurbaşkanı Sarkozy temsilcisini göndermedi, bizzat katıldı cenaze törenine. Eski Cumhurbaşkanı Chirac ile beraber ülkenin Başbakanı, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı da onun arkasında yerlerini aldılar.Ordusuz hürriyet olmaz. Orduları kahramanlar yüceltir. Kahramanları da hizmet ettikleri toplumların takdir ve şükran duyguları teşvik eder.Gaziler uzun yaşadıkları için değil hayatlarını yüce değerler uğruna tehlikelere atmış insanlar oldukları için saygıya hak kazanıyorlar. Onları örnek almaları için gençleri özendiremezsek güçlü ve onurlu bir toplum olamayız.Çocuklarımıza güvenli bir ülke bırakamayız.Şehitlerimize, gazilerimize, kahramanlarımıza saygı göstermek, toplumsal kültürün temeli haline gelmeli.Onlara sevgi ve minnetimizi ifade etmek gece denize karşı şarkı söylemek kadar içten ve kendiliğinden olmalı.Bu onlardan çok ve onlardan önce bizim ihtiyacımızdır!

Devamını Oku