Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Barroso Türkiye’ye niçin geliyor, kendi bilir.
Ama bu ziyareti AKP’nin kapatılma davasını etkilemek amacıyla kullanacağını hepimiz biliyoruz.
Jose Manuel Barroso “özel misyon yüklenmiş konuk” rolünü gelişinden önce oynamaya başladı. Brüksel’de gazetecilere söyledikleri, AB’nin değerlerini yansıtmıyor, saygısız bir sömürge valisinin talimatlarını anımsatıyor.
Meselâ AKP’ye kapatma davasının “Avrupa demokrasileri açısından oldukça garip” olduğunu söylemiş.
Başbakan’ın olsun, AKP’nin olsun Türkiye’yi bir İslâm devleti haline getirmek gibi bir gizli gündemleri olduğunu düşünmüyormuş.
Demokratik bir ülkede din ile devlet arasında ayrıma gitmenin önemini kabul edermiş ama laiklik de başlı başına bir din haline getirilmemeliymiş!
Kim doldurmuş acaba?
Avrupa’da halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan başka bir ülke yok. Türkiye dışında demokrasiyi kurup yaşatmış başka bir Müslüman toplum da dünyada yok.
Kökten dinci Hristiyan ile kökten dinci Müslüman arasındaki tehdit edici farkı bilerek mi konuşuyor Bay Barroso?
Türkiye’yi ayrıcalıklı kılan farkın laiklik temelinde yattığını söylemediler mi ona?
“Laiklik din haline getirilmemeli” demesi için onu dolduranlar, Diyanet’in en büyük devlet kurumlarından biri olduğunu, bu ülkede 79 bin 632 cami bulunduğunu, izinli Kur’an kurslarının dört yılda 4 bin 332’den 7 bin 367’ye, kurslardaki öğretici imam sayısının 6 binden 11 bin 682’ye, öğrenci sayısının 128 binden 250 bine yükseldiğini de anlattılar mı?
“Umudumuz Anayasa Mahkemesi’nin, hukukun üstünlüğü ve demokrasi ile uyumlu bir karar almasıdır” diyor.
Sözlerinin örttüğü amacı anlamamak için aptal olmak lâzım.
AKP’yi yargılayacak olan mahkemeyi etkilemeye çalışıyor. Bunu yaparken Türk yargısına beslediği güvensizliği açığa vuruyor.
“Farklı yasal sistemler olsa da hepsi İnsan Hakları Sözleşmesi ve Venedik Komisyonu ilkeleriyle uyumlu olmalı” imiş.
Türk yargısına güvensizlik atfetmek için örnek mi gösteriyor? Hayır göstermiyor, gösteremez.
Çünkü tam tersine onun ürettiği şüphelerin haksız olduğunu kanıtlayan örnekler vardır. AİHM, Refah ve türban davalarında Türk yargısının kararlarını yerinde görmüştür.
AKP avukatı gibi...
Peki bu kadar büyük yanlışlarla sakatlanmış bir yanlılığı, böylesine yüksek seviyeli bir uluslararası yönetici nasıl ve neden sahipleniyor?
Cevabı basit: Çünkü AKP, kendisinin taraf olduğu meselelerde uluslararası kurum ve şahsiyetleri, menfaati gerektirdiğinde devlet aleyhine doldurmaktan bile çekinmiyor. Ve bu kurumlar Türkiye’den iktidar dışında hiçbir ses duymuyorlar.
Nitekim Barroso’nun sözleri hep AKP’nin tezleridir!
Sistemin iktidarla sorunu var ama en az o kadar önemli sorun muhalefet eksiğidir!
Muhalefet sorunumuz
Haberin Devamı

