AKP’nin dava sürecinde izleyeceği strateji için CHP lideri Baykal dün şöyle bir teşhiste bulundu:
“Birdenbire demokrasi paketi aşkı ortaya çıktı. Bu paketin içinde sizin örtbas etmek istediğiniz bir şeyler mi var? Laiklik ilkesini boğacaksınız da sesi çok çıkmasın diye demokrasi davulu, bandosu, trampetleri mi çalıyorsunuz?”
AKP esas olarak Anayasa’yı değiştirerek yargılanmaktan kurtulmayı hedefliyor. Bunu “diyalog, uzlaşma, ortak akıl” gibi yaygın kabullerden yararlanarak yumuşak bir şekilde gerçekleştirmek istiyor.
Bu mümkün olacak mı?
Muhalefetin duruşu pek cesaret verici görünmüyor.
İktidar ısrarla ortada demokrasi sorunu bulunduğunu söylüyor, muhalefet liderleri ise sorunun iktidar partisi ile Anayasa yani devlet arasında olduğunu vurguluyor.
Gerçek de budur. Fakat değerlendirme yapanların çoğu “parti kapatma” sonucunu doğuran suçları değil, cezasını ayıplıyor.
Çoğunluk, parti kapatma cezası nasıl işlemez hale getirilir ona kafa yoruyor da hemen hiç kimseden AKP’ye yönelik bir sitem, bir ayıplama ifadesi çıkmıyor.
Karar verelim:
Ulusal çıkarların önceliği suç işleseler bile partilere kapatma cezası vermeyen bir çaresizliği demokrasi diye halka yutturmak mıdır, yoksa dört dinci partinin üst üste kapatılmalarına rağmen aynı amacı sahiplenen beşincinin iktidara gelebildiğine bakarak savunma tedbirlerini artırmak mı?
Abdüllatif Şener’in önceki gün MKYK toplantısında yaptığı ifşaat Başbakan Erdoğan’ın basiretli bir lider gibi davranmadığını göstermekle kalmamış, kendisine güven duymayanları haklı da çıkarmıştır.
Şener’in seçimlerden önce yaptıkları ikili toplantıda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kapatma davası için delil topladığına dair bilgiyi aktardığında Başbakan’ın gösterdiği tepki ne?
“Ciddiye almayın, bir şey yapamazlar!”
Başbakan keşke “Bir şey yapamazlar çünkü suçlanmayı hak edecek bir eylemimiz yok ve olamaz” diyecek durumda olsaydı.
Aynı kafa ile...
Halbuki öyle olmadığını biliyoruz. Kapatma davası açılmış olduğu halde türbanı ilk ve ortaöğretim okullarında hâlâ sinsice teşvik eden politika ve bu politikayı uygulayacak idarecileri iş başına getirme kampanyası aynen sürmektedir.
AKP “dik durma”yı yanlış anlamasın. Dik durmak adalete saygı göstermektir, yargıya diklenmek değil.
Dün “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diyenler bugün “Başımızı giyotine uzatacak değiliz” diyor; ayıptır!
İktidar önündeki zamanı yeni bir anayasa suçu işlemek için kullanacak yerde başını derde sokan yanlışları düzeltmeye çalışmak için değerlendirmelidir.
AKP için reformları canlandırarak AB rotasına girmek iyidir ama daha makbule geçecek olan dönüşüm, laiklikle kavga etmekten duyulan pişmanlığın mesela türbanlı okullardan başlayarak gösterilmesidir.
İyi savunma
Haberin Devamı

