Vahim tespit

18 Nisan 2008

AKP meclisteki çoğunluğunun kol gücünü kullanmaya başladı.Önceki gün iktidar milletvekilleri, bağımsız Kamer Genç’e saldırdılar.CHP ve MHP’li üyeler olmasa iktidar milletvekilleri belki pişmanlıklarının fayda etmeyeceği bir linç rezaletinin suçlusu durumuna düşeceklerdi.AKP, kimyasının bozulmasını mazur gösterecek çetin bir muhalefetle karşı karşıya değildir. Ezici çoğunlukları ile gündemi diledikleri gibi yönetiyorlar.Hiçbir dönemde meclis bugünkü gibi “dikensiz gül bahçesi” olmamıştı. Kamer Genç’i hedef alan o öfke ve nefretin sebebi ne o zaman?Televizyonu açtığımda National Geographic’in vahşi yaşam belgesellerini yayınladığı Wilde kanalını izliyor gibi hissettim kendimi.Çoğunluğunu acımasızca kullanan bir iktidarın çoğulcu düşünceye sahip olduğu iddiasına kim inanır?Başbakan dün “Milletvekillerinizin Kamer Genç’e şiddet uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye soran gazetecilere şu karşılığı verdi:“Benim partimin milletvekilleri hiçbir zaman şiddet uygulamaz. Şiddet uygulayan bizzat o zatın kendisidir. Çünkü her hareketi şiddettir!” Bu talihsiz cevap, olayın Başbakan’ı düşündürmediğini, hiç üzmediğini gösteriyor.Şunu da diyebilirdi:“O zat ne zamandır kaşınıyordu. Müstahakını bulmuş!” AKP iktidarı zorlandığı her alanı tahrip ediyor. Yanlışlarını da hep sayısal gücünü kötüye kullanarak yapıyor.Kamer Genç’in önemli bir tespiti var. “AKP’li milletvekilleri etrafımı sarınca Meclis Televizyonu yayınını kesti” diyor.İddiası doğruysa böyle bir hareket, saldırganları tahriktir ve delilleri karartma girişimidir.Başbakan bu vahim tespite ciddiyetle eğilmelidir.Sık sık küçük çocukları kucağına alıp sevecenliğini göstermeye çalışıyor.Bu iyi ama mecliste şiddet kullanılmasına tepki göstermedikçe samimiyetine kimseyi inandıramaz!*****Çiğ tavukAvrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin destek bildirisi dün yayınlandı.Konsey çevreleri “AKP istedi” derken AKP sözcüleri kendilerinden talep gitmediğini iddia ettiler.Keşke gerçeği söyleyen taraf AKP olsa. Ama öyle görünmüyor.Bu metnin ısmarlama olduğunu ve hatır için yazıldığını düşündüren iki işaret var.1. Bildiri salt AKPM’nin iradesinden kaynaklanan bir karara dayanıyor olsa altında 21 imza bulunmazdı. Öğle saatlerine kadar 370 üyeli parlamentonun sadece 21 üyesi imza koymuştur.2. Bildiri ile birlikte “Bu metin AKPM’nin ortak deklarasyonu olarak görülemez. Sadece imzası olan üyeleri bağlar, hiçbir hukuki ve siyasi bağlayıcılığı yoktur” açıklaması yapıldı.Yani tam bir “hatır için çiğ tavuk yeme” fedakârlığı sırıtıyor.İşte o sebeple ne destekleyeni yüceltmiştir ne de yardım göreni kurtaracaktır!

Devamını Oku

Bu rezaleti temizleyin...

17 Nisan 2008

Hangi bağımsız ülkenin iktidarı, milli mahkemesinin kararından korktuğu için yabancıları yardıma çağırmış?..Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde (AKPM) yaşanan “ısmarlama bildiri” olayı benzersiz bir rezalettir.Devlet itibarımız ve milli onurumuz için çok inciticidir.Tevfik Fikret’in dili ile silkelemek gerekiyor AKP’yi:Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi;Yok kalmadı haşâ sana zillet pederinden.Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi,Silkin şu mezellet tozu uçsun üzerinden.Ülkenin mahkemesini baskı yapmaları için yabancılara hedef göstermek, hiç bir ikbale değmeyecek hakirliktir. Haber o nedenle kamuoyunda tepki yaratmıştır.Oradaki Türk heyetinin AKP’li başkanı Mevlüt Çavuşoğlu dün telefonla arayıp hazırlığı süren bildiri için partisi adına hiç bir talepte bulunmadıklarını anlattı uzun uzun.Fakat güvendiğim kaynakların bana aktardıkları daha farklı:AKP’li üyeler, hükümetlerinin destek beklentisi içinde olduğunu AKPM Başkanı De Puig’e açıkça belli etmişlerdir.Bunda şaşılacak bir şey yok.Çünkü Başbakan Erdoğan da ABD Başkan Yardımcısı Cheney’ye Ankara’da aynı konuyu şikâyetçi bir tavırla ve destek talebi yansıtan ifadelerle açmaktan çekinmemiştir.Tabii ki yanlış ve tehlikeli bir politika bu. Türban ve laiklik kavgası sadece toplumu değil kurumları da böldü. İktidar hem “70 milyon biriz” diyor hem yabancılardan medet umuyor.Hem “şeriatın kestiği parmak acımaz” sözünü dilinden düşürmüyor hem tüm zamanını ve enerjisini mahkemeden kaçmak için tüketiyor.Milletvekilleri mahkemelerden kaçmak için dokunulmazlığı kaldırmıyorlar, partilerinin yargılanmasını önlemek için de Anayasa Mahkemesi’ne dış baskıların davetiyesini çıkarıyorlar.Mahkemeye güvenmemek değildir bu.. Kendi masumiyetine inanmamaktır!*****Kuzu milletYabancılardan Türk yargısına baskı yapmalarını beklemek hastalıktır.Böyle bir tablo hemen ilk bakışta iktidarın öteki devlet kurumları ile çatışma halinde olduğunu açığa vurur. Bizdeki durum da tam o!İktidarın kullandığı yöntemleri duyanların bazıları “Yok canım o kadarını da yapmazlar...” diye itiraz edebilir.Etmesinler; bugünkü noktaya paraşütle inmedik, aynı tuhaf taşları döşeye döşeye geldik.Meselâ türban yüzünden devletini AİHM’ne dava eden ilk parlamenter ailesi Türkiye’den çıkmıştır. Ayıplanmış mıdır Gül bu yüzden?Hayır, Dışişleri Bakanı yapılmıştır. Oraya gelince türban davalarında Türkiye’yi iyi savunan hukukçuyu değiştirmiştir. Yani onun döneminde Türkiye yelkenleri suya indirmiştir.Hesap mı sorulmuştur bu yüzden?Hayır Cumhurbaşkanı yapılmıştır!Başbakan sürekli “Durmak yok, yola devam” diyor. Nereye; onu söylemiyor.Zaten soran da yok!

Devamını Oku

Değer mi?

16 Nisan 2008

AKP kendine bir yol haritası çizmeli. Şu anda paniklemiş suçlular gibi yalpalıyor çünkü..Dava sürecinde hangi stratejiyi izleyecek?Bedel ödemek pahasına hukuk düzeninden yana mı olacak yoksa kargaşa tahrikçiliğinden mi medet umacak?Kimse bilmiyor bu soruların cevabını.Kötüsü, kendisi de bilmiyor. Bir öyle bir böyle davranıyor.Bakıyorsunuz Başbakan masumiyetine inanmış bir görüntü içinde adaletin kararını sabır ve saygı ile bekleyeceklerini anlatmaya çalışıyor, o arada duruşunu laik rejimle barışık olduklarına dair söylevlerle takviye ederken parti kongrelerinde “Onuncu Yıl” marşını söyletiyor, öbür yandan bakıyorsunuz kendisi ve bağlantıları Amerika’yı ve Avrupa kurumlarını Türk yargısını sıkıştırsınlar diye yardıma çağırıyor.AB Komisyonu Başkanı Barroso’nun Türkiye’yi bu özel amaç için ziyaret ettiğine dair somut kanıt yok ama öteki işaretler iktidarı zan altında bırakıyor.Amerika tarafıBaşbakan Erdoğan Ankara’ya geldiğinde ABD Başkan Yardımcısı Cheney’ye iddianameyi şikâyet etti mi, etmedi mi?Ankara’daki Büyükelçilik “Sözü edilen konu Başkan Yardımcısı Cheney tarafından gündeme getirilmemiştir” diye açıklama yaptı.Bu ifadeler Başbakan’ı köşeye sıkıştırmıştır. Ama Washington’dan yardım istekleri belli ki sürüyor.Nitekim geçen gün “American Enterprise Institute” adlı düşünce kuruluşunun Orta Doğu uzmanı Michael Rubin ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın kapatma davasına karşı AKP’ye destek vereceğini haber alarak olayı açık etmiş, “Böyle bir çıkış Türk kamuoyunun tepkisi çeker” uyarısı yaparak da oyunu bozmuştur.Bunun üzerine Rice “sade suya tirit” bir açıklama ile yetinmek zorunda kalmıştır. Oysa AKP yönetimi “Biz bu sorunun laik demokratik prensipler çerçevesinde çözüleceğini umuyoruz” diyen Rice’tan daha taraflı şeyler söylemesini bekliyordu.Gizli kalmadı..İşler ters gitmeye görsün; dün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki tezgâh da kısa devre yaptı!AKPM’nin kapatma davası ile ilgili bildiri hazırladığı haberi dışarı sızdı. “Nereden çıktı?” diye sorulunca AKPM Başkanı De Puig her şeyi anlattı:“Bildiri için Türk heyetinden bize talep geldi. Hatta Türk Parlamentosu Başkanı bizi Ankara’ya davet edecek.” AKPM’de 8’i AKP’li olmak üzere 12 Türk parlamenter bulunuyor.CHP’li Birgen Keleş, talepten haberdar olmadıklarını açıkladı. Heyet başkanı AKP milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu da aynı şeyi söylüyor ama kendisine inanacak birilerini bulması kolay değil!Takıyye gölgesiOrtada, devleti ve yargısı üstüne dış baskıları davet ve tahrik eden çirkin bir iktidar görüntüsü var.Başbakan kendini ve partisini, ulusal onurumuzu rencide edecek entrikalara batmış görünmekten kurtarmalıdır.Dava açılmıştır. Mahkeme üstünde baskı oluşturmak suçtur. İçeride iplerini ellerinde tuttukları yanlı medya desteğinde bu suçu pervasızca zaten işliyorlardı; buna bir de iktidar gücünü devletin itibarına zarar vermek pahasına parti menfaati için kullanmak yanlışını eklemek?..Sürdürülemez, savunulamaz bir suç bu.Unutulmasın; bu davranışlar AKP’nin laiklikle kavgalı olmadığını gösterme amaçlı eylem ve söylemlerine de takıyye gölgesi düşürüyor!

Devamını Oku

Meclis sorsun!

15 Nisan 2008

Tayyip Erdoğan’ın iktidar döneminde kuvvetler ayrımı ilkesi büyük yara aldı.Bilinçli olarak “Tayyip Erdoğan’ın iktidar dönemi” dedim; çünkü demokratik normların çerçevelediği bir parti iktidarından söz etmek mümkün değildir bugün.Erdoğan birinci döneminde meclisi devre dışı bıraktı, ikinci döneminde bir adım daha atarak bakanları “sekreter” konumuna getirdi.Öyle ki meclis, Başbakan’ın belirlediği çalışma takviminin dışına hiç çıkmıyor. Araştırma ve denetleme fonksiyonlarını tamamiyle unuttu.AKP grubu meclisin her işlem ve eylemine hakim olduğu için TBMM’nin görevi, Başbakan’ın istediği yasaları onun tayin ettiği vadede çıkarmakla sınırlı hale geldi.Temel gıda maddelerinin fiyatlarında meydana gelen aşırı artışlar ve üretim düşmesinden kaynaklanan darlıklar bütün dünyada toplumsal düzeni, güvenliği tehdit edici gelişmeler olarak izleniyor.Türkiye önündeki büyük sorunu bu kafa ile aşabilir mi?Başbakan istiareye yatacak, üç-beş danışmana sorduktan sonra talimat oluşturacak, Allah’ın yardımı ile her iş yoluna girecek... Kendimizi kandırmayalım; önümüzdeki olay ciddiyet talep ediyor.Tehdit, boykot boş...Başbakan Erdoğan meclisi hanidir unuttuğu denetleyici görevine yönlendirerek bir kötülükten kendisinin de yararlanacağı bir iyilik çıkarabilir.Türkiye temel gıda maddeleri konusunda bir sıkıntıya girmişse hiç düşünmeden şunu söyleyebiliriz:Ülke iyi idare edilmiyor!Yüksek faiz-düşük kur politikası nedeniyle tarımsal üretim kabiliyeti iğdiş edildi. Teknikler gelişiyor ama tarım üretimi sürekli düşüş gösteriyor. Bir daha yerine konulması kolay olmayan kamu servetlerinin satışından elde edilen paralarla sağlanan bolluklar işte böyle küçük bir krizde suyunu çekiyor.Dün baktım da Ankara Ticaret Odası ile Ticaret Borsası’nın başkanları boykot çağrısı yapmışlar, halka “birkaç gün pirinç yemeyiverin” demişler.TMO Genel Müdürü de “devlet blöf yapmaz, çaktı mı yıkar” türünden tehditler savurmuş.Bu lâfların işe yaramadığını, hükümetler götüren kıtlık ve karaborsa dönemlerindeki tecrübelerimizden biliyoruz. Artık denememiz gereken yeni yöntem üretim artışını özendirecek tedbirleri aramak ve darlık üstüne oynayan vurgunculara hareket alanı bırakmamaktır.Bu arada hata yapılmışsa onun da hesabını sormak...Kimler voliyi vurdu?Çiftçi “AKP geldiğinden beri tarım kan kaybediyor. Türkiye’yi iyice dışarıya bağımlı hale getirdiler” diyor.Başbakan “Hayır bu iddia doğru değil” diyemiyorsa bıraksın, meclis çalışsın ve gerekirse hesap sorsun.Gübrenin fiyatı altı ayda bir kat arttı. Mazot 3 YTL’ye dayandı. Devlet buğdaya, mısıra destek veriyordu, desteği neredeyse dörtte bire indirdi. Tahıl para kazandırmadığı için ekim alanları ve üretim elbette düşüyor, daha da düşecek.Bunun çaresi vardır ve meclis ararsa bulur. Sonra...Bir Ziraat Odası Başkanı dün TV’de pirinç stoklarının zamansız elden çıkarıldığını söylüyor ve büyük alımlar yapan firmaların iktidar partisine yakın olabilecekleri şüphesini açık ederek merakımızı tahrik ediyordu.Meclis görevine sahip çıkmalıdır.Piyasaların doğru çalışması da yetkilerinden ödün vermeyen bir meclisin varlığına bağlıdır!

Devamını Oku

Kriz fırsattır!

15 Nisan 2008

Kıtlık insanoğlunun uğrayabileceği en onur kırıcı felâkettir. O tehlikenin çanları mı çalıyor?Afrika ile Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunda güvenliği tehdit eden toplumsal hareketler yaşanıyor.IMF ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi toplantılarına katılan İngiltere Başbakanı Brown dün sorunu G-8 Toplantısı’na götüreceğini söyleyince Dünya Bankası Başkanı Zoellick itiraz etti:“Çok geç olur. G-8 Toplantısı Haziran’da. O kadar bekleyemeyiz!” Dünya Bankası Başkanı Zoellick, 1929 buhranını aşmak amacıyla ABD Başkanı Roosevelt’in önerdiğine benzer bir “Yeni Düzen” programı ile kaynak yönlendirmekte önceliğin açlıkla mücadeleye verilmesini talep ediyor.Başımıza gelen bu yeni felâket doğanın hazırladığı bir kötü sürpriz midir? Hayır; her şeyin sebebi doğayı hoyrat kullanan insanoğludur.Toprak bilimin desteğine rağmen nüfus artışı karşısında aciz kalıyor. Üretim tüketimi karşılamıyor. Küresel ısınmanın sebep olduğu iklim değişikliği yükselen taleple birleşince mısır, pirinç, buğday gibi temel gıda maddelerinin fiyatları bir yılda yüzde 40’ın üstünde arttı.Bu gidiş nereye varacak?Cahiller, fakirler, yani zayıflar ölecek, bu bunalımı fırsat olarak değerlendiren güçlüler daha güçlü hale gelecekler.Gelişmiş ülkeler, üretim güçlerini politik bir silâh olarak kullanarak egemenliklerini genişletip derinleştireceklerdir bu sayede.Açlıkla terbiye, tarihin en kıdemli emperyalist politikasıdır!Gelişmiş ülkeler teknolojilerini kullanarak sıcağa ve kuraklığa dayanıklı tohumlar geliştirirken bir yandan da yeni tarım alanları kazanmaya uğraşıyorlar.“Türkiye, dünyada kendine yeterli yedi ülkeden biri” palavrası iflâs etti. En kısa zamanda dünyanın yeni gerçeğine uygun şekilde silkinmek ve örgütlenmek mecburiyetindeyiz.Tarımsal üretimin teşvik yerine ceza gördüğü bir dönem yaşadık. Verimli topraklarımızı konut alanlarına kaybederken GAP’ta ülke büyüklüğünde bir alanı mayınlardan temizlemekte geciktiğimiz için bir anlamda insanlığa karşı suç işliyoruz.Türkiye’yi yöneten zihniyet vatandaşları üretmeye değil üremeye teşvik ediyor.Neyse, bu kıtlık belki akıl, izan ve sağduyu kıtlığına panzehir olur!Özür dileriz PippaVATAN okuru Hekime Urcan’a hak veriyorum.Evet, “barış gelini” İtalyan Pippa göz göre göre öldürülmüştür. Onu koruyabilirdik.Nasıl bütün güvenlik örgütlerinin aylar öncesinden bildiği Dink cinayeti bağıra çağıra gelmişse, İtalyan sanatçının tecavüze uğrayıp öldürülmesi de aynı sorumsuzluk girdabında gerçekleşmiştir.Şu soru yerindedir:“Gazetelerde gelinlik kıyafetiyle resimleri çıkan, tek başına otostop yaptığını söyleyen bir kadın bizde tecavüze uğramadan, boğazlanmadan kaç gün yaşayabilir?” Cevabını medya olarak biliyoruz. Haberi verirken Pippa’nın korunması gerektiğini düşünüp uyarı çağrısı yapmalıydık.Bu ülkede cinsel suça eğimli yaratıkların çokluğunu biliyoruz. Pippa’nın gazetelerde çıkan rotası üstünde mesleğine âşık bir polis müdürü veya jandarma komutanı, İtalyan “gelin”e bir koruma verebilirdi.Onu da geçtik, Turizm Bakanı “Koruyun bu kadını” diye emir verebilirdi.Bütün halkalar kırık çıktı.Hiçbiri olmadı, rezil olduk.O kadar rezil olduk ki...İtalyanlar kendi üzüntülerini unutup bizleri teselli etmek zorunda kaldılar!

Devamını Oku

İşte böyle!

13 Nisan 2008

Siyasi tartışmaların bazen gerilim üretse de feda edilemeyecek büyüklükte yararları oluyor.Meselâ CHP lideri Baykal iktidarın Anayasa değişiklikleri bahanesiyle laikliği referanduma götüremeyeceğini söyleyip şu soruyu sordu geçen gün:“Biz laikliği referandumla mı koyduk Anayasa’ya? O zaman konulsa girer miydi?” Başbakan Erdoğan, CHP liderinin sözlerini “Ülkede ‘laikliği millet oyuyla getirmedik’ diyen bir Baykal var” diye çarpıttıktan sonra halk oyunu, sandığı yücelten şeyler söyledi.Ama dünkü sözleri, vaktiyle savunduğu “Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Millet istemedikten sonra tabii gidecek yahu!” tezine taban tabana zıt bir duruşu yansıtıyordu.Başbakan laikliğe iki önemli güvence inşa etti:“Laiklik yüce meclisin iradesiyle ve milletimize benimsetilerek Anayasa’ya girmiştir, yoksa CHP’nin dayatmasıyla değil. Bugün de milletimizin kahir ekseriyeti laik düzenden yanadır” dedi.Kendisi ve partisi için taahhüt yerine geçecek olan şu sözlerin de altı çizilmeli:“Türkiye’de laikliğin oylanmasını isteyen yoktur. Buna ihtiyaç yoktur. Baykal ve zihniyetinden başka kimsenin milletimizin laiklikten yana olduğu konusunda bir şüphesi yoktur.” Bu sözlerin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla suçlanarak hakkında kapatılma davası açılmış bir partinin genel başkanı tarafından söyleniyor olması garip gelebilir.Ama bizce asıl AKP’nin içinde bulunduğu özel durumun zorluğu bu sözleri önemli hale getiriyor.Biz baştan beri iddianamedeki suçlamaları halkın vicdanında çürütecek türden eylem ve söylemlerin AKP hesabına en etkili savunma olacağına inandık.Başbakan’ın laiklikle ilgili sözlerine samimiyet kazandıracak birkaç anlamlı adım, ufkumuzu karartan bulutları bir anda dağıtır.Yalnız AKP’yi değil Türkiye’yi kurtarır!*****TutmazHalkı önemseyen partiler özel bir birim oluşturmalı.Bu birim gazetelerin internet sitelerindeki yazıların altındaki okuyucu yorumlarını izlemeli. Çünkü en doğru, en ilham verici görüşler orada.Önceki gün AKP’nin “Siyasi Etik Komisyonu” kurulmasıyla ilgili yasa teklifini meclise sunacağına dair bir haber vardı.Habere pek az vatandaş olumlu yaklaştı.Çoğunluğun tepkisini şu cümle pek güzel ifade etmişti:“Palavrayı bırakın, dokunulmazlıkları kaldırın!” Her partinin meclisteki gücü oranında temsil edileceği bir komisyon, asla siyasete etik getirmez.Çünkü devleti soyanlar devletin parasını harcayanlardır. Çoğunluğunu iktidar milletvekillerinin oluşturduğu bir etik komisyonu hırsız mı yakalar, yoksa kendi hırsızını mı aklar veya kaçırır?AKP döneminin belirgin özelliği yargı kompleksidir.İktidar bu ayıbı örtmek için sahte bir mahkeme kurmaya çalışıyorsa hiç heveslenmesin, millet yutmuyor!

Devamını Oku

AİHM kimleri işaret ediyor?

12 Nisan 2008

TBMM eski Başkanı Arınç dün yine tartışmaya açık şeyler söyledi:“Demokrasilerde sandık ve seçimi temel ilke kabul edenler şunu da bilmelidirler ki iktidarların el değiştirmesi kanlı olmamalıdır, şeytanî olmamalıdır, entrika dolu olmamalıdır, müdahalelerle karşılaşmamalıdır. Halkın iradesi hür ve serbest olmalı, sonucuna da herkes katlanmalıdır.” Kim itiraz edebilir bu söylenenlere..İktidar elbette halkın hür iradesiyle, hilesiz, hurdasız, kansız olarak seçimi kazanan partiye verilmelidir.Ama dikkat, devletin tapusunu almak değildir hükümet olmak. İktidar bir emanettir ve bağlı kalacaklarına yönetenlerin namus yemini ettikleri değerler ve kurallar çerçevesinde kullanılan bir yetkidir.“Sandık devleti” yok artık dünyada “Hukuk devleti” var.Hukuk devleti de bütün iktidarlardan aldıkları oyun oranı ne olursa olsun Anayasa’nın koyduğu temel düzene uyarak hareket etmesini istiyor.Devlet, kurallara uymayan, yani suç işleyen iktidarları bir şekilde durduruyor.Halk mı yargılasın?Demokratlık şovu yapanlara bakmayın siz; Anayasa’nın dışına çıkan bir iktidara yargının müdahalesini kınayanlar, askeri darbelere gerçekten karşı olamazlar.Çünkü yoldan çıkmış bir iktidarın yaratacağı tehlikeye karşı askeri müdahale felâketinden sistemi koruyacak tek sigorta, işine karışılmasına asla izin verilmeyen, bağımsız bir yargı organıdır.Bülent Arınç da bunu bilir ama söylemez. Hatta daha ileri gidip dün olduğu gibi yargıyı etkilemeye yönelik baskıcı cambazlıklar için kullanır yeteneğini.Neymiş; araştırma yapmışlar, halkın yüzde 70’i kapatma davasının ekonomiyi ve AB sürecini kötü etkileyeceğini, yüzde 60-65’lik bir kesim de kapatılmayı “haksız” bulduğunu söylemiş...Arınç bu konuşması ile “Egemenlik milletindir; AKP kararını mahkeme değil halk versin” demek mi istiyor?Aynı konuşmasında “Milletin bağrına bastıklarını yasa dışı yollarla yok etmek isteyenler emellerine ulaşamayacaklar” diyor.Anayasa Mahkemesi süreci mi yasa dışı yol oluyor?Kendilerine suç işleme imtiyazı mı talep ediyor?Korkutan gerekçeDün bunları düşünürken Ankara’dan bir haber geldi:Fazilet Partili Merve Kavakçı ve Nazlı Ilıcak’ın açtıkları dava ile ilgili AİHM’nin geçen yıl verdiği kararın resmi tercümesi tamamlanıp yayınlanmış.Kararın bu nedenle güncelleşmesi Arınç’ı herhalde telâşlandırdı. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi...1. FP’nin kapatılmasını örtülü biçimde onaylıyor.2. Kavakçı ile Ilıcak’ın türban eylemi nedeniyle siyasi haklarına getirilen kısıtlama cezasını, rejimin laik yapısını koruma amacı taşıması nedeniyle meşru kabul ediyor.3. Laiklik ilkesinin Türkiye’deki demokrasi açısından önemine dikkat çekiyor.4. Fazilet’in genel başkanı ve yardımcısının bir yaptırıma hedef olmamasının Kavakçı ile Ilıcak’a verilen siyaset yasağı cezalarını “orantısız” hale getirdiğini belirtiyor.AKP davasının da ağırlığı türbandır. Ve AİHM’nin Türk yargısına yaptığı “yukarıdaki sorumluları unutma” uyarısı çok önemlidir.Arınç’ın rahatsızlığı bu bakımdan haksız değil ama seçtiği yol çözüm olamaz.Hukukla çatışarak değil, ona saygı göstererek belki sonuç alabilirler.Fazilet bunu yapamadı çünkü iktidardaki ömrü yetmedi.AKP’nin önünde icraatla destekleyeceği uzun bir savunma dönemi bulunuyor!

Devamını Oku

Bozuk plak

11 Nisan 2008

Aldığım iki mektup acıklı halimizi ve endişe veren gidişimizi sarsıcı biçimde ortaya koyuyor.Hâkimlikten ayrılmış bir avukat okurun mektubu, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın Ankara’da bir kebapçı dükkânının (Tavacı Recep Usta) açılışını yaptığını ve davete katılan AKP ileri gelenleri ile sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdiğini anlatıyor.Haklı olarak da eleştiriyor:“Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın, ülkenin en önemli davasının sanığı durumundaki partinin mensuplarıyla kurduğu özel ilişki görev kusurudur. Verdiği görüntüler ile AKP davasında tarafsız olamayacağını ortaya koyduğu için çekilmelidir. En azından ben kendisine güvenimi kaybettim!” İkinci mektup Erciyes Üniversitesi’nin bir öğretim üyesinden...Cumhurbaşkanı Gül bu üniversitenin gecikmiş açılışı için gittiği Kayseri’de “Üniversiteler, tüm inançların serbestçe yaşandığı yerler olmalı” demişti.Bilimin ve üniversitenin görevinin, doğaya ve toplumsal yaşama ait süreçlerin nasıl gerçekleştiğini dinden bağımsız olarak incelemek ve yargılamak olduğunu yazan profesör şöyle devam ediyor:“Üniversiteleri büyük bir cami olarak gösteren bu düşünceyi kınıyorum. Cumhurbaşkanı Gül’ü bunları söylerken kürsü kenarında el pençe ayakta dinleyen Rektör’ü de gösterdiği tepkisizlik nedeniyle kınıyorum!” Din sömürüsünün maliyetini gösteren dramatik örnekler bunlar.Ama iktidar partisi kusurunu fark edip pişmanlığını ifade etmenin hâlâ çok uzağında. Genel Başkan Yardımcısı Fırat dün “Parti kapatmanın Türkiye’nin en büyük ayıbı” olduğunu tekrarlayan bozuk plâğı çalmaya devam ediyordu.Rejimin kendini hukukla ve yargının gücü ile savunması niye ayıp oluyormuş?Demokrasiyi hukuk dışı müdahalelerden koruyan adalet, ülkenin olsa olsa güvencesi ve övüncü olur.Kafaları karıştırmaktan vazgeçelim!*****Rezalet!Gücü eline geçiren kendine yontuyor.Mecliste Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı görüşülürken, milletvekillerine kıyak yapan düzenlemeyi partiler “birlik ve beraberlik ruhu” içinde kabul ettiler.Açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan vatandaşlar bile aldıkları sağlık hizmetinin devlete yüklediği maliyete belli ölçüler içinde katılmak mecburiyetinde olacaklar ama milletvekilleri, sadece gazilerin yararlandıkları ayrıcalığın içine girerek tek kuruş ödemeyecekler.Utanmazlığın pençesinden bu gidişle kurtulamayacağız.Tek çare, milletvekillerini liderlerin değil doğrudan halkın seçtiği sisteme geçmektir.Kıblesi halk olan siyasetçi nalıncı keseri olamaz. Lider sultası işte böyle “suç örgütleri” benzeri dayanışmalar yaratıyor!Rezalet karşısında muhalefet partilerinin ortalığı ayağa kaldırmaları gerekirdi, o da olmadı. Avanta onların da dilini bağladı.Böyle bir ahlâk zemininde yeni iktidar alternatifi nasıl çıkabilir?

Devamını Oku