Kıtlık insanoğlunun uğrayabileceği en onur kırıcı felâkettir.
O tehlikenin çanları mı çalıyor?
Afrika ile Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinin çoğunda güvenliği tehdit eden toplumsal hareketler yaşanıyor.
IMF ve Dünya Bankası Kalkınma Komitesi toplantılarına katılan İngiltere Başbakanı Brown dün sorunu G-8 Toplantısı’na götüreceğini söyleyince Dünya Bankası Başkanı Zoellick itiraz etti:
“Çok geç olur. G-8 Toplantısı Haziran’da. O kadar bekleyemeyiz!”
Dünya Bankası Başkanı Zoellick, 1929 buhranını aşmak amacıyla ABD Başkanı Roosevelt’in önerdiğine benzer bir “Yeni Düzen” programı ile kaynak yönlendirmekte önceliğin açlıkla mücadeleye verilmesini talep ediyor.
Başımıza gelen bu yeni felâket doğanın hazırladığı bir kötü sürpriz midir? Hayır; her şeyin sebebi doğayı hoyrat kullanan insanoğludur.
Toprak bilimin desteğine rağmen nüfus artışı karşısında aciz kalıyor. Üretim tüketimi karşılamıyor. Küresel ısınmanın sebep olduğu iklim değişikliği yükselen taleple birleşince mısır, pirinç, buğday gibi temel gıda maddelerinin fiyatları bir yılda yüzde 40’ın üstünde arttı.
Bu gidiş nereye varacak?
Cahiller, fakirler, yani zayıflar ölecek, bu bunalımı fırsat olarak değerlendiren güçlüler daha güçlü hale gelecekler.
Gelişmiş ülkeler, üretim güçlerini politik bir silâh olarak kullanarak egemenliklerini genişletip derinleştireceklerdir bu sayede.
Açlıkla terbiye, tarihin en kıdemli emperyalist politikasıdır!
Gelişmiş ülkeler teknolojilerini kullanarak sıcağa ve kuraklığa dayanıklı tohumlar geliştirirken bir yandan da yeni tarım alanları kazanmaya uğraşıyorlar.
“Türkiye, dünyada kendine yeterli yedi ülkeden biri” palavrası iflâs etti. En kısa zamanda dünyanın yeni gerçeğine uygun şekilde silkinmek ve örgütlenmek mecburiyetindeyiz.
Tarımsal üretimin teşvik yerine ceza gördüğü bir dönem yaşadık. Verimli topraklarımızı konut alanlarına kaybederken GAP’ta ülke büyüklüğünde bir alanı mayınlardan temizlemekte geciktiğimiz için bir anlamda insanlığa karşı suç işliyoruz.
Türkiye’yi yöneten zihniyet vatandaşları üretmeye değil üremeye teşvik ediyor.
Neyse, bu kıtlık belki akıl, izan ve sağduyu kıtlığına panzehir olur!
Özür dileriz Pippa
VATAN okuru Hekime Urcan’a hak veriyorum.
Evet, “barış gelini” İtalyan Pippa göz göre göre öldürülmüştür. Onu koruyabilirdik.
Nasıl bütün güvenlik örgütlerinin aylar öncesinden bildiği Dink cinayeti bağıra çağıra gelmişse, İtalyan sanatçının tecavüze uğrayıp öldürülmesi de aynı sorumsuzluk girdabında gerçekleşmiştir.
Şu soru yerindedir:
“Gazetelerde gelinlik kıyafetiyle resimleri çıkan, tek başına otostop yaptığını söyleyen bir kadın bizde tecavüze uğramadan, boğazlanmadan kaç gün yaşayabilir?”
Cevabını medya olarak biliyoruz. Haberi verirken Pippa’nın korunması gerektiğini düşünüp uyarı çağrısı yapmalıydık.
Bu ülkede cinsel suça eğimli yaratıkların çokluğunu biliyoruz. Pippa’nın gazetelerde çıkan rotası üstünde mesleğine âşık bir polis müdürü veya jandarma komutanı, İtalyan “gelin”e bir koruma verebilirdi.
Onu da geçtik, Turizm Bakanı “Koruyun bu kadını” diye emir verebilirdi.
Bütün halkalar kırık çıktı.
Hiçbiri olmadı, rezil olduk.
O kadar rezil olduk ki...
İtalyanlar kendi üzüntülerini unutup bizleri teselli etmek zorunda kaldılar!
Kriz fırsattır!
Haberin Devamı

