Fırsat kaçmasın

4 Mayıs 2008

Siyaset biraz da kendi kendini kandırmanın felsefesi sanki. Siyasetçi bunu iyi yapabildiği ölçüde başkalarını da kandırıyor!Ama onun da sınırı var.Başbakan Erdoğan Newsweek dergisine verdiği mülâkatta, kendisini az tanıyan bir dünya vatandaşına etkileyici gelecek şeyler söylemiş. Meselâ...“Bizi hep kökleri İslâm’da olan bir parti olarak gösteriyorlar. Bu doğru değil. Biz ortalama Türk’ün partisiyiz, sadece dindarların partisi değil” diyor.“Biz dindar bir insanın laiklik fikrini koruyabileceğini kanıtladık” diyor.“Türkiye, demokrasisi ile İslâm dünyasının geri kalan kısmı için bir ilham kaynağıdır” diyor.Derginin muhabiri nihayet dayanamıyor ve can alıcı soruyu soruyor:“Madem bu kadar liberalsiniz neden kapatma davası açıldı?” İşte hoşafın yağının kesildiği yer burası.. Başbakanımız yargıya çok saygılı ya, “Dava yargı aşamasındadır. Bu konuda bir yorum yapamam” deyip bahsi kapatıyor.Oysa kapatma davası açılmasına sebep olan eylem ve söylemlerden bazılarının yanlışlığını kabul ederek üstü örtülü bir pişmanlık ifade etmek, kamuoyunu ve hatta onun yanında mahkemeyi olumlu etkilemek için bulunmaz fırsattı.Pakistan’a iyi ama...Eğri oturup doğru konuşalım, Anayasa Mahkemesi’ndeki dava nedeniyle frene basılmasaydı, kadrolaşma ve yaşamın hemen tüm alanlarında kendini gösteren geriye dönük değişim aynı hızla devam etseydi Türkiye acaba İslâm dünyasının geri kalan kısmı için ilham kaynağı olma niteliğini koruyabilir miydi?Batılı müttefiklerimizin tavrına bakmayın; onlar El Kaide ve Taliban terörüne karşı bir ileri karakol ve alternatif inşa etmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin laikliği umurları değil.Meselâ New York Times gazetesi dün Pakistan’daki Fethullah Hoca okullarını göklere çıkaran bir röportaj yayınladı. Destekleri haklı, çünkü orada Gülen’in okulları radikal İslâm’a alternatif sunuyor.Ama aynı okulların, duvarlarına Atatürk posteri astıklarına bakarak Türkiye için de iyi bir şey olduğunu söylemek mümkün mü? Değil ama söylüyorlar.Türkiye’nin en önemli sorunu eğitimdir. Ve eğitimle ilgili tek açmaz Gülen okulları değildir. Çünkü AKP iktidarı döneminde gerçekleştirilen dinci kadrolaşmanın tahripkâr etkileri, suiistimal edilen çocuklarımızın üstünden yıllarca devam edecektir.Özeleştiri değiştirirAKP önderleri şu dönemde Anayasa Mahkemesi’nde savunma yaparken kendi vicdanlarına karşı özeleştiri yapmalıdırlar.Bu konuda medyaya yansıyan görüşler oluyor. Bazı âkil adamlar kimliklerini gizleyerek samimi itiraflar yapıyorlar. Ama ne oluyor?AKP yönetimi ne söylenmiş; onunla ilgilenmiyor kim söylemiş; ona bakıyor. Çünkü maksat yanlışı düzeltmek değil, doğruyu söyleyeni bulmak ve kovmak.Başkalarında ayıpladığı “yasakçı zihniyet” AKP’ye musallat olmuştur.Partiye “Kim söyledi, onu boşverin. Söylenen şey doğru mu, ona bakalım” diyecek bir zihniyet değişikliği acilen gereklidir.İktidarın ülkeyi irticaya götüreceğinden korkan kitleye güven verilmediği eleştirisi bir kurumsal başarısızlık ve zaaf olarak kabul edilmiş olsaydı, AKP işte o anda kazanmaya başlar ve asıl o zaman “ortalama Türk’ün partisi” olurdu.Şimdi öyle değildir. Şu anda hatalarından ders çıkararak kitle partisi haline dönüşmenin adımlarını, kapatma davasının itişlerinden yararlanarak gerçekleştirmeye çalışan bir irade görülmüyor. Bu hatadır, yanlıştır.AKP önündeki fırsatın değerini dileriz iş işten geçmeden fark eder.

Devamını Oku

Adalete kafa tutulmaz...

3 Mayıs 2008

Kapatma davasına karşı AKP’nin ön savunma verdiği söylendi ya; o haberi düzeltmek gerekiyor.Anayasa Mahkemesi’ne verilen metne savunma denemez, olsa olsa karşı suçlama denebilir.Tavır “hem suçlu hem güçlü” deyiminin tipik örneğidir.Oysa bir savunma şaheseri çıkacağı beklentisi yaratılmıştı ki, sızan bilgiler ışığında böyle bir tarihi belgenin varlığından bahsetmek mümkün görünmüyor.AKP isnat edilen suçları Yargıtay C. Başsavcısı’nın “vehimlere dayalı algılama hatası” olarak niteliyor. Kuruntuların suçlama yapıldığı, bu niteliği ile iddianamenin meşruiyet taşımadığı öne sürülüyor.Hani ellerinden gelse Başsavcıyı ya hapishaneye ya kliniğe kapatacaklar!AKP savunması, suçlamalara karşı masumiyet tezine değil, partinin kapatılması ile ortaya çıkacak kıyamet senaryolarına, yani korkutmalara dayanıyor.Ümitsizlik havasıBelli ki iktidar önderleri fena halde karamsarlığın pençesine düşmüş. Ön savunma metnindeki ifadeler, kurtulmaktan ümidini kesmiş bir ruh halini yansıtıyor.“Olan oldu, biz şimdi kapatma kararının kazançlarını nasıl kayıplarımızın üstüne çıkarırız?” Sanki hesap budur.Savunmada kullanılan “Yargı darbesi” ve “hakimler yönetimi” gibi karşı saldırı söylemleri, mağduriyet ve kahramanlık sömürüsü üstüne kurulacak yeni partinin temelleri olacak; öyle anlaşılıyor.Oysa vicdanı olan herkes biliyor ki sistem AKP’nin laik rejimle kavga etmekten vazgeçmesine fazlasıyla zaman tanımıştır.Ama yüzde 46,5 oy aldığı son seçim AKP’yi merkezde bir kitle partisi yapacak yerde dinci aşırılığa savurmuştur.Bırakın laik cumhuriyetin geleceğini sabote eden milli eğitim facialarını, Cumhuriyetin başkentindeki protokol manzaraları bile Başsavcı’nın hayal görmediğini kanıtlıyor.İnsan Ankara’da mı, yoksa şeriatla yönetilen Arap ülkelerinden birinde mi ayırt edemiyor artık.Harcanan fırsatİdidanamede şöyle bir tesbit var:“Laik cumhuriyet hiç olmadığı kadar tehlikededir. Çünkü karşı devrimci unsurlar bugün marjinal değil, iktidardadır!” AKP’nin önemli hatalar yaptığını partinin içindeki “âkil adamlar” da söylemeye başladı. İktidarın ülkeyi irticaya götüreceğinden korkan geniş bir kitle varsa bunun sorumlusu Başsavcı değil Başbakan’dır.Konuşma cesareti bulan arkadaşları, o korkuyu giderip yerine güven duygusu koymanın Tayyip Erdoğan’ın görevi olduğunu söylerlerken haklıdırlar.AKP lideri akıl vermeyi çok seviyor ama önce kendisinin şunu bilmesi gerekiyor:Sandıktan aldığı gücü kendine göre tarif edemez. Ederse ne mi olur?1 Mayıs’ta yediğimiz polis copu olur, biber gazı olur, işçinin, çiftçinin yediği küfür olur.AKP’yi yönetenler kimsede kusur aramasın. Bütün günah kendilerindedir.Yeminlerine bağlı kalıp Anayasa ile kavga etmeselerdi kendileri de ülke de daha imrenilecek bir yerde olurdu!

Devamını Oku

Baş ile ayakların iletişim sorunu

2 Mayıs 2008

Önderlerini izlemek AKP iktidarının rotasını tahmin etmeye yetmiyor.Meselâ 1 Mayıs basiretsizliği ülkenin en etkili işveren kuruluşu olan TÜSİAD’ın bile tepkisini çekmiştir.TÜSİAD Başkanı DİSK Başkanı’nı arayıp “geçmiş olsun” derken yayınlanan bildiride patronlar “Emeğe saygı gününde işçilere karşı orantısız güç kullanılmasından kaygı ve üzüntü duyduklarını” bildirmişlerdir.Haydi olan oldu, bari bu tecrübeden gerekli ders çıkarıldı mı?Gelecek yıl aynı ilkelliğin tekrarlanmayacağı konusunda biraz ümitlenebilir miyiz?Çalışma Bakanı Çelik’i dinleyince hafif bir ışık görüyoruz. Bakan dün Vali’den hesap soran bir tavırla “Biz de rahatsızlık duyduk. O görüntüler olmamalıydı” dedi.Ama sonra Başbakan “Ayaklar baş olursa” dediği günün kibirli asabiyetinden bir milim olsun gerilememiş halde “Devlet burada üzerine düşen görevi yapmıştır” dedi!AKP’nin kapatma davasında beklediği adalet ile 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçilerden esirgediği merhamet, insanı acı acı güldüren bir çelişki sergiliyor.İyi polis-kötü polisBaşbakan ve Çalışma Bakanı, partiyi korumak adına “iyi polis-kötü polis” oyunu mu oynuyor? Hayır, bu tamamiyle iletişim eksiğinden kaynaklı kötü yönetim manzarasıdır.Öyle bir oyun gerekli görülseydi “kötü polis” rolü Başbakan’a değil mutlaka Çalışma Bakanı’na düşerdi.Farkında mısınız; kapatma davası açılınca yargı ile çatışma havasına giren, adeta istikrarsızlık şantajına başvuracağı şüphesi uyandıran AKP lideri ve parti sözcüleri, adaleti yücelten türküler söylemeye başladılar.Anayasa Mahkemesi kararını inanç ve metanet ile bekleme kararı elbette doğru bir tercihtir. Yeter ki partinin tüm uzuvları bu karara uysun.Dikkatinizden kaçmış olamaz; laiklik karşıtı eylem ve söylemler son günlerde azaldı. Türban tahrikleri sıfıra indi. Başbakan bile dine gönderme yapmaktan sakınıyor konuşmalarında.Söylemek kolay ama..Bunlar kötü şeyler değil. “Sizi takıyyeciler, aklınız neredeydi?” diye alaya almamak, tahrik etmemek lâzım. Kapatma davası korkusuyla bile olsa din istismarı azalmışsa sevinmek gerekir.AKP yönetimi için birinci öncelik tabii ki Anayasa Mahkemesi yargıçlarını etkilemektir. Ama bunun çaresi samimi olduklarına halkı inandırmaktır.İşte büyük zorluk burada!İktidar, Çalışma Bakanlığı’nın yurt dışı örgütüne yapılacak tayinlerde uygulanan “mesleki yeterlilik sınavı”nı kaldırmaya hazırlanıyor. Amaç tabii ki yurt dışı kadrolarını da eşi türbanlı yandaşlarla doldurmaktır.Görüldüğü gibi, farklı görünmek o kadar kolay değil.Başlar frene basar basmaz sistem hemen durmuyor.Ayaklar bir süre daha yürümeye devam ediyor!

Devamını Oku

İktidar kaybetti!

1 Mayıs 2008

Dünyanın en tuhaf 1 Mayıs bayramı dün İstanbul’da yaşandı.Bayramı hak edenler değil, onlara günü zehir edenler kutlama (!) yaptılar.Dünyanın tüm büyük kentlerinde olduğu gibi simgesel bir meydanda toplanmak isteyen emekçilere hükümet karşı çıktı. Polis, asker yolları kapadı.Zorlamak felâkete davetiye çıkarmak olurdu. Kan dökülür ve yağma ortamı doğarsa masum insanlar zarar görürdü. Sendikalar yaptıkları bir-iki zorlamaya polisin verdiği acımasız tepki karşısında korkuya kapılarak iptal kararı aldılar.Bu bir yenilgi ise hangi tarafın yenilgisi?Emekçi kitleyi bayramı kutlama hakkından vazgeçmeye polisin copu ve biber gazı değil PKK’nın provokasyon hazırladığı yolunda yapılan resmi uyarılar mecbur etmiştir.Hiçbir sorumlu sendikacı masum insanları terörün pusu kurduğunu devletin ihbar ettiği meydana sürükleyemezdi.Ama önümüzde şöyle bir terslik duruyor:Yalan ihbar da provokasyondur. Dün 1 Mayıs’ı zehir etmeye değecek bir tahrik eylemi yaşanmadı. Halk düşmanı örgütler bunu Taksim dışında da yapabilirlerdi ama olmadı.Devleti yönetenler bir yıl sonrasının 1 Mayıs’ına başka türlü hazırlansınlar.“Velev ki ihbar olsa” Cumhuriyet Bayramı’nı da mı yasaklayacaklar?DİSK Başkanı Çelebi AKP’nin iki yüzlülüğünden yakınırken doğru bir noktaya işaret ediyordu: Hak ve özgürlük dendiği zaman iktidarın aklına türbandan başka bir şey gelmiyor.Asıl büyük yenilgiyi AKP almıştır. Dünkü duygusuzluk AKP’ye baştan beri destek veren demokrat aydınları korkuya düşürmüştür.Onlar AKP’nin masumiyetine tanıklık ederek meşruiyetine de katkıda bulunuyorlardı.Böyle giderse, iktidarın midelerinden yakaladığı sahte solcular dışında bu kitleden geriye kimse kalmayacaktır!*****Olmaz deme!Katar ortaklığı ile Sabah-atv’yi alan Çalık Grubu var ya; özelleştirilmeyi bekleyen Halkbank’ı da almayı düşünüyormuş.Haber bu işlerde uzman bir internet sitesinde çıktı. Grubun yetkilisi “Ancak” demiş “Halk Bankası tek başına teklif vermemiz için çok büyük. Yabancı bir banka ile ortak hareket edebiliriz.” Estağfurullah!.. Başbakan’ın damadının başında bulunduğu grubun gücüne, yeteneğine sınır koymak yakışık alır mı?Sabah-atv için de “Çok büyük” deniyordu. Ne oldu?Devletin iki bankası 750 milyon doları “en kıyak şartlarla” verdi, Cumhurbaşkanı ve Başbakan Katar Emiri’ni bin bir rica-minnet ikna etti ve iş bitti.Aynı siyaset, yani “Ali’nin külâhı Veli’ye Veli’nin külâhı Ali’ye” yöntemi yine çalıştırılabilir.Nasıl Halkbank’ın parası ile Sabah-atv’yi aldılar, Ziraat Bankası’nın parası ile de Halkbank’ı alırlar.Allah “Yürü ya kulum” dedi bir kere!

Devamını Oku

Bugün test var

1 Mayıs 2008

Demirel “Fırat’ın kenarında kaybolan koyun benden sorulur” derdi. Doğrudur, siyaset sorumluluk mesleği...Emekçilerin bayramı bu güzel bahar gününde çiçeklerle taçlanarak sevgiyle, dayanışma içinde kutlanabilirdi.Yazık ki öyle olmayacak; İstanbul’a çöken terör havası bugün daha ağırlaşacak, yüreğimiz ağzımızda, TV ekranlarının karşısında felâket haberi duymaktan korkan çaresizler olarak hepimizi eve hapsedecek.Niçin? Başbakan’ın kontrol edemediği asabiyeti yüzünden!Provokasyon ihbarları ve güvenlik kaygıları Türk-İş’i Taksim ısrarından vazgeçirdiği gibi DİSK ile KESK’i de ikna edebilirdi. Ama Başbakan’ın “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar” sözü köprüleri atmıştır.Başbakan, ideolojik rövanş duygusu ile Taksim’de ısrar edenlere “Onurumuzu korumak için boyun eğmeyeceğiz” deme fırsatı vermiştir.Başbakan’ın faturasını bugün milletçe ödeyeceğiz. Acaba “gaf” nitelemesi doğru bir tespit mi?Başbakanlıkları dönemlerde Yıldırım Akbulut ile Tansu Çiller’in çok gaflar yaptığını hatırlıyoruz. Ama onlarınki ağızlarından kaçmış sözlerdi çoğunlukla.Tayyip Erdoğan’ınkiler öyle mi, şüpheli...Çünkü o, şehitler verdiğimiz bir dönemde “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diye unutulmaz bir kara vecize (!) yumurtlamış, şehitlere kelle, bebek katiline sayın diyebilmişti.Geçen gün işçiye “ayak takımı” diyen Başbakan, çiftçiye de “Al ananı git” dememiş miydi?Bunlar belki seçilmiş sözlerdir ve gerçek Tayyip Erdoğan, devirdiği bu koca çamlarla kendisini tarif etmektedir.Karşımızda, seçim zamanı “taban” diye yücelttiği kitleyi, istediğini aldıktan sonra “ayak” diye aşağılayabilen bir karakter durmaktadır!Dileğimiz ve duamız, bugün ödeyeceğimiz bedelin korku duymak ve kendimizi eve hapsetmekle sınırlı kalmasıdır.Kötü şöyler olursa, yani kıyamet yaşarsak bir kez daha anlayacağız ki...Sadece emek dünyasında değil ülkenin yönetiminde de ayaklar baş olmuştur!Doğrucu DavutKaynakları dağıtma tercihlerinde bu iktidar çok ayrımcı davranıyor.Başbakan’ın 1 Mayıs nedeniyle dışa vurduğu “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” anlayışı her alana damgasını vuruyor.AKP iktidarı devlet olanaklarını dağıtırken daima yandaşlarını kayırıyor. Ama onlar arasında bile eşitlik sağlamıyor.Çünkü AKP kitlesi de “ayak takımı” ve “baş tacı” diye ikiye ayrılıyor.Ayak takımına gıda torbaları ile kömür çuvalları gidiyor, “baş” sayılanlara ihaleler ve ballı krediler veriliyor.Mesela Sanayi ve Ticaret Bakanı Çağlayan 2 bin KOBİ’ye (küçük ve orta boy işletme) toplam 150 milyon YTL kredi vereceklerini müjdeledi.2 bin işletmeye 150 milyon YTL, tek başına Çalık’a 750 milyon dolar..Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adaletine bakar mısınız?Ekonominin pulları dökülmeye başladı.Dün Merkez Bankası Başkanı Yılmaz “İki yıl üst üste enflasyon hedefini tutturamayan bir Merkez Bankası’yız. Kredibilite açığımız var” dedi.“Madem öyle istifa et” denir böyle bir itirafa ama yapamayız.Merkez Bankası’nın başında şu an hiç değilse doğrulardan halkı haberdar etmeyi meslek namusu sayan birisi var. Giderse onu da kaybederiz.Başbakan’ın masallarını dengeleyen bu Doğrucu Davut’u korumakta kamu yararı vardır!

Devamını Oku

AKP Ruleti

29 Nisan 2008

Rus ruletini filmlerden bilirsiniz. Vahşi bir risk oyunudur.Altıpatlar toplu tabancaya tek mermi konur, oyuna katılan kişilerden sırası gelen topu çevirir ve namluyu başına dayayıp tetiği çeker.Siyasette de yolsuzluğa batmak ölüme eşdeğer bir yok olma sebebidir.Bizim siyasetçiler kendileri ve yakınları için bu riski sık göze alıyorlar.Çünkü çoğu yakalanmayıp köşeyi döndükleri gibi yakalanan azınlık da halkın adalet duygusunu tatmin edecek cezalara hedef olmuyor.O nedenle Türkiye’de siyasetçiler Rus ruletinden daha tehlikeli ve cüretkâr oyunları, kamu kaynaklarını kullanırken göze alabiliyorlar.Meselâ son Sabah-atv satışı...İktidar, bu yayın grubunu kendi propaganda gücüne kazandırmak hırsı ile öylesine gözünü karartmıştır ki oynadığı tehlikeli kumara Rus ruleti demek bile mümkün değildir.AKP de iktidar gücünün suiistimali anlamında tek mermi kullanıyor burada ama o mermiyi toplu tabancaya değil şarjörlü tabancaya koyup kendine sıkıyor!Bu oyun kumar değil, harakiridir!CHP lideri Baykal dünkü grup toplantısında, Başbakan’ın damadının başında bulunduğu şirkete iki kamu bankasının 750 milyon dolar kredi vermeye mecbur bırakıldığını öne sürerek hortumculuğun hortladığını ilân ediyordu.Yüce Divan dosyası...MHP lideri Bahçeli de hiçbir yabancı kuruluşun ve Türkiye’deki hiçbir özel bankanın, “sağlam bir ekonomik gerekçe ve teminat” gösterilemediği için vermedikleri bu büyük krediyi, korkulan olur da devlet geri alamazsa ne olacağını soruyor ve şu uyarıyı yapıyordu:“Bu dönemin sorumluları mutlaka yargı önünde hesap verecektir. Bu itibarla başta kamu bankalarının yöneticileri olmak üzere tüm devlet bürokrasisi dikkatli olmalıdır!” İktidar bu tür uyarıları, meclisteki çoğunluğuna güvenerek hafife aldı hep. Ama artık ciddiye almaya başlamalıdır.Eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş dün bir toplantıda Başbakan Erdoğan’ı Yüce Divan’a götürecek dosyanın hazırlandığını iddia etti.“Sabah-atv Grubu’nun Çalık’a satışı da bu dosyanın içinde” dedi.Başbakan Erdoğan halkı mı, kendini mi kandırıyor? Çünkü şu kesin ki, Sabah-atv konusunda dün söylediklerinin -maazallah Yüce Divanlık olursa- savunma adına hiçbir kurtarıcılığı olmayacaktır.Çünkü olayı saptırıyor.Dün sorunu yabancı sermayeye muhalefet kılığına sokmuş, ahlâkî, hukukî ve siyasi suçlarla ilgili asıl soruları lâf kalabalığında kaybetmeye çalışmıştır.Yoksul insanların kapılarına götürülecek gıda torbaları ve birkaç yüz kilo kömür, meselenin seçim zemininde, yani siyasi olarak çözülmesine, daha doğrusu üstünün kapatılmasına belki yine yetebilirdi.Ama bu defaki başka.. Bu iş sandığa sığmayacak görünüyor!

Devamını Oku

Sağduyu neredesin?

29 Nisan 2008

Emekçi örgütleri 1 Mayıs’ta Taksim’den vazgeçmeye razı olmuyorlar.Devlet de “Taksim olmaz” kararını değiştirmeyecek görünüyor.Uzun bir tünelde iki trenin dumanlar, buharlar saçarak birbirlerinin üstüne gidişine benzeyen korku verici bir durum var.Bu çarpışmayı önlemek gerekiyor!Dün İstanbul Valisi Güler, üç büyük emekçi konfederasyonunun yöneticilerine “Taksim mümkün değil. Toplantınızı Kadıköy, Kartal, Çağlayan ve Kazlıçeşme meydanlarında yapabilirsiniz” diye çağrıda bulundu.Vali Güler, Taksim’e izin vermenin “trafiği felç edeceği” gibi ciddi güvenlik sorunları doğuracağını da öne sürdü.“Marjinal ve bölücü örgütlerin Taksim’deki toplantıda provokatif eylemler yapacağı, molotoflu silâhlı çatışmaya gireceği tespit edilmiştir” dedi.Tehdit varsa tedbir de vardır; devlet hayduda boyun eğmez. Özgürlüklerimizin sınırlarını halk düşmanlarının merhameti çizecek değildir. Bunların hepsi doğru...Ama şu da bir gerçek:Hangi sorumlu sendika lideri böyle bir uyarıyı yapılmamış sayabilir?Kaldı ki yasalarımız valilere geniş yetkiler veriyor. Gösteri ve yürüyüş anayasal hak olmakla beraber kanun, yerini belirleme yetkisini valiye vermiş.İşçi ve memur konfederasyonları demokratik hak iddiasından yola çıkarak “Taksim” diye bastırıyorlar. Böyle bir baskı için emekçi yığınların fiziki olarak kullanılması doğru değildir.Demokratik hak demokrasilerde olur. Demokrasi de hukuka dayanır.Emekçi örgütleri devletle restleşecek yerde İstanbul Valiliği’nin Taksim’le ilgili yasak kararını İdare Mahkemesi’ne götürmelidir.İki gün içinde yürütmeyi durdurma kararı çıkarmak mümkün olursa ne âlâ, başvuru reddolursa, kutlamalar izin verilen meydanlarda yapılmalı ve valileri yetkilendiren yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptali için çalışma başlatılmalıdır.Hiçbir emekçi örgütü 1 Mayıs’ı, davetine uyan masum insanları devlet güçleriyle karşı karşıya getirmenin fırsatı olarak kullanmamalıdır.Bu sevgi ve dayanışma gününü kâbusa dönüştürmenin vebaline girmemelidir.*****Eleştiri kuşatmasıBaşbakan gerçeklerle yüzleşmek mi, yoksa üstlerini örtmek mi istiyor?Yükselmeye başlayan eleştirel sesleri sanki susturmak peşinde.. Öyle olmasa milletvekilleri ile meclis grup salonuna kapanır ve söyleyecek şeyi olan herkesi saatlerce, hatta günlerce dinlerdi.Ama öyle yapmıyor, milletvekilleri ile gruplar halinde toplanıyor. Böylelikle eleştiriler lokal kalıyor, ateş oracıkta bastırılıyor ve sirayet etmesi, yaygın kabul görmesi ihtimali önleniyor.Yani gerçekleri izole etme politikası... Tipik bir böl ve yönet uygulaması.Ama boşuna.. Çünkü artık gerçekleri milletvekilleri şöyle dursun, kendisinin “ayak takımı”ndan sayacağı insanlar bile görmeye ve söylemeye başlamıştır. İşte...Denizli’de enflasyonun tek haneye indiğini söyleyince bir çiftçi “Mazot kaç lira oldu? Sen bunları benim külâhıma anlat” deyivermiştir yüzüne.Gaziantep’e giden bir bakanına da Mustafa Yılmaz adlı köylü şu hesabı sormuştur:“AKP ülkeyi neden kaosa sokuyor? Atatürk ilkeleriyle, Cumhuriyet’le niçin uğraşıyor?” Buyrun, dinliyoruz.Söz savunmanın!

Devamını Oku

Son umut!

27 Nisan 2008

Devlet içinde çeteleşme varsa sonuna kadar gitmek ve kökünü kazımak gerekir.Fakat bu amaca dönükmüş gibi duran eylem ve söylemlerin samimiyetlerini sorgulamak şartı ile...Aksi halde derin devletle mücadele numarası yapan odakların, bu karambolda ordu gibi, yargı gibi yedeği olmayan kurumlara zarar vermelerini kolaylaştırmış oluruz.Üstüne üstlük bu hokkabazların demokrat diye fiyaka yapmalarına da katlanırız.İtalyan gladyosunu çözen savcılardan Felice Casson, Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği sempozyumda Ergenekon benzeri yapıları dağıtmak için üç şartın bir araya gelmesi gerektiğini söylemiş:Duyarlı kamuoyu, bağımsız basın ve dürüst siyaset.Bu üç unsur aslında bütün kötülüklerden korunmanın şartıdır. Ama o altın üçlüyü nasıl bir araya getireceğiz?Medyanın bir bölümü, milliyetçi motif gördüğü hemen tüm suç örgütlerini Silâhlı Kuvvetler’le ilişkilendirmek için akıl dışı dışı zorlamalar yapıyor. İktidar, siyasal İslâmcı hedeflerine giden yolları üstündeki en güçlü engel Silâhlı Kuvvetler’i yıprattığı için bu çabaları ve sahiplerini övüyor, özendiriyor, ödüllendiriyor, gizliden sahipleniyor.Önceki gün Sabah vahim bir hata yaptı. Anavatan Partisi Genel Başkanı Mumcu’nun ağzından Silâhlı Kuvvetler’e iftira yerine geçecek bir iddia gazetenin manşetine çıktı:Sözde Erkan Mumcu “27 Nisan’da Cumhurbaşkanı seçimine katılsaydık asker bizi zorunlu ikamete gönderecekti” diyordu.Mumcu hemen yalanladı haberi.“Bana sordular, kesinlikle böyle bir diyalog olmadığını söyledim. Ama buna rağmen yazıldı” dedi.Bu tecrübe şunu ispatlıyor:Gazete, iktidara yaranmak için o yalan haberi feda edememiştir. Çünkü karar vericiler, Katar Emiri de dahil bütün patronların kendilerinden bunu beklediklerini düşünmüşlerdir!Gazete iktidar kontroluna girmese böyle bir meslek suçu asla işlenmezdi.Siyaset dürüstlük değil kirlenme yönünde ilerliyor, bağımsız medya kayıplar vermeye devam ediyor.Son umut kamuoyudur.Ama niteliksiz kamuoyu değil, duyarlı kamuoyu!*****Akıl oyununda çıkan itirafYukardaki “Son umut” başlığına bakarak karamsar olmayın.Duyarlı kamuoyuna ulaşmak bakımından şansımızı küçümseyemeyiz.Aziz Nesin’in “İnsanımızın yüzde 60’ı aptaldır” sözüne inanmayın.O sözleri üstat arsızlık sınırını aşmış olanları tedbirsizliğe sevketmek, halk yararına onlara tuzak kurmak için söylemiş olabilir.Nitekim Ankara’da Makine Mühendisi Ali Ömer Güleken bu imkânı değerlendirmiştir.Mühendis Güleken ne mi yaptı?Sabah ve atv’yi satın alan Çalık Grubu’na benzersiz şartlarla 750 milyon dolar kredi veren iki kamu bankasından birine başvurup, üstelik evini teminat göstererek aynı faiz ve ödeme şartları ile 100 bin dolar kredi istedi.Ve bankadan “Bu koşullarla size kredi vermemiz mümkün değil” cevabını aldı.Amacı gerçekten 100 bin dolar borç almak mıydı? Hayır.Bütün istediği iktidara yakını şirkete yapılan ayrıcalığı tespit ve teşhir etmekti.İşkence ile dahi söyletilemeyecek gerçeği akılla itiraf ettirdi. Bravo...

Devamını Oku