Ortalama Türk ne düşünür?

21 Mayıs 2008

Anayasa Mahkemesi önündeki davalarla ilgili süreç orta oyununa döndü.Herkes “Anayasamız, yargı sürecindeki davalar hakkında yorum yapmamıza izin vermiyor” diye söze başlıyor, ardından yandaş olduğu tezi korkmadan açıklıyor sıkılmadan dayatıyor.Meselâ TBMM Başkanı Köksal Toptan yüksek mahkemeden herkese “oh” dedirtecek bir karar beklediklerini söyleyerek hepimizi zıplatmıştı!Yüksek Seçim Kurulu Başkanı daha benzersiz bir ihlâle imzasını atmıştır. Bir kurula başkanlık ettiğini unutarak Başbakan’ın tasfiyeye uğrayacağından endişe edenlere “Kimse korkmasın; siyasi yasak gelse bile Başbakan seçime bağımsız olarak girer ve tekrar döner gelir” garantisini peşin peşin o verdi!Geçen gün İngiliz haber ajansı Reuters adını gizli tuttuğu bir bakana atfen kıyamet senaryoları aktardı. Hayalet bakana göre parti kapatılacak, Başbakan Erdoğan’a siyasi yasak gelecek, onun yerini tutacak bir adam bulunmadığı için de AKP’nin istikbali kararacaktı.Bu habere partinin resmi tepkisini Başbakan Yardımcısı Çiçek ortaya koydu:“Kimse kendini yüksek mahkemenin yerine koyarak fitne fesat çıkarmasın!” Başkanın oyu belliEtkileme çabalarının çapraz ateşi altında kalan kamuoyu şaşkındır.Karşıt görüşler onun önünde çarpışıyor ama aslında iki tarafın da hedefi Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesidir.Kamuoyu üstünden bir taraf Başsavcılık iddianamesinin haklılığını, iktidar yandaşları ise Meclis Başkanı Toptan’ın “ucuz kurtuluş” formülünü yüksek mahkemenin üyelerine dayatmaya çalışıyorlar.Mahkeme üyelerini korumak, yaratılan baskılara tepki göstermek Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın görevi ve sorumluluğudur, değil mi?Öyle ama mahkeme başkanı Haşim Kılıç, hukuk tarihine geçecek bir gafa imza atarken ne demiştir:“İnanın, çıkacak karar ne olursa olsun göreceksiniz hem demokrasimiz hem laikliğimiz hem hukukumuz bu süreçten daha güçlenmiş olarak çıkacak. Ve yine inanın bu söylediğim temenni değil.” Zannedersiniz mahkeme kararını verdi, şu anda gerekçesi yazılıyor!Dün konuştuğum anayasa hukuku hocaları, mahkeme başkanı Kılıç’ın sözlerini, mahkemenin kararını değil, kendisinin oyunu açığa vuran bir işaret olarak değerlendirdiler. Buna göre Haşim Kılıç türbana “yorumlu ret” kararından yana olacak, kapatma davasında da “hazine yardımının kesilmesi” cezasını savunan tarafta yer alacaktır.Gensorunun sorusuBaşbakan AKP’nin “Ortalama Türklerin partisi” olduğunu söylemişti ya...Hem Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin ilkelerine bağlı, hem dinini siyasi ve ticari menfaatlenmenin çirkinliklerinden koruyarak yaşayan bir ortalama Türk dün mecliste yapılan gensoru görüşmelerine TV’de takıldıysa acaba ne düşünmüştür?Ana muhalefet lideri, devletin malı haline gelmiş Sabah-atv grubunun, devlet bankasından sağlanan kıyak kredilerle Başbakan’ın damadının başında bulunduğu şirkete verildiğini meclis kürsüsünden iddia ediyor, Başbakan’ın bu ihaleye girerek fiyatı yükseltebilecek öteki firmaları bizzat vazgeçirdiğini söylüyor, 14 Kasım’da Prag’a giderken hava alanının VIP salonunda bu amaçla bir işadamı ile görüşüp görüşmediğini soruyordu.Gözü hasta olduğu için Başbakan dün meclise gelemedi, kendini savunamadı.“İyileştiğiniz güne erteleyelim toplantıyı” önerisini kabul etmedi. Çünkü mecliste daha kalabalıklar. Nitekim gensoru püskürtüldü. Ama sorular askıda kaldı.Hazinenin anahtarları ellerinden alınmadığı sürece “Hazine yardımını kesme cezası” AKP’ye ceza olmaz.Ortalama Türk şimdi böyle düşünmez mi?

Devamını Oku

Baskı geri teper!

19 Mayıs 2008

Başbakan baştan beri kapatma kararı çıkmayacağına inandığını göstermeye uğraşıyor.Ama adamları devamlı olarak karşı propaganda yürütüyor.“Bittik, mahvolduk” lâflarının amacı ne?Eğer bu, yabancı hükümetlerin ve kurumların Anayasa Mahkemesi üzerinde baskı yaratmalarına yönelik bir taktik ise, artık işin suyu çıkmıştır ve AKP’ye zarar verecek bir sevimsizliğe dayanmıştır.İnternette dolaşan mesajlara biraz dikkat gösterecek olurlarsa iktidar partisinin imajını düzenleyen sorumlular, müdahalede bulunan yabancıların öfke ve alay hedefi haline geldiklerini belirleyeceklerdir.Meselâ AB’nin Türkiye’ye dönük iki simge ismi olan Oli Rehn’e “Ölirem”, Lagendijk’e ise “La dandik” adını takmışlar. Bir okur “Münasebetsizliklerine artık gülüyoruz, Lorel-Hardy gibi eğlendiriyorlar” diyor.Peki Bush yönetimini kapatma davası sürecine müdahaleye çağıran eski Amerikan Büyükelçisi Mark Parris’in gayretkeşliğine ne demeli? Cevap: “Şarlo da gösteriye katılmak istemiş!” Türk yargısına baskı yapan yabancıları Başbakan ve arkadaşları “AKP dostu” saymamalıdırlar. Şu gerçeği kaçırmamak lâzım:Hiçbir siyasetçi ve devlet adamı, bağımsızlığına saygı gösterdiği bir ülkenin yargısını etkilemeye kalkmaz.AKP bu yöndeki densizlikleri dostluk değil ülkeye ve hükümetine hakaret saymalıdır.“Türkiye bağımsız bir ülkedir, lâfınızı bilin” diye yükselecek onurlu bir itiraz, inanıyorum ki o küstah müdahalelerin sağlayacağı faydanın misliyle fazlasını getirecek değerdedir.Saygısız baskılar her zaman geri teper. Bu da geri tepmeye başladı!Gıyapta gensoruMeclis bugün Sabah-atv satışıyla ilgili gensoruyu görüşecek.Ama gensorunun hedefi olan Başbakan galiba toplantıda bulunamayacak.CHP Başbakan’ın, Sabah ve atv’yi damadının başında olduğu Çalık Grubu’na kazandırmak amacıyla ihaleye müdahalede bulunduğunu ve Başbakanlık yetkilerini kötüye kullandığını iddia ediyor.Başbakan’ın hedef olduğu şüpheler sadece CHP kaynaklı değildir. Pek çok iktidar yandaşı bile kamu bankalarından alınan kıyak kredilerdeki sorumluluğu nedeniyle Başbakan’ın bu hesabı kolay veremeyeceğinden korkuyor.Gensoru, demokratik denetim mekanizmasıdır. Bu satıştaki soruları Başbakan milletin önünde cevaplamalıdır. Dokunulmazlıklar yetmiyor gibi bir de gensorudan kaçmak temizlik ve dürüstlükle bağdaşmaz.Başbakan bugün gözlüğünü takıp meclise gidemiyorsa “Bu hesabı bizzat vermek istiyorum, gensoru görüşmesinin birkaç gün ertelenmesini talep ediyorum” demelidir.Aksi halde göz kızarmasıyla ilgili mazeret yüz kızartıcı bahane damgasını yiyecektir!Yüzyılın en büyüğüBilimsel bir çalışma Atatürk’ü 20’nci Yüzyılın en büyük lideri seçmiş...Eşsiz önderi yaşadığı yüzyılın en büyüğü olarak seçen sayısız çalışmaya Amerikalı tarihçi Prof. Arnold Ludwig’in yaptığı tek katkı, Mustafa Kemal’i izlemeyi hak etmiş öteki devlet adamlarını sıraya koymaktan ibaret olmalı.Atatürk’ün hakkını teslim eden çalışmalar elbette bizler için gururdur.Ama Atatürk’ü kötüledikçe yükseldiklerini zanneden aptallar, inkârcılığın manevi yükünü taşımaya devam edeceklerdir.Onların hiçbir mazereti yok.Çünkü onun büyüklüğünü İngiltere Başbakanı Llyod George, Çanakkale harbi devam ederken 93 yıl önce görmüş ve ilân etmişti:“İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir ancak dâhi yetiştiriyor. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi bugün Türkiye’de doğmuştur.”

Devamını Oku

Gençler...

18 Mayıs 2008

Atatürk’ün gençliğe hitabesini okuyan bir yabancı, o metnin bir hayalciye ait olduğunu zanneder.Halbuki oradaki kâbus senaryoları yaşanmış gerçeklerdi ve Türkiye Cumhuriyeti tam da öyle bir cehennemin içinden o büyük önder tarafından çıkarılmıştır.Atatürk 89 yıl önce Samsun’a çıkmış olmasaydı hiç şüphesiz bugün bağımsız bir devletin, saygın bir ulusun üyeleri olarak yaşama şansı bulamayacaktık.Ne mutlu bize ki dehasının gücü, yarattığı eserin yıkılmadan ayakta durmasını sağlayan enerjiyi bugün bile üretmeye devam ediyor.Bunca kötülük ve düşmanlığa başka türlü hiçbir ülke dayanamazdı.Onu minnet ve saygı ile anıyoruz.Tarih bu coğrafyada bağımsız ve onurlu bir ulus olarak yaşamanın imkânsızlığını bir Atatürk ve silâh arkadaşlarına dinletememiştir.İmparatorluğun enkazı altından çıkan on milyon yorgun ve yoksul insandan efsanevi bir ruh yaratmış, o ruhu çağdaş uygarlığın peşinde mucizevi bir dev haline getirmiştir.Atatürk’ün askeri dehası 19 Mayıs 1919’dan başlayıp 9 Eylül 1922’de İzmir’de zaferle taçlanan kurtuluşu, devlet adamı dehası da tarihin akışını değiştirerek modern Türkiye Cumhuriyeti’ni getirmiştir.Cumhuriyetin sonsuza kadar yaşama garantisini o, başta laik ve demokratik rejimin varlığında görmüş, gençliği kendine göre tarif ederek ona büyük görevler yüklemiştir:“Benim anladığım gençlik, bu inkılâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz ihtiyardır, yetmiş yaşında bir idealist de güçlü bir gençtir.” Her yaştan gençlerin, ruhlarında birleşerek cumhuriyete sahip çıkmaları gereken bir dönemden geçiyoruz. Atatürk’ün emaneti, ona inananlardan sevgi ve özveri bekliyor.Bakın cumhuriyeti kurduğu yıl ne demişti:“Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak!” Eşsiz önderi düş kırıklığına uğratmadığımızı iddia edebilir miyiz?“Evet” diyenlere geçmiş olsun.“Hayır, mücadele hiç bitmeyecek” diyenlerin bayramı kutlu olsun!***** Hey uyanın! Çin’deki deprem yüreklerimizi yaktı.Ama itiraf etmeliyiz ki oradaki trajedide kendi korkunç geleceğimizi de gördük.Biz 1999 Körfez depremine 20 bin kurban veren bir milletiz. İstanbul dahil aynı bölge, yeni bir depremin tehdidi altında.Bu korkunç durum, olağanüstü bir disiplin ve hazırlık istiyor bizden.İşte Çin’de gördük, en yoğun can kayıpları okullarda yaşandı. Neredeyse her okul bin çocuğun mezarı oldu.Yöneticilerimiz benzer bir facianın, beklenen büyük deprem gerçekleştiği takdirde Türkiye’de tekrarlanmayacağını garanti edebilirler mi?Hayır edemiyorlar.Çünkü 1999 depreminde sakatlanan okullardan sadece 101’i güçlendirildi.495 okul dokuz yıldan beri sırada bekliyor.Beklenen deprem olursa bu gecikmeden sorumlu olan kamu yöneticileri dilerim bir enkaz altında kalırlar ve acılı ana-babaların yüreğine asit döker gibi “Takdir-i İlâhi” demek imkânını bulamazlar!Bu okulları sağlam hale getirmek için para bulunamadığı bahanesini kabul edemeyiz.Zırt fırt kaldırım taşı değiştirerek soyguna uğratılan paraları okulların onarımına vererek yeni bir alışkanlık edinmeye başlasınlar.Son bir uyarı: İhale Yasası’nı hırsızları koruyup cüretlerini artıracak yönde değiştiriyorlar. Lütfen vazgeçsinler.Başkalarınınkileri düşünmüyorlarsa kendi çocuklarını düşünsünler!

Devamını Oku

Dertleri ne?

17 Mayıs 2008

Kapatma davasında işi küfre, hakarete kadar götüren yabancılar kervanına tanıdık bir Amerikalı da katıldı.1997-2000 yıllarında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan Mark Parris, Wall Street Journal gazetesine Türk yargısını ve kapatma davasına tepkisiz kalan Bush yönetimini eleştiren bir makale yazdı.Büyükelçi yazısına “Türk mahkemeleri halkın kararına saygı göstermeli” başlığını koymuş.Amerika’da seçilmişlere kanunları çiğneme ruhsatı mı veriyorlar?Hiçbir demokrasi iktidara getirdiği siyasi güce böyle bir imtiyaz vermez.AKP hakkındaki dava durduk yerde açılmadı.Ama dışardan bizi “laiklik mi, demokrasi mi” gibi saçma sapan bir sorunun muhatabı yapıyorlar.Durun dostlar, Müslüman bir toplum için “biri olmazsa öbürü de olmaz kavramlar”dır bunlar. İkisi bir arada olmazsa olmaz!“Din mi, ahlâk mı?” diye soru olur mu; onun gibi...Büyükelçi Parris, hem Tayyip Erdoğan’ın son seçim zaferinin ardından hatalar yaptığı için siyasi sermayesini erittiğini kabul etmiş, hem de Anayasa Mahkemesi’nin son zamanlarda siyasete müdahale için giderek artan bir iştah sergilediğini iddia etmiş. Hangisi doğru?Yazıdaki tek doğru “Hatalarına rağmen AKP’nin liberal bir demokrat partiye Türkiye’deki en yakın kurum” olduğudur.Büyükelçinin unuttuğu şu ki AKP bu niteliğinden ötürü değil, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu iddiasiyle dava edildi ve mahkeme de henüz kararını vermedi.Mark Parris’in derdi laikliğin güvence altına aldığı Türkiye’ye özgü demokrasiyi takdir etmek değildir.Bir çok Avrupalı politikacı gibi o da Türk modelini korumak yerine onu öteki Müslüman toplumların örnek alabilecekleri kıvama getirmek için bozmaktır.Ilımlı İslâm’ı bize iyilik diye istemiyorlar, kendilerine güvenlik sağlayacağını düşündükleri için dayatıyorlar!*****Dolmabahçe yalanıBeklediğimiz açıklama dün geldi.Eski milletvekili ve bakan Fikri Sağlar, Birgün gazetesindeki sütununda Başbakan ile Genelkurmay Başkanı’nın Dolmabahçe’de yaptıkları görüşmeye dair iddialarda bulunmuştu. Ortada bir şantaj isnadı vardı.Akıl dışı da görünse iddianın sahibi bir eski bakandı ve meyhanede konuşmuyor, gazetedeki sütununda yazıyordu.İki gün bekledikten sonra bu iddiayı yalanlanması ümit ve talebi ile kamuoyunun gündemine getirdik. Ve beklediğimiz sonucu da aldık.Başbakanlık Basın Merkezi, görüşmenin içeriği hakkında ortaya atılan iddiayı “hayâsız bir yalan” ve “alçakça bir iftira” diye nitelemiş.Bunu anladık. Ama açıklamada şöyle bir ifade var:“Hayâsız yalanları önce yayınlayıp yalanlama gelmezse doğru ilân etmek büyük ahlâksızlıktır.” Peki, hayâsız yalanları zamanında cevaplamamaya ne ad bulacağız?İktidar medya denetimini içine sindirememiş olabilir ama biz yaralayıcı bir iddianın yalanlanmasına vesile olduğumuz için müsterihiz.

Devamını Oku

Susmayın!

16 Mayıs 2008

Genelkurmay’ın e-muhtırasından sonra gerçekleşen Dolmabahçe buluşmasının sırları mı çözülüyor?Başbakan ile Genelkurmay Başkanı bir yıl önce Dolmabahçe Sarayı’nda iki buçuk saat süren bir görüşme yapmışlardı.O görüşme hakkında kamuoyu birinci elden bilgi edinemedi. Tarihin akışını değiştiren bir olaya bakılarak değerlendirildi o buluşma.Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adaylığının geri çekilmesi, Dolmabahçe’de aranan ve sağlanan tek mutabakat sayıldı.Fakat eski Kültür Bakanı ve CHP eski milletvekili Fikri Sağlar, o buluşmada başka sonuçların da kotarıldığını iddia eden bir makale kaleme aldı Birgün Gazetesi için.“AKP’yi yakından bilen bir hukuk adamının iddiası”nı aktardığını söyleyerek Dolmabahçe görüşmesi hakkında şunları yazdı:“Başbakan bu görüşmede Bayan Büyükanıt’ın yapmış olduğu harcamaları içeren bir dosyayı Genelkurmay Başkanı’nın önüne koymuş. Dosya içeriği son derece ürkütücüymüş.Böylece bu dosyanın ortaya çıkması halinde eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Erdil Paşa’nın başına gelenlerin Büyükanıt’ın da başına gelebileceği ima edilmiş!O günden sonra Büyükanıt, Başbakan’ı ve AKP’yi hedefleyen açıklamalardan kaçınmış..” Fikri Sağlar’ın bu yazısı dün değil önceki gün çıktı. İddianın dayandırıldığı kaynak bize çok inandırıcı gelmediği için iki gün bekledik. Olur ki Genelkurmay veya Başbakanlık bir yalanlama yayınlar ve mesele kapanır.Ama öyle olmadı. İftiraya uğramış olduklarını temenni ettiğimiz iki önemli şahsiyet ve kurumları adına hiçbir açıklama yapılmadı.Fikri Sağlar gizleri aydınlatma yeteneği sınavdan geçmiş bir şahsiyettir. Bu şöhreti iddialarının ciddiye alınmasını hak ediyor.TBMM Susurluk Komisyonu’nda görev yapan Sağlar, iş adamı Korkmaz Yiğit’le mafya lideri Çakıcı arasındaki görüşmelerin kayıtlarını medyaya açıklayarak Türkbank ihalesinin iptal edilmesini sağlamıştı.Yani Başbakanlık ile Genelkurmay suskunluklarını “Her deli saçmasına yalanlama yapacak değiliz” diye haklı gösteremezler. Devlet içine uzanmış gizli ilişkiler konusunda uzman sayılacak bir siyasetçinin, bir eski bakanın iddiaları “deli saçması” muamelesine tabi tutulamaz.İddia vahimdir ve cevapsız bırakılmamalıdır.Çirkin bir iftira ile mi, yoksa cüretkâr bir şantajla mı karşı karşıyayız, bunu bilelim ve gölgesini bir an önce üstümüzden kaldıralım!*** Çorbaya maydonoz Anayasa’nın 69’uncu maddesinde şu ifade var:“(...) partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri (...) beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamazlar.” Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın, Star’dan Şamil Tayyar’a telefon açmış ve AKP hakkında kapatma kararı verilecek olursa Başbakan Erdoğan dahil yasak kapsamına girecek bütün milletvekillerinin, bağımsız aday olarak ara seçime girip meclise dönebileceklerini söylemiş.Bu yorumuna da yukarıdaki anayasa maddesini gerekçe göstermiş.Anayasa Mahkemesi’nden karar çıktı da bizim haberimiz mi olmadı?Başbakan ve yasaklı arkadaşları ara seçime girmek için YSK’ya başvurdu da biz mi duyamadık?YSK, adı üstünde bir kuruldur; toplanıp bu meseleyi görüştü de biz mi atladık?Hayır, bunların hiçbiri olmadı ama...İhtimaldir ki YSK Başkanı, “hani meselâ” dedi ve siyasetimizin “sebze çorbası”na maydanoz doğradı!Ankara’da anlaşılmaz işler oluyor!

Devamını Oku

Merkez sağda hareket...

15 Mayıs 2008

Genel seçimleri tam isabetle tahmin eden araştırma kuruluşu AG’nin son bulguları merkez sağda hareket yarattı.Bunun sebebi oyların partilere dağılımında nisan sonu itibariyle görülen çarpıcı değişikliktir.“Bugün genel seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” Şu tablo çıkıyor: AKP yüzde 31.4, Kararsız-Cevapsız yüzde 24.7, CHP yüzde 17.1, MHP yüzde 13.5..Kararsızlar dağıtıldığı zaman AKP 41.7, CHP 22.7, MHP 17.9 oluyor.Ve bu rakamlar iktidar partisinin ocak ayında yüzde 54.2 iken üç ayda 12,5 puan geriye gittiğini gösteriyor.Neden böyle oldu?Araştırmanın öteki bulguları bozulmanın ekonomi ile başladığını, dış piyasalardan yansıyan olumsuzlukların yalnız bugünü değil yakın gelecekle ilgili beklentileri de kötü etkilediğini ortaya koyuyor.AKP ile ilgili kapatma davası bunun üstüne gelmiş, laiklikle ilgili kaygılar dava nedeniyle bir anda su yüzüne çıkarken iktidar partisi özellikle eğitimli yığınların güvenini iyice kaybetmiştir.Merkez sağın iştahını kabartan nedir?Birinci iktidar döneminde devletle ve laik rejimle kavga etmediğine bakarak son seçimde AKP’ye oy veren merkezdeki seçmenler, 22 Temmuz’dan sonraki kamikaze eylemleri nedeniyle güvenlerini kaybeden iktidar partisinden uzaklaşıyorlar.AKP’de erime oluyor ama CHP ve MHP muhalefetinde bir birikme olmuyor. Nereye gidiyor bunlar?“İkinci büyük parti” konumunda kararsız bekliyor...İktidar partisinin kayıpları önümüzdeki günlerde artabilir. Çünkü ekonomik göstergeler iyimserliğe kredi açmıyor.Demirel’den “hayır”Kapatma davasının gidişini etkileyecek bir yaratıcılık, türban yasağını kaldırmaya yönelik anayasa değişikliğinden vazgeçmek gibi büyük bir pişmanlık adımı?.. Beklenmiyor.Bunlara çoğalan yolsuzluk iddiaları karşısında ayağa kalkan toplumsal öfkenin o hiç unutmadığımız kıyıcı etkilerini de ekleyebilirsiniz.Dün ANKA ajansı, merkez sağ partilerde bakanlık, milletvekilliği yapmış 107 ismin “Siyasette arayış çalışmaları” için buluştuklarını haber verdi.Ajansa göre toplantıda merkez sağda ittifak kurulması ve 9’uncu Cumhurbaşkanı Demirel’in göreve çağrılması kararı alındı.Arayış doğru bir başlangıç olabilir ama seçilen yol ve tümü emekliliği çoktan hak etmiş olan aktörleri davayı hedefe götürür mü; çok şüpheli.Demirel de zaten derin tecrübesi ile bu gerçeği gördüğünden “Böyle bir çağrıyı kabul eder misiniz?” soruma şu cevabı verdi:“Ben partiler üstüyüm. Çağrı almadığım gibi ülkemin de benden istediği bir şey yok..” - Peki ne görüyorsunuz?“Türkiye’de bir sağduyu var ve o çıkış yolunu bulacaktır. Toplumda yeni bir oluşum başlamıştır. Olaylar adamlarını, kahramanlarını çıkaracaktır. Telâşa gerek yok, zaman tanımak lâzım.”

Devamını Oku

Kötü bir hava

15 Mayıs 2008

Gerilim filmi izliyoruz sanki.. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ve eşi Ankara’da öğle yemeğine gidiyorlar.Mahkemenin hariciye kökenli üyesi Osman Paksüt’ün eşi Ferda Hanım kendilerini izleyen bir araçtan şüphelenince Emniyet’i haberdar ediyorlar.Hemen gereği yapılıyor ve Paksüt çiftinin şüphelendikleri aracın polise ait olduğu ortaya çıkıyor.O dakikadan beri bütün resmi ağızlar aynı açıklamayı yapıyor:“Tamamiyle yanlış anlaşılmadan ibaret bir konudur!” Peki doğru nedir?Olay yerinde “izleyen ve dinleyen bir araba” var mı; var.O araç “Anayasa Mahkemesi üyesi Paksüt’ü dinlemiyor” ise kimi dinliyor?Osman Paksüt’ün eşi Ferda Hanım dün “Daha önce hiç dinlenip takip edildiğinizi hissettiniz mi?” diye soran VATAN muhabirine “Şimdilik yorum yok” cevabını verdi. “Hayır” demedi.Şüpheli aracın polise ait çıkması, sükûnet isteyenler için şans, komplo teorilerini sevenler için kayıptır.Meselâ o araç Jandarma istihbaratına ait olsaydı Ergenekon senaristleri kamuoyunu en az bir ay meşgul edecek yılan hikâyeleri, kurt masalları üretirlerdi.Dileğimiz resmi açıklamaların gerçeği yansıtıyor olmasıdır. Ama olay bu haliyle bile ciddi bir zaafiyeti duyuruyor.Yüksek mahkemelerin yargıçları AKP hakkında açılan kapatma davası sonrasında yoğun baskı hissetmektedirler. YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu dün bir tespit yaptı:“Yargıç ve savcıların bu kuşkuları hissetmeleri, bu düşünceler içinde görev yapıyor olmaları, hukuk devletinin neresinde yaşadığımız yönünden açıklanması güç bir durumdur.” Evet, kapatma davası nedeniyle yargı üstünde tedirginlik uyandıran bunaltıcı bir baskı uygulanıyor. Bu baskının görünür örneklerini hatırlamak, saman altından yürütülen kampanyanın boyutlarını tahmin etmemizi kolaylaştırabilir.Mesela TBMM Başkanı Köksal Toptan dün kapatma davası ile ilgili olarak “İstikrarı gözetecek, endişeleri giderecek, herkesin oh diyebileceği bir içtihat çıkmasını temenni ediyorum” dedi.Mahkemeden herkese “oh” dedirtecek bir karar nasıl çıkabilir?. Olayın iki tarafı var; bir taraf “oh” diyecekse öbür taraf “ah” diyecektir.Anayasa Mahkemesi üstünde “kapatma kararı vermeyin” baskısı yaratan hukuk dışı, etik dışı kampanyaya -onu yanlış tanımadıysam- tarafsız Meclis Başkanı gönüllü katılmamıştır.AKP liderliğinin yarattığı hava, onu bile mahkûm etmiştir!Dönüş sinyali mi?Fethullah Hoca’nın Türkiye’ye dönme vaktinin geldiğine karar verdiler galiba...ABD medyasının methiyeleri beyin yıkama haline gelmiş durumda çünkü.New York Times gazetesinin ardından Reuters de hocayı göklere çıkaran geniş bir yazıya dünkü servisinde yer verdi. Ajans “Gülen Türkiye’deki laik kurumlar tarafından dini bir devlet kurmayı amaçlamak ve bunun için insanları örgütlemekle suçlanıyor” diye yazdı.Yani hocanın günahı alınıyor, mağdur ediliyor. Gerçek bu mu?Hayır.. Fethullah Gülen giderken arkasında itiraf yerine geçecek bir kaset bıraktığı için suçlandı.O kasette yandaşlarına “Adliyede, mülkiyede, hayati müesseselerde çoğalın, örgütlenin, devletin can alıcı noktalarını ele geçirin” diyordu. Haydi bunda şiddet önermesi yok diyelim;“Müslümanlar kıvama gelene kadar... Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır” ne demek?Gülen’in iftira ve mağduriyete uğradığını iddia edenlerin mutlaka bir hesabı vardır!

Devamını Oku

AKP nereye?

13 Mayıs 2008

Siyasi gündem yolsuzluk iddiaları ile yüklenmeye başlamışsa bilin ki iktidarın suyu ısınmaya başlamıştır.AKP’nin durumu benzerlerinden daha zor, çünkü çift taraflı sıkıştırılıyor.Bir yandan yolsuzluk suçlamaları çoğalıyor ve iddiaların inandırıcılıkları artıyor, öbür yandan parti kapatılma tehlikesi yaşıyor.CHP lideri Baykal’ın geçen haftaki yolsuzluk gündemi, Sabah-atv satışı idi.Baykal, kamu bankalarından sağlanan kıyak kredilerle bu yayın kuruluşlarının AKP yandaşı bir gruba kazandırıldığını, bu süreçteki hiçbir işlemin savunulamayacağını ve mutlaka bir gün hesabının sorulacağını söylemişti.Dün Türk Telekom’un özelleştirilmesini gündeme taşıdı.Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 2005 yılında Lübnanlı Hariri ailesine ait Oger Telekom’a 6,6 milyar dolara satıldığını, şirketin iki yılda 2,6 milyar doları kâr olarak geri aldığını anlattı.Baykal, bu özelleştirmeden iki ay sonra Kurumlar Vergisi’nin yüzde 30’dan 20’ye düşürülmesinin de Hariri ailesine sağlanmış bir imkân olduğunu öne sürdü.Çok uç bir iddiaBaykal’a göre Telekom özelleştirilmesi ile ilgili “rezalet” yüzde 15’lik Hazine hissesinin geçen haftaki halka arzı sırasında “facia” boyutu kazanmıştır.Halka arz çok düşük fiyattan yapıldığı gibi “Yüzde 65’i dışarda satılan bu hisseleri kimlerin aldığını bilmek imkânına dahi sahip değiliz.” CHP lideri “Bunlar unutulacak olaylar değil. Bir gün hesabı sorulur” dedi.MHP lideri Bahçeli de dün yolsuzluk iddialarına ağırlık verdi. AKP’nin milli kaynakları talan edip yandaşlarına peşkeş çektiğini söyleyen Bahçeli, Başbakan’ın “geçmişin üzerine sünger çekecek bir imkân” olarak gördüğü için AKP’nin kapatılmasını istediğini iddia etti.Bahçeli’ye göre Başbakan ve arkadaşlarının bu yolsuzluklar karşısında “mağdur ve mazlum” görüntüsü altında milletin merhametine sığınmaktan başka kurtuluşları yoktur!AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği önsavunmada ortaya koyduğu “hem suçlu, hem güçlü” tavrı ilk bakışta Bahçeli’nin iddiasını destekleyebilir.Ama inanmamak lâzım.İktidar partisi en azından Tayyip Erdoğan’ı siyasi yasaklı duruma düşmekten kurtarmak için tüm gücünü ve imkânlarını kullanacaktır ve kullanıyor.Zırhı bir delinirsePartisini “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” haline getirmekten ötürü siyasetten yasaklanan bir başbakanın, bağımsız olarak seçime girip o sabıka ile yeniden koltuğuna kavuşması belki mümkün olabilir ama asla garanti edilemez.Erdoğan 2002 yılında Baykal’ın yardımı ile yasağını aşarak meclise girdi ama ikinci kez aynı şansı yaratması kolay değil.Çünkü Yüksek Seçim Kurulu’nun birbirine ters iki kararı bulunuyor.HADEP’in kapatılması ile yasaklanan Hamit Geylani’ye bağımsız aday olarak seçime girmesi izni verilmiştir ama Refah bağlantılı siyaset yasağı alan Şevket Kazan’ın talebi reddedilmiştir.Ayrıca partisinin kapatılmasına sebep olmuş bir siyasi liderin yeniden Başbakanlık koltuğuna konması, hukuk devletinin fazileti olarak gösterilemeyeceği gibi demokrasinin cilvesi olarak da savunulamaz.O nedenle AKP’nin ve Başbakan’ın hedefi, bu badireyi en ehven maliyetle atlatmak olmalıdır.Çünkü siyasi yasaklılık Başbakan’ın dokunulmazlığını elinden alacaktır.Eskisi yenisi.. Dosyalar dosyalar...Hepsi yıkılmak için birinin “Kral çıplak” diye bağırmasını bekliyor!

Devamını Oku