Seçim kazanmak, bir partiyi iktidar yapar ama her şeyin sahibi yapmaz.AKP dün acı bir şekilde bu dersi aldı.Anayasa Mahkemesi, baş örtüsünün üniversitede serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal etti.Mahkeme karar yazılana kadar geçecek zaman kötüye kullanılmasın diye değişikliğin yürürlüğünü de durdurdu.İslâmcı çevreler için Anayasa Mahkemesi’nin aldığı iptal kararı, kötü senaryoların da en kötüsü oldu.Çünkü kararın AKP hakkındaki davayı kapatılma tezini güçlendirecek biçimde etkileyebileceğini düşünenler var.Yapılan kısa açıklama, iptal kararının anayasanın 2, 4 ve 148’inci maddeleri gözetilerek verildiğini söylüyor.Anayasa’nın değiştirilen 10 ve 42’nci maddelerinde bir açık verilmiyor ama değişikliğin türbanı serbest bırakma amacını güttüğü gerekçede yazılı.Anlaşılıyor ki Anayasa Mahkemesi buradan yola çıkarak değiştirilmesi teklif dahi edilemez laiklik ilkesinin delindiğini tespit etmiş ve 2’nci maddenin ışığında değerlendirmesini yapmıştır.“Mahkeme esasa giremez, sadece şekil şartları tamam mı; ona bakmakla sorumludur” diyenler yanılmışlardır.Çünkü uygulama “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti”ni meclis çoğunluklarının gücünü aşan bir güvence altına almıştır.Bunu anlamak lâzım.Öyle olmasa, Anayasa’nın ilk üç maddesini güvence altına alan 4’üncü maddenin hiçbir anlamı, değeri, gücü kalmazdı.Türbanla ilgili ulusal ve uluslararası yargı kararları son günlerde sürekli AKP’nin yanılgısını vurguluyor.Yeter artık, hukuka direnmenin anlamı yoktur. Çünkü bu kararlar akla ve uygarlığın rotasına uygun düşmektedir.Cumhuriyetin sigortası olan temel ilkelerin değişmezliğini Anayasa Mahkemesi değilse hangi güç koruyacaktı?Herkes şuna emin olabilir ki bu türban kararı, ileride yapabileceği daha büyük yanlışların yıkımlarından AKP’yi de koruyacak ve kurtaracaktır! Oynamayın!Orgeneral Büyükanıt dışa karşı uyarıcı, içe dönük olarak da güven uyandıran mesajlar verdi.Dün 52 ülkeden 124 katılımcı Harp Akademileri’nde Ortadoğu’yu konuştu.Genelkurmay Başkanı sempozyumu açarken Ortadoğu coğrafyasının dünya petrolünün yüzde 55’ine, doğalgazın da yüzde 40’ına sahip olduğunu hatırlatarak “Sadece bu rakamlar bile Ortadoğu’daki istikrarsızlığın nedenlerini anlama konusunda bir fikir veriyor” dedi.Laik ve demokratik yapısıyla Türkiye’nin istikrar ve denge unsuru olduğunu belirten Büyükanıt şöyle dedi:“Son yıllarda Türkiye’nin yapısını bozmaya çalışan bazı mihrakların ortaya çıktığını endişeyle izliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne bir takım sıfatlar (ılımlı İslâm gibi) takmaya çalışanların olduğunu görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasal organları buna asla izin vermeyecektir!” Büyükanıt, Türkiye’nin laik demokratik kimliğini korumasının bölge barışına ve istikrarına da hizmet edeceğini anlattı.Konuşmasının en dramatik yeri, Türkiye’yi dönüştürme niyetlerinin işe yaramayacağına inancını seslendiren şu bölümdü:“Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet geleceğimizin tek gerçeğidir ve bunu hiçbir güç değiştiremeyecektir. Cumhuriyetimizi hiçbir güç kendisine biat ettiremeyecektir.” Cumhuriyetin ve Atatürk’ün kötülendiği şu iç karartıcı inkâr ortamında böyle yüreklendirici bir sese ihtiyacımız vardı.
Başbakan muhtemel bir kapatma kararını kurtuluş görüyor olabilir mi?Olabilir, çünkü son seçimde halkın verdiği krediyi iktidar, ihtiraslarına yenik düşerek israf etmiştir. Ve kamuoyu araştırmaları, partinin büyük oy kaybı ile bedel ödemeye başladığını gösteriyor.Birinci iktidar döneminde ekonomik istikrara, AB reformlarına önem veren, din ağırlıklı bir gizli gündem peşinde olduğu şüphelerini gidermek için çok dikkatli yürüyen AKP’ye ne oldu?Geçen yıl Cumhurbaşkanı seçiminin tıkanması erken seçim gereği doğurunca iktidar, istikrar ilkelerini ihmal etmiş, bütçe açığı ve döviz açığı büyümüş, buna global krizin etkileri eklenmiş, yetmiyor gibi ülkenin psikolojik atmosferi, Başbakan’ın “velev ki” sözüyle başlattığı türban taarruzu yüzünden bozulmuştur.Bütün bunlara iktidarın ordu, yargı ve üniversite ile çatışma içine girmesinin olumsuz etkileri de eklenince işler iyice terse dönmüştür.İşsizlik önlenemediği gibi enflasyon hesabı da tutmuyor artık. Düşük kur, yüksek faiz ceremesine katlanmak kurtarmıyor durumu. Çünkü iktidar “Faiz dışı fazlayı indireceğim” dedi. “GAP’a para” dedi. “Belediyelere kaynak aktaracağım” dedi.Devletin satacak malı kalmadığı gibi yabancı sermaye girişi konusunda da kötü sinyaller geliyor.Önümüzde bir yerel seçim var. Ona bir ara seçim veya erken genel seçim eklenebilir.Kapatma davasının karar süreci uzarsa, ekonomi AKP’ye sandıkta ağır bedel ödetebilir. Bu yıl yüzde 4 enflasyon hedeflenmişti, daha beşinci ayda 6,38’i buldu. Memur, işçi ve emekliye hayalî enflasyona göre zam verilmiş, bu yığınlar azdırılan enflasyona kurban edilmiştir. Gıda torbaları ve kömür çuvalları ile çıkılan oy avcılığı eskisi kadar bereketli olmayabilir.Ucuz kurtuluş, kapatma kararının bir an önce verilmesi ve ekonomi daha fazla bozulmadan seçime gidilmesidir.Dışişleri Bakanı Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda “Müslüman çoğunluk dini özgürlükler sorunu yaşıyor” demesi, Başbakan’ın da bu sözü tasdik etmesi başka türlü açıklanamaz.Yüksek mahkeme tahrik edilmiştir!*****Şaka gibiBağımsız bir yargının ne büyük bir güvence ve zenginlik olduğunu bir kez daha gördük.Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne teşekkür borçluyuz.Çünkü bu daire, Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Jandarma’ya “sınırsız izleme” yetkisi veren kararı bozdu. Hem de oybirliği ile.Bu karar Emniyet ve MİT’e verilen yetkilerin de hukuksuz olduğunun belgelenmesi anlamına geliyor.Özel hayatın gizliliğini ve haberleşme özgürlüğünü kutsayan bu yargı kararı, bizi röntgenciliğe karşı koruyacak mı?Ne yazık ki hayır!Ulaştırma Bakanı Yıldırım mecliste “Konuştuğunuz müddetçe dinlenebilirsiniz. Bunun tek yolu konuşmamak” demiş.İyi ki Çevre Bakanı değil, “Nefes aldığınız sürece kirli hava soluyabilirsiniz. Bunun tek yolu nefes almamak” diyebilirdi!Şimdilik yargıtay kararı ile teselli arayacağız.Ve iktidarsız siyasetçileri de değiştirmeye çalışacağız. Başka çıkış yok.
Anayasa Mahkemesi türbanı yarın ele alacak. Bu defa farklı bir karar çıkar mı?Herkes bunu merak ediyor.Dün gelen bir haber, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin değişmediğini ortaya koydu.Mahkeme türbanın “özgürlük sorunu olmadığı” ve şeriat amaçlı kullanılan bir dini simge olduğu konusunda verdiği kararları, son davada tekrarladı.Hem de oybirliği ile...Sakarya İmam Hatip Lisesi’nin iki öğretmeni, türbanla derse girememelerini gerekçe göstererek dava açarken “din ve vicdan özgürlüklerinin ihlâl edildiğini” yanısıra “ayrımcılığa maruz kaldıklarını” iddia etmişlerdi.Mahkeme iddiaları kabul edilebilir bulmadığı gibi, Leylâ Şahin kararında belirttiği “öğretimin tarafsızlığına saygı” gerekçesine de atıfta bulundu.Yani AİHM’e göre türban dini bir simgedir ve bu simgenin kullanılmasına hak tanınması laik eğitim ilkesine ters düşmektedir.İktidar yanlısı gazeteler bugün haberi “AİHM, türbanlı iki öğretmenin adil yargılanma haklarının ihlâl edildiğine hükmetti” diye verebilirler.Ama bu çarpıtılmış bir haber olur.Gerçekten Türkiye’deki yargılama sırasında savcının görüşlerine davacıların cevap verememeleri bir eksiklik sayılarak AİHM kararında kayda geçmiştir ama bu bir teknik eksikliktir.Mahkeme türban şikâyetini haklı bulmamış, tazminat taleplerini kabul etmediği gibi davacılara açıkça “Siz mağdur değilsiniz. Size uygulanan tedbir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din özgürlüğü ve ayrımcılıkla ilgili maddelerinin ihlâli anlamına gelmiyor” demiştir.İlginç rastlantıAnayasa Mahkemesi, üniversitelerde türban yasağını kaldırma amaçlı anayasa değişikliklerine yönelik itiraz için yarın toplanacak.AİHM kararının zamanlaması, etkileme tartışmasına sebep olabilir mi?Olmaması gerekir. Çünkü AİHM’in bu konudaki kararlarında şimdiye kadar yalpalama olmadı. Hukuk dışı etkilerin sızma imkânı bulamadığı mahkemeler rüzgâra göre karar değiştirmez.Kaldı ki konuştuğumuz davalar birbiriyle tam örtüşmüyor.Ama yine de Dışişleri Bakanlığı’nı uyarmak görevimiz...AİHM’nin bu kararı Amerika’ya giden Dışişleri Bakanı Babacan’a hemen bildirilmelidir ki orada da saçmalayıp kendini ve ülkeyi kötü duruma düşürmesin.Hatırlayacağınız gibi Avrupa Parlamentosu’nda geçen hafta “Türkiye’de yalnız gayrimüslim azınlıklar değil Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” demişti.AİHM “Kamuda türban yasağı ayrımcılık ve dinî özgürlük ihlâli değil” dediğine göre o plâğı hiç değilse dışarda çalmaktan vazgeçmeli!Çoğunluk kararsızA&G’nin son araştırması AKP oylarının altı ayda yüzde 54,2’den yüzde 39,7’ye gerilediğini gösteriyor.Üstelik bu rakam kararsız seçmenlerin oransal olarak dağıtılması ile bulunan bir rakam. “Kime oy verirsiniz?” sorusuna deneklerin sadece yüzde 28,1’i AKP demiş.Yüzde 29,3’e ulaşan kararsızlardan alacağı pay AKP’yi yüzde 39’a yükseltir mi?Yükseltmemesi lâzım. Çünkü bu kararsızların çoğu, düş kırıklığından dolayı AKP’den kopmuş seçmenlerdir.Tablo siyasetçiler için hezimettir:İktidar partisi, saplantılarına kurban olmuş, hızla gözden düşmekte, fakat yarattığı boşluk muhalefet tarafından doldurulamamaktadır.MHP küçük bir yükselme yaşarken ana muhalefet CHP, alternatif olmak şöyle dursun erimeye devam etmektedir.AKP’den kopanlar için CHP niçin sığınak olamıyor?Baykal ve Sav, bu sorunun cevabını bilmiyor olamazlar.Sadece gereğini yapmıyorlar!
Manşetteki sözlere bakıp telekulak skandalının sonuna gelindiği ümidine kapılmayın.Rezaletin son perdesi kapanana kadar bizi yerimizden hoplatacak daha çoook rezilliklere tanık olacağız, bu belli.İstihbarat birimlerinin biri bitiriyor öteki başlıyor, telefonlar ve internet haberleşmesi sürekli izleniyor, “kim kiminle haberleşti, mesajlaştı” anında kayda geçiyor.Telefonu açtığınızda “Alo” yerine “merhaba asker” veya “merhaba memur bey” diye başlarsanız, sempatik görünürsünüz. Polis devletinde böyle yatırımların yararı olabilir! Neyse...VATAN’ın habercileri buram buram ironi tüten yeni bir bomba patlatıyor bugün:Jandarma İstihbaratı’nın, uzun bir mücadele ardından elde ettiği izleme kararına Adalet Bakanlığı, Yargıtay katında itirazda bulunmuş.21 Ocak 2008 tarihinde yaptığı “kanun yararına bozma” başvurusunda Adalet Bakanlığı, Jandarma’ya verilen izleme yetkisinin “temel hak ve hürriyetlerin özüne müdahale imkânı sağlayacak, Anayasa’nın sözüne, ruhuna ve demokratik toplum düzenine aykırı bir karar” olduğunu altını çizerek hatırlatmış.Buradaki çelişki, Adalet Bakanlığı’nın aynı yetkiyi polis kullanırken sesini çıkarmayıp Jandarma’ya sıra gelince itiraz etmesi.Çünkü iktidar, polis üstündeki kontrol imkânına jandarmada sahip olamıyor; sebep budur!Ama iktidar, haberleşmeye uygulanan büyük gözaltı ile anayasal hakların ırzına geçtiğini çok iyi biliyor!Şu an malesef hukuk devletinde yaşamayı hak etmemiş bir toplumun sessizliğine tanık oluyoruz. Siyaset, sivil toplum örgütleri, barolar bu rezalete son verecek yasal tedbirleri kamuoyuna önermelidirler.Özel yaşama yönelen hoyratça müdahalelerin bahanesi olamaz.“Önleme amaçlı izleme” palavrasına inanmasını halktan kimse istemesin.O gerekçe doğru olsa Hrant Dink ve Rahip Santorini ile Malatya katliamının kurbanları hayatta olurlardı.İktidar özel hayatı korumakla yükümlüdür.Bu yapılan, röntgencilikten bile daha aşağı bir bayağılıktır!Bankerin ölümüTurgut Özal’la gelen serbest faiz döneminin en renkli simgesi Banker Kastelli idi.Maceracı ruhunun yelkenlerini cüretkârlığı ve yaratıcılığı ile şişirerek çılgın bir yolculuk yaptı. Küçük bir bürodan kumar benzeri yatırımlarla başlayan bu yolculuk, para denizinde yüzen Kastelli’yi yarattı.Döneminin en cüretkâr aktörü, 1982’ye kadar yarım milyon insandan 2,5 milyar dolar para topladı.Ve 100 bin dolarlık kredi kartı borcunu ödeyemez duruma düşmeyi kendine yediremediği için ağzına sıktığı bir kurşunla hayatına 75 yaşında noktayı koydu!Savcıya bıraktığı notta “İşlerim ters gitti. Niyetim kimseyi aldatmak ve kandırmak değildi” diye yazmış.Doğrudur belki.. Otoriteden yoksun bir serbestlik ortamında yüz binlerce aile yanmıştır ama Cevher Özden gerçekten çalmak, çırpmak kastıyla toplamamış olabilir o paraları.Hatırlıyorum; o döneme kadar istismar edilen küçük tasarruf sahipleri bankerler furyasında kurtarıcılar bulduklarına inandıkları için ağır bedeller ödediler.Kırılan saadet zinciri, aile faciaları, toplumsal depremler yarattı.Buna rağmen kaybedenler gözünde Banker Kastelli’nin yeri farklı oldu. Dün intiharını bildiren internet sitelerine düşen yorumların çoğu ona rahmet diliyordu.İnsanlığı iş adamlığından daha başarılı olmuş demek!
Polis terör bahanesiyle ikide bir bütün vatandaşların telefon ve internet haberleşmesini takibe alıyor mu, almıyor mu?Cep telefonu veya sabit hatlı telefon kullanarak kim kimi ne zaman, kaç kere aradı, kaç dakika konuştu, kime kaç mesaj veya faks gönderdi...Bu faaliyet ülke çapında izleniyor, belgeleniyor ve Emniyet İstihbarat birimine teslim ediliyor mu? Evet! Evet!Bu çapta bir gözaltı, her demokratik toplumu ayağa kaldırır, kıyamet kopar ama bizde “Kuzuların Sessizliği” yine kapalı gişe!Dün sivil toplumdan doğru dürüst bir itiraz sesi çıkmadı.Fakat Emniyet Genel Müdürlüğü tedbirli. “Bütün Türkiye’yi dinlemiyoruz, sadece telefon, internet ve faks haberleşmesi trafiğini izletiriyor kayda aldırıyor, bu bilgileri terör ve suç örgütleriyle mücadelede önleyici amaçla kullanıyoruz” diyen bir açıklama yayınladı.Sınır koymak lâzımAçıklamada “dünyadaki tüm demokratik ülkelerde” polisin aynı olanaktan yararlandığı öne sürülüyor. Acaba öyle mi?Oralarda da gerektiği zaman mahkeme kararı çıkarılarak bu kayıtlar tutulabiliyor ama dökümler bütün olarak polisin eline teslim edilmiyor. Bir soruşturmanın gereği olduğuna mahkeme ikna olmuşsa, sadece sayılı birkaç kişi arasındaki haberleşmelerin kayıtları polise veriliyor. Fazlası değil.Türkiye’de böyle mi yapılıyor? Şimdiye kadar böyle mi oldu?VATAN’daki habere konu olan karar, seçim döneminin güvenliğini gözetiyordu; seçim geçti, korkulan şeyler olmadı, peki gözetlenen haberleşmelerin belgeleri imha edildi mi?“Dinleme olmadıktan sonra kimin kiminle konuştuğuna dair bilgiler zarar vermez” diyenler mutlaka çıkacaktır ama öyle değil.Büyük gözaltı, partilerden gazete ve TV’lere, kitle örgütlerinden iş adamlarına ve toplum liderlerine kadar büyük bir kitleyi kapsamıştır. Siyasi iktidar, hangi kurumun ve kişinin hangi sıklıkla, kimlerle haberleştiği bilgisine ulaşabilir mi?. Ulaşabilir, hem de çok kolay.Söz yetmez, yasa gerekHiçbir gazeteci, siyasetçi veya yönetici, ilişkilerinin siyasi iktidar tarafından bilinmesini istemez. Çünkü haberleşme gizliliği ne kadar bozulursa kişinin bağımsızlığı o kadar zaafa uğrar.Meselâ iktidar isterse bütün gazetecilerin en çok başvurdukları haber kaynaklarının listesini kayıtlardan kolaylıkla çıkarabilecektir.Hatta belki çoktan çıkarmıştır bile.Dengir Mir Mehmet Fırat alınganlık gösterip “AKP soylu partidir, böyle şantajlardan medet ummaz” filân diye bir çıkış yapabilir.Buna güvenmek isteriz ama siyasetçiler zora düşünce ellerindeki her bilgiyi, ayıp, günah, suç mu diye bakmadan kullanırlar.Kirlenmekten korkmazlar, çünkü eldivenle yaparlar bu işi.AKP de çok eldiven stokladı maşallah!O nedenle sağlam bir güvence istiyoruz.Güvenceyi, siyasetçi ve bürokrasi ahlâkının pamuk ipliğine değil, açık kapı bırakmayan bir yasa metnine bağlamasını iktidardan istiyoruz.
Rahmetli Özal “Bir kaç kez delmekle Anayasa’ya bir şey olmaz” demişti.Oysa Anayasa’nın delinmesi başlı başına “bir şey” değil mi?Hem de çok kötü bir şey...MİT tam üç yıl önce Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nden çıkarttığı bir kararla, kamu kurumları ile çalışanlarına ait olanlar hariç ülkedeki tüm elektronik haberleşmeyi aylarca izledi.Telefonda, internette kim kimi ne zaman aradı, kime mesaj veya faks çekti; bunların bütün kayıtları günü gününe MİT’e teslim edildi.Anayasa ile sözde güvence altına alınmış olan özel hayatın gizliliğine ve haberleşme özgürlüğüne saygısız bu toptancı gözaltı olayını VATAN teşhir etmişti.Ankara Haber Merkezimiz tüm ülkeyi kapsayan yeni bir dinleme-gözleme izninin Emniyet İstihbaratı tarafından Ankara 11. Ağır Ceza Hakimliği’nden çıkarılıp kullanıldığını belirledi.Emniyetin yazısında talebin “Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine yönelecek kışkırtıcı eylemleri önlemek” amacı taşıdığı belirtiliyor.Yani seçim faaliyetine polis en geniş ve derin anlamında gizlice taraf olmuştur.Bilgilerin sadece istihbarat hizmetinde kullanılacağı, kişiler aleyhine delil olmayacağı kaydı bulunuyor ama bunu kim garanti edebilir?Hiç bir demokratik toplumda bu çapta dinleme ve gözetleme yetkisi devlete verilmez. Çağın hak ve özgürlük anlayışı, haberleşmeyi kutsallaştırmıştır adeta; tek bir hakimin takdiri yeterli olmamalıdır.Daha koruyucu bir denetim gerekiyor. Her şeyden habersiz masum vatandaşları koruyacak bir onay makamı olmalı, yetkinin kötüye kullanılmadığı da denetlenmelidir.AKP sıkışınca milli iradeyi yüceltiyor ama insan hakları söz konusu olduğunda halka parya muamelesi yapıyor.Polis milli iradeyi takibe almış; milli irade edebiyatı üstadı AKP seyrediyor...*****Niyet ve kısmet.. CHP’nin dinlenmesi olayında şu netleşti:Vakit gazetesi, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile eski Bolu Valisi arasındaki konuşmayı “canlı yayın” şeklinde 44 dakika dinlemiş.Vakitçiler “Aradığımızda Sav yanlışlıkla Yes tuşuna bastığı için telefon açık kaldı, dinledik” diyorlar.CHP sözcüleri “Bu imkânı dinci gazeteye Emniyet içindeki F tipi çete sağladı” iddiasında ısrar ediyor.Peki iki telefon arasındaki görüşmeyi doğrulayan Telekom belgesi ne olacak?Bu soruya “Esas kayıt Türkcell’den gelecek” diyen de var, teknolojik hile hikâyeleri ile zaman kazanmaya çalışanlar da var.Ama tartışmayı daha fazla uzatmamak lâzım.Eğer Sav’ın dalgınlığı ise sebep, bedel ödenmeli ve iş bitirilmeli.“Bedel ne?” diye kimse sormasın... Bunu CHP’liler İçişleri Bakanı’nı istifaya davet ederek kendileri koymuşlardı.İstifa bakan için niyet edilmişti, Sav’a kısmet olacak demektir!
Sözü dolaştırmaya gerek yok Babacan hiç uzatmadan koltuğunu bırakıp gitmelidir!Dışişleri Bakanı’nın varoluş nedeni ülkenin dışardaki haklarını korumaktır. Ali Babacan Avrupa’da Türkiye’nin hakkını yemiştir.Ülkesine iftira etmiş, haksız, yalan ve yanlış bir ihbarda bulunmuştur.Avrupa Parlamentosu’nda ne dediğini hatırlayın: “Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor!” Bakan Babacan tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nu “azınlık hakları” bahanesiyle oyan Avrupa’ya bir değil iki koz vermiştir.Birincisi “Türkiye’de gayrimüslim azınlıklar özgür değil; ne deseniz, ne yapsanız haklısınız” davetiyesi...İkincisi “Dini özgürlükleri genişletmek istiyoruz diye partimizi kapatacaklar; bize sahip çıkın” kışkırtması.Dini menfaate alet etmeyen gerçek Müslümanları Babacan’ın sözleri isyan ettirmiştir. Dün Cuma namazından dönmüş bazı okurlar mesajlarında “İktidar insanları inançlarıyla baş başa bıraksın, yeter artık” diyorlardı.Halkın dinle, devletle sorunu yok. Sorunu üreten iktidardır. Son örnek de türbanlı eşi ile Hariciye Köşkü’nde oturan Ali Babacan’dır.Onların iktidarı döneminde “laik cumhuriyet” dışarıda “Ilımlı İslâm” diye anılmaya başladı. Birkaç adım ötesi din devletidir, onu mu istiyor?Azınlıklar konusunda Avrupa Parlamentosu’nu tahrik etmesinin amacı nedir?Dünyanın en büyük diyanet örgütünü besleyen cumhuriyete karşı halkı ve yabancıları kışkırtan dürtü hangi vicdana, hangi niyete dayanıyor?Diyanet İşleri Başkanı bile dün açıklama yapmak zorunda kaldı ve “Dini konuların siyasi tartışmalara basamak yapılmasını tasvip etmiyoruz” dedi.Bakan’ın dün “maksadını aşan sözler ettim, özür dilerim” gibisinden bir şeyler söylemesini boşuna bekledik. Babacan artık unvanlarını taşıma kabiliyetini kaybetmiştir.Başbakan, yasaklanması halinde koltuğuna daha güvenilir bir emanetçi bulamayacağını düşenerek onu korumak istiyorsa sakın...Ali Babacan’a koltuk emanet edilebilir ama ülke edilemez. En hayırlı çözüm istifasını alıp onu manifaturacı dükkânına göndermektir!Çamur banyosuTelekulak rezaletinde dün önemli bir gelişme oldu.CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile Bolu eski Valisi Serindağ arasında geçen konuşmanın, açık bırakılan cep telefonundan izlendiği iddiasını destekleyen bir Telekom belgesi ortaya çıkarıldı.Belgeye göre konuşmaları yayınlayan Vakit gazetesinin sabit hatlı telefonu ile Önder Sav’ın cep telefonu 44 dakika bağlantılı kalmıştır. Yani CHP Genel Merkezi’ndeki görüşmeyi parti sözcülerinin iddia ettikleri gibi güvenlik birimleri dinlememiş, Önder Sav dalgınlıkla cep telefonunu kapatmadığı için doğrudan Vakit gazetesi dinlemiştir.CHP’nin iktidara ve güvenlik birimlerine yönelik suçlamalarının çökmesine sebep olmaz mı bu yeni durum?Deniz Baykal’a dün bunu sordum.“Sayın Sav ile Vakit gazetesi arasında konuşma olmamıştır. Belge gerçek ise iki telefon arasında dışardan bir irtibat tesis edilmiş olabilir. Öyle bir bağlantıyı da ancak devlet yapabilir. Bu gelişme ancak şüphelerimizin haklılığını destekler” dedi.Karşılıklı güvensizlik dorukta, iktidarı, muhalefeti, güvenlik birimleri çamurun içinde...Adli soruşturmaya paralel bir meclis araştırması, başvurulabilecek en akılcı çözümdür. İktidar razı olduğuna göre muhalefet bu fırsatı değerlendirmelidir!
Dışişleri Bakanı ülkenin uluslararası camiaya dönük yüzüdür.İyi dışişleri bakanı kötü bir rejimi sempatik gösterebilir, yetersiz bir bakan haklı bir davada ülkesine çok şey kaybettirebilir.Ali Babacan’ın Dışişleri Bakanı olduğu Türkiye, kaybedenler sınıfına giriyor.Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Babacan “Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” dedi.Ülkesini yabancılara şikâyet eden, ihbar eden siyasetçi tipini bize AKP iktidarı tanıttı.Kendi kalesine gol atan oyuncular benzeri bakanları şimdiye kadar çok gördük ama Babacan hepsini geçti, adeta “takımı sattı”!Görevi savunmakAskeri yönetim dönemlerinin dışişleri bakanları dahi uluslararası zeminlerde Türkiye’yi kötülemek şöyle dursun eleştirenleri göğüslemek için paralanırlardı.Çünkü önemli olan devletin onurudur, sürekliliğidir. Yönetenler değişecek devlet hep kalacaktır. Velev ki haklı bir nedene dayansın, hiçbir dışişleri bakanı ülkesini kötüleyemez.Babacan’ın parlak bir eğitim geçmişine sahip olması onu iyi bir dışişleri bakanı yapmaya yetmedi.Devlet geleneği ve terbiyesi içinde yetişmediği için taşıdığı onurun değerini ve makamın sorumluluğunu bilemedi.Söylediği şeyler “ihbar” bile değildir, düpedüz iftiradır!Yaptığı şey iktidar yandaşlarını dahi utandırmış olmalıdır. Kendisini dinleyen yabancılardan biri “Siz altı yıldır hükümetsiniz, niye sorunları çözmediniz?” diye sorsaydı ne diyecekti?Derdi ne acaba?Bu ülkede bütün insanlar özgürce ibadet ediyor. Allahtan korkan tersini söyleyemez.Müslüman çoğunluğun Dışişleri Bakanı’nın içine dert olan özgürlük sorunları nelerdir acaba?Dört kadın almamak mı? İçkiyi açıkça yasak edememek mi?Hırsızın elini kesememek, miras hukukunu kadınları mağdur edecek biçimde değiştirememek mi? Yoksa bütün kadınları zorla tesettüre sokamamak, tekkeleri, tarikatları yasal hale getirememek mi?Babacan, ticaret hayatında öğrendiği kurnazlıkları devlete zarar vermeyi göze almak pahasına partisi için kullanmaya çalışıyor olabilir.Belki kapatma davası iddianamesinde geçen laiklik karşıtı beyanların aslında dini özgürlükleri savunmak amacıyla sarfedildiğini düşündürmek istiyordur.Çünkü fırsatını bulup şu lâfı da sokuşturmuş:“Mahkemelerin Kopenhag kriterlerine ve Venedik Komisyonu ilkelerine uygun karar vereceklerine ve saygınlıklarını koruyacaklarına inanıyorum.” Sanki çocuk kandırıyor.Yani kapatma kararı çıkarsa, mahkemenin saygınlığı yok olacak!İktidar,sürekli hata yapıyor.Babacan’ın yaptığı da kapatma davasına “ek iddianame” olacak ibretlik bir gaf, utanç verici bir iftiradır!