Hassas günler

13 Haziran 2008

Önce bu hırçınlığın nedeni hakkındaki düşüncemi yazayım:Cumhuriyetin yıllardır altını oyanlar, nihayet eşiğe geldiklerini sanmıştı.Yüksek mahkemenin türbanı iptal kararı onları şaşırtmıştır. Rejim sivil kurumları ile kendini savunmuştur çünkü.Bu haleti ruhiye önce yargıya karşı saldırganlık üretmiş sonra Silâhlı Kuvvetler’i de içine almaya yönelmiştir.Kapatma kararı çıkacağı AKP çevrelerinde kesin inanç halini almış görünüyor.“Kapatılmak kaderse bu felâketi en yüksek menfaati sağlayacak biçimde değerlendirelim.” Yalnızca yargıyı hasım göstermek, inşa etmeye çalıştıkları mağdur görüntüsü için yeterli gelmiyor oyun kuruculara.O yüzden askerlerin Anayasa Mahkemesi’ni etkilemeye çalıştığı senaryoları hız kazanmaya başlamıştır.Kirli çamaşırlarTelâş büyüyor. Bu kesimin tanınmış bir kalemi geçen gün şu uyarıyı yapıyordu:“AKP hakkında ne kadar aleyhte haber varsa hepsini ellerinin altında tutuyorlar. Hele şu işler biraz netleşsin, hükümet, bürokrasi, belediyeler ile ilgili ne kadar yolsuzluk dosyası varsa ya da karı-kız hesabı, kaset iddiası, hepsini dökecekler. İktidar ne yapacaksa hemen şimdi yapmak zorunda!” İktidarın nelere bulaştığını kendi biliyor. Bunları karşı tarafın da bildiğini tahmin ettiği için kâbus görüyor. Ve bu panik tehditler ve hakaretler şeklinde hayata yansıyor.Dün nihayet Anayasa Mahkemesi, başkan ve üyelerine yapılan saldırıları, hedef gösteren yayınları ve mahkemeyi etki altına almaya yönelik girişimleri kınayan bir açıklama yayınladı.Yüksek mahkeme, bu eylemler karşısında savcıların hareketsiz kalmasını “düşündürücü” diye nitelerken onlara görevlerini hatırlatan bir çağrı da yaptı.Bu arada “2’nci Paksüt Vakası” diyebileceğimiz bir olay yaşadık.Hakim gibi yaşa!Taraf Gazetesi Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün, türban ve kapatma davaları arasında (4 Mart) Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda Orgeneral İlker Başbuğ ile “gizli bir görüşme” yaptığını yazdı.Paksüt iddiayı hemen cevapladı. Haberin, takip edilmekte olduğundan başka bir şey ispat edemeyeceğini söyledi.“Bağdat’ta büyükelçilik yapmış eski bir dost olarak komutana tecrübelerini paylaşmak için gittiğini” anlattı.Haberin “Askerlerden mahkemeye baskı geldiği” yolunda bir kasta hizmet ettiğini savundu.Doğru olabilir... Ama yargıçlar da bu gerçeği bilerek hareket etmek zorundadırlar.Yaş tahtaya basmamak yıpratma çabalarına çanak tutacak tavırlardan sakınmak, ihmal edemeyecekleri tedbirlerdir.Paksüt’ün bu alanda kusurları oldu. Hâkim gibi izole yaşamak mecburiyeti eski bir büyükelçi ailesine sıkıcı gelebilir ama şartlar özveri gerektiriyor!

Devamını Oku

Oligarşi

12 Haziran 2008

Alevi seçmenleri AKP’ye kazandırma hayali Tayyip Erdoğan’a dayanılmaz gelmişti.Reha Çamuroğlu’nu bu niyetle milletvekili yaptılar.“Alevi açılımı” hoş bir rüya idi ama “Tutmaz bu aşı” diyenler haklı çıktı.Dün de AKP Milletvekili Çamuroğlu Başbakan’ın danışmanlığından ayrıldığını resmen duyurdu.Partiden henüz ayrılmadı ama milletvekili yapılma amacı ortadan kalktığına göre ne kadar dayanır, onu göreceğiz.Beni asıl etkileyen, Reha Çamuroğlu’nun Başbakan’ın yüzüne karşı seslendirdiği sitem ve eleştirilerin dehşet verici içeriğidir.Hürriyet yazarı Şükrü Küçükşahin dün köşesinde Çamuroğlu’nun Başbakan’a şöyle dediğini aktardı:“Alevilere karşı ayrımcılığın bitirilmesini istedik, bitti mi? Sorabilir miyim; bürokrasinin üst kademelerinde, valiler arasında kaç Alevi var? Emniyet müdürleri arasındaki durum ne? Altı yıllık iktidarımızda devletten ihale alan kaç Alevi yatırımcı var? Belki hiç yoktur!” Bu sözler, iktidarın bir mezhep-tarikat-cemaat oligarşisi elinde olduğunu atamalarda ve ihalelerde mezhep ayrımının belirleyici işlev gördüğünü ele veriyor.Başbakan şunu diyebilecek durumda olmalıydı:“Kardeşim sen şaşırdın mı? Mezhep-tarikat gözlüğü ile bürokrat atamak, müteahhit seçmek olur mu?” Başbakan böyle bir tepki verememiştir. Çünkü çark bu ilişkiler gözetilerek dönüyor.O durumda da Çamuroğlu eşitlik ve adalet gibi “erişilmez” hedefler peşinde boşa koşmaktansa kendi yandaşlarına pay istiyor. Daha doğrusu alacağından ümidi keserek istifayı veriyor.Türkiye’de siyaset niçin bir türlü düzelmiyor; cevabı burada!Çünkü sistemin ve maalesef toplumun üretebildiği alternatifler mükemmellik iddiasıyla ortaya çıkamıyor. Çıksa bile o iddiaya lâyık olamıyor. Payını alan susup oturuyor.Tencere yuvarlanıyor kapağını buluyor! ***** Dokunulmaz Dokunulmazlık durdukça devleti ve siyasetin çarklarını rüşvetten kurtaramayız.Necati Doğru iki gündür Gümrük Müsteşarlığı’ndaki rezaleti yazıyor.Teftiş Kurulu, 15 gümrük yolsuzluğunun soruşturulması talebinde bulunmuş. Bir milyar doları aşan rüşvet iddialarıyla ilgili isteği işleme koymayan Müsteşar bu tuhaf durumu Yargıtay’a duyurduğu için üstüne üstlük Teftiş Kurulu Başkanı’nı görevinden almış!Çünkü 15 iddiadan ikisi kendisini suçluyor...Yargıtay C. Başsavcılığı devreye girip Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirmiştir nihayet.Bu olayın bakan tarafından, kabine üyeleri tarafından duyulmamasına imkân olabilir mi?Olamaz ama suçlanan bürokratların yargı yolunu tıkamasına göz yumabiliyorlar işte.Kahramanlığa geldiğinde “bütün dokunulmazlıklar kalksın” diyen siyasetçi, bu boyuttaki bir rezalette dahi altındaki bürokratı hesap vermekten kaçırabiliyor.“Böyle davranmam beni de lekeleyebilir” endişesi duymadan!..

Devamını Oku

Korkutuyor çünkü...

12 Haziran 2008

Başbakan çok uzun zamandan beri şöyle bağımsız tarafsız gazetecilerin sorularına muhatap olmuyor.Ya ideolojik anlamda angaje olmuş ya da sorumluluklarını Başbakan’la iyi ilişkiler uğruna feda etmiş “arkadaşlar” ile konuşuyor.Bu sayede belki rahat ediyor ama inandırıcı olması ve güven vermesi en büyük ihtiyacıdır; bunları sağlayamıyor.Partisi, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu iddiası ile yargılanıyor.Türban yasağını kaldıran anayasa değişiklikleri yüksek mahkemeden dönmüştür. Bu darbe AKP’yi “önerme yasağı” ile kesin koruma altına alınan laiklik ilkesine karşı suç işlemiş duruma sokmuştur.İkna denilen olay!Şu sıralar tam da halkın beynini kemiren soruları soracak, kıvırdığı takdirde üzerine gidecek gazetecilerin karşısına çıkması gereken günlerdir.Hülya Avşar’ın programına çıkan Başbakan bu yasağı savmış mı oluyor?Hayır.. Çünkü Avşar doğru soruları sorsa dahi sorgulama yapamaz. Tecrübesi izin vermez ayrıca programın formatı da uygun değildir.Peki bu seçim, Başbakan’ın inandırıcılık ve güven verme ihtiyacını karşılamış mıdır? Hayır..Soruluyor: “Gelininiz ‘ben saçımı açmaya karar verdim’ dese kızar mısınız?” Başbakan lâfı biraz dolaştırdıktan sonra şunu diyor:“İkna denilen bir olay vardır.” Bir baba ve eş olarak çok ikna edici olduğunu kanıtlamıştır Tayyip Erdoğan.Türban misyonuna adanmış bir siyasetçi olarak iktidara gelip devlet gücünü arkasına aldıktan sonra ikna kabiliyetini ne kadar artırdığını (!) da kanıtlamıştır.AKP iktidarında devletin yüksek makamlarına atanacak kişilerin seçiminde liyakat yerine tamamiyle aday eşlerinin başları belirleyici olmadı mı?Tayyip Erdoğan’ın “Şeriat gelecek mi?” sorusu karşısındaki tavrı Başbakan olarak biraz hazin, gidişattan endişe duyanlar açısından hayli düşündürücü idi.Çünkü bu soruya muhatap olabilmesi ve kendisini savunma yapmak zorunda hissetmesi başlı başına olaydır.“Bu nereden çıkıyor? Biz bu insanlara gidip de ne yaptık? Ne yaptık da bu insanları korkuttuk acaba? Ben soruyorum ama cevap bulamıyorum.” Hayret bir şey!Başbakan’ın karşısına çıkacağı gazetecileri titizlikle seçme konusundaki alışkanlığı demokratik bir toplumda ayıptır ama koruyucu işlevini de gözden kaçırmamak lâzım.Çünkü halkın aradığı gerçek cevapları bulmayı her kaygının önüne koymuş gazeteciler “Biz ne yaptık da bu insanları korkuttuk?” diye soran Başbakan’a başka bir soru ile karşılık verirlerdi: “Siz hakkınızdaki iddianameyi okumadınız mı?” Anayasa Mahkemesi’nin görevi Anayasa’yı korumaktır. Yüksek mahkeme türbana serbestlik getiren değişikliği, Anayasa’nın değiştirilmesi yasak edilmiş laiklik ilkesine karşı suç oluşturduğu için iptal etmiştir.Başbakan da hem laiklik yeminine sadık olduğunu söylüyor hem de laikliğin güvencesi olan yargı ile çatışmaya girerek Anayasa Mahkemesi’nin bu alandaki denetim imkânını elinden almaya uğraşıyor. Sonra da...“Niye bizden korkuyorlar?” diye hayrete düşüyor!

Devamını Oku

Seçim davulu

10 Haziran 2008

Siyasete yukardan bakanlar, liderlerin yararlı bir tartışmaya yöneldiklerini zannedebilirler.Çünkü Başbakan da CHP lideri de “ulusal egemenlik” ve “kuvvetler ayrımı” konularındaki görüşlerini dünkü grup konuşmalarının ekseni yaptılar.Ama büyüteç tutmayı bilenler Başbakan Erdoğan’ın krizden çıkış arayan bir devlet adamı gibi davranmadığını mutlaka görmüşlerdir.Sanki Başbakan partisinin kapatılacağından emin olmuştur ve mümkünse öyle bir felâketi, siyasi hareketleri için yeni bir hamle ve kazanç fırsatı haline getirmenin şartlarını hazırlamaktadır.Dün ondan daha içi dolu mesajlar bekliyordum. Ama iyi seçilmiş kelimelerin yüksek sesle telâffuz edildiği zayıf bir konuşma yaptı. Meclisteki grup salonunu totaliter rejimlerin devlet partisi kurultayına çeviren alkış tufanını şu sözler getirdi:“Beyler biz burada ülke yönetiyoruz ülke!.. Millet yönetiyoruz! Oyuncak değil!” Neden kıyamet koptu? Çünkü Başbakan bunları bağırarak söyledi. Herhalde bu da desibel siyaseti oluyor!Kapanmaya hazırlıkTayyip Erdoğan desibel siyaseti ile milletvekillerini ve parti örgütünü kapatma kararının sarsıntısına dayanıklı hale getirmeye çalışıyor.CHP’yi hedef alması tabanını motive etmesine yeterli olur mu bilmiyoruz ama inandırıcılığı yoktur.Kuvvetler ayrılığının yürütme ve yasama ayakları çalışmıyor. İktidar yargıyı da kontrol etmenin savaşını veriyor.Sistem çalışsaydı, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği türban değişikliği yüksek mahkemeye gelmeden çok önce Meclis Başkanı’nca, hadi oradan geçti diyelim Cumhurbaşkanı tarafından geri çevrilirdi.Boşluğu Anayasa Mahkemesi’ne dava açarak CHP doldurmuş, bununla da iyi etmiştir.Başbakan’ın iki itirazı var. Birinde yüksek mahkemenin yetki sınırlarını aştığını iddia ediyor.Hukukçu olmaya gerek yok bu iddianın temelsiz olduğunu söylemek için.Bizim anayasamız da birçok anayasa gibi değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeler içermektedir.Elbette yüksek mahkeme, iptal talebi ile önüne gelen bir yasanın, değiştirilemez anayasa maddelerinden birini delmeye, kaldırmaya veya dolanmaya kalkıp kalkmadığına bakarak işe başlayacaktır. Bu öz değil şekil denetimidir.Kader değişmez mi?Başbakan’ın ikinci itirazı da şu:“Yasama yanlış yaparsa yargıdan döner, olmadı seçim günü sandıkta milletten döner. Yürütme için de aynı durum söz konusu. Peki yargı yanlış yaptığında ne olur?” Dünyanın her yerinde aynı şey oluyor: Anayasa Mahkemesi’nin kararını beğenmiyorsa yasama, mahkemenin karar gerekçesini dikkate alarak yeni düzenleme yapar. Ama ulusal egemenliği paylaştığı yargı kurumuna karşı cihat ilân etmeye asla kalkışmaz.CHP lideri Baykal dün gerçekçi bir tespitte bulundu. Başbakan’a “Milli irade değilsin, siyasi iradesin” dedi. AKP’deki telâş ve öfkenin “laiklik ilkesini delme teşebbüslerinin engellenmiş olması”ndan ileri geldiğini savundu.Korkarız ki önümüzdeki günlerin siyasi faaliyeti kavramlara açıklık getirmek yerine seçim havasının talep edeceği karambollara hizmet edecektir.AKP her geçen gün Erbakan’ın Milli Görüş partilerinin kaderini paylaşma yolunda ilerliyor. Başbakan kalan zamanı yargıyla kavga edecek yerde kendisini ve partisini savunmak için kullansa çok daha hayırlı olur.Laiklik konusunda şüphe ve güvensizlik gölgeleri taşıyor olması, sadece kendi kusurudur!

Devamını Oku

Başbakan’ı beklerken..

9 Haziran 2008

Kendisine yâr olmayan sevgiliyi başkasına da yâr etmeyen ilkellik yalnız dağdaki çobanda mı var?Hayır.. Kentte beterleri var.Bunların en seçkinlerinden biri (!) dün Anayasa Mahkemesi kararlarının meclis kararı ile askıya alınabilmesini öngören bir teklifte bulundu.Bu kişi Sarı Çizmeli Mehmet Ağa değil, şu anda TBMM Adalet Komisyonu Başkanı koltuğunda oturan Ahmet İyimaya...Bir düşünür “İnsanlar ne değilse onu soyisim olarak alırlar” demişti.Baba, eş, arkadaş olarak herhalde adını hak ediyordur ama Ahmet Bey’in siyasetçi ve hukukçu olarak “iyi maya” olmadığını rahatça söyleyebiliriz.Anayasa Mahkemesi kararlarının herkesi bağlayan kesin hükümler olduğunu bilmemesi düşünülemez.Öneri devletin manevi şahsiyetini tahkirdir.Yargıya gözdağı çabalarında AKP’nin zorlamaları komediye dönüştü. İnsan hayrete düşüyor; bazı iyi icraatları da kapsayacak şekilde bizi beş yıldır bu acemilik, bu zihniyet mi yönetti?İktidarın, beğenmediği kararlarını askıya alacağı bir Anayasa Mahkemesi... Bu garabet hukuk devletine kaba bir saldırıdır.Türban değişikliği nasıl laiklik ilkesine aykırılık nedeniyle iptal edildiyse bu da hukuk devletine aykırılık gerekçesiyle geri dönecektir. Bir hukukçu bunu bilmez mi?Bilir ama AKP’de şimdi adı konmamış bir “Kim daha kahraman” yarışması sürüyor. İyimaya da, sonradan olmaların aşırılığı içinde eski DYP’li bir AKP’li olarak Milli Görüşçüleri yaya bırakan bir ralli pilotu gazlaması yaptı herhalde!Şahsen bir kazancı olur mu bilemeyiz ama ülke bir şey kazanmayacaktır.Beklentimiz Başbakan’ın bugünkü grupta İyimaya’nın gayri ciddi önerisine tezat yaratacak bir sorumlu devlet adamı tutumu sergilemesi ve Anayasa Mahkemesi’ne karşı yürütülen haksız ve arsız kampanyayı durduracak kararlılığı göstermesidir.Başbakan hiçbir krizde, konuşmak için bu kadar uzun beklemedi.Düşünmeye çok zamanı olduğu için doğru şeyler söyleyip doğru bir rota çizebilir. Ümidimiz bu!DokunulmazlarUluslararası şirketler de rüşvet çamuruna bulanıyor ve dünya çapında sarsıntılar oluyor.Siemens’in başı dertte. Şirketin 20 ülkede 2,1 milyar Euro rüşvet dağıttığı iddiası Alman mahkemesinde yargılanıyor.Uzun zamandır medyaya konu olan skandalın Türkiye ayağı, geçen yıl Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bir haberde açığa çıkmıştı, bir Türk bakan ve bazı bürokratlarla kurulan aracılı temaslar hakkında ipuçları verilmişti.İhale yolsuzluklarını konu alan Mavi Hat operasyonu davası, Siemens rüşvetine yeni boyut kazandırdı. Davanın sanıklarından bir iş adamı, Siemens’in Türkiye’de 57 milyon Euro rüşvet dağıtarak ihalelerde rekabet üstünlüğü elde ettiğini anlattı.Şimdi sistemin hemen harekete geçerek bu işi çözeceğini, haram yiyenlerin yargılanıp cezalarını göreceklerini beklersiniz değil mi?Fazla hayalci olmayın. Çünkü Lockheed rüşvet rezaleti, bulaştığı bütün ülkelerde aydınlatılmış, yiyiciler sadece Türkiye’de karanlıkta ve cezasız kalmışlardır.Bizde dokunulmazlık var. İktidar çoğunluğu “o bakan”ı vermez.Bürokratın yargılanması da amirinin iznine bağlıdır; Bakan kendini ele vermemek için emrindeki bürokratın yargılanmasına izin vermeyecektir.Rüşvet zenginlerinin parası aylarca, belki yıllarca züğürt milletimizin çenesini yoracaktır!

Devamını Oku

Numaracı takımı...

8 Haziran 2008

Hukuka saygısı olmayan zihniyetin demokrasi aşkı gerçek olamaz.İktidarın türban ve kapatma davaları karşısındaki tutumu baştan beri “yavuz hırsız” taktiğine dayandı.Gizli gündemin yolunu açmak için yasalar değiştirildi. Mahkemeler geçit vermeyince bu kez yargıya hücum edildi.Şimdi “meclisin yetkilerine tecavüz ediyor” bahanesiyle yargının karşısına halkı çıkarmaya uğraşıyorlar.Cuma akşamı Meclis Başkanı Köksal Toptan’la yaptıkları görüşmede Başbakan’ın ne istediği biraz daha netleşmiş gibi...Erdoğan yarınki grup toplantısında partilere “Yasamanın haklarını savunmak için ortak hareket edelim. İptal kararı sadece AKP’yi hedef almıyor” diyecekmiş.Meclis Başkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ni eleştirdiği basın toplantısını, işte bu senaryonun yolunu açmak için yaptığı şimdi daha iyi anlaşılıyor.Anayasa Mahkemesi kararının yasamayı, yani meclisi hedef alıyor gösterilmesi, kötü niyetli bir kışkırtma değilse acaba nedir?Yüksek mahkemenin türban kararı, hiçbir kişiyi veya partiyi hedef almamıştır. Bu nedenle kimseye ceza vermemiştir.Varlık sebebi Anayasa’yı korumak olan Anayasa Mahkemesi, cumhuriyetin değiştirilemez ilkelerine karşı gerçekleştirilen bir eylemi iptal yoluyla püskürtmüş ve görevini yapmıştır. Olan budur.Rövanş anlamındaki zorlamaların artık tek amacı olabilir:Sistem her şeye rağmen kendini korumayı başarmıştır. “Şimdi acaba ne yapalım ki Anayasa Mahkemesi laik düzeni koruyamasın?” Bu alandaki çabaları izlemek can sıkıyor ama bunları demokrasi ve hukuk aşkına yapıyor görünmüyorlar mı?..İşte o fazla geliyor!*****SpekülasyonVATAN’ın o manşeti iktidar tezini paylaşan siyasetçi hukukçu ve yazar takımı üzerinde baskın etkisi yarattı.Anayasa güvencesindeki ilkeleri değiştirmeye kalkacak bir iktidarı Anayasa Mahkemesi değilse hangi güç hangi kurum durduracaktır?Bir meclis “Seçimler 20 yılda bir yapılır” diye Anayasa’yı değiştirirse Anayasa Mahkemesi buna seyirci mi kalacaktır?Böyle bir tehlikeyi nasıl göğüsleyeceğini bugünkü Anayasa ispatladı.Peki sizin Anayasanız ne garanti gösterecek?Tısssss... Anlı şanlı beyinler, kalemler kem-küm...Spekülasyonmuş bunlar, spekülasyon üstüne fikir beyan edemezlermiş, ayrıca da bu çağda kimsenin aklından böyle bir şey geçmezmiş!“Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Millet istedikten sonra tabii gidecek yahu.” On beş yıl önce böyle düşünen Tayyip Erdoğan padişah yetkileri kullanan bir Başbakan’dır bugün.Bu ülkenin anaları başka Tayyip Erdoğan’lar doğuramaz mı?

Devamını Oku

Toptan imha!

7 Haziran 2008

Meclis Başkanı Toptan dün kendini de, taşıdığı önemli ünvanı da toptan imha etti!Anayasa Mahkemesi’ni yetkilerini aşmakla ve anayasayı ihlâl etmekle suçlayan ilk Meclis Başkanı olmuştur.Partisinin lideri bile hata yapmamak için susmayı tercih ederken o kışkırtıcı bir role soyunmaktan çekinmemiş, partileri Anayasa Mahkemesi karşısında tek vücut haline getirmenin organizatörlüğünü üstlenmiştir.Salı günü Yunanistan’dan döndükten sonra dediğini yapıp parti liderlerini toplarsa, tarafsızlığını kaybettiği halde “yuvarlak masa” gerçekleştiren ilk Meclis Başkanı sıfatını da alacaktır!Köksal Toptan neden Anayasa Mahkemesi’ne saldırdı ve yetkilerini aştığına gerekçeli kararı görmeden nasıl karar verebildi?Bu bir skandaldır.Toptan bir siyasetçi olarak lideri tarafından kullanılmayı sindirebilir ama işgal ettiği makamı aynı küçültücü kadere mahkûm edemez. Buna hakkı yoktu.Sisteme ikinci bir meclisi (senato) ekleme önerisi ciddiye alınamaz.Gündemi değiştirmesi, partileri ve halkı yargıya karşı kışkırtması için bir gece önce başbaşa görüştüğü Başbakan’dan talimat almadığına da kimseyi inandıramaz.Toptan çok hata yaptı. Türban davası Anayasa Mahkemesi’nde devam ederken “Herkese oh dedirtecek bir karar” telkini, hukuki ve ahlâki bir ihlâldi.Dünkü senato önerisi de zamansız ve anlamsız bir saptırmadır.Niye böyle davranıyor?Çünkü fırsat kaçırmıştır, azap çekiyor.Tecrübesi, birikimi ve işgal ettiği makamın arkasındaki bilgi ve sezgi gücü, türbanla ilgili anayasa değişikliği önergesi önüne geldiğinde ona “Durun arkadaşlar” deme şansını ve imkânını bahşediyordu...“Bu öneriniz anayasadaki değiştirilemez laiklik ilkesini hedef alıyor. Önergenizi işleme koyamam!” Belki bir dahaki seçimde onu aday yapmayacaklardı ama kendisine bugünkünden daha fazla saygı duyacaktı.Ve Anayasa Mahkemesi’nin önünde bugün AKP hakkında açılmış bir kapatma davası olmayacaktı!AKP önderleri yanlışlarıyla yarattıkları fenalıkların ceremesini halka çektirmemelidir. Başbakan Erdoğan, halkı tahrik eden odaklardan çoğunu bir işareti ile yola getirecek güce sahiptir.Bu gücünü halkı korumak için kullanmalıdır!MHP’nin ipiyle...Devlet Bahçeli kapatılma davası sonuçlanmadan önce AKP’nin yeni bir parti kurarak yoluna devam etmesini salık vermiş...Bizce düzgün bir kılavuzluk değildir bu fikir. Çünkü AKP iki kere MHP’ye uydu ikisinde de başı derde girdi.MHP’nin Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkaran desteği olmasaydı Tayyip Erdoğan toplumsal uzlaşma arayacaktı.Türban konusundaki MHP desteği gelmese iktidar yeni anayasa projesinden koparılmış bir türban değişikliğine gitmeyecekti.İktidara dönük ölümcül bir tuzak planlansa bundan daha iyisi yapılamazdı.Hukuk devletinin gereklerine saygı göstermekten daha doğru, parti için de daha yararlı bir yol yoktur.Çünkü MHP’nin aklına uyduğu takdirde AKP yargıya ne mesaj vermiş olacaktır?“Siz konusu kalmamış bir dava ile uğraşıyorsunuz. Zaten yok olan bir partiyi kapatıyorsunuz!” Görülmekte olan bir davayı etkilemektir.Kanuna karşı hile yapmak, mahkemeyi alaya alıp tahkir etmektir.Sonu yoktur.Pişmanlık en iyi yoldur!

Devamını Oku

Bu bir reform

6 Haziran 2008

Konuşarak çözülmesi mümkün görünmeyen ihtilâflarda ne deriz?“Bu iş karakolda biter!” Ama biz türban ihtilâfını mahkemede bile bitiremedik.Ortalık Anayasa Mahkemesi kararına meydan okuyan içten pazarlıklı tiplerin hezeyanları ile ayağa kalkmış vaziyette.Neymiş, karar hukukî değil siyasî bir kararmış!Kim söylüyor bunu?Kendi polislerini yarattığı gibi kendi yargısını da oluşturmak isteyen; bunu utanmadan ilân edebilen zihniyetin cazgırları söylüyor...Demokrasiyi kalabalık tarafın avantajlı olduğu bir “halat çekme yarışması” zanneden ilkellik, yargıdan tokat yediği zaman dengesini yitiriyor ve atalarının “Şeriatın kestiği parmak acımaz” nasihatini bile unutuyor.Unutmasalar Anayasa Mahkemesi’nin türbanı serbest bırakan anayasa değişikliğini neden açık farkla iptal ettiğine şaşmazlardı.Can alıcı soruAnayasa Mahkemesi tarafsız olmalıymış!Hayır, Anayasa Mahkemesi’nin görevi Anayasa’yı korumaktır.Anayasa değişir ama özüne, ruhuna zarar veremezsiniz.Nitekim Anayasa Mahkemesi temel misyonundan hareket ederek kararını oluşturmuştur.Mahkeme Başkanı ve bir üye iptal kararına mahkemenin ancak “yetkisini aşarak” ulaşacağı itirazında bulunmuş, fakat tarihi kararı öteki dokuz hâkimin ortaya attığı şu soru şekillendirmiştir:“Anayasayı tek başına değiştirme çoğunluğunu kazanmış bir parti, Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerini değiştirirse ne olacak? Anayasa Mahkemesi bunu denetlemeyecek mi?” Rejimi değiştirme gizli gündemi ile meydanlara çıkıp “Biz değiştik” diye halkı kandırarak iktidara gelen bir parti “yargı reformu” adı altında kendi yargısını AKP’den daha sabırlı ve kurnaz davranarak elbet yaratabilir.Ama ne olursa olsun yukarıdaki soruyu kendi kendilerine sorma namusunu ihlâl edecek hâkimleri çoğunluğa geçiremez.İş nereye varırdı?Nasıl bir tehlikenin eşiğinden döndük; herkesin bunu görmesi lâzım.Anayasamız laik, demokratik sosyal hukuk devletini garanti altına almıştır. Bunu, değişiklik önermeyi menederek sağlamıştır.AKP, bu anayasaya bağlı kalacaklarına yemin eden milletvekilleri ile bu kapıyı kırmıştır.Anayasa Mahkemesi o tarihi iptal kararını almasaydı türban serbestisi ile delinecek olan laiklik ne hallere düşecekti?Bu iktidar döneminde tüm AKP’li belediyelerin, hatta birçok kamu kuruluşunun türban manzaralarına bakarak tahminde bulunabilirsiniz.Bir yandan “Türban yasağının sadece üniversitede kalkmasını istiyoruz, kamu kuruluşlarında kaldırılmasını savunamayız” diyorlar, diğer yandan sınıfa türbanla girmek isteyen öğretmenleri haksız bulan AİHM’ye ateş püskürüyorlar.Anayasa Mahkemesi, varlığını onurlandıran çok önemli bir karar almıştır.Bu karar laik cumhuriyeti yargının, hukukun güvencesi ile güçlendirdiği için Türk demokrasisini terfi ettirecektir.Askerî vesayetin yerine yargıyı koymak reformdur!

Devamını Oku