Garip ülkem...

29 Haziran 2008

Çocukluğumdan hatırlarım; gazeteler şaşırtıcı haberleri “şu garip dünya” başlığı altında yayınlarlardı.Şimdi olsa siyaset doldururdu o sütunu.Başbakan ne zaman ekrana çıksa televizyonun sesini kısmak zorunda kalıyoruz. Son konuşması yine CHP ve Baykal üzerine idi ve odadaki cam çerçeve yine sarsılıyordu. Başbakan şöyle bağırıyordu:“CHP Sosyalist Enternasyonal’den atılacak partiler listesine konuldu. Orada da sana yer yok; niye? Çünkü hiçbir zaman demokrat olamadın. Ülkenin menfaatlerini gözetmedin!” Başbakan bir doğru söylediyse geri kalan iki şey ya yanlış ya haksızlıktır.Hatırlayın, Tayyip Erdoğan hükümlü olduğu için 2002 seçimine girememişti.“Artık muhtar bile olamaz” denilen zavallı bir adamdı. Onu kim kurtardı?Gitmesi gerekirdi...CHP’yi bugün Atina’da toplanacak olan Sosyalist Enternasyonal’den atabilirler; Başbakan’ın bu tahmini doğru çıkabilir ama “hiçbir zaman demokrat olamadın” suçlaması?..Hayır Baykal bunu hak etmiyor.Muhtar bile olamayacakken şahsına özel ara seçim yapılarak Başbakan koltuğuna yükseltilen kişi Tayyip Erdoğan ise onu kuyudan çıkarıp yolunu açan kişi de Deniz Baykal’dır.Bunu yapmakla “ülkenin menfaatine” hizmet etmiş midir, elbette tartışılır ama demokrat olmadığı hiç değilse kurtarıp Başbakan yaptığı adam tarafından söylenmemeliydi!Gelelim Sosyalist Enternasyonal’e...CHP lideri dün Atina’daki toplantıya gitmesi gerekirken Ayaş’taki Dut Festivali’ne gitti.Çok yanlış bir tercih oldu bu.Şimdi muhalifleri “dut yemiş bülbül” diyeceklerdir, “Partisini ve ülkesini uluslararası bir zeminde savunması gerekirken kaçan Deniz Baykal ne yüzle milletin oyunu isteyecek?” diye soracaklardır. Ve haklı olacaklardır!Baykal “Türkiye ve CHP aleyhine bildiriler yayınlanacağı için bu zeminin sorumluluğuna ortak olmak istemediğini” öne sürüyor.Hayır, inandırıcı bir mazeret değildir.Baykal’ın öne sürdüğü “gitmeme nedenleri” o toplantıya özellikle gitmesini zorunlu kılan sebeplerdir!Meydanı kime bıraktı?AKP’lilerin uluslararası toplantılarda Türkiye’yi kötülediğinden şikâyetçi olan bir muhalefet partisi, halkın gözünde kendisini yüceltecek bir performansın fırsatını hangi akla hizmet kaçırır?Gidersin, Türkiye’yi savunursun ve farkını parlatırsın..Baykal bunu yapacak yerde ne yaptı?Hem Atina’da Türkiye aleyhindeki komplo ve kışkırtmalar karşısında daha beter sonuçlar doğuracağını bile bile DTP’yi orada tek bıraktı, hem de Sosyalist Enternasyonal’den ihraç edilmesi olasılığına karşı kendini savunmamak suretiyle CHP’yi “ülkeye de, kendine de hayrı olmayan bir parti” durumuna düşürdü.Baykal’ın tercihi yüzünden CHP uluslararası kalite standardını yitirmiş sayılır.Böyle bir vebalin kamburunu taşıyan iki büklüm parti liderleri sadece ve sadece Türkiye’de bulunur.O yüzden de iktidardaki bir parti mahkeme kararı ile kapatılsa bile isim değiştirerek iktidarda kalmaya yine sadece Türkiye’de devam edebilir.Bir başkadır benim memleketim!

Devamını Oku

İki yüzlülük

28 Haziran 2008

Olayları ve Türkiye üstünde oynanan oyunları anlamak git gide zorlaşıyor.Mesela Başbakan Erdoğan, önceki gün Polis Akademisi’nde askerlerimizi, jandarmayı, polisi “Sizler demokrasinin laikliğin, insan haklarının, millet hakimiyetinin muhafızlarısınız” diye yüceltti.Bu sözler onun, irticaya ve bölücülüğe karşı Türk Silâhlı Kuvvetleri’nce üstlenilen “cumhuriyeti koruma ve kollama” misyonuna eskisi gibi itiraz etmediğine delil sayılabilir mi? Evet...Ama aynı Başbakan, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği suçlaması ile kapatılması istenen iktidar partisinin de genel başkanıdır!Davaya bakan Anayasa Mahkemesi dayanılmaz baskıların hedefi durumunda. Özellikle dış güçler, tavsiye ve tehditlerini sözde hep demokrasi ve hukuk adına yapıyorlar.Ama yargı organını böyle müdahalelere karşı koruyan kuvvetler ayrılığı ilkesi paspas gibi çiğnenirken utanmazca bir sessizlik hüküm sürüyor.Normal insana bakın!.. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin tutumu skandaldır.318 üyeli meclisin sadece 71 üye ile yaptığı toplantıda, AKP’nin kapatılması halinde demokrasi özürlü ülkeler için uygulanan denetim mekanizmasının Türkiye için de devreye sokulması önerisi kabul edilmiştir.Bu hakarete 3 AKP milletvekili de oyları ile destek vermiştir.Hele AKP Milletvekili Erol Cebeci’nin yaptığı konuşma, kötü siyasetçi tarifine ibretlik bir örnektir. Münazarada, inanmadığı tezi savunmak zorunda kalan bir lise öğrencisi bile onun söylediklerini söylemez.Neymiş; tartışmanın laiklikle alâkası yokmuş, mesele ülkeyi kimin yöneteceği mücadelesiymiş, elitler onlar gibi normal insanları istemiyormuş!Toplantıya önceden ayarlanmış üyeler geldikleri için hiç biri “Sizde soylu-avam, siyah-beyaz ayrımı mı var? Menderes, Demirel, Ecevit, Özal mavi kandan mı geliyorlardı?” diye sormadı.“Siyasal İslâmcı taleplerde ileri gitmediğiniz birinci iktidar döneminizde niye kimse size rahatsızlık vermemişti” diye hatırlatan olmadı.Sonuçta “AKP’yi kapatmayın yoksa...” diye başlayan kaba bir tehdit çıkmıştır.“Sorunu bilenlerin ve özellikle Türk halkının zekâsını hor görmeyelim” diye rejimin kemirgeni olan yolsuzluklar, dokunulmazlıklar, partiler ve seçim kanunları hakkında bir kaç göstermelik tesbit ve öneri bile koymamışlardır.Çoğumuzun merakı şu: Osmanlı’nın son dönemlerindekine benzer böylesi kibirli buyurmalara daha ne kadar muhatap kalacağız?Türkiye riske sokulabilir!Türkiye’ye biçtikleri “ılımlı İslâm” modeli, Amerika’yı ve AB’yi korktukları radikal İslâm’a karşı koruyamaz.Bunu onlar da görecek; o zamana kadar dayanmak zorundayız.Türkiye bu tehdide karşı bunca yıl kale gibi durduysa sebebi hem laik ve demokrat, hem dindar olmasıdır.Bize ılımlı İslâm önermesiyle aslında “ılımlı laik olun” diyorlar. Özünde devlet olma iddiası olan güçlü bir dine karşı kuşa çevrilmiş bir laiklik asla koruyucu olamaz.AKPM “Sorun varsa parti kapatmayın, sakıncalı yasalarını önleyin” havası çalıyor. Ama bu tavsiyeyi karganın kılavuzluğundan daha değerli göremeyiz.Çünkü Avrupa bize karşı hep ikiyüzlü davrandı. Avusturya’da seçim kazanan Jörg Haider’e ırkçıdır şüphesiyle yargısız, hükümsüz iktidarı vermedikleri gibi siyasi yaşamını da bitirdiler.Ama şimdi Türkiye’ye “AKP’ye ilişmeyin, çıkaracağı yasaları önleyin” diye akıl veriyorlar. Niye?.“Avusturya AB’nin üyesidir, risk alamayız. Türkiye aday ülke, başaramazsa aramıza almayız, biter!.”Hesap bu mu?

Devamını Oku

Fethullah Hoca dönerse

27 Haziran 2008

Hiçbir kötülük toplumların başına habersiz ve davetsiz gelmez.Fethullah Hoca’nın yargı ile sorunları bitti. Dilediği an dönebilir. Bu onun hakkı.“Ona atfedilen şüpheler ya doğru çıkarsa” diye başlayan senaryoların gerçekleşme ihtimali kimseyi korkutmamalı mı?Korkutmalı ama onun çaresi uyanık olmak, kendimizi ve tehlikeye hedef olacağından çekindiğimiz kurumları koruma altına almaktır.Niyetini biliyordukFethullah Hoca ne tür tehlikelerin kaynağıdır; zaten biliyorduk.Amerika’da oturma izni başvurusunun reddini sağlayan savcıların onun hakkında mahkemeye sundukları bilgi ve deliller, şüphelerin boşuna olmadığını göstermesi yanında Türkiye’nin kendini koruma gücüne olağanüstü katkı sağlamıştır.Onun amaçlarına hizmet eden kişiler bundan sonra “Biz onu dinler arası barışa hizmet eden bir idealist sanıyorduk” bahanesine saklanamaz.Hoca’nın Amerika’ya gittiği 1999 yılında deşifre olan konuşmasını izledikten sonra önemli yerlere gelmiş birçok kişinin ona hizmete nasıl olup da devam ettikleri hep merak edilmişti.Çünkü Gülen, müritlerinden devletin can alıcı yerlerinde çoğalmalarını istiyordu.Niyetini açıkça koyuyordu:“Müslümanların kıvama gelecekleri ana kadar hizmete devam etmeleri şarttır. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.” Bu sözlerdeki meşum hayali çocuk bile görür. Bizim anlı şanlı seçkinlerimizden birçoğu neden görmezlikten geldi?Onları ne kör etti?Gülen’in oturma izni almasını önleyen savcıların dosyasında cevabı var!Güvence vermeliSavcılık raporu Gülen cemaatinin, iş yapma biçimi şeffaf olmayan, okullar, gazete, üniversite, sendikalar ve televizyondan meydana gelen 25 milyar dolarlık güce sahip bir ekonomiye hükmettiğini belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor: “(...) Kullanılan paraların büyüklüğü nedeniyle Suudi Arabistan, İran ve Türk hükümetleriyle gizli anlaşma içinde olduğu iddiaları dile getirilmektedir.CIA’in de bu projelere finansal ortaklık ettiği şüpheleri bulunmaktadır.” Peki kıtalararası ünü nereden? Ona da cevap var: “Kendisini akademisyenlerle çevreleyip para karşılığı görüşlerinin tartışıldığı konferanslarda konuşturuyor veya görüşlerini yazdırıyor!” Bütün bu masraflı zahmetler Gülen’e CIA görevlilerinin, rahiplerin, akademisyen ve diplomatların kefaletine rağmen Amerika’da oturma izni aldıramamıştır.Şimdi dönmek onun için mecburiyet olur mu bilemeyiz ama olursa Türk halkına bazı açıklamalar yapma borcu olacaktır.Onu bu borçtan muaf tutmaya kimsenin hakkı yoktur.Sözüyle dahi olsa arınmasını istemek, bu ülkeden başka yaşayacak yeri bulunmayan insanlara çok görülemez.

Devamını Oku

Yapmayın vazgeçin!..

26 Haziran 2008

Yerel seçim gelirken AKP’nin “büyük numara” olarak ne yapacağı merak ediliyordu.Adalet Komisyonu’nda kabul edilen yasa değişikliği meclisten de geçerse meraklı soru cevabını bulacak.Türk Ceza Kanunu’nun kamuya ait arazileri işgallere karşı koruyan 154’üncü maddesi değiştiği, bu suçlara öngörülen 6 aydan 3 yıla kadar hapis müeyyidesi kalktığı için yeni bir Hazine arazisi yağması dönemi açılacaktır.Kanun değişikliği, turistik otellerin haklı görülebilecek şikâyetlerini ortadan kaldırmak, deniz kenarına koydukları şezlonglar yüzünden mahkeme mahkeme dolaşmak külfetinden onları korumak amacıyla yazılmış.Ama sonra Hazine arazilerini “yağma Hasan’ın böreği” kaderine mahkûm eden bir çarpılmaya uğramış.İşgaller karşısında savcılar doğrudan ve süreye bağlı olmaksızın dava açıyorlar ve işgalcilerin 3 yıla kadar hapsini isteyebiliyorlar.Yeni düzenleme bu uygulamayı kaldırdığı gibi, altı ay içinde şikâyet edilmediği takdirde özel kişilere ait arsalara yönelen tecavüzlerin de takipsiz bırakılmasını sağlıyor.Kaş yaparken göz çıkaracak bir eylemdir bu. İktidar, mülkiyete devlet güvencesini tartışmalı hale düşürecek ve bir avuç oy için kentlerimize çirkin, güvensiz, hastalıklı gecekondu mahalleleri ekleyecek bu yanlıştan dönmelidir.İşgalin cezasız kaldığı bir ortamın garip insanlara fırsat sunacağını düşünerek teselli arayanlar kendilerini kandırmasınlar. Çünkü...İşgale elverişli tüm arazilere suç örgütleri el koyacaktır!İktidar bu yanlıştan geri dönmelidir.Açgözlülüğün her defasında ödülleneceğinden kimse emin olamasın.Bakarsınız gamsız halkımız, kamunun şahsında kendisinin de soyulduğunu fark edip gazaba gelir ve seçim yatırımı bir anda tersine de dönebilir!*****Büyük ödülResimlerde kıyasladığınız zaman bizim takım sıradan görünüyor.Ama maç başladıktan sonra, hele yenik duruma düşünce hepsi birer dev...Önceki turnuvaların çoğunu kendi kendimizi şişirerek, teselliler üreterek kapattık. Bu defa yarı final oynadık.Independent gazetesi yarı finalistlerin genellikle hatırlanmadığını fakat Türkiye’nin hak ederek istisna yarattığını yazdı.Dünya basını Almanlardan daha iyi oynadığımızda hemfikir oldu. BBC “Türkler bu turnuvada bize yenik durumdayken dünyanın en iyi takımı olduklarını öğretti” dedi.Güzel şeyler bunlar.Futbolcularımız “kahraman” sıfatını hak ettiler.Bu yetenekli, cesur, dayanıklı, azimli ve alçak gönüllü çocuklar, bizim tek boyutlu “Türk gibi güçlü” imajımızı değiştiren ve zenginleştiren destansı başarılar yarattılar.Kupadan daha değerli şeyler kazandırdılar ülkeye:Hayranlık ve saygı.Hepsini takdir ve şükran duyguları ile kucaklıyoruz.

Devamını Oku

Küçük mesele

25 Haziran 2008

Başbakan’ın Kara Kuvvetleri Komutanı ile yaptığı sürpriz ikili görüşme “zararın neresinden dönülse kârdır” sözünü hatırlatan bir kazanımdır.Başbakan Erdoğan zaten yeteri kadar belirsizlik taşıyan yakın geleceği, komuta kademesi üzerinde yapılan spekülasyonlara ve fesat girişimlerine karşı korumuştur.Resmi açıklama, ikilinin bölücü terörü ve “son günlerde gündeme gelen bazı konuları” ele aldığını belirtiyor.Terör konuşulsa Başbakan, Genelkurmay Başkanı’nı atlayarak Kara Kuvvetleri Komutanı’nı tek başına muhatap almazdı.Belli ki ağırlıkla ele alınan konular başkadır. O fasılda da ağustosta Genelkurmay Başkanı olması beklenen Orgeneral İlker Başbuğ’a yönelik karalama kampanyası ilk sırada duruyor.Davetin yemekli düzenlenerek sıcak bir havanın yaratılması, iktidarın Orgeneral Başbuğ hakkındaki kampanyadan etkilenmeyeceği vaadine işaret sayılmalıdır.Fitne fesat atağıAnkara’daki kaynaklar Başbakan’ın Kara Kuvvetleri Komutanı’na “Her şey teamüllere uygun yapılacak. İçiniz rahat olsun, komutan siz olacaksınız” mesajını verdiğini belirtiyorlar.Eski Genelkurmay Başkanı Özkök de iki gün önce aynı tahminde bulunmuş, Radikal’den Murat Yetkin’e şunu demişti:“.. İlker (Başbuğ) Paşa öne çıkıyor; geleneklerimiz öyle olacağını gösteriyor. Bence sakin bir YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) olacaktır. Hükümet Büyükanıt’a karışmadı, Başbuğ’a da karışmaz.” Geleneklerin işaret ettiği komutan adayı ile önceden görüşmeyi Tayyip Erdoğan da gelenek haline getiriyor.İki yıl önce de Orgeneral Büyükanıt’la benzer bir görüşme yapmıştı.Son olaydaki fark, Orgeneral Başbuğ’a kasteden kampanyanın Orgeneral Büyükanıt’ı hedef alan yıpratma çabalarını çok geride bırakan bir azgınlık taşımasıdır.Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ile karargâhta yaptığı görüşmeye gizli havası verilmesi, Kudüs’teki kutsal yerlere yaptığı ziyaretlere ait resimlerden Mescid-i Aksa’ya ait olanı saklayıp Ağlama Duvarı önünde çekilenin servise konulması...Eski Genelkurmay Başkanı Özkök, son demecinde belli cemaatlerin bütün müesseselere sızmaya çalıştıklarını belirterek Orgeneral Başbuğ’a yapılanları “ucuz ve ayıp” diye nitelemişti.Kullanılan katlanırErdoğan-Başbuğ buluşması, iktidarın Özkök çizgisine geldiğini gösteriyor.“Madem ki öyle, Başbakan Erdoğan niçin bekledi? Niçin daha önce müdahale etmedi?” diye soranlar çıkacaktır.Onun cevabı da şu olabilir:İftira bombardımanı altında gerginlik yaşamasına göz yumulan komutana bir aşamada sahip çıkmak ve hakkının teslim edileceğine dair teminat vermek iyi bir yatırımdır.Çünkü karşınızdakini etkiler, psikolojik borç altına sokar.Siyasetçi elindeki aletleri ahlâk anlayışına ve mecburiyetinin derecesine göre kullanacaktır. Başbakan da kullandı.Tayyip Erdoğan, Başbuğ kampanyasında rol alan istihbarat birimlerinin ve medyadaki destekçilerinin yarattığı bulanık havadan yararlanmış, istediğini almıştır.Şimdi... Komutanı tahrip kastına alet olan gazeteler kendilerini kullanılmış hissedecekler mi? Geriye kalan küçük mesele budur.Kullanılanlar katlanır.Hepsine geçmiş olsun!

Devamını Oku

Yumuşama işareti değil...

24 Haziran 2008

Rejime diklenmenin siyasetçileri kahraman yaptığı bir ülke burası.Böyle bir düzende rejimi tehditlerden uzak tutabilmek mümkün olabilir mi?Olamadığını tecrübemizle yaşıyoruz.Dün Ankara’da iki hoş gelişme cereyan etti.MYK toplantısında AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, “Cumhuriyet devrimleri Türk halkında travma yarattı” demeciyle ilgili açıklama yapmak istedi. Ancak Başbakan konunun uzamasını istemediği için Fırat’ın konuşmasına izin vermedi.Bu tutum, AKP liderinin çatışmacı siyasetten uzak durmaya karar verdiğine yorulabilir miydi?Üstelik o ümidi destekleyen bir gelişme daha olmuştu:Başbakan Erdoğan’ın dünkü grup konuşması olarak kaleme alınan metinde, kendisine “kenara çekilsin” diyen MHP liderine ağır ifadeler taşıyan bir karşılık yer almıştı.Ama Başbakan, Devlet Bahçeli’yi “mezar soygunculuğuna tevessül” etmekle suçlayan o sözleri okumadı.Tercihi elbette olumludur ama bundan çok ileri anlamlar çıkarmak yanıltıcı olur. Çünkü...Grupta Atatürk ve devrimler üstüne açılacak tartışmayı Erdoğan bu değerlere bağlılığı nedeniyle önlemiş olamaz.Aldığı yüzde 47 oyun içinde Atatürk’e nankörlüğü affetmeyecek olan seçmenlerin önemli bir ağırlık taşıdığını tahmin etmiştir; mesele budur!Devlet Bahçeli’den metindeki sözleri sakınması ise cumhurbaşkanlığı seçiminde ve türban değişikliğinde stratejik ortaklık yaptığı MHP’nin kendilerine “yine lâzım olacağı” tedbiridir.Belli ki AKP, planını kapatılacağı hesabına göre yaptı ve değişmeyecek.Lider kadronun en önemsediği şey milletvekillerini ve parti örgütünü diri ve bütün halinde tutabilmektir.Bunun en ucuz yolu devletle kavga etmek ve bu yolla mağdur görüntüsü yaratmaktır.Yaz aylarını kontrollü gerginlik içinde geçireceğiz.***** Anırmayın!Özür dileme geleneğinden yoksun toplumların kaderi bu.Tamir edilebilir bir yanlış, debelenmek yüzünden sahibini yutan bir kuyu oluyor böyle...Dengir Mir Mehmet Fırat “travma” diye başladı, üç günde “anırma”ya dayandı.“Devrim kanunları konusunda konuşanlar eğer bunların tamamını okuduysa ben Meclis’in ortasında eşek gibi anırırım” dedi.Devrim kanunlarının tamamını okumak kişiyi ancak bilgili yapar. Ama kafası karışık ve vicdanı da nankörlük etmeye müsaitse o bilgi kendisini bilge ve hakşinas yapmaz.Yine de kimse anırmasın.Atatürk ve devrimlerinin Osmanlı enkazı altından çıkan yorgun ve yaralı insanları millet haline getirip onlara özgür ve çağdaş bir vatan kazandırdığını herkes zaten biliyor.Bu gerçeği inkâr eden sözleri de anırma diye dinliyor. Yani...“Eşek gibi anırmak” gereksiz zorlama olur.Meclisin mehabetini bozmayalım!

Devamını Oku

Ne oldu bize?

23 Haziran 2008

New York’taki ikiz kuleleri indiren nefret Batı toplumlarının akıl sağlığını bozdu.Müslüman toplumların terörist üretmesini önlemek yolunda bulabildikleri çare şudur:Hz. Muhammed’e inanan toplumlara ılımlı İslâm’ı önermek ve sevdirmek...Bu amaca Türkiye’deki laik rejimi sulandırıp İslâmi referansları artırarak ulaşacaklarına inanıyorlar.O nedenle AKP’nin laiklikle çatışan icraatına destek veriyorlar. Dine dayalı rejimler altında yaşayan Müslüman toplumlara “ılımlı İslâm”ı önerirken model gösterecekleri Türkiye’nin içindeki direnişten rahatsızlık duyuyorlar.Elbette dertleri kendi güvenliklerini sağlayacağına inandıkları senaryonun başarıya ulaşmasıdır, yoksa Türkiye’nin istikrarı değil.Unutulan şu ki, örnek gösterilen “ılımlı Müslüman demokrasi” siyasal değil ama toplumsal anlamda bugün ülkemizde yaşıyor. Fakat dikkat... Bu ılımlı Müslüman toplum varlığını, laikliği koruyan ve önemseyen yönetim modeline borçludur.Türkiye’yi “ılımlı İslâm demokrasisi” yapmaya uğraşanlar laik demokratik rejimin dini ve ibadeti baskı altında tuttuğu önyargısından hareket ediyorlar.Bu yanlıştır. Türkiye’de dini aşırılıkların bunca kışkırtmaya rağmen ciddi bir tehdit boyutu almaması, insanların din ve inanç özgürlüklerini en geniş anlamda kullanıyor olmasındandır.Bir gören çıktı...Yani laiklik Türkiye’yi dinsiz yapmadı, tersine dinin özüne en uygun anlamda yaşanmasını sağladı. Bu denge laiklik budanarak bozulacak olursa rejimin ılımlı yamaçtan radikal şarampole yuvarlanmayacağını kimse garanti edemez.O yamaç kaygandır. Duran, tutunan Müslüman toplum olmadı orada!New York Times gazetesinden Roger Cohen bu kritik eşiği görebilen ender yabancılardan biri oldu.Türkiye’de “ülkenin ruhu için bir savaş” sürdüğünü, kapatma kararı çıkmazsa daha iyi olacağını, ancak açılan davanın AKP’nin kendini toplaması bakımından memnuniyet verici olduğunu yazdı.“Modern Türkiye’nin laik temelleri, en hoşgörülü Müslüman toplumunun yaratılmasında esas olmuştur. Mücadele etmeden tehlikeye düşürülmemeli!” diye ekledi. Bir yabancının bile gördüğü bu gerçekleri, bazı siyasetçilerimiz ne yazık ki inkâr edebiliyorlar.“Yalnız gayrimüslim azınlık değil Müslüman çoğunluk da dini özgürlükler konusunda sorunlar yaşıyor” diye Türkiye’yi yabancılara bizim Dışişleri Bakanı müzevirlemedi mi?Travma geçirmiş!Dün de AKP’nin ikinci adamı Fırat’ın New York Times gazetesinde devirdiği çamlar günün tartışması oldu.Fırat, cumhuriyetin üstünde yükseldiği devrimleri, Türk halkının bir gecede kıyafetlerini ve dillerini değiştiren, dinsel yollarını dağıtan bir travma olarak nitelerken, Atatürk dönemini de baskı yılları gibi anlattı.“Acaba bu konuşmalar, AKP hakkındaki kapatma kararını çabuklaştırsın diye Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bir tahrik mi?” diye düşünürken Fırat basının önüne çıktı ve bu izlenimin uzun konuşmasına uygulanan hatalı özetlemeden ileri geldiğini öne sürdü.Aslında hata inkârcılığın egemenlik alanını genişletmesindedir.Yıllar önce Fransız Noell Roger gazetesi şunu yazmıştı:“Atatürk’ün kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.” Ne oldu bize?

Devamını Oku

Kızacak ne var?

22 Haziran 2008

Başbakan bize kızmış... Öfkeyi hitabet sanatının unsuru olarak kullandığı için demek öyle gerekti!Ama yine de daha tutarlı ve adaletli davranabilirdi.Hatırlayacağınız gibi CHP milletvekili Ahmet Ersin, 2005 yılında 35 milyon YTL olan Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü’ne ait harcamaların 2006’da 250 milyon YTL’ye ve 2007’de 290 milyon YTL’ye fırladığını görünce Başbakan’a yönelik bir soru önergesi vermişti.VATAN da bu sorunun cevapsız kalmaması için haberi önemseyerek okurlarına duyurmuştu. Çünkü olay böyle bir özeni hak ediyordu.İki yılda yarım milyar doları bulan bir özel kalem harcaması varsa, orada en azından israf vardır.Ayrıca yasama denetimi bir yıl önce tıkanmış, yine CHP’nin verdiği bir soru önergesi cevapsız bırakılarak kadük olmuştu.Müsteşar habersiz mi?Başbakan, Batman’da afet konutlarını teslim töreninde konuşurken bize de ateş püskürdü.“Başbakanlık bütçesinde örtülü ödenek denilen bir kalem vardır. Bu örtülü ödenekten nerelere para harcanacağı yasayla belirlenmiştir. Bunun hesabını biz bu gazetenin patronlarına vermeye mecbur değiliz” dedi.Evet, örtülü ödenek Özel Kalem başlıklı fasılda duruyorsa, gerçekten de Başbakan bu paraların nerelere, niçin harcandığının hesabını kimseye vermek zorunda değildir.Ama Özel Kalem Müdürlüğü başlığı altındaki tahsis, gerçekten örtülü ödeneği içine alıyor mu?Can alıcı nokta bu!.Başbakan öyle olduğu izlenimini veriyor ama bizi bu yüzden eleştirmeye hakkı yoktur.Çünkü anlaşıldığı kadarı ile Başbakanlık Müsteşarı bile bu paraların “örtülü ödenek” harcaması olmadığını düşünmüş, ödemelerin yıl sonundaki kesin hesap kanununda detaylandırılacağını cevap yazısında önerge sahibi milletvekiline bildirmiştir.Aramaya devam...Yani “Özel Kalem bütçesi örtülü ödenek” ise, bu gecikmiş gerçeği Başbakan’ın Batman’daki tören meydanından avaz avaz bağırarak ilân etmesi değil, zamanında kendi müsteşarının kulağına fısıldaması gerekirdi.O zaman müsteşar, soru önergesini cevaplarken “Harcamalar Özel Kalem’e değil örtülü ödenek işlerine aittir” diye yazardı ve mesele o zaman biterdi.Öyle olmadığına göre iki yılda harcanan yarım milyar doların gerçekten örtülü ödenek kullanmayı gerektirecek işlere, yani devletin yüksek menfaatlerine hizmet eden gizli ödemelere kullanılıp kullanılmadığını aramaktan vazgeçmemek lâzım.Ayrıca unutmamalı; demokratik bir toplumda hesap vermek, küçültücü bir şey değildir.Sesini yükselttikçe daha ikna edici olduğunu zanneden yöneticiler, devlet gücünü kişisel hınçlarını tatmin için kullanabileceklerini düşündürdükleri için sadece korkutucu olurlar.Herhalde Başbakan Erdoğan’ın talip olduğu kimlik bu değil!

Devamını Oku