Gizli tanıklar

16 Temmuz 2008

Adalet için en değerli şey bilgidir. Yeter ki doğru olsun.Birçok ülke bu değere ulaşabilmek için medyumlardan yararlanmayı dahi ayıp saymıyor.Ergenekon iddianamesinin büyük ölçüde “gizli tanık” ifadelerine dayandığı haberleri hukukçular arasında tartışma konusu oldu.Zanlının, adını öğrenmeyeceği, sesini bile duymayacağı biri tarafından suçlanmasının, adil yargılanma hakkına zarar vereceği öne sürülüyor.Böyle bir risk var mı gerçekten? Olabilir.Tanık Koruma Yasası’na göre gizlenen ve korunan bir kişi, düşmanlık beslediği birine bu yoldan zarar verebilir. Böyle bir tanık, komplocu bir kişi veya kurum tarafından kiralanabilir.Ama böyledir diye yargı, bu imkânı kullanmamalı mı?Bir aletin yararı sakıncasından fazlaysa feda edilmez. Yapılacak iş, sakıncalarından arındırmaktır.Halka düşmanlık, rejime komplo kuracak suç örgütlerini ihbar etmek her babayiğidin harcı değil. Bunu yapanın kendisi ve ailesi ağır zarar görebilir.Böyle biri, halkı ve devleti koruyacak bir bilgiyi canını tehlikeye sokmak pahasına vermişse elbette güvenlik garantisi almayı hak etmiştir.Koruma programının bir iftira furyası yaratacağını düşünenler yanılıyorlar. Verdikleri bilgiler kanıtla doğrulanmayanlar bu haktan yararlanmayacaklardır.Gizli tanık imkânının adalete ve ülkenin güvenliğine sağlayacağı yararlar, Batı’daki örneklerinden gördüğümüz kadarı ile feda edilemez önemdedir.Vehimlere kurban etmeyelim bu olanağı.“Türkiye’de suyunu çıkarırlar, vazgeçin” diyenlere, son günlerin haberlerini hatırlatmak isteriz.Baksanıza, Ergenekon Ecevit’i bile Başbakan koltuğundan indirmeye kalkışmış...Tanık Koruma Programı, Ergenekon’u çağdaş efsane haline getiren hayal gücüne fazla bir şey ekleyemez.Belki fren takarak ona disiplin kazandırabilir. O da fena olmaz!*****Dinci baskıBabacan, insan hakları ihlâli yapıldığı iddiasıyla ülkesini AB’ye ihbar eden ilk dışişleri bakanıdır.Şunu demişti: “Yalnız gayrimüslim azınlık değil, Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor!” Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasında Babacan’ın bu sözleri ek iddianame konusu olmadı ama karar aşamasında mahkeme üyelerinin değerlendirmelerine konu olacaktır herhalde.Babacan dün NTV’ye verdiği demeçte, sözünün arkasında olduğunu söyledi.Uluslararası toplantılarda eşinin giyimi nedeniyle Türkiye’ye Arap ülkelerinden bile daha kökten dinci bir görüntü kazandıran Ali Babacan’a mağduru oynamak yakışmıyor. Altı yıllık bir iktidara hiçbir demokraside mağdur rolü yakışmaz çünkü.Neyse bu mağduriyetler, bu sürede çözülmeliydi. Çözülemeyenler de kabullenilmeli idi.Türkiye’nin realitesi, propaganda edilenin tersidir. Yani dindara baskıdan değil topluma dinci baskıdan söz edilebilir.Uzun zamandır yüksek bürokrasi koltuklarına, ancak eşinin başını örteceğine dair garanti verenlerin getirildiğini Bakan Babacan duymadı herhalde!

Devamını Oku

Düş kırıklığı

15 Temmuz 2008

Ergenekon davası, yolun sonunda tüm demokratik güçleri birleştiren bir arınma ve uzlaşma sebebi olabilir mi?Birçoğumuz bu şansın var olduğunu hayal ettik.Dün CHP lideri Baykal’ın dediği gibi iddianame bağlamında toplum, cuntalara son verecek, darbecilerle tarihi hesaplaşmayı ortaya koyacak, demokratik rejimi nihai güvenceye kavuşturacak bir mucizenin beklentisine sokuldu.Ama iddianamenin işaret fişeği sayılabilecek açıklamalar umut verici olmadı. Baykal bir darbe iddianamesi beklerken terör iddianamesi ile karşılaştığımızı öne sürdü.Haklı olarak hatırlattı ve eleştirdi:“İddianame ile demokrasi dışında devlet kurumlarında yuvalanmış yapıların ortaya çıkarılacağı beklentisi oluşturuldu.. Peki ne çıktı?.. Günlükler, bundan yola çıkarak başlatılacak soruşturmalar yok. Darbe işi bitmiş!” Gerçekten de demokrasimize musallat olmuş müzmin hastalıktan kurtulmak istiyorsak yargının önünü açmak zorundayız. Oysa Başbakan baştan beri soruşturmaların hep içindedir.Dün grupta “Biz milletin hakkını arıyoruz bu anlamda savcıyız” diyen Başbakan’a milletin hakkını savunmanın, Anayasa’ya saygı göstermekle olacağını kimse söylemiyor mu?Zaten tek başına iktidarsın yürütme erki senin. Meclisin, yani yasama erkinin tam kontrolü elinde. Savcılığı da kimselere bırakmazsan bu rejim demokrasi mi olur? Olmaz elbet. Olmadığı görülüyor.CHP lideri dün önemli bir iddiada bulundu. Başbakan’ın Danıştay saldırısı ile ilgili tezini iddianamenin sahiplenmiş olduğunu öne sürdü. Nedir o tez?Başbakan Danıştay saldırısının Ergenekon’la ilişkili olduğunu iddia ediyor.Hem de Danıştay cinayeti davasını sonuçlandıran mahkemenin Ergenekon bağlantısı iddialarını kabul etmeyip, suçun bireysel bir eylem olduğu kanaatine varmasına rağmen...Amaç ne olabilir? Darbe iddianamesine yetecek delil veya maliyetini göğüsleyecek cesaret yoksa bir terör iddianamesi yazmak daha uygun görülmüş olabilir.Terör iddianamesi için de yargılaması bitmiş olan Danıştay cinayetinin sahipleri değiştirilmiştir. Söylenen budur.Baykal “Danıştay saldırısı eğer ters yüz ediliyorsa, bu vahim bir olay. Bunun altında iktidar da kalır, yardakçıları da” dedi.Bir iktidar, sorumluluğunu taşıdığı devlete ancak bu kadar zarar verebilir. AKP ülkede anarşik bir hava yaratmıştır ve bütün bu zorlamaları, hakkındaki kapatma davasını konuşacak bir kamuoyu olmasın diye göze almıştır.Ortada bir misilleme var. Kapatma davası bittiğinde Ergenekon davası da arkasından iten bir siyasi iktidar bulunmayacağı için büyük ihtimalle sahipsiz kalacaktır!Yani sıkıntılar geçicidir. Dileriz iz bırakmaz.*****İdeolojik inat gibiFransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Akdeniz ülkeleri liderleri onuruna verdiği davetin görüntüleri kim bilir kaç Türk vatandaşının içini sızlatmıştır.Yalnız zihniyetini değil, kıyafet devrimi ile görüntüsünü de değiştiren Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etme onuru ve görevi, acaba hükümet adamlarının eşlerine bazı sorumluluklar -haydi fedakârlıklar diyelim- yüklemez mi?Davette başları, tek tel saç görünmemecesine sarılmış iki hanım, Başbakan ile Dışişleri Bakanımızın eşleri idi.Kıyafetleri inançla açıklanamaz. Çünkü Suriye Devlet Başkanı’nın başı tümüyle açık eşi ve Katar Emiri’nin türban takmakla beraber alnında bir perçem saçı açıkta duran eşi de Müslüman’dır.Bu direniş, sembolik önemi abartılmış bir ideolojik inattır artık.Dine dayalı oligarşi görüntüsü ayıp oluyor!

Devamını Oku

Mahkemeyi bekleyin

14 Temmuz 2008

Hani çözdükçe dolaşan düğümler vardır Ergenekon ona mı benzeyecek?İstanbul C. Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, iddianame hakkında dün kalabalık bir medya ordusuna, çok da bilinmedik olmayan bilgiler verdi.Bu benzersiz gösteri niçin gerekti merak ve tartışma konusu oldu.Başsavcı Engin’in “Bu terör sizin bildiğiniz terör değil” sözleri de kafaları karıştırdı.Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Başsavcı’nın sözlerini “Kendilerinin de bu konuda yeterli bir tatmin içinde olmadıklarını gösteriyor” diye açıkladı.Peki kurallara ve hukuka uygun olmadığı öne sürülen bu açıklamayı Başsavcı niçin gerekli gördü?Niçin sakladılar?Soruyu İstanbul Barosu’nun eski başkanlarından Turgut Kazan cevapladı. Kazan’a göre Başsavcı Engin “Soruşturmanın daha kötü bir yere gitmesini önlemek için” devreye girmek ihtiyacı duymuştur.Bir önemli soru da şudur: İddianame Danıştay saldırısı ile Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması olaylarını da kapsıyor ve Ergenekon’a yüklüyor.Bu iki olayın yargı süreçleri ayrı mahkemelerde devam ediyor. Danıştay saldırısının bireysel bir suç olduğu mahkeme kararı ile belirlendi. Ergenekon’u soruşturan savcılar, Danıştay saldırısının örgüt suçu olduğunu biliyorlardı da bunu mahkemeden niçin sakladılar?Yoksa Ergenekon’u terör örgütüne dayalı bir dava haline getirmek için böyle bir sahiplenme gerekli mi görüldü?Ya Özkök’ün çağrısı?Gerçekten de halkı hükümete karşı kalkışmaya teşvik gibi suç tarifleri, halkın muhalefet amacıyla demokratik eylem hakkına kısıtlama getirebilir.Öyle bir durumda cumhuriyet mitingleri, Genelkurmay’ın 27 Nisan açıklaması da suça teşvik sayılabilir. Hatta Danıştay saldırısını izleyen cenaze töreninde hükümete yönelik protestolar nedeniyle o günün Genelkurmay Başkanı Özkök’ün yaptığı değerlendirme haydi haydi...Hilmi Özkök o gün saldırının “tamamen gerici bir terörist eylem” olduğunu, eylemi ve onu yaratan zihniyeti kınadıklarını belirttikten sonra sözü hükümete yönelik tepkilere getirerek şu çağrıda bulunmuştu:“Gösterilen reaksiyon, halkın duyarlılığı, hakikaten takdire şayan. Ancak bu bir tek güne, bir tek olaya reaksiyon olarak kalmamalı. Daimilik kazanmalı...” Ne olacak şimdi Özkök de bir sabah ansızın kapısının çalınmasını mı beklesin?Abartı yok mu?İddianamede adları gizli tutulduğu için numaralanmış 20 kadar gizli tanığın varlığından söz ediliyor. Kaçı pişman olmuş suçludur, kaçı köstebektir, kaçı kışkırtıcı ajan? Umarız abartılmış bir rakamdır.CHP sözcüsü Hakkı Süha Okay, böyle önemli bir soruşturmada gizli tanığa yer olmayacağını, aksi halde bir komplonun varlığına dair kafalarda oluşmuş şüphenin onaylanacağını savundu. Haklıdır.Dava mahkemenin kontroluna girene kadar çok şaşırtıcı haberler izlemeye devam edeceğiz.Sakin olun ve her duyduğunuza inanmayın!

Devamını Oku

Adalet zamanı

12 Temmuz 2008

Kamuoyu araştırmaları zamanın iktidar partisi zararına işlediğini gösteriyor.Metropoll şirketinin son araştırmasına göre halkın yüzde 63.5’i AKP’nin kapatılmasına olumsuz bakmaktadır. “Kapatılsın” diyen yüzde 25’e göre hâlâ çok önemli bir orandır bu.Ama AKP’nin kapatılmamasını düşünenlerin sayısında düzenli bir gerileme yaşandığını yine de belirtmeliyiz.Bunun bir nedeni laiklikle ilgili kaygılar olabilir. Çünkü laikliğin tehdit altında olduğunu düşünenler yüzde 38.2 iken bu görüşe katılmayanların oranı yüzde 53.4’tür.Fakat tehdit algısının burada da artmakta olduğu gözleniyor. Türban için iktidarın özel olarak anayasa değişikliği yapacak kadar gözünü karartması ve Ergenekon soruşturması zemininde iktidarın İslâmcı medya ile oynadığı takım oyununun uyandırdığı tedirginlik etkili olabilir.Hükümet ekonomi alanında da puan kaybetmiş görünüyor.Halkın yüzde 25.8’i hükümeti başarılı, 38.2’si orta başarılı, 33.8’i ise başarısız buluyor.Boşa giden paralarGeçen gün Prof. Şükrü Kızılot hesabını çıkarmıştı:Tüpraş, Petkim, Telekom, Erdemir, Tekel, çimento fabrikaları, limanlar, arsalar ve daha pek çok kamu malını iktidar “borçlarımızı ödeyelim, dış ticaret açığımızı kapayalım, işsizlere iş yaratalım” diye sattı, savdı.Sonuç ne oldu? Tam bir hüsran...2002’de 222 milyar dolar olan iç ve dış borç stoku 490 milyar dolara, dış ticaret açığı çeyrek yüzyılın zirvesi olan 65 milyar dolara, cari işlemler açığı 2002’de 1 milyar dolar bile değilken şimdi 51 milyar dolara yükseldi.Peki işsizlik? İşsizler azalmadı, çoğaldı. Enflasyon da düşmeye başlamışken tekrar yükselişe geçti.Araştırmada yaşanan siyasi gerginliğin en önemli sorumlusu olarak da hükümet ve Başbakan Erdoğan çıkıyor.Bütün bunlara rağmen seçmen tercihleri, bu dramatik başarısızlık göstergelerinden beklendiği kadar etkilenmiyor.Mesela AKP kapatılır ve Başbakan’a da yasak gelirse, ilk seçimde Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği partiye oyunu vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 44.6 çıkmış.Elbette son derece yüksek bir destektir bu. Ama yine kaydedelim ki bu kalemde de son bir ayda yüzde 4 oranında bir kayıp yaşanmıştır.Acelenin sebebi ne?Kutuplardaki buzullarda görülene benzer bir erime süreci yaşıyor AKP. Kapatma davasında kararını erken vermesi için Anayasa Mahkemesi’ne yöneltilen telkin ve baskıların önemli bir sebebi de budur.Halkın yüzde 66’sının “Türkiye iyiye gitmiyor” dediği bir ortamda AKP, seçmen zeminindeki avantajını gıda paketleri ve kömür yardımlarıyla uzun bir süre koruyamayacağını görüyor. Anayasa Mahkemesi’ne yöneltilen “çabuk olun” baskılarının sebebi budur!Siyasetin kanatları, güç yarışında yargıyı kullanarak birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıyorlar.Kapatma davasına karşı Ergenekon kısası neredeyse genel kabul gören bir senaryodur. Yani kapatma davası açılmasa, büyük ihtimalle Ergenekon’un üstüne de gidilmeyecekti.Kapatma davasının yerindeliğini, cumhuriyete bağlı herkes kabul ediyor. O kesimin görüşlerine itibar ettiği eski Yargıtay Başsavcısı Kanadoğlu “Elinizde yetki olsaydı Ergenekon soruşturmasını açar mıydınız?” sorusuna “Tabii ki açardım. Örgütlü suçlarla örgütlü bir şekilde savaşılmalı” diyor.Yargıya bir davada güvenip öbüründe güvenmemezlik olmaz.Anayasa Mahkemesi zaman baskısına boyun eğmeden adaleti aramalı ve laikliğin hukuktan başka bir güvenceye muhtaç olmadığını ispatlamalı, öbür mahkeme de darbeleri sonsuza kadar tarihe gömecek ibreti, adaleti ile yaratmalıdır.

Devamını Oku

Bir parti daha

11 Temmuz 2008

Siyaset dünyamız, nur topu gibi bir yeni partinin doğumuna hazırdır artık.AKP’nin kurucularından, birinci Erdoğan hükümetinin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, dün partisine veda etti.AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması halinde doğacak boşluğu doldurabilir mi Şener’in sürüklediği hareket?Kamuoyu araştırmalarına bakarsanız AKP’nin kapatılması ve Tayyip Erdoğan’a yasak gelmesi halinde bu şansı kullanmayı hak edecek siyasetçiler arasında en güçlü kişinin o olduğu görülüyor.Şener niçin partide kalıp Erdoğan’ın halefi olmak için çalışmadı da, meşakkatli bir yolu tercih etti?AKP’nin tabanına talip olduğu halde farklı bir siyasetin temsilcisi olabilir mi? Eski dava arkadaşı Bülent Arınç’a bakarsanız buna imkân yoktur.Çünkü Arınç geçen gün ona “vazgeç bu sevdadan” mesajı vermeye çalışırken şöyle diyordu:“Bizim çizgimiz aynı. Ben de Milli Görüş’ten geldim sen de ben de Merve Kavakçı’nın yanındaydım sen de.. Benim eşimin başı da kapalı seninki de!” Din üstünden siyaset yapanları ne kadar dar bir tarif birleştiriyor, hayret ve ibretle zihninize kaydedin.Ama bu tarif elbet Şener’i bağlamaz. Çünkü Abdüllatif Şener’in partileşme sürecinde seçtiği “Dürüst bir siyaset için haydi Türkiye!” sloganı, hiç değilse ahlâk anlayışında bir alternatif sunma iddiası taşıyor.Cumhuriyetle kavgalı olmayan bir muhafazakârlık, harami tipli siyasetçilerden kurtulmak isteyen yığınların özlemi ile birleşirse şaşırtıcı bir tablo ile karşılaşabiliriz.Yedi yıl önce birken şimdi iki İslâmcı partimiz var. Belli ki üçleniyor.İslâmcı partiler eskidikçe ve kirlendikçe alternatiflerini içlerinden üretecektir.CHP kendini yenilemekte biraz daha gecikirse, yalnız iktidarda değil, ana muhalefette de bir İslâmcı parti olacaktır.Sosyalist Enternasyonal’in müfettişleri gelmeden görmek lâzım bu tehlikeyi!*****Nüfus inadı Fidan gibi üç polisi şehit eden üç terörist var ya...Başbakan onların hayat hikâyelerini mutlaka sorup öğrenmelidir.Onlar da bu ülkenin çocukları nasıl oldu da vatanlarına ihanet derecesinde insanlıktan çıktılar?Başbakan’ın çevresindekilerin geçim sıkıntısı yok. Hepsi, çoluk çocuk zengin oldu.Ama herkes öyle değil. Bakın, üç terörist de 5, 6 ve 8 çocuklu ailelerden çıkmıştır ve onları Doğu’daki ata topraklarından İstanbul’a işsizlik, yoksulluk ve çaresizlik savurmuştur.Umutsuzluk onları içinde yaşadıkları topluma düşman hale getirirken terör örgütlerinin avı olmuşlardır.Tayyip Erdoğan, cemaatini daha kalabalık hale getirmeye çalışan imamlar gibi “çoğalın” telkinleri yapacak yerde, doğacak çocuklara eğitim, sağlık ve iş vermek zorunda olduğunu bilen sorumlu bir başbakan gibi davranmaya başlasın.“Ekonomi büyüdü” diyor. Peki niçin işsiz sayısı artıyor?Benimsediği ilkel nüfus politikası Türkiye’ye sadece kalitesizlik, acı ve mutsuzluk getirecektir!

Devamını Oku

Bir numaralı tanık

10 Temmuz 2008

Ergenekon’un kilidini galiba en sonunda eski Genelkurmay Başkanı Özkök açacak.Adalete en aydınlatıcı tanıklığı o sağlayabilir.Hani çok tekrarlanan bir söz vardır; “Gittiği yere kadar gidilsin”...Anlaşılıyor ki bu vizeyi de sadece o verebilir.Çünkü dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen günlük, eski kuvvet komutanlarına yüklenen darbe hazırlığının, o zamanki Genelkurmay Başkanı Özkök’e rağmen yürütüldüğünü yazıyor.Ricat kapısı...Aktüel dergisi son sayısında “Hilmi Özkök’ün, Jandarma karargâhında yapılan darbe toplantılarına ait gizli görüntüleri Genelkurmay’a çağırdığı Eruygur’a seyrettirerek” darbe oluşumunu dağıtmayı başardığına dair bir değerlendirme yayınladı.Darbe hazırlığına ilişkin toplantı ve diyalogların aslı var mı; en iyi bilecek kişi dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök’tür.Özkök’e bu soru soruldu. Cevabı şu: “Bu olayla ilgili olarak ne vardır, ne yoktur derim. Başka bir ifadeyle ne teyit ederim, ne tezkip ederim. Söyleyebileceğim budur!” Özkök’ün bu sözlerle “vardır” dediğini, yani iddiaları doğruladığını çocuklar bile anlar. Peki o zaman niçin bir ricat kapısı açmaya uğraşıyor kendine?Adaletli olalım“Astlarınızın işledikleri disiplin suçunu belirleyip önüne geçmekle beraber yasal kovuşturma açtırma sorumluluğunuzu yerine getirmediniz; niçin?” Böyle bir sorunun kendisine sorulacağı endişesine tedbir olabilir mi?Özkök yargı sürecinin bir an önce sonuçlanmasını dilediğini belirtirken “Kişilerin de, kurumların da töhmet altında kalmaları doğru bir şey değil” diyor.Sözlerinde samimi ise “görevi ihmal”le suçlanmak pahasına bile olsa bildiklerini zamanı geldiğinde yargıya açıklayacak demektir.Çünkü suçlanan emekli generalleri sıkıntıya soksa da kurumun yara alması için bir sebep yok.Şu anda tartışılan ve yargı sürecine girmiş bulunan mesele, teşebbüs edilmiş veya gerçekleşmiş bir darbe değil. Türk Silâhlı Kuvvetleri kendi iç dinamiği ile bu girişimi önlemiş ve o dönemin komuta kademesini de tasfiye etmiştir.Demokrat görünmek için esip savuranların, darbe yapan değil darbe oluşumunu dağıtan, önleyen bir orduya yüklendiklerini unutmamaları gerekiyor.Hilmi Özkök dün Cumhurbaşkanı Gül’ün konuğu oldu. Çıktıktan sonra “Ergenekon davasında tanıklık yapacak mısınız?” sorusuna “Kasaptaki ete soğan doğranmaz” diye karşılık verdi.Bu cevap “Zamanı geldiğinde üstüme düşeni yapacağım” anlamına geliyor.Ergenekon davasının gerçeği bir an önce ortaya çıkarmasına herkes yardım etmelidir!

Devamını Oku

İbret olmalı!

9 Temmuz 2008

Terör özü gereği akıl dışıdır ama bu kadar aptalcası herhalde görülmemiştir!İstanbul’daki ABD Başkonsolosluğu, askeri bakımdan dünyanın en korumalı kalelerinden biri olarak inşa edildi.Dün bu binanın girişindeki polis noktasına saldıran dört terörist, eylemlerini planlarken herhalde içeri gireceklerini hayal etmemişlerdir.Herhalde hedefleri polisti. Yani istikrarsızlık dönemlerinde benzerlerini görmeye çok alıştığımız kör bir intikam eylemi.Muhtemelen polis noktasını tarayıp kan dökecekler, sonra kaçacaklardı.Sıradan bir eylem, ABD Başkonsolosluğu önünde yapıldığı için dışarda da yankı bulacak, silâhlı propagandadan azami yarar bu sayede sağlanacaktı.Anlaşılıyor ki saldırı anında olay yerinde bulunan trafik ekibi hesapları bozdu ve intikam eylemini sonuçları bakımından intihar eylemi niteliğine dönüştürdü.Sürpriz, hiç beklenmeyen aktörlerin sahneye çıkması ile gerçekleşti.Genç trafik polisleri bir an bile duraksamadan çatışmaya katıldılar ve üç teröristi öldürdüler.Polisin verdiği üç şehitten ikisi, işte o kahraman trafik polisleridir.Şehitlerimize rahmet yakınlarına sabır diliyoruz.O kahramanlar, anlayacakları cevabı halk düşmanlarına verirken fedakârlığın en büyüğünü göstermişlerdir.Ankara’da dün ABD Büyükelçisi Wilson “Polisin Amerikan resmi binalarını korumak için yaptığı çalışmalar için minnettarız” diyordu.Yeterli değil... Eğer bu olay bir devletin terör karşısında nasıl hareket etmesi gerektiğine dair Amerika üzerinde ibret etkisi yaratmadıysa şehitlerin kutsal fedakârlıkları boşa gitmiş demektir.Terörle gerçek savaşta başkaları için ölmek vardır.Terörist listesi tutmak kendi başına terörle mücadele değildir!*****Kimin elleri temiz, görelim Vasat çoğunluğun gözünde demokrat liberal, muhafazakâr bir partidir AKP...Eğitimli azınlık ise onu dine dayalı devlet düzeni peşinde koşan bir takıyyeci takımı olarak görür.Muhalefetin yetersizliği nedeniyle AKP hem içerde hem dışarda kendini “Türkiye’nin başına gelmiş en iyi şey” olarak tanıtıyor ve inandırmayı da başarıyor.Bu gidişi ilk kez CHP Milletvekili Atilla Kart’ın AİHM’ye açtığı dava bozdu.Kart hakkındaki bir suç dosyası meclise geldiğinde “Dokunulmazlığımı kaldırın, yargılanıp aklanmak istiyorum” dedi.AKP’liler reddettiler.Çünkü yol olacaktı.Seçmenleri AKP’lilere bu cesur meydan okumaya niçin katılmadıklarını soracaktı.Dertleri Kart’ı değil kendilerini korumaktı.Dokunulmazlığı insan hakları ihlâli sayan AİHM kararı maskeleri düşürmüştür.Temiz siyasete inanan milletvekilleri Kart’ı izleyip dokunulmazlıklarının kaldırılması için harekete geçmeliler

Devamını Oku

Fetret değil!

8 Temmuz 2008

MHP lideri Devlet Bahçeli bu ülkenin gücüne, cevherine inanan adamdır. Ne oldu ona?Parti örgütüne gönderdiği genelge onda görmeye alışık olmadığımız bir karamsarlık yansıtıyor.Türkiye “ömrünü tamamlamak üzere olan bir köhne ülkenin fetret döneminin emarelerini gösteriyor”muş...“Fetret” devletin çürüyüp kaybolduğu zaman aralıklarını tanımlamak için kullanılan bir sözcüktür.Cumhuriyetle tarihi sorunları olan odaklar ile aynı yolun yolcusu siyasetçilerin yarattıkları gerilimin siyaset dışı alanlara yayıldığı, kara propaganda ile kafası karıştırılan insanların tehlikeli bir ayrışmaya uğradığı doğru olabilir ama fetret bu mu; değil!Sıkıntı devletin yokluğundan doğmuyor. Kurumlar ayaktadır ve sistem çalışıyor.Rahatsızlık kuvvetler ayrılığı ilkesinin düzgün çalışmamasından, yasama ve yürütmeye hükmeden partinin yargı erkine de egemen olma ihtirasından ileri geliyor.Ülkenin esenliği, hiç bir dönemde bugünkü kadar yargının dirayetine ve özverisine muhtaç olmamıştı.Bir yılı aşkın süredir iddianamesi yazılmamış bir soruşturma var.Adalet gerçeği arar. Ama Ergenekon soruşturması, suçun, suçlunun peşinde değil de sanki siyasi iktidara muhalifleri üstünde susturucu etki yapan bir tehdit silâhı yaratma çabası gibi görünüyor.Makbul adalet “bir masumu içerde tutacağıma yüz suçluyu dışarı salarım” diyen vicdanın yücelttiği anlayıştır.Örgütün finansörü diye tutuklanıp bir yıl içerde unutulan, bu yüzden kansere yakalanıp ölen adamın, hastane parasını ödeyemeyecek biri çıkması, tutuklanmaktan kurtulanların sorgu sırasında yaşadıkları haksızlık, utanç ve acıyı TV’lerde anlatırken ortaya koydukları inandırıcı içtenlik, toplumun bir kesiminde ideolojik bir kıyımın hedefi haline getirildikleri şüphesini uyandırıyor.Adalet işte en çok bu duygu girdabına son vermek için elini çabuk tutmalı ve yargılamayı başlatmalıdır.CHP lideri Baykal dün “Sen 2500 sayfalık iddianameyi bırak, bana 5 sayfa söyle. Kim ne yaptı, niçin yaptı? Onun hesabını beraber soralım” diye feryat ediyordu.Aklın, izanın sınırları toz duman..Neyle suçlandığını öğrenemeden ölen insanın hakkını savunanları bile Ergenekoncu ve darbe yanlısı diye suçluyorlar.Hayır, istenen darbeciler varsa onların takipsiz bırakılması değil iddianamenin çıkması, yargılamanın başlaması ve toplumu saran terör havasının bitirilmesidir.Fetret bir sebeple gelir: Yargı iktidarın etkisi altında yargısız infaza alet edilirse!..Savcılar, yargıçlar iktidar cazgırlarının gürültücü tuzağına düşmemeli.Önce eller yıkansınBaşbakan dün Temiz Eller Operasyonu’na gönderme yaptı.“İtalya’da o operasyon yapıldığı zaman ‘Bizde bu ne zaman yapılacak?’ diye hayran hayran bakanlar ülkemizde bu adımlar atıldığı zaman niçin rahatsız oluyorlar?” diye sordu.Tabii CHP lideri Baykal da önüne gelen bu topu hemen gole çevirdi:“Temiz Eller Operasyonu yapmak için düğmeye basacak olanın, önce kendi eli temiz olacak...” Temiz Eller yolsuzluk ve mafya skandalına müdahale eden bir yargı kahramanlığıdır.Başbakan o sözlerle adaletin güçlülere de uzanmaya başladığını anlatmaya çalışıyor belki ama şu gerçeğin unutulmaması lâzım.İtalya “Temiz Eller”i yargının bağımsızlığı sayesinde yapabildi.Onların önünü kesen bir parlamenter dokunulmazlığı yoktu.AKP ise hem yargıyı da etkisi altına almak için çırpınıyor, hem temiz siyasetçilerin özgüveni içinde dokunulmazlıkları sınırlamaya cesaret edemiyor.

Devamını Oku