Adalet için en değerli şey bilgidir. Yeter ki doğru olsun.
Birçok ülke bu değere ulaşabilmek için medyumlardan yararlanmayı dahi ayıp saymıyor.
Ergenekon iddianamesinin büyük ölçüde “gizli tanık” ifadelerine dayandığı haberleri hukukçular arasında tartışma konusu oldu.
Zanlının, adını öğrenmeyeceği, sesini bile duymayacağı biri tarafından suçlanmasının, adil yargılanma hakkına zarar vereceği öne sürülüyor.
Böyle bir risk var mı gerçekten? Olabilir.
Tanık Koruma Yasası’na göre gizlenen ve korunan bir kişi, düşmanlık beslediği birine bu yoldan zarar verebilir. Böyle bir tanık, komplocu bir kişi veya kurum tarafından kiralanabilir.
Ama böyledir diye yargı, bu imkânı kullanmamalı mı?
Bir aletin yararı sakıncasından fazlaysa feda edilmez. Yapılacak iş, sakıncalarından arındırmaktır.
Halka düşmanlık, rejime komplo kuracak suç örgütlerini ihbar etmek her babayiğidin harcı değil. Bunu yapanın kendisi ve ailesi ağır zarar görebilir.
Böyle biri, halkı ve devleti koruyacak bir bilgiyi canını tehlikeye sokmak pahasına vermişse elbette güvenlik garantisi almayı hak etmiştir.
Koruma programının bir iftira furyası yaratacağını düşünenler yanılıyorlar. Verdikleri bilgiler kanıtla doğrulanmayanlar bu haktan yararlanmayacaklardır.
Gizli tanık imkânının adalete ve ülkenin güvenliğine sağlayacağı yararlar, Batı’daki örneklerinden gördüğümüz kadarı ile feda edilemez önemdedir.
Vehimlere kurban etmeyelim bu olanağı.
“Türkiye’de suyunu çıkarırlar, vazgeçin” diyenlere, son günlerin haberlerini hatırlatmak isteriz.
Baksanıza, Ergenekon Ecevit’i bile Başbakan koltuğundan indirmeye kalkışmış...
Tanık Koruma Programı, Ergenekon’u çağdaş efsane haline getiren hayal gücüne fazla bir şey ekleyemez.
Belki fren takarak ona disiplin kazandırabilir. O da fena olmaz!
Dinci baskı
Babacan, insan hakları ihlâli yapıldığı iddiasıyla ülkesini AB’ye ihbar eden ilk dışişleri bakanıdır.
Şunu demişti:
“Yalnız gayrimüslim azınlık değil, Türkiye’de Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor!”
Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasında Babacan’ın bu sözleri ek iddianame konusu olmadı ama karar aşamasında mahkeme üyelerinin değerlendirmelerine konu olacaktır herhalde.
Babacan dün NTV’ye verdiği demeçte, sözünün arkasında olduğunu söyledi.
Uluslararası toplantılarda eşinin giyimi nedeniyle Türkiye’ye Arap ülkelerinden bile daha kökten dinci bir görüntü kazandıran Ali Babacan’a mağduru oynamak yakışmıyor. Altı yıllık bir iktidara hiçbir demokraside mağdur rolü yakışmaz çünkü.
Neyse bu mağduriyetler, bu sürede çözülmeliydi. Çözülemeyenler de kabullenilmeli idi.
Türkiye’nin realitesi, propaganda edilenin tersidir. Yani dindara baskıdan değil topluma dinci baskıdan söz edilebilir.
Uzun zamandır yüksek bürokrasi koltuklarına, ancak eşinin başını örteceğine dair garanti verenlerin getirildiğini Bakan Babacan duymadı herhalde!

