Sanki jürisi yetmiş milyon kişi olan dev bir halk mahkemesi kuruldu...Bir yandan soruşturma yapılıyor, bir yandan jüriyi belli doğrultuda oluşturmak amacıyla belgeler, bilgiler sızdırılıyor.Hukuk devletinin yasak ve ayıp saydığı her ihlâl “vaka-i adiye” haline gelmiş durumda.AKP hakkındaki kapatılma davasına kısas amacıyla gaz verilen Ergenekon soruşturması sürecinde önemli bir rol üstlenen Taraf Gazetesi dün yeni bir darbe planı ifşa etti.Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Eruygur, görev döneminin son günlerinde kod adı “Eldiven” olan üçüncü bir darbe planı daha hazırlamış.1 Temmuz operasyonu sırasında Eruygur’un evrakları arasında bulunan bu plan için birden fazla Emniyet yetkilisi “Bugüne kadar ele geçen belgeler bir yana, Eruygur’dan elde edilenler diğer yana” değerlendirmesi yapmışlar.O kadar ağır bir propaganda ateşi altında yaşıyor, o kadar çok kullanılıyoruz ki insanın ilk tepkisi ister istemez “Acaba doğru mu?” diye sormak oluyor.Özkök nereden nereye?İddiaya konu darbe hazırlığı, emekli Orgeneral Özkök’ün Genelkurmay Başkanı olduğu döneme rastladığı için Fatih Çekirge bu soruyu sormuş ve Hürriyet’teki sütununa cevabını koymuş.Soru: Bazı komutanlar darbe hazırlığı içine girmişler. Sizin döneminize rastladığı söyleniyor. Hiç böyle bir girişimi hissettiğiniz durum oldu mu?Cevap: “Böyle bir şey yok. Basından öğrendiğimiz kadarıyla iddialar sanıyorum emeklilik dönemleriyle ilgili. Bu nedenle diyorum ki eğer görevde olsalardı askeri savcılık müdahale ederdi.”Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen “günlük”te iki darbe planını dönemin Genelkurmay Başkanı Özkök’ün engellediği anlatılıyor.Bu sebeple aynı soruyu Hilmi Özkök’e geçen yılın nisanında Anadolu Ajansı sormuş ama farklı bir cevap almıştı.Özkök AA’ya “Böyle bir şey yok” dememişti.Kişi ve kurumları yıpratan söylentilerin önünü kesmek için kamuoyundaki bulanıklığı kaldıracak bir açıklama yapması istendiğinde Özkök şunları söylemişti:“Ne dersem diyeyim ateşe benzin dökmek gibi olur. Zamanı geldiğinde söylenir. Ülkeler mesela arşivlerini belli zaman sonra açıyor. Gelecekte zamanı geldiğinde belki açıklanır, benim veya başkaları tarafından.” Bu dava kaç yıl sürer?Her şey karmakarışık.. Tutuklanan iki emekli orgeneral, askeri darbe ortamını yaratacak terör eylemleri için örgüt kurmakla suçlanıyor.Sonra da bu planları kuvvet ve ordu komutanlığı yaparken hazırladıkları iddia ediliyor.Yani darbe yapamayınca komutan olarak son günlerini, emekliliklerinde başına geçecekleri darbe tahrikçisi bir terör örgütü planlayarak mı değerlendirdiler?Özellikle gazeteci Büyükçelebi ve Balbay’a sorguda yöneltilen sorular acı acı güldüren tuhaflıklar taşıyor.Çok komiklik var ama iktidarın kolluğa yansıyan evhamı, sorgu sırasında vahamet derecesinde bir tehlikeyi işaret ediyor.Bu yüzden iddianame açıklanmadığı sürece hukuk devleti her gün tahrip olmaya devam edecektir.Yargı bu tahribata seyirci kalmamalı.İddianamesi bir yılda açıklanamayan bir dava kaç yılda bitecektir?Çoğu, suçları demokratik haklarını muhalefet yaparak kullanmak olan insanlardır; onurları yerlerde sürünmeye daha ne kadar devam edecektir, söyler misiniz?Yargı bu soruşturmada suçlulardan önce suçsuzları ayırmaya çalışsın.Öncelik onları kurtarmak olsun!
Tutuklanan iki emekli orgeneral ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanacaklar.TCK’nın 312’nci maddesine göre “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek” yanında 314/1 maddesine göre “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamalarına karşı kendilerini savunacaklar.Parlak meslek yaşamlarını bu suçlara bulaşmış örgütlerle mücadele ederek geçiren emekli orgeneral Hurşit Tolon ile Şener Eruygur’un düştükleri bu durum, kaderin insafsız bir oyunu olmalı.Halk arasında “akla zarar” diye tanımlanan çelişkilere örnek sayılacak bu badireden yara almadan çıkmaları, elbette toplumun büyük çoğunluğunun dileğidir.Çünkü onların suçlanması, halkın en güvendiği kurumlar sıralamasında her zaman 1 numara olan Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne de zarar verecektir.Şu anda umut kaynaklı teselli duygularını besleyen şey, yine hukuk devleti adına düşülmemesi gereken bir yanlıştır. CHP Sözcüsü Mustafa Özyürek diyor ki:“AKP iktidarı korku imparatorluğu yaratmaya çalışıyor. ‘Gördünüz mü, biz paşaları bile tutuklarız’ izlenimi yaratarak sade vatandaşı da sindirmek istiyorlar. Dava başlayınca iddiaların boş olduğu görülecek!” İddianame dediğin...Bu iddianın gerçek olması hukuk devletinin çökmüş olduğuna işaret eder.Çünkü öyle bir senaryo için siyasallaştırılmış kolluk gücü yeterli olmaz. Aynı şekilde düşünen ve hareket eden birkaç savcı ve hâkim de gerekir.Hatta o bile yetmez!Çünkü yargı zincirleme bir denetimdir; hata ve yanılgılarını düzeltir ve bazen gecikerek de olsa hedefindeki adalete mutlaka ulaşır.Ayrıca, yargıyı siyasi amaçlarına alet eden bir iktidar eninde sonunda kaybeder.Fakat AKP iktidarı şu anda kapatma davasının baskısı altında bunalmış olduğu için uzak gelecekte düşeceği mahcubiyetten korkacak konumda değildir. Onlar şu anda boyun eğmediklerini göstermenin kısa vadeli menfaatleri peşindedir.Ergenekon’un, iktidar etkisindeki “kolluğun şişirmesi” olduğunu savunanlar, iddianamenin bir yıldır açıklanamamış olmasına dikkat çekiyorlar. Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok dün VATAN’a şunu diyordu:“İddianamenin her satırı hukuki olmalı. Suçlu okurken her satırında ‘Hakikaten de biz ne yapmışız?’ demeli. Ama onu okuyan ‘Allah’tan kork, ben bunu yapmadım’ dedi mi o belge iddianame değildir!” Siyaset ve adalet...Peki, gecikme böyle bir sebepten mi doğdu acaba?Hüsamettin Cindoruk, siyasetçiliği devlet adamı kalitesi kazanmış bir âkil adamdır ve bugünkü VATAN’da “Abdullah Öcalan’ın yargılanmasında gösterilen hukuka uygunluk ve dikkatin Ergenekon’da kesinlikle gösterilmediğini” savunuyor.Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan’ın da şöyle bir tespiti var:“Yargı kendi bağımsızlığını savunma noktasına niye gelsin? ‘Bizi ellemeyin, bağımsız, tarafsız kalalım’ diyoruz. Hiçbir dönemde bu kadar kötü noktaya gelinmemişti!” Her şeye rağmen, adaleti devletin temeli sayan geleneğimiz, siyasi ihtirasların doğurduğu hastalıklı durumdan sistemi kurtaracak yaratıcılığı çok gecikmeden gösterecektir.Fransız düşünür Guizot “Siyaset mahkeme salonuna girerse adalet oradan çıkar” demiş.Bizim böyle bir tecrübeyi tekrar tekrar yaşama lüksümüz bulunmuyor.Yargının siyaseti mahkeme salonundan dışarı çıkararak onurunu, namusunu koruması lâzım!
Şüphe ve merak en karmaşık komploları bile çözen anahtardır.İktidar yandaşlığına angaje olanların çokluğu yüzünden medyamız sağlığını kaybetti. Gazete ve TV’lerin pek çoğu gerçeği aramıyor, sosyal, siyasal kutuplara yandaş kazandırıyor.İktidar medyası uzaktan kumandalı bir beyin yıkama makinesi gibi...Belli haberlerin aynı merkezden verildiği dönemler geride kaldı. Tezgâhlanan dezenformasyon süpürüntüleri artık başlıkları da açılmış olarak gönderiliyor.İngiliz Reuters haber ajansının dün verdiği haber ne kadar onursuz bir şekilde kullanıldıklarını fark etmelerini sağlayacak ibrettir.İngiliz’in gözü ile...İşte o değerlendirme:“Ergenekon bir suç örgütü olabilir ve soruşturulmalıdır. Ancak böylesine uyduruk bir örgütlenme ve başında da yaşlı adamlarla çok ciddi bir şey olarak görülmesi hayli şüpheli bir durum yaratıyor...” Kullaşmış bir medya olmasaydı, Reuters’ın işaret ettiği “şüpheli bir durum” da olmayacaktı kuşkusuz.Çünkü Ergenekon soruşturması, kapatma davasına karşı iktidarın üretip sarıldığı bir ‘misilleme silâhı’dır.Başka bir deyişle “Roma’yı da yakarım” şantajıdır!İktidar medyası, uçmuş halde... Başbakan bile korktu ve uyarmak zorunda kaldı:“Mesnetsiz ve kaynağı belli olmayan bilgilerin ortada dolaşmasını doğru bulmuyoruz. Başta medyamız herkesten ricam, hukuki süreci sıkıntıya sokacak tutum ve eylemlerden kaçınmalarıdır!” Hukuki süreci kendi cazgırları dışında sıkıntıya sokan yok!Böyle tarafsızlık!Oynanan çirkin oyunu dün YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) Başkanı Eminağaoğlu da toplumun dikkatine getirdi:“Soruşturmalar savcılar tarafından yürütülmüyor. Yürütmenin etkisi altındaki kolluğun öne çıktığı soruşturmaların ne derece iktidar beklentilerinden uzak yürütüldüğü soruları da ciddi artış gösteriyor!” Açıkça iktidar etkisindeki polis gücünün savcıların önüne geçtiğini söylüyor YARSAV Başkanı.“Yargı yargıya bırakılamaz” söyleminde ifadesini bulan zihniyetin aşılarak yargı organlarını etkilemekten herkesin vazgeçmesini istiyor.Evet çare budur... Sağduyu çağrıları hep “yargıyı rahat bırakın” önermesine bağlanması gerekiyor.Ama öyle olmuyor.“Herkes özveride bulunsun” gibi lâflar söyleniyor uzlaşma adına.Ne demek bu? Kapatma davasına karşı Ergenekon takası mı?.Barış böyle sağlanmaz. İkisi de yargının önündedir.Yargıyı rahat bırakıp kararı bekleyeceğiz.Türkiye’de kavga yok. Kapatılma korkusu yaşayan iktidar partisinin çeşitli aletler kullanarak yargıya saldırması var.Kabadayı bir çocuğu kıstırmış dövüyor, yoldan geçen hoca da kabadayıdan korktuğu için, ama mahalleliye de büyüklüğü göstermek adına “kavga etmeyin bakiiim” diye sesleniyor.Görevini yapmış mı oluyor?
Değişimin değişmez dinamiğine ters düşmek... Kimler işlemiş bu hatayı?Tabii AKP’yi suçlayanlar...Anayasa Mahkemesi’nde Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek AKP’ye yönelik suçlamaların, eski yargılardan kaynaklandığını iddia etti.Ve buna itiraz etti.Şu tesbitine ben de katılıyorum:“Bir zamanlar Nazım Hikmet’e kimler karşı idi şimdi kimler şiirini okumaktadır? Doğru olan bugünküdür.” Çiçek, çeyrek yüzyılda fikirlerimizin çok değiştiğini dün AB’ye ve özelleştirmeye karşı olanların bugün bunları savunduğunu hatırlatarak “Dünün yasak fikirleri bugünün siyasi çözümleri olarak karşımıza çıkabilmektedir” dedi.Son yılın faturasıBu genel doğrular özelde AKP’yi aklamaya yeter mi?Korkarız hayır.Çünkü değişime milyonlarca seçmen, Tayyip Erdoğan’ın “Milli Görüş gömleğini çıkardık” sözlerine inanarak şans tanımış, destek vermiş ve iktidar partisinin oy oranını yarı yarıya yükseltmiştir.Yani Cemil Çiçek’in savunma stratejisi, başarısı sınanmış bir denemedir. Ancak sorun şu:AKP 22 Temmuz’da halka “değişimin dinamiği bizi merkez partisi yaptı” diyerek, ayrıca söylem ve eylemleri ile bu iddiasına zarar vermediği için seçimi kazandı.Aynı mesaj şimdi Anayasa Mahkemesi yargıçlarına inandırıcı gelebilir mi?Korkarız ki hayır.. Çünkü kapatma davası, son yılın ürünüdür. 22 Temmuz seçiminde elde edilen büyük başarının hazımsızlığı ve sarhoşluğu nedeniyle işlenen günahların faturasıdır.Misilleme silâhıÖzetlersek... Değişimin ödüllerinden yararlanan AKP onları kalıcı kılacak basireti gösterememiştir.Üstelik kapatılma korkusunun yarattığı travma daha büyük yanlışlara sürüklemiştir. Ergenekon soruşturması, bağımsız yargının olağan işleyişi içinde yürümeliydi. Öyle olmadı, iktidar onu karşısındakileri “yaklaşmayın yakarım” diye tehdit eden kabadayının silâhı gibi kullanmaya kalkıştı.Bu izlemeler, dinlemeler, ihbarlar, komplolar, baskınlar, suçlamasız gözaltılar ve zından dönemlerine has ölümcül tutuklamalar Türkiye’yi güvensiz ve kasvetli bir ülke haline getirdi.Bir başarı ancak bu kadar berbat edilebilirdi. AKP bunu yaptı!AKP’nin ihtiyacı, değişim umutlarının ölmediğine halkı inandırmaya çalışmaktır.Ama kavga ederek olmaz.Kavgadan vazgeçmek Ergenekon soruşturmasından vazgeçmek değildir. Sadece Başbakan’ı o meselede polis müdürü rolü oynayarak hınç çıkarma zevkinden vazgeçmeye razı etmektir. Yani yargıyı rahat bıraksınlar yeter.Tabii bir de her sözü tahrik kokan Bülent Arınç’ı dava bitene kadar konuşturmamak.Arınç Ergenekon’u yorumlarken “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demiş. İğrenç bir benzetme...Adalet öteki eliyle de şeriatçilikle suçlanan AKP’yi yargılıyor.Bu durumda Türkiye neyini temizliyor?!
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök askerlik hayatında binlerce kez “dikkat” komutu çekmiştir...Ama sanırım pek azı dün Milliyet’te Fikret Bila’ya yaptığı açıklamaların içerdiği önemi taşımıştır.Paşa “durumu kontrol edilebilir seviyeye çekmek için özveri” çağrısı yaptı. Demek ki durumun kontrolden çıkabileceği korkusunu taşıyor.Çünkü, AKP hakkındaki kapatma davası nedeniyle süren çatışmalar, öte yandan Ergenekon soruşturması çerçevesinde girişilen gözaltına almalarda çıtanın emekli orgeneral seviyesine yükselmesi, “nereye gidiyoruz?” sorusunun çok sık sorulmasına sebep olmuştur.Öyle bir kutuplaşma ki, sanki yakın bir zaman sonra toplum “kırk katır mı, kırk satır mı?” tercihine mecbur edilecek: Askeri darbe mi, kökten dinci darbe mi? Darbelerden darbe beğen, ölümlerden ölüm beğen!Özkök Paşa “resmi bir aktörün geç kalmadan ortaya çıkıp, ortalığa çekidüzen verecek bir hareketi, halkı da arkasına alarak gerçekleştirmesi” gerektiğini söylemiştir.Kim bu resmi aktör?Elbette Anayasa’ya göre devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmekle görevli olan Cumhurbaşkanı...Ama bu görevi ancak tarafsız bir cumhurbaşkanı yerine getirebilir. Oysa Gül, kapatma davasında suçlanan biri olarak kavgada taraf durumundadır.Ne olacak?Herhalde Hilmi Özkök de bu zorluğu görmüş olmalı ki hemen şunu eklemiş:“Bu görevin yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek, halkın güvenini kazanmış, politik beklentileri olmayan diğer âkil adamların da davet beklemeksizin devreye girmesi bir zorunluluk haline gelmiştir!” Âkil adamlar...Emekli Orgeneral Özkök, demokrasiye inanmış iyi bir askerdir. Onun yargı üstünden karşı karşıya gelen siyasal ve toplumsal güçlerin çatışması önlenmediği takdirde ortaya çıkacak yıkımın sonuçlarını öngörme yeteneğine sahip olduğunu biliyoruz.O nedenle endişelerine katılıyoruz. İyi niyetine de inanıyoruz ama gösterdiği çözümün tatbik kabiliyeti taşımadığını söylemek zorundayız.Âkil adamlar eski cumhurbaşkanları, genelkurmay başkanları, yüksek yargı başkanları mıdır? Kimin çağrısı ile bir araya gelip hangi yasadan aldıkları yetkiyi kullanacaklardır?Özkök “durum düzeltilemez hale gelirse olabileceklerin asıl sorumlusu hükümetimiz olmakla beraber yapabilecek bir şeyi olup da yapmayan herkes bu sorumluluktan pay alacaktır” diyor.Hükümet dışında kimlerden ne hizmet, ne tür özveriler bekliyor, onu söylemiyor.Çünkü tüm kurumlar şu an kendine göre çalışıyor. Çatışma iktidarın kötü yönetiminden doğuyor. Yanlışın başlangıcı Gül’ün seçilmesidir.Kaosu, o yanlışın ürettiği öteki yanlışlar yaratmıştır!Paşa’nın AKP katındaki itibarının işe yaraması için daha açık konuşması lâzım!
Neyle suçlandığını bilmeden bir yıldır cezaevinde yatan yığınla insan var bu ülkede!Adalete saygı duyanlar bu zulme son verecek çareyi bulmalıdır.İngiliz gazeteleri Türkiye’nin tükenmekte olduğunu yazıyor. Tükenişi ancak böyle bir silkiniş önleyebilir.Hitler’i ulusunun ve insanlığın başına belâ edenler, benzer üsluptaki tutuklamaları seyreden çıkarcılar ve korkaklardı.Nazilere karşı eylemleriyle tanınan Alman ilâhiyatçı Martin Niemöller’in şu sözlerini unutmamak lâzım:“Önce sosyalistler için geldiler, ben sosyalist olmadığım için sesimi çıkarmadım.Sonra sendikacılar için geldiler, sendikacı olmadığım için sesimi çıkarmadım.Sonra Yahudiler için geldiler, Yahudi olmadığım için sesimi çıkarmadım.Sonra benim için geldiklerinde, benim için sesini yükseltecek kimse kalmamıştı!” İnsan, devletin gücü karşısında çaresizliğe düşerse bu bağışlanabilir ama haksızlığa itiraz etmemenin bahanesi olamaz.Seçimle gelmiş meşru bir iktidara karşı darbe örgütleyen insanlar varsa tabii ki yakalarına yapışmak adaletin görevi.Ama suçlama bu mu, yoksa laik rejimle kavgalı iktidar, etkili muhalif gördüğü herkesi “darbeci” suçlaması ile tasfiye etme planı mı yürütüyor?TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu dün ATO Başkanı Sinan Aygün’ün makamında oturdu ve salı günü yapılan şeyin “kişilik onuruna darbe” olduğunu söyledi.İktidar, TOBB’un desteğinden düne kadar geniş anlamda yararlandı.Ama insanlar kendilerini korkutan şeyleri sevmezler. Hisarcıklıoğlu da uygulamayı temsil ettiği kitle adına kınamıştır.AKP ülkeyi hayale sığmayacak kadar kötü yönetiyor. Yaptığı iyi işlerin hayrını sıfırlamış Türkiye’nin benliğini, geleceğini tehlikeye sokan bir ihtirasa esir düşmüştür.Siyasetçilerin günahı bazen toplumların şansı olur. Türk siyaseti iktidar alternatifi yaratacak kapasitede lider yetiştiremiyor diye şikâyet ediyoruz.Ümidimizi kaybetmemeliyiz.İktidarın estirdiği terör havası bakarsınız TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu’nu veya Türkiye’yi yücelten değerleri koruma güvencesi verecek ve halkı inandıracak bir başka şahsiyeti, Erdoğan’ın alternatifi olarak karşımıza çıkarır.Yeni bir hareket de çıkarabilir onu, AKP’nin kendisi de.Çünkü Erdoğan umut vaat etmiyor.O artık kavgayı temsil ediyor!*****Silâh ve komediGüzel ülkemizin sürüklendiği felâketin en çarpıcı göstergelerinden biri ATO Başkanı Aygün’ün tuvaletindeki Glock marka tabancadır!ATO Meclisi Başkanı Nuri Gürgür, iki ay önce arızalanan şofbenin arkasında bulunup polise teslim edilen silâhın, Aygün’ü nasıl bir belâdan kurtardığını isabetle yorumlamış.Anlaşılıyor ki onun başına çorap örenler kurguyu aylar önce yapmışlar.Tabanca o gün bulunmasa, Ergenekon soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan ATO Başkanı’nın makam odasında bir suikast silâhı ele geçirilmiş olacaktı.Ondan sonra ayıkla pirincin taşını...Komplolar ülkesi haline gelmek, eğer yaptığımız yanlış seçimin cezası ise çok ağır!Bereket AKP’nin “travma uzmanı” Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat var da, şu kasvetli günlerde yine gülebiliyoruz.Fırat, gözaltılara yönelik tepkilere karşı “Yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına saygı gösterilmesi lâzım” dedi.Başsavcı’ya onca tehdit ve hakaretten sonra muazzam bir değişim bu.Herhalde travmaları geçti!
Demokrasi dışı rejimlerin gelişi öncesinde görülen kasvetli bir hava yaşadık dün.Yargıtay C. Başsavcısı “Şeriat düzeni kurmak” istediğini iddia ettiği AKP’nin kapatılması talebini Anayasa Mahkemesi önünde tekrarlarken polisin Terörle Mücadele ekipleri kuvvet komutanlığı ve ordu komutanlığı yapmış emekli orgenerallerin, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi ile Ankara Ticaret Odası Başkanı’nın da aralarında bulunduğu 24 kişiyi, darbe girişimiyle ilgili soruşturma çerçevesinde gözaltına aldı.Başbakan’ın operasyon sürerken yaptığı açıklama gözaltıların Ergenekon soruşturması kapsamında yürütüldüğünü anlatıyordu. Başbakan gözaltıları “Ergenekon iddianamesinin bir an önce hazırlanmasına yönelik adım” olarak gördüğünü savundu.Kılıçlar çekildiCHP lideri Baykal da Başbakan’ın operasyona dönük aşırı ilgisini “Ergenekon soruşturması adli değil siyasi davadır” tezlerini doğrulayan bir işaret olarak değerlendirdi.Bazı gelişmeler Baykal’ın iddiasının yabana atılır olmadığını gösteriyor.Mesela gözaltı kararları pazar günü alınmıştır ama pazartesi uygulanabilecekken Başsavcı’nın kapatma davasında sözlü açıklama yapacağı salı gününe denk getirilmiştir.Gözaltıların İstanbul C. Başsavcısı’nın bilgisi dışında yapıldığı iddiası da, iktidarın operasyona görülmedik biçimde müdahil olduğu eleştirilerine haklılık kazandırıyor.Ülkede “kılıçlar çekildi” duygusu uyandıran bir hava esiyor.Bir sabah ansızınAKP için açılan kapatma davası siyasetin kimyasını bozmuş, doğurduğu ayrışmalar, laikle ilgili çatışmalarda tarafları, ellerindeki tüm güç ve olanakları birbirlerine karşı kullanma çizgisine getirmiştir.Sabah karanlığında evlerinden alınıp götürülen tanınmış insanlar, toplumun her kesiminde aynı şeyin kendi başlarına haydi haydi gelebileceği güvensizliğini vermektedir.Eğer bu, kasten yaratılan bir duygu değilse, sebebi Ergenekon iddianamesinin hâlâ açıklanmamış olmasındandır.Bu sebeple 49 kişi cezaevlerinde tutukludur ve çoğu bir yıldır mahkemeye çıkmayı beklemektedir.Nazi suçlularını yargılayan Nürnberg ve DP iktidarını yargılayan Yassıada mahkemeleri bile bu kadar gecikmemişti.Darbe için suç örgütü kuranlar varsa tabii ki yargılansın. Ama iddia, laik cumhuriyeti savunanlara gözdağı vermek amacıyla şantaj silâhı olarak kullanılmasın.İddianamenin gecikmesi bu şüpheyi doğuruyor.Yeterli delil vardı ki onca kişi tutuklandı. O deliller dava açmak için niye yeterli olmuyor?Davayı en kısa zamanda açar, yeni deliller bulundukça ek iddianame ile yargılamayı genişletirsiniz.Muhaliflerini korkuyla terbiye etmeye çalışan AKP adaleti kullanmaktan vazgeçmelidir!
Seçmenin düzenli olarak nabzını tutan A&G şirketinin son araştırması alârm veriyor!Tehlike şu: Demokrasimiz iktidar alternatifi üretme yeteneğini kaybetmiştir.AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle kapatılsa ve önderleri yasaklansa bile yapılacak ilk seçimi AKP’nin yerine kurulacak olan parti kazanacaktır. Yani iktidara, ismini değiştirerek yine AKP gelecektir.22 Temmuz seçimini isabetle tahmin eden araştırma şirketinin üst yöneticilerinden Adil Gür son araştırmayı yorumlarken “Seçmen oy verecek parti bulamıyor” dedi.22 Temmuz’un kredisini israf eden ve Türkiye’yi kriz eşiğine getiren AKP, kararsız oyların partilere dağıtılmadığı hesapta seçmenlerinin üçte birini kaybetmiş görünüyor.Ama kritik soru şu: AKP’nin yüzde 30,3 oyuna eşit orandaki “kararsızlar” günü gelince hangi partiye oy verecek?Araştırma, mevcut muhalefet partilerinden hiçbirine iktidar alternatifi olma şansını vaat etmiyor. Çünkü AKP’den uzaklaşanlar CHP veya MHP’ye gitmediler. Muhtemelen yeni oluşumları bekliyorlar.CHP’yi kimler destekliyor?Tabii kentli ve eğitimli kesim. Seçmen çoğunluğu (yüzde 53.3) AKP’nin kapatılmasına karşı iken yüzde 34.3’ü “kapatılsın” diyor.Laikliğin ve cumhuriyet kazanımlarının değerini eğitimli insanların vazgeçilmez görmesi doğaldır. Çünkü irtica cehaletin ikizidir. Ama...CHP bu kesimin desteğini bile firesiz elde edemiyor.Baykal’ın sorumluluğu, çözüme giden yolu tıkayan engelin kendisi olduğunu görmesi ve yüklediği özveriyi göstermesidir.Baykal’ın yetenekli, birikimli ve dürüst olduğunu herkes biliyor ama işte daha fazlası olmuyor.Kadere boyun eğmek bir solcu lidere yakışmaz.Ama yaman bir ironi var:Sosyalist Enternasyonal toplantısına, solcu olmadığını yüzüne karşı söyleyeceklerinden korktuğu için gitmekten vazgeçmedi mi? *** Parazit İslâm köktenciliği her yerde olduğu gibi Mısır’da da kadınları hedefe, örtünmeyi de eylemlerinin merkezine koyuyor.İnternette yoğun olarak dolaşan bir mail, türban takan kadınların hızla arttığı Mısır’da yankı ve tartışma yarattı.Lolipop benzetmeli kampanya, iki çomaklı şeker üstüne kurulu.Şekerlerden biri ambalajı içinde, öteki soyulmuş ve üstünde sinekler var. Mail’i açtığınızda resimlere eşlik eden şu mesaj çıkıyor:“Onları durduramazsınız. Ama kendinizi koruyabilirsiniz!” Anlayacağınız gibi lolipop kadınları, sinekler de erkekleri temsil ediyor.Ne itiraf ama!..Kadınların zorluğundan yararlanan, örtüsünü istismar eden parazitler ancak bu kadar güzel tarif edilir.Çünkü...Kadın lolipop değil.Erkek de sinek değil.Ama kadını insan görmeyen, mutlaka bir metaya; örneğin şekere benzeten içgüdü de insanda değil sinekte bulunur!