Mahkeme savcılık iddianamesini kabul etti ve bir yıldır beklenen Ergenekon davası resmen açıldı.Bu bir tarihi davadır ve ne şekilde biterse bitsin Türkiye’nin bundan sonraki yaşamını değiştirecek önemde sonuçlar doğuracaktır.Sanıklara yöneltilen yığınla suçlama arasında biri var ki, Türkiye’nin sahne olduğu tüm askeri müdahaleler sonrasında düşünme yeteneğine sahip herkesin zihnini meşgul etmiş ama toplumda hiçbir zaman tüm boyutları ile tartışılıp cevabı aranamamıştır.O, “cebir ve şiddet kullanarak hükümetin görev yapmasını engellemeye teşebbüs etmek” suçlamasıdır.Ergenekon örgütünün, hükümeti acze düşürerek nereye varmaya çalıştığı öngörülüyor?Şuraya: Hükümet darbesi yapmaya askerleri mecbur edecek bir ortam yaratmaya!..Aslında bu, tüm askeri müdahaleleri izleyen sitem etme dönemlerinin şüphesidir. Devrilen siyasetçiler hep şunu dediler:Susurluk dersi...“Hükümet, devletin imkânlarını kullanarak güvenliği tehdit edici boyuta varan istikrarsızlığı halledebilirdi. Ama buna izin verilmedi. Hatta devletin içindeki görünmeyen eller, karanlık ve kanlı komplolarla müdahaleyi çabuklaştırmışlardır.” Faili meçhul cinayetler ve darbeler sonrası asayişin kısa zamanda sağlanması, derin devletin varlığına yönelen şüphelerin yaygınlaşmasına yardımcı olmuştur.Susurluk yargılaması, cesaret kırıcı bir tecrübedir. Ergenekon soruşturmasındaki süreçte de fazla iyimser olmayı önleyen sebepler mevcuttur ama Susurluk’taki başarısız tecrübeden mahkeme mutlaka yararlanacaktır.Mesela hızlı yargılama için alınmış tedbir, mahkemenin sadece bu davaya bakarak hâkimlerinin uzmanlaşması, çıkacak kararın adaletine güveni artıracaktır.Dünkü Milliyet’te, evinde bulunan belgelerle ve anlatımları ile Ergenekon soruşturmasının omurgasını oluşturduğu söylenen Tuncay Güney hakkında tüyler ürpertici bir değerlendirme çıktı.Mesut Yılmaz ile Abdullah Çatlı’yı montaj yoluyla aynı fotoğrafta bir araya getirip bir DYP’li milletvekiline satmak da dahil, olmadık sahtekârlıklardan hapse bile giren, “gay” olduğu gerekçesiyle askerlikten uzaklaştırılan, bu marifetlerine rağmen ABD’den on yıllık vize alabilen ve gider gitmez New York’taki bir düşünce kuruluşunda iş bulan, şimdi “haham yardımcısı” olarak Toronto’dan “hizmetlerine devam” eden Tuncay Güney, geçen gün 32. Gün’e çıktı ve Ergenekon’un 1 numarası kimdir ismini söyleyemeyeceğini anlattı.Belli ki bu maşayı kullanan irade Türk halkının vehimlerini daha uzun süre sömürmekten vazgeçmeye niyetli değildir.Çöp torbası gibi...Davanın açılması artık her şeyden önce kamuoyunu zehirleyen yalanların etkileyici olmasını önleyecektir. Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi saldırıları yanında geçmişin bütün pislikleri de Ergenekon torbasının içine dolduruldu. Mahkemenin önüne bütün bu olayların gelmesi hayırlı olacaktır. Çünkü mahkeme delil ister. Kanıtlanamayan iddiaların düşmesi, şeytan taşlayıcıların alanlarını daraltacaktır.Hiçbir gerçek vehimlerle ruh hastası haline getirilen bir toplumun kâbuslarından daha korkunç ve tehlikeli olamaz.O nedenle dava her yönüyle arınma sebebi yaratacaktır. Devlet içinde bir çeteleşme varsa onu tasfiye edecek ve gelecekte benzer oluşumlar için caydırıcı olacak, yok eğer bu hengâmeyi kuruntu ve abartı yarattıysa o da ortaya çıkacaktır.Şimdi yapılacak şey, bu tarihi davanın adaletle sonuçlanmasını beklemek ve yargıya güvenmektir. .
Silâhlı Kuvvetler bu devletin en değerli uzvu, milletin göz bebeğidir. Vatani görevin zorunlu olduğu bu ülkede bütün erkekler, askerlik tecrübesini yaşayarak yalnız olgunlaşmakla kalmaz, bu ocağın güven duyulmayı ne kadar hak ettiğini de öğrenirler.Terhis olarak dönen genç adamın kazandığı değerler bütün ailenin zenginliği olur.Ordu bu yüzden ülkemizde üçüncü çoğul kişi, yani “onlar” değildir, milletin kendisidir. Nasıl ülkeyi işgalden kurtardıktan sonra yeni devleti asker dedelerimiz, babalarımız kurduysa, bugün de iç ve dış düşmanlara karşı sınırlarımızı ve bütünlüğümüzü çocuklarımız ve kardeşlerimiz olan Mehmetçikler koruyor.Son zamanlarda askerin millet katındaki saygınlık ve güvenilirliğini tahribe dönük sistemli bir fesat kampanyası yürütülüyor.Suça bulaşmış personeli cezalandırmak ve ordudan uzaklaştırmak, bizdeki askerî geleneğin temelidir. Bu, ocağı temiz tutan bir erdemdir. Ama nifak odakları bu alışkanlığı bile askerin aleyhine kullanıyor.Emekli askerlerin karıştığı bireysel suçlardan bu çevreler, TSK’yı toptan töhmet altına sokma amaçlı senaryolar üretiyorlar.En kritik görevlerde bulunan generallerin telefonları dinleniyor ve bu kayıtlar internette saptırılarak halkı zehirlemek amacıyla kullanılıyor.Seçilen askerlerin bulundukları kritik görevler, bu dinlemelerin profesyoneller tarafından ve siyasi amaçlı teşvikler desteğinde yapıldığını düşündürüyor.Bugün birinci sayfamızda yer alan “rezalet” başlıklı haber, tahrip kampanyasının ne kadar şeytanca ve profesyonel entrikacılar tarafından yürütüldüğüne ibrettir.Korgeneral Metin Y. Yalçın, kolordu komutanlığı yaparken yılın başında emekliliğini isteyip ordudan ayrılmıştı.İnternette paşanın bir kadın televizyoncuyla yaptığı telefon konuşmasının ayrıntıları çıktı. Bu kadarla kalsa neyse bu konuşmanın orgeneralliğe terfi sürecinde rakibi durumundaki bir korgeneral tarafından kayda aldırıldığı iddia edildi.Fesat orada da durmadı sözde tertibi yapan korgeneral, Yalçın Paşa’ya “İstifanı vermezsen bu konuşma kaydını medyaya dağıtacağım” şantajı yaptı ve emekliye ayrılmasını sağladı.Yalnız emekliye ayrılanı değil, içeride kalanları da lekeleyen bir alçaklık, gemi azıya almış haldedir.Kimse bu iftira kampanyasının demokrasimizin arınmasına yardım edeceği yalanına kanmamalıdır.Orduya saldıranlar aslında ordunun koruduğu değerlere saldırıyor. Askeri demokrasinin engeli olarak göstermeye çalışanlar bilmiyorlar mı “ordusuz hürriyet olmaz”...Elbet biliyorlar. Dertleri devleti ve rejimi en güçlü güvencesinden yoksun bırakmaktır!*****Affetmek yakışırAKP’nin internet sitesine “Size oy verenin...” diye başlayan bir mesaj bırakan çiftçiye ne oldu biliyor musunuz?Tek celsede 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.Hâkim cezayı ertelemediği için Çatalcalı Mahmut Acar, eğer Yargıtay onay verirse hapse girecek.Kararın gerekçesi “kamu görevi yapan kişiye hakaret.” Oysa hakaret sayılan mesaj Başbakan’ın kamu görevi yaptığı kimliğine değil siyasetçi kimliğinedir.Hakaret midir, ağır eleştiri mi o da tartışılır.Velev ki hakaret olsun, oy verdiğine pişman olduğunu söyleyen bir vatandaşın özgürlüğünü yitirmesi, ailesinin perişan olması, Başbakan’ı memnun edecek midir?Biz affetmesini diliyoruz.Demokrasi ve özgürlük adına yüksek mahkemeden affedici bir karar beklediği günlerde Başbakan’a böyle bir jest yakışır!
Almanya’da yaşayan bir Türk’ün Almanya vatandaşı olma talebini mahkeme reddetti.Adı açıklanmayan Türk’ün başvurusunu Mannheim eyalet idare mahkemesi niçin reddetti biliyor musunuz?29 yıldır orada yaşayan vatandaşımız 16 yıldan beri İslâm Toplumu Milli Görüş Derneği üyesi olduğu için!Çünkü Anayasayı Koruma Dairesi, faaliyetlerini izlediği bu derneğin demokratik temel düzene tehdit teşkil ettiğini düşünüyor.Mahkeme Almanya vatandaşı olmak isteyen Türk’ün, dernek çabalarını desteklediği şüphesinden hareket ederek kararını vermiş!Ne kadar ilginç değil mi?Orada devlet organları kamu düzenini kararlılıkla koruyor. Nerede bireysel haklar?Hayır, senin takıntın kamu düzenini bozuyorsa başka kapıya! Avrupa böyle. Başkasına verir talkını, kendi yutar salkımı...Fransa nasıl Kuzey Afrika’dan gelenlere “Burka ile Fransa vatandaşı olamazsın” diyorsa Alman mahkemesi de “Sen Almanya’nın demokratik düzenini tehdit eden bir derneğin üyesisin, bu yüzden sana vatandaşlık veremem” diyebiliyor.Bu yaptıkları aslında bize tavsiye ettikleri davranış biçimine pek uymuyor ama ne diyebiliriz?“Türkiye’de yalnız gayrimüslim azınlık değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” diyen kendi Dışişleri Bakanımızdır!O nedenle Alman mahkemesinin kararı, bizim yöneticilerimizi etkilemeyecek, tersine kızdıracaktır.Çünkü Alman mahkemesinin bizim mahkemelerimizi etkileyebileceği düşüncesi korku uyandıracaktır belki.Ama korkunun ecele yararı yok.Yargı devletin üç erkinden biridir ve mahkemeler, kararlarıyla demokratik düzenin kalite kazanmasına ve güvenliğin kökleşmesine katkıda bulunurlar.Yargıçlar kararlarıyla düşündürürler ve topluma, yönetenlere ufuk açarlar.Alman mahkemesi yalnız Almanya’nın kamu düzenini korumakla kalmamıştır.Sakınacakları tehlikelere karşı uyararak ülkesindeki misafir Türkleri de korumuştur!*****Böyle seçim olmazAKP iktidarının hükmetme ihtirası üniversite dünyasına çok zarar verdi.Rektör seçimleri nedeniyle tahribat daha bir ağırlaşmış durumda. Gruplaşmalar, inatlaşmalar, gammazlamalar..Sözde demokratik üniversitenin gerekleri yerine getiriliyor. Üniversiteler rektör adaylarını seçiyor, sonra bu adayları YÖK kendi ölçülerine göre yeniden sıraya koyuyor. Bunu yaparken üniversitelerinde hangisi ne kadar oy almış, hiç dikkate alınmıyor.Hedef, iktidara boyun eğecek “okul müdürü” kılıklı rektörler üretmektir.“Eskiden farklı mıydı?” Hayır, eskiden de böyleydi ama bu iktidarın takıntıları, üniversitelerdeki bölünmeleri ve itibar kayıplarını büyütecektir.Artık rektör seçimlerini siyasetin rekabetinden arındırmak gerekiyor. Adaylar önce üniversitede yarışıyorlar. Bu sırada aynı kürsünün hocaları bile birbirlerine düşüyor.İdeolojik bir elek olan YÖK’ün üçe indirdiği adaylar arasındaki nihai seçimi, iktidarın onay makamı olan Cumhurbaşkanı yapıyor.Bu sürecin demokrasi ile ilişkisi, olsa olsa demokrasiye tecavüz anlamındadır. Çünkü üniversitede yapılan seçimin hiçbir önemi bulunmuyor. Beyhude seçimler, dönemini tamamlamış rektörlerin eşlerini aday göstermeler, akademik dünyanın saygın insanlarına yakışmayacak olaylardır.Bu maskaralığa son verilmeli artık.Vakıf üniversiteleri kendilerini kurtardı. Devlet üniversitelerinin rektörlerini de üniversitenin kendi iradesi seçmeli, Cumhurbaşkanı en fazla onurlandırmak adına onay vermelidir.Siyasetin ve siyasetçinin fink attığı üniversite özgür, saygın ve yaratıcı olamaz!
AKP’li yılları insaf taşıyan hiç kimse “kaybolan yıllar” sayamaz. Ama özgür vicdan taşıyanlar, iktidar partisinin son bir yılı liderinin kötü idaresi yüzünden kaybettiğini, ülkeye de kaybettirdiğini inkâr edemez.Dün kilometre taşı gibi bir gündü. Anayasa Mahkemesi kapatılma davasını görüşmeye başlayacağı tarihi belirledi.Kapatılma korkusu 22 Temmuz seçim zaferinin yıldönümünü kutlama isteğini bastırmakla beraber Başbakan Erdoğan’ın o gece yaptığı tarihi konuşmayı hatırlamasını önlemedi.“22 Temmuz akşamı genel merkez balkonundan yaptığım konuşmada, sadece bize oy verenlerin değil, oy vermeyenlerin, farklı siyasi tercihteki vatandaşların da mesajını anlıyorum, alıyorum demiştim. Aynı düşünce ve anlayışla yolumuza devam ediyoruz.” Erdoğan dünkü parti grubunda balkondaki sözlerini doğru hatırladı ama gerisi yanılgı ve inkârdı!Gerçekten AKP, ilk dönem iktidarında hakkında beslenen şüpheleri çürütmek amacıyla kendini frenlemiş, korkulacak bir parti olmadığını göstermesi sayesinde oylarını yüzde 46,5 oranına yükseltmişti.Başarıyı taşıyamadıBu politikanın 22 Temmuz seçimindeki ödülü bir altın anahtardı. Tayyip Erdoğan cennetin kapısını açabilirdi ama bir yılda ülkeyi cehenneme çevirdi.Çağdışı bir egemenlik tarifine saplanmak, iktidar partisini yanlıştan yanlışa, günahtan günaha sürükledi.Erdoğan’ın uzlaşma arayacağı vaadini, eline geçen ilk fırsatta terk ederek yeni anayasa yapmaya kalkışması ve bu arada türban yasağını kaldıran başarısız girişimi tarihi bir gaftı.AKP başarıyı taşıyamamış, yönetici kadronun ihtirası yüzünden devletin belli başlı tüm kurumları ile iktidar kavgalı hale düşmüştür.Türban girişimi sırasında Erdoğan’ın sarfettiği “Beş yıl sabrettim” sözü, özellikle son dönemde yüksek bürokrasiye tayin yapılırken uygulanan “kendisi imam hatip kökenli, eşi türbanlı olacak” kriteri, AKP’nin gizli takvimini yürürlüğe soktuğu yolundaki şüpheleri artırmıştır.AKP’li Milletvekili Suat Kınıkoğlu’nun Kanada gazetesi “Globe and Mail”e ettiği şu sözler, çatışmaların şanssızlık değil, bilinçli seçim olduğunu düşündürüyor. Bakın:“Her değişimin kaybedeni olur. Bu değişimin kaybedeni de askerler, rektörler, hâkimler!” Bu tecrübe mirastırPişmanlık kapısının daima açık durması demokrasinin en büyük erdemidir. Bunu en iyi Tayyip Erdoğan bilir. Çünkü altı yıl önce “muhtar bile olamaz” deniyordu onun için.“Değiştim, Milli Görüş gömleğini çıkardım” dedi ve o sözlerin sağladığı teminatsız kredi ile 5 yıldır ülkeyi tek başına yönetiyor.O kadar tek başına ki, geçen gün İngiliz The Economist dergisi, bir AKP’li milletvekilinin onun için şu sözleri fısıldadığını yazdı:“Erdoğan hiçbir tavsiye ve eleştiriyi kabul etmiyor. Bir tirana (despot) dönüştü!” 22 Temmuz’un yıldönümünde, o birleştiren ve farklı görüşteki vatandaşları da kucaklayan konuşmasını hatırlaması yeni bir başlangıç olabilir.Yitirilen bir yılı geri alamaz. Vermek istese millet de veremez, “sil baştan” diyemez.Ama dileğimiz, Başbakan’ın tam bir yıl sonra hatırladığı o sevgi ve barış içerikli konuşmasını bundan sonra unutmamasıdır.Anayasa Mahkemesi AKP hakkındaki kapatılma davasını 28 Temmuz Pazartesi gününden itibaren görüşmeye başlayacak.Kendisine oy vermeyenlerin de Başbakanı olduğunu hatırlamasının bu dava ile ilgili olmadığını düşünmek istiyoruz.Ama yine de şunu biliyoruz... Yaşanan tecrübe partisi kapanmaz ve kendisi yasaklanmazsa onun, aksi olursa halefinin kulağına küpe olacaktır.
Adalet ve Kalkınma Partisi, dün yapılan kurultayında 5 yıllık genel başkanını değiştirdi.Yeni lider, ilk konuşmasında ülkenin laik toplumsal kanadı ile yakınlaşma sürecine girilmesi çağrısında bulundu.Parti için merkeze doğru ciddi ölçekte bir kimlik değişikliği ifade eden bu konuşmanın önemli bölümü şöyleydi: “Dini bir ajandamız yok. İnsanların hayatlarını ilgilendiren günlük meselelerin daha önemli olduğunu düşünüyoruz. Eğer kadınların başını zorla örtmeye çalışır, erkeklere zorla sakal bıraktırır, insanları zorla camiye götürürsek o zaman kimse bize oy vermez!” Tahmin ettiğinizi sanıyorum liderini değiştiren AKP, Fas’ın AKP’sidir.Giden lider “Kendime Türkiye’deki AKP’yi model olarak seçtim” diyordu.Yöneltilen suçlamaları da aynı Türkiye’nin AKP’si gibi karşılıyordu:“Şeriatçı parti değiliz. Şeriat rejimi kurmaya çalışmıyoruz. Avrupa’daki Hristiyan Demokratlar gibi muhafazakâr demokratız.” Haberi veren Reuters ajansı, aksi yöndeki iddialara rağmen “Parti içinde şeriat yanlısı bir kanadın bulunduğu da bir gerçek” yorumunu yaptı.Fas’ta dinci parti AKP’ye karşı halkın ve parti kamuoyunun uyguladığı terbiye edici tedbirler hayranlık vericidir. Fas’taki demokrasi yanında bizimki adeta fasa fiso kalıyor!Aşırılığa kaçan partiye son seçimde Fas halkı beklenen desteği vermemiş, ardından da kurultay partinin liderini değiştirmiştir.Başında kral olan bir Afrika ülkesine imrenmek acı verici ama, aynı zincirleme reaksiyonu çalıştırmayı başaramadığımız müddetçe kaderimiz değişmeyecek.Fas’taki AKP’nin yeni lideri Abdelilah Benkiran’ın “Ülkenin laik kanadıyla uzlaşma sürecine girilmesi” programını, Tayyip Erdoğan da benimsemişti. Ama 22 Temmuz’daki zafer sarhoşluğu ile unuttu.Unutmasa, Türkiye bugün bambaşka bir yerde olurdu.Fas’ın AKP’si, bizim AKP’yi örnek alarak lider değiştirmeye mecbur kaldığı bir noktaya geldi.Şimdi bizim AKP de Fas’ın AKP’sini örnek alarak acele bir kongre toplasa ve partiyi kapatılma tehlikesine sürükleyen politikaları yüzünden liderini değiştirse fena mı olurdu?*****Seçim geliyorKapatma kararı çıkarsa bir baskın genel seçim bekleyebiliriz.O nedenle kamuoyu araştırmaları ilgi çekici oluyor. Ve AKP’nin açık ara birinciliğinin hiç değişmemesi de merak sebebi...Metropoll’un son araştırmasına göre “Oyum AKP’ye” diyenler seçmenin yüzde 40.4’üdür.“Aralık ayında bu oran yüzde 51.9 idi” diyorlar ama bu fazla bir şey ifade etmiyor.Çünkü tabloda ikinci parti CHP yüzde 14.4, üçüncü MHP ise yüzde 7.6 ile sıralanıyor. Bu perişanlıktan hiçbir alternatif çıkamaz!Yüzde 25 kararsız var ama bunların da aslan payını AKP alacaktır.Abdüllatif Şener baskın seçime yetişebilir mi, şüpheli.Kapatma kararı halinde çıkacak karmaşa, AKP seçmeninin büyük fire vermeden gösterilen yeni adreste buluşmasına izin verir mi?Kesin bir şey söylenemez ama belli ki AKP’nin yeni adresinde yine birinci parti oturuyor olacak.Ülkedeki işsiz sayısına, büyüyen borçlara ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe bakınca AKP böyle bir garantiyi hak etmiyor. Ama yoksullara yardım örgütlenmesi bu partiyi, iş veremediği insanları bile aç bırakmayan bir role sokuyor.Muhtaçların artması, iktidarı eritir normalde burada oy getiriyor.Çağdaş toplumlarda onurlu sosyal yardım istihdamdır. Ama aç insanlar için yardımı sadaka diye reddetme lüksü olmuyor.AKP’ye rakip olmak isteyen partilerin ya bu gıda yardımını taklit etmesi ya da daha etkileyici bir alternatif getirmesi gerekecektir!
Türkiye her türlü fesadı alt edebilir: Yeter ki hukuk devleti olarak kalabilsin...Buna hep güvendik.Toplumu kamplara bölen ve istikrarsızlık riskleri yaratan asıl sebepler AKP hakkındaki kapatma davası veya Ergenekon değildir.Riskin kaynağı, sadece yargının karar verici olması gereken bu sorunlara toplumun taraf hale getirilmek istenmesi, siyasi saflaşmaların bu yoldan keskinleştirilmesidir.Hedeflerine halkı kutuplaştırarak ulaşacaklarını zannedenlere söylenecek bir şey yok.Ama hukuk devleti ayakta durdukça hiç bir tuzağın işe yaramayacağına güvenenlerin soğukkanlılıklarını yitirmemeleri lâzım.TSK hakkında yayınlanan bazı haberler nedeniyle önceki gün Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamayı bu bakımdan garip, hattı sakıncalı buldum.Genelkurmay, daha önce açılmış bazı iç soruşturmaların medya kuruluşları tarafından Ergenekon’la ilişkilendirilmesini yalanlamak yanında tepkiyle karşılıyor.Bunu anlamak mümkündür. Ama açıklamadaki şu cümle neyin nesi?“TSK’ya yöneltilen hukuk dışı saldırılara karşı Türk Milletinin yasal ve demokratik tepki göstermesi, doğal bir beklentidir!” Askerle ilgili gerçek dışı bir habere milletin tepki göstermesi “doğal bir beklenti” midir, tartışılır. Ama Silâhlı Kuvvetler’in halktan tepki göstermesini beklediğini ilân etmesi, tartışmasız kabul edilemez!Medyada bazen eksik bilgiye dayanan, hatta gerçek olmayan haberler çıkabilir. Önce bu hatayı yapan herkesi ve kurumu kötü niyet besleyen düşman gibi algılayıp kara listeye koymamak gerekir.Yapılacak şey doğru bilgi ile toplumu aydınlatmaktır. Eğer kötü niyet şüphesi uyandıran bir ısrar görülürse onun yolu da yargıya başvurmaktır.Son zamanlarda askeri nitelikli gizli belgeler medyada sıkça görülmeye başladı. Bunlar haber oluyor. Genelkurmay milletten buna ne şekilde tepki göstermesini istiyorsa söylesin, icabına bakalım.Ama belge sızdırılmasını mutlaka önlemek daha akıllıca ve askerce değil mi?Niyetinden şüphe ettiği gazete ve TV’leri yargı yerine halka şikâyet etmek Silâhlı Kuvvetler’e yakışmıyor.Kendini korumakta zorluğa düştüğü izlenimi veren bir ordu milletin moralini bozar.Vatanı koruyan ordu kendini mi koruyamıyor?Bu açıklamaları daha dikkatli yazmak lâzım!*****Gece geç vakit... CHP milletvekili, emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın bir uyarısı var:Mecliste önemli sorunların daima geç saatlerde tartışılmasını sağlayan AKP’nin bunları kamuoyunun dikkatinden kaçırdığını iddia ediyor.Bu iddiasına Çarşamba günü meclis kürsüsüne getirdiği Kıbrıs’la ilgili bir gelişmeyi örnek gösterdi. Vakit yine bu gelişmeyi önemsemesi gerekenlerin dikkatlerini veremeyecekleri kadar geç bir saatti.Elektağ’a göre adadaki Türk ve Rum liderleri arasında başlayan görüşme süreci KKTC’nin varlığını tehdit eden bir yola girmiştir.Çünkü 1 Temmuz’daki ortak bildiride iki liderin “gelecekteki Birleşik Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek vatandaşlık konularında ilke anlaşmasına vardıkları” belirtilmiştir.Elekdağ’ın korkusu şu: “Bu temelde yürüyecek müzakereler üniter bir devlet doğurur ki bu da KKTC’nin bir eyelet olarak Rum devletine yamanması ve Kıbrıs Türklerinin azınlık statüsüne indirgenmeleri demektir.” Yani ikinci bir Girit olayı riski var.Peki AB üyeliği uğruna göze alınabilir mi bu macera?Hayır... Çünkü “Kıbrıs’ta taviz verirseniz AB’ye tam üyeliğiniz garanti altına alınır” diyen bir ses duyulmadı şimdiye kadar.Kozlarımızı dikkatli kullanalım!
Toplumun duygu ve düşüncelerini, korku salarak ve yalan üreterek etkileyen bu çapta bir propaganda saldırısına şimdiye kadar hiç hedef olmamıştık.Beşinci kol benzeri faaliyetlerin en tahrip edici örneklerinden biri olarak bu dönem herhalde tarihe geçecektir.Ülkenin nefes alışlarını bile etkileyen iki dava var gündemde:AKP hakkındaki kapatma davası ve darbe yapmak veya darbe ortamı hazırlamak amacıyla oluşturulduğu öne sürülen Ergenekon örgütü davası.Durumdan habersiz biri, bu davalar hakkındaki karar mahkeme tarafından değil de, referandum yoluyla halk tarafından verilecek zannedebilir.Hayatımıza egemen olan dehşet rüzgârları ve dehşet senaryoları sanki halka şunu dayatıyor: “Faşizm mi istersiniz yoksa din devleti mi?” İkisi de sizin olsun, biz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde yaşamaktan memnunuz!Bunu istemeye hakkımız yok mu?Halkın büyük çoğunluğu aslında iki haydut rejimine de karşıdır. Üstelik de demokratik rejim, iki tehlikeye karşı kendini korumaktadır. Baykuşların sesleri kesilse, tedirginlik için sebep kalmayacak.Ama yüksek mahkeme üyelerinden bile “karar ne olursa olsun kıyamet kopacak” diyen çıkabilmektedir.Anayasa Mahkemesi’nin hangi kararı şimdiye kadar kıyamete sebep olmuş?Anayasa Mahkemesi, kıyamet yaratmaz, kıyameti önler. Asıl o çalışmazsa kıyamet kopar. Çalıştığına göre herkes güven içinde olmalı.İstanbul Başsavcısı’nın bile şikâyet ettiği bilgi kirliliği de dikkat ve hassasiyet gerektiriyor.Hem cuntacılar hem şeriatçılar karşı tarafı daha kötü göstererek kendilerini “ehveni şer” kılmaya çalışıyor.Oysa iki seçenek de şerdir ve halkın büyük çoğunluğu bunlar arasında tercihe mecbur kalmak istemiyor.Devlet toplumun bu hakkını güvence altına almak zorundadır. Devletin de şu anda kavga dışında kalabilen en güçlü uzvu yargıdır.Bilgi kirliliği ve korku hiç değilse yargıdan kaynaklanmamalı.Oysa büyük ölçüde oradan beslendiğini biliyoruz.Kıyamet tellâllığı yapan yüksek hâkim Anayasa Mahkemesi Başkanvekili, Ergenekon senaryolarının kaynağı da iddianameyi yazan savcının kendisidir.Olmaz, yeter artık!*****Size çok bile...Batılılar pek ömür. Akıl vererek dostluk yaptıklarını sanıyorlar ama devamlı hakaret ettiklerinin farkında değiller.İtibarlı İngiliz dergisi The Economist, Türkiye’ye mesajı “Sakın AKP’yi kapatıp Tayyip Erdoğan’ı yasaklamaya kalkışmayın” diye özetlenebilecek olan bir değerlendirme yazısı yayınladı.Bir ülkenin yargısına müdahale etmenin, aslında o ülkenin egemenliğine saldırı sayılması gerektiğini unuttular diyelim. Peki şunlar?..Dergi “laiklerin korkuları arkasında bilgisizlik” bulunduğunu öne sürdükten sonra1. AKP’li belediyelerin içkili lokantaları kentlerin dışına çıkarmak istediğini2. Kadın ve erkekler için ayrı plajlar düzenleyen ve içki servisi yapmayan otellerin sayısında artış olduğunu3. Türban kullanan kadınların dört kat arttığını4. Yeni bir anayasa hazırlamaya çalışırken Başbakan’ın laik muhaliflerine danışma zahmetine girmediğini5. Türban değişikliğini geçirirken de uzlaşma aramadığını6. Ve bir AKP’li milletvekilinin, tavsiye ve eleştiri kabul etmeyen lideri Erdoğan için “Bir tirana (despota) döndü” dediğini sıraladı, sonra da...Bütün bunların partisi ile kendisinin yasaklanmasını hak ettiği anlamına gelmeyeceğini yazdı.“AKP ve Erdoğan Türkiye’ye çok bile”de diyebilirlerdi. Onu dememişler.Centilmendir ya bunlar!
Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi bir AKP dostu mudur? Eğer öyleyse ona “akılsız dost” demeliyiz! Büyükelçi Mark Parris iki önemli şey söyledi:1. “Anayasa Mahkemesi AKP kararını ağustosun ortasındaki bir cuma günü açıklayacak.” 2. “Kapatmanın önüne geçecek bir çözümün ortaya çıkması olasılığını bir ay öncesine göre daha yüksek görüyorum.” Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can’ın “AKP’yi kapatmamak lâzım” diye özetlenebilecek raporu Mark Parris’in tahminini destekleyen bir işaret sayılabilir mi?Hayır, sayılamaz. Çünkü olumsuz işaretler daha çok ve daha güçlü.Bir defa Parris’in tahmin mi, tavsiye mi olduğu ayırt edilemeyen sözleri, yüksek mahkemenin üyelerinde tepki uyandıracaktır.Büyükelçi, Amerikan Federal Mahkemesi’ndeki bir dava için böyle konuşamaz. Anayasa Mahkemesi’ne hangi cüretle saygısızlık ediyor?İkincisi... Tecrübeler, raportör Osman Can’ın Anayasa’yı, yüksek mahkeme üyeleri gibi okumadığını kanıtlamıştır.Son dört davada yüksek mahkeme, raportör Can’ın önerdiği yönde değil, aksi yönde karar oluşturdu.Osman Can AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığını, türban değişikliğinin “özgürlük alanını genişletmeye yönelik barışçıl bir anayasa değişikliği” olduğunu öne sürüyor.Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen de sadece “laikliğe aykırılık” saptamasına dayalı bir kapatma kararının sorun çıkaracağını savunarak “Korkarım ki bu AİHM bakımından yeterli olmayacaktır” demişti.Türmen “kapatılan partinin demokrasiye tehdit teşkil ettiğini mahkemenin açıkça göstermesi halinde” bu sakıncanın giderilebileceğini, fakat iddianameye bakarak bunu söylemenin “güç olacağını” anlatmıştı.Peki... Laik karakteri zedelenmiş bir demokrasi Müslüman bir toplumda ayakta durabilir mi?Anayasa Mahkemesi herhalde şu gerçeği unutmayacaktır:Laik olmayan Hristiyan demokrasilere dünyada sayısız örnek var.Ama laiklik olmadan demokrasi içinde yaşayan Müslüman ülkeye bir örnek yok.Demokrasiye zarar gelmesin diye laiklikten fedakârlığa razı olanların dürüstlüğüne inanamayız!*****Ampul ateşi...Dün ajansların bültenine müjde sayabileceğim bir haber düştü.“TBMM’yi keneler bastı!” diyordu haberin başlığı.“Dokunulmaz vekillerimize ilâhi bir uyarı mı?” diye düşünürken ısırılanlardan birinin milletvekili, diğerinin meclis çaycısı olduğu haberi geldi.Kırım Kongo kanamalı ateşi virüsü taşıyan kenelerin bir yılda 40’tan fazla ölüme yol açtığı bildiriliyor.Dileriz son vakalar, ölümcül virüs taşıyan kenelerin işi değildir.Aslında kenelerle gelen “ilkel toplum ölümleri” karşısındaki kaygısızlıkları nedeniyle yöneticilerimiz daha ağır bedeller ödemeyi hak ediyorlar.Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanı Doç. Dr. Önder Ergönül VATAN’a Kırım Kongo virüsü ile kuşatılmış bir coğrafyada yaşadığımızı belirterek geniş çaplı bir bilimsel araştırmanın bu tehdide çare üretebileceğini, ancak uzmanlaşmış hiçbir bilim adamına istek gelmediğini anlatmıştı.Hazineyi ve belediyeleri iki ayaklı keneler emiyor. O yüzden sekiz bacaklı keneleri durduracak araştırmalar için üç kuruş ayırmak hâlâ mümkün olamamıştır.Türk halkı, bu hastalık daha Batı’ya dayanıp Almanlar veya İsviçreliler tarafından aşısı bulunana kadar ölmeye devam edecektir.Bu kadercilik ve tembellik hastalığına bir okurumuzun yazdığı gibi “Kasımpaşa-Kayseri Kanamalı Ampul Ateşi” adını koyabiliriz.Tehlikenin vekillere dayanması şansımız olabilir!