Toplumun duygu ve düşüncelerini, korku salarak ve yalan üreterek etkileyen bu çapta bir propaganda saldırısına şimdiye kadar hiç hedef olmamıştık.
Beşinci kol benzeri faaliyetlerin en tahrip edici örneklerinden biri olarak bu dönem herhalde tarihe geçecektir.
Ülkenin nefes alışlarını bile etkileyen iki dava var gündemde:
AKP hakkındaki kapatma davası ve darbe yapmak veya darbe ortamı hazırlamak amacıyla oluşturulduğu öne sürülen Ergenekon örgütü davası.
Durumdan habersiz biri, bu davalar hakkındaki karar mahkeme tarafından değil de, referandum yoluyla halk tarafından verilecek zannedebilir.
Hayatımıza egemen olan dehşet rüzgârları ve dehşet senaryoları sanki halka şunu dayatıyor:
“Faşizm mi istersiniz yoksa din devleti mi?”
İkisi de sizin olsun, biz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde yaşamaktan memnunuz!
Bunu istemeye hakkımız yok mu?
Halkın büyük çoğunluğu aslında iki haydut rejimine de karşıdır. Üstelik de demokratik rejim, iki tehlikeye karşı kendini korumaktadır. Baykuşların sesleri kesilse, tedirginlik için sebep kalmayacak.
Ama yüksek mahkeme üyelerinden bile “karar ne olursa olsun kıyamet kopacak” diyen çıkabilmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin hangi kararı şimdiye kadar kıyamete sebep olmuş?
Anayasa Mahkemesi, kıyamet yaratmaz, kıyameti önler. Asıl o çalışmazsa kıyamet kopar. Çalıştığına göre herkes güven içinde olmalı.
İstanbul Başsavcısı’nın bile şikâyet ettiği bilgi kirliliği de dikkat ve hassasiyet gerektiriyor.
Hem cuntacılar hem şeriatçılar karşı tarafı daha kötü göstererek kendilerini “ehveni şer” kılmaya çalışıyor.
Oysa iki seçenek de şerdir ve halkın büyük çoğunluğu bunlar arasında tercihe mecbur kalmak istemiyor.
Devlet toplumun bu hakkını güvence altına almak zorundadır. Devletin de şu anda kavga dışında kalabilen en güçlü uzvu yargıdır.
Bilgi kirliliği ve korku hiç değilse yargıdan kaynaklanmamalı.
Oysa büyük ölçüde oradan beslendiğini biliyoruz.
Kıyamet tellâllığı yapan yüksek hâkim Anayasa Mahkemesi Başkanvekili, Ergenekon senaryolarının kaynağı da iddianameyi yazan savcının kendisidir.
Olmaz, yeter artık!
Size çok bile...
Batılılar pek ömür. Akıl vererek dostluk yaptıklarını sanıyorlar ama devamlı hakaret ettiklerinin farkında değiller.
İtibarlı İngiliz dergisi The Economist, Türkiye’ye mesajı “Sakın AKP’yi kapatıp Tayyip Erdoğan’ı yasaklamaya kalkışmayın” diye özetlenebilecek olan bir değerlendirme yazısı yayınladı.
Bir ülkenin yargısına müdahale etmenin, aslında o ülkenin egemenliğine saldırı sayılması gerektiğini unuttular diyelim. Peki şunlar?..
Dergi “laiklerin korkuları arkasında bilgisizlik” bulunduğunu öne sürdükten sonra
1. AKP’li belediyelerin içkili lokantaları kentlerin dışına çıkarmak istediğini
2. Kadın ve erkekler için ayrı plajlar düzenleyen ve içki servisi yapmayan otellerin sayısında artış olduğunu
3. Türban kullanan kadınların dört kat arttığını
4. Yeni bir anayasa hazırlamaya çalışırken Başbakan’ın laik muhaliflerine danışma zahmetine girmediğini
5. Türban değişikliğini geçirirken de uzlaşma aramadığını
6. Ve bir AKP’li milletvekilinin, tavsiye ve eleştiri kabul etmeyen lideri Erdoğan için “Bir tirana (despota) döndü” dediğini sıraladı, sonra da...
Bütün bunların partisi ile kendisinin yasaklanmasını hak ettiği anlamına gelmeyeceğini yazdı.
“AKP ve Erdoğan Türkiye’ye çok bile”de diyebilirlerdi. Onu dememişler.
Centilmendir ya bunlar!

