Gül’e çağrı!

13 Ağustos 2008

AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmakla suçlandı.Anayasa Mahkemesi iktidar partisinin bu suçu işlediğine 1’e karşı 10 oyla hükmetti.Buna rağmen ceza konusundaki ayrışma, kapatılma kararı çıkmasını kıl payı önledi.Çoğumuz, yaşanan korku ve gerginliğin AKP’ye ders olacağını sandı. İktidarın önümüzdeki zamanı ve fırsatları, laiklik düşmanlığı ile suçlanmayı hak etmediklerini kanıtlamak için kullanacağını ümit ettik.Ama huylu huyundan vazgeçmiyor AKP din sömürüsünü bırakamıyor!Geçen gün Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen, ilk ve ortaöğretim okullarında ibadethane açılmasını ve porno yayın satın alanların fişlenmesini öngören bir yasa taslağı açıkladı.Yükselen tepkiler üzerine partiden “bu yasa taslağını benimsemiyoruz ve onaylamıyoruz” diye açıklama yapıldı.Laiklikten sabıkalı bir parti böyle açık vermez.Gösterilen tepki yerindedir ama inandırıcı değil. Hamle kışkırtıcıdırÇünkü Başsavcı’nın dosyasına çok ciddi bir delil sunan Edibe Sözen bu fahiş hatasını koltuğu ile ödemediği için şimdi çok kimse “Bilinçli olarak yoklama yaptılar, tepkiyi görünce geri adım attılar” diye düşünecektir.Parti sözcüleri suçlamaların iftira olduğunu söylüyorlar ama din sömürüsü ve sistematik türban eylemi dışında ciddi işlerle uğraşanlar pek az...Meselâ YÖK yeni kurulan 23 üniversite için Cumhurbaşkanı’na sunulacak olan rektör adayları listesine “türbana özgürlük” bildirisine imza koymuş 22 profesörü dahil etti.Bu çok kışkırtıcı bir hamledir: Cumhurbaşkanı 23 üniversiteden 22’sinin başına, türban yandaşlığını eylem düzeyinde kanıtlamış kişileri atayabilir!Türban üniversitede yargı kararı ile zaten yasaktı. Bu yasağı kaldırmak amacıyla AKP’nin gerçekleştirdiği anayasa değişikliği, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, iktidarın bu girişimi parti kapatma talebi ile açılan davanın en güçlü kanıtı olmuştur.Yeni ekibin asıl derdi..Doğal olarak YÖK’ün üniversiteleri türban militanlığına kadar savrulmuş insanlara teslim etmemesi, bu kişileri aday listesine koymaması gerekirdi. Ama koymuştur.Çünkü yeni YÖK ekibinin derdi, üniversitelerin huzur ve güven içinde yürümesi, büyümesi değil, ideolojik kavgalarında iktidara başarıyı garanti edecek şartları hazırlamaktır.Dikkat!.. Cumhurbaşkanı Gül’ün Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili kararını görmezden gelecek kafada rektörler ataması, bu iktidarın demokratik hukuk devleti ile barış yapmaya asla niyetli olmadığının kanıtı olacaktır.Cumhurbaşkanı “kamu kurumlarının uyum içinde çalışmasını gözetmek” görevini yerine getirmek istiyorsa, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamayacakları beklentisi ile kendisine önerilmiş olan adayları rektör seçmemelidir.Bu yeni üniversitelere kötü bir başlangıç, gençlere de büyük haksızlık olur. Suç olur, ayıp olur, günah olur!

Devamını Oku

Yersen!

12 Ağustos 2008

Demokrasi olsaydı AKP’li Dişli, savcıya hesap veriyor olurdu bugün.Halbuki bir arsayı imar durumunu değiştirip dört kat değerli hale getirerek 1 milyon dolar menfaat sağladığı iddia edilen ve bu konuda imzasını taşıyan bir belge bulunan AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli görevinin başındadır.Dişli, VATAN muhabirine “Konuşmam için önce belgeyi görmem lâzım” demişti. İki satırlık bir açıklama yapmak için tam 30 saat düşünmesi gerekti!Sonunda şu savunmayı yaptı: Belgedeki 1 milyon dolar, rüşvet veya komisyon değilmiş. Geçmişte iş ortaklığı yaptığı üç kişinin, İngiliz şirketi TESCO’ya satmak üzere aldıkları arsanın banka kredisi için gereken teminatı Şaban Dişli kişisel tasarrufundan karşılamış. Yani o 1 milyon dolar, kendi parasıymış onu geri almış!Zırhı öyle kalın ki..İnandırıcı olmayan açıklamalar karşısında şüphesini ifade eden muhataplarına yavuz hırsızların tepki gösterirken kullandığı hınzırca bir söz vardır: Yersen!..Eğer siz de yerseniz, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dişli, Silivri’deki arsanın imar durumunu konuttan ticari alana çevirerek ve bankanın istediği teminatı da cebinden ödeyerek eski arkadaşlarına eşi bulunmaz bir “babalık” yapmıştır.Alım satım işine vekil sıfatıyla taraf olan avukat “Banka kredisi için para gerekmedi, doğrudan arsa teminat gösterildi” diyor ve Dişli’nin savunmasını çökertiyor ama bunun bir önemi olacak mı?Hayır... Dişli öylesine kalın bir zırh giyiyor ki Kara Şövalye solda sıfır kalır. Devletin adaleti bile ulaşamaz ona.İbretle kaydedilmesi gereken bir durum da şu:Rant savaşıÖnceki gün CHP’nin ortaya attığı belgeli rüşvet iddiasını akşama kadar TV’ler gümbür gümbür verdi.Suçlama yağmuru altında gerçekleşen MYK toplantısında Başbakan da, başka bir üye de “Şaban Bey kardeşim, nedir bu iddialar?” diye sormadı.Erdoğan’ı kürsüde “Temiz Eller” edebiyatı yaparken dinleyenler, Başbakan’ın Dişli’yi derhal görevinden azledeceğini, meclisin ilk birleşiminde de dokunulmazlığını kaldırıp adalete havale edeceğini zanneder.Ama öyle bir şey olmayacaktır.Çünkü bu her gün, neredeyse her belediyede yapılan işlerdendir ve belediyelerdeki iktidar yarışı aslında bu rantı ele geçirme savaşıdır.Haksızlık ve kanunsuzluk sevgili halkımızı pek ilgilendirmiyor. Zenginler “Bir gün bana da lâzım olabilir” diye Dişli gibileri mesele yapmıyor, hatta güvence görüyor.Bu işlerin parasal boyutu yoksul çoğunluğun hayalini aştığı için o kesim de ilgi duymuyor. Milletin, kömür çuvalı ve gıda torbası ile sevinebilen kanaatkâr kesimi egemenlik hakkını “Çalarsa çalsın, yeter ki iş yapsın!” iradesini beyan ederek kullanıyor.O yüzden bitmiyor bu işler.Türkiye’nin dişli bir muhalefete ihtiyacı var.Ama şansa bakın “Dişli”ler iktidar!Bu terslik sürdükçe daha çoook soyulacağız.

Devamını Oku

Rüşvetin belgesi!

11 Ağustos 2008

Özal döneminde ünlenen bir iş adamının, “belge göster” diye diklenen muhatabına verdiği cevap slogan olmuştu:“Rüşvetin belgesi mi olur ulan p.......!” Nereden nereye nihayet rüşvetin belgesini de gördük!Bu sürprizi CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu yaptı dün. AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’yi “Silivri’de bir arsanın imar durumunu değiştirmek karşılığında 1 milyon dolar ücret talep etmek”le suçladı ve medya temsilcilerine belge dağıttı.Belgede 2.2 milyon dolara satın alınacak bir arsayı 8.6 milyon dolarlık bir değer durumuna yükseltecek imar değişikliğini gerçekleştirmesi koşulu ile Şaban Dişli’ye bu paranın ödeneceği taahhüt ediliyordu.Bomba nasıl patladıBu güç ve cürette bir siyasetçiye engel mi dayanır imar planı değişikliği önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden, sonra da Silivri’den jet hızıyla geçti.İş bitmiş de AKP Genel Başkan Yardımcısı Dişli parayı almış mı bundan herhalde emin değil ki CHP’li Kılıçdaroğlu dün bunu soruyordu.Ama rüşvet belgesine imza atacak kadar gözünü karartmış birinin o parayı bırakmayacağını da belli ediyordu.Peki nasıl patladı bu bomba?İmar değişikliği 2.2 milyon dolarlık arsayı 8.6 milyon dolarlık bir değere yükseltecekti. İşler, Şaban Dişli’yi ayarlayan şirketin beklediğinden daha iyi gitti. Arsayı 13 milyon dolara sattılar.Alan memnun, satan memnun bu kirli alışverişten kimsenin haberi olmayabilirdi. Fakat şirketin iki ortağı, fazladan gelen 4.5 milyon dolara yakın parayı aralarında bölüşmeye kalkıştı.Allah ayaklarına dolaştırdı üçüncü ortak İMKB’ye yapılan bildirimden dolandırıldığını anlayarak davacı oldu ve bomba patladı!Yoksa herkes, pek çok yerde her gün olduğu gibi bir sürü dolap döndüğünü bilecek, sezecek ama bir şey söyleyemeyecekti.Gizli tanık gerekmiyorBu tür işler artık öylesine olağan hale gelmiş ki iktidar partisinin genel başkan yardımcısı bile nüfuz suiistimali yoluyla rant üreteceğine ve onun karşılığı olarak komisyon alacağına dair belgeleri korkmadan imzalayabiliyor!Yolsuzlukların ulaştığı boyut hakkında bilgi sahibi olmak için “gizli tanık” ifadelerine gerek yok.“Birinci derece açık tanık” olarak eski AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı Abdüllâtif Şener “Adım da Benimle Beraber Büyüdü” adlı kitapta şunu söylüyor:“Yolsuzluklardan arınmamış bir iktidar anlayışının ortasında olduğunuzu görüyorsunuz, kirli bir siyasetin kuşatılmışlığı içinde olmak nasıldır, bilir misiniz?” Şener iktidar koltuğunu bıraktı, kurtuldu. Başbakan Erdoğan ve iktidar milletvekilleri nasıl kurtulacak?Dokunulmazlıkların kaldırılmaması konusundaki ısrar işlenen suçlara tüm iktidar milletvekillerini ortak ediyor.Yapılan yolsuzluklardan Başbakan’ın haberli olduğu ve bu paraların parti için toplandığı yolunda şüpheler doğmasına sebep oluyor.Hiçbir ikbal bu gölgeyi taşımaya değmez!

Devamını Oku

Yenilik lâzım!

9 Ağustos 2008

Genelkurmay Başkanlığı görevini devralacak olan Orgeneral Başbuğ “eski stil laik”miş!İngiliz dergisi The Economist’in kazanmış olduğu itibarı şüpheli hale getiriyor bu sığ değerlendirme.Laikliğin tarifi değişmedi. Bu kavram bazıları için sıfatsa, bu sıfatın dini inançla ilgisi yoktur. Laik biri de dindar olabilir ve dini herhangi bir çıkar uğruna sömürmediği için belki Allah katında daha bile makbul olur.Eğer laikliğe yönelen saldırılar karşısındaki duruşa bir anlam yüklemek için kullanılmışsa bu “eski stil” nitelemesi, Türkiye için gerekli olan odur!İrtica odakları stillerini değiştirmediklerine göre laik rejimi korumakla görevli olanların “yeni stil” belirlemelerine gerek yoktur!İngiliz dergisi, Orgeneral İlker Başbuğ’un yeni fikirlere olumlu yaklaştığını yazmış. Bu iyi bir şey. Ama Türkiye’nin sosyal ve siyasal iklimini olumlu yönde etkilemeye yardımcı olacaksa, aynı hoşgörülü anlayışı karşı tarafın da benimsemesi gerekecektir.Fakat bakıyoruz, manzara hiç cesaret verici değil...Kalıtımsal takıntıMesela AKP Milletvekili Prof. Edibe Sözen’in tüm okullarda her dine bağlı öğrenciler için ibadethaneler kurulmasını, yaşı 18’i aşmış olsalar da porno yayın alan kişilerin vatandaşlık numarası ile fişlenmesini öngören kanun teklifi vermesi, bu cephede değişen bir şey olmadığını düşündürüyor.Milli Görüş’ün 1970’lerde girdiği koalisyon hükümetlerinde dayattığı en dikkate değer icraat “muzır” diye nitelediği yayınları poşete sokmaktı.Prof. Sözen’in girişimi o rezalete rahmet okutuyor. “Kişisel girişimidir” diye bu hamlenin hafife alınması mümkün değil. Çünkü kendisi AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı’dır.Dün “Yanlış anlaşıldım” diyerek yasa önerisini geri çekmiş ama ne care? Niyet deşifre olmuştur. Ortada kalıtımsal bir takıntı var. Yanlış anlaşılmış filan değildir, yanlış işlere kalkışmıştır, hepsi o!AKP’nin kurduğu düzen sayesinde devletin hemen tüm uzuvları, din sömürüsünden beslenen tepkileri veriyor. İstanbul Yıldız Parkı’ndaki Milli Saraylar’a ait restoranda “içki veriliyor-verilmiyor, gündüz verilmiyor, gece veriliyor” tartışması uzun zamandır sürüyordu.Dünkü VATAN’da belgelendi ki Yıldız Restoran’da içki satışı TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığı tarafından yasaklanmıştır.Dert para değil ki...Bu durum, ilk karambolda AKP’li belediyelerin içkili lokantaları “kırmızı çizgi”lerle belirlenen kent alanları dışına atacaklarına yeterli kanıttır.Partinin yaptırdığı kamuoyu araştırması, halkın AKP’den değişmesini istediğini ortaya koydu.İktidarın eylemleri ise şimdilik buna hiç niyetleri olmadığını gösteriyor.Anayasa Mahkemesi kararı ile AKP, Hazine yardımının yarısından mahrum edildi.Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli’nin açıkladığına göre tabandan bir çağrı gelmiş: “Bir kampanya açalım ve bu 22.8 milyon YTL’lik para cezasını karşılayalım...” Seçimde bu para AKP için çerez parasıdır. Yarattığı yeni zenginler bu paranın on katını bir günde partiye getirebilirler. Ama dertleri para değil, yargıya güç gösterisi yapmaktır.Parti yöneticisi Gedikli’nin “MYK’ya götüreceğim” dediği fikir, bir “telâfi tedbiri” değil, yargı kararına meydan okumadır!Yüksek mahkeme laikliğe karşı suç işleyen partiyi mahkûm edecek, parti de yediği para cezasını karşılamak için vatandaşı bağış kampanyasına çağıracak.Bu, yargıya karşı halkı kışkırtmaktır. Yargı kararlarına başkaldırmak için halkı örgütlemektir.Eskimiş, ömrünü tamamlamış bir siyaset stilidir!

Devamını Oku

AKP’ye çağrı

8 Ağustos 2008

Toplumsal şuurun bireysel şuurdan daha güçlü ve gerçekçi olduğunu her anket yeniden kanıtlıyor.AKP’ye yakınlığı ile bilinen bir araştırma şirketi olması bile “Metropol”ün son çalışmasındaki bulguların kalitesini düşürmüyor.Araştırmalar halkın nabzını ölçer ama halk da bu fırsattan yararlanarak özlem duyduğu geleceğe dair mesajlar verir, yönlendirmeler yapar.Metropol araştırmasının sonuçları, basiretli ve iyi niyetli bir iktidara mükemmel bir çalışma programı oluşturacak unsurlar içeriyor.Mesela halkın yüzde 70’i Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı olumlu bulmuştur.Mahkemenin karar oluştururken uzlaşmacı bir yaklaşımla hareket ettiğine, ekonomik ve siyasal koşulları gözettiğine inandığını belirtmiştir.Mahkeme salt hukuk düşünmüş olabilir ama halk bu algı temelinde iktidara istikamet vermek istemiştir.“İstikamet nereye?” derseniz cevabı var:Halkın yüzde 73.4’ü iktidarın eski politikalarında değişiklik yapmasını temenni ediyor. Bununla kalmayıp önceliklerini de belirtiyor:Başbakan’a uyarı...“Ekonomik tedbirler alınmalı” seçeneğine verilen cevaplar yüzde 61’i geçmiş, “sivil anayasa hazırlanmalı” seçeneği yüzde 18.5’te kalmış.Ekonominin rüzgârı arkasına alarak koştuğu dönemler uzakta kaldı. Son The Economist, petrol fiyatları, küresel kredi krizi ve büyük cari açık yüzünden Türkiye’nin çok kırılgan hale geldiğini belirterek şu uyarıyı yapıyor:“Ekonomi için asıl büyük risk, muhaliflerinden çok hükümetin kendisi olabilir. Sayın Erdoğan laikleri kışkırtmakta ısrar edebilir!” Türkiye’nin iç çatışmadan uzak tutulmasını gerektiren sebeplere dün bir yenisi eklendi: Rusya ve Gürcistan, Kafkasya’da bizim çok ilgisiz duramayacağımız bir yangına sebep olabilirler.Evet, tabanındaki radikallerin tahriklerine kapılarak ve laikliğe karşı suç işlemekten hüküm giymiş bir parti olduğunu unutup Anayasa değiştirmeye kalkışmamalıdır AKP.Asıl taşıyıcı ve belirleyici alan ekonomidir ve iktidar bütün vaktini ve enerjisini buraya harcamalıdır. Halkın ankete yansıyan tavrı bu mesajı veriyor.Araştırmanın Ergenekon’a ilişkin bulguları da, aklı ve vicdanı dengeli bir toplum olduğumuzu gösteriyor.Halk bu oluşumun darbeci, terörist ve çıkar amaçlı suç örgütü diye nitelenip nitelenmiyeceği konusunda neredeyse yarı yarıya bölünmüştür.Şeytana uymayın!Bu duruma rağmen yüzde 54’ü aşan bir çoğunluk davanın “siyasi” nitelikte olduğuna inanıyor ve yüzde 58.9 ise iddianameyi tatmin edici bulmuyor.Ama Genelkurmay’ın yargı sürecine verdiği sessiz desteği halkın yüzde 64 gibi yüksek bir oranda olumlu bulması şunu gösteriyor:Dava siyasi olabilir, abartmalar da olabilir, ama değil mi ki bu iddiaların bir kısmında gerçek payı vardır Türkiye geçmişini temizleyerek geleceğinin yolunu açmalıdır.Seçime dönük bulgular, AKP’nin oylarını koruduğunu gösteriyorsa da bunun fazla bir önemi yoktur.Çünkü tablo her ay dalgalanıyor.İktidar partisi, Anayasa Mahkemesi kararından sonra ideolojik hedeflerine yürüme hakkını siyasi olarak kaybettiğini kabul ederse ülkenin de, kendi geleceğinin de iyiliğine olur.Din istismarına dayalı tartışmaların yarattığı bölünmelerden kurtulup çalışmaya, üretmeye, büyümeye ihtiyacımız var.Anketteki en yüksek oran yüzde 73.4’tür ve bu kitle AKP’nin politikalarını değiştirmesini istiyor.Şeytan muhalefet boşluğu üstüne kumar oynasın diye dürtebilir AKP önderlerini.Şeytana uymasınlar!

Devamını Oku

Küçük hesap

7 Ağustos 2008

Bazı pişmanlıkların telâfisi olmaz. Eski bir Genelkurmay Başkanı’nı korumak için ne gerekiyorsa yapılmalı!CHP’nin Yüksek Askeri Şûra’da irticai faaliyetlere ilişkin bir karar alınmayışına yönelen eleştirel ve şüpheci duruşunu anlamak mümkündür.On iki yıldır ilk kez görülen bir durum var.İktidar partisinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan hüküm giydiğinin haftasına toplanan YAŞ eğer her toplantıda işlettiği tasfiye tedbirini bu kez çalıştırmamışsa ana muhalefet partisi elbette soru soracaktır.Bölücü terör ve irtica hâlâ en öncelikli tehdit unsurlarıdır. Laikliğe karşı işlenmiş suçlar nedeniyle mahkûm olan bir partinin iktidarında irtica odaklarının Silâhlı Kuvvetler’de yürüttükleri zararlı faaliyetlerinden bir anda vazgeçtiklerini kimse düşünemez.CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu’nun özellikle şu iki sorusu, yaygın bir merakı yansıtıyor:1. İhraç kararı çıkmaması hiçbir TSK personelinin irticaya karışmadığı anlamına mı geliyor?2. İhraç kararı alınmayışının nedeni Ergenekon ile ilişkilendirilmesinden çekinilmesi midir?CHP ağır bir taktik yanlışı yaptı. Bu soruları sorarken aynı anda, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın emekli olduktan sonra kullanması için ithal edilen zırhlı araç konusunda ikinci bir taarruz cephesi açtı.Bu tutum CHP’nin Silâhlı Kuvvetler’e karşı muhalefet pozisyonu aldığı yargısı doğuracağından kamuoyunu sorunun özünden uzaklaştıracaktır. Halk, hele CHP tabanı askerin hırpalanmasını istemez.“Neden sıfır km. imiş de neden Laguna değilmiş o araba?” Güvenlik hizmetlerinin kalitesini ihtiyaçlar ve imkânlar belirler. Daha önceki komutanlara sıfır km. zırhlı araç verilmedi diye bundan sonrakilere de verilmeyecek mi?Bölücü terör örgütünün zarar vermek istediği Orgeneral Büyükanıt’tan daha değerli bir hedef yoktur herhalde. PKK dokuz aydan beri en ağır kayıpları Büyükanıt iş başında iken vermiştir.O kadar ki bebek katillerine dağlar dar gelmeye başladığı için dün İstanbul’da Selimiye Kışlası’na havan ateşi açacak kadar şaşkınlığa ve perişanlığa düşmüşlerdir.O değerli araba yalnız Büyükanıt’ın canını değil, devletin ve milletin onurunu da koruyacaktır. CHP para hesabı yaparak muhalefet etkinliğine zarar vermesin.Çünkü gözetilen yarar yanında küçük hesaptır bu zırhlı otonun maliyeti!***Güller’e iyi tatillerCumhurbaşkanı ailesinin mavi tur görüntüleri dün gazetelerde yayınlandı.Güvertede dürbünlü bir hanım -belli ki koruma- etrafı kolaçan ediyor, teknenin arkasında başka bir başı açık hanım, tesettür kıyafeti ile suyun içindeki bir hanıma refakat ediyordu.Gül ailesi denizde tatil yapabildiği için sevenleri herhalde memnun olmuşlardır. Ama o kıyafet denize giren bir kadından çok denize düşmüş bir kadını çağrıştırıyor. Çok kimse fotoğraflardaki kadının Hayrünnisa Gül’den başkası olamayacağını düşünerek onun hesabına üzüldüler.Neyse ki dün Çankaya’dan yapılan bir açıklama ile o kişinin “Hanımefendi” olmadığı belirtildi.Açıklamada ayrıca medyaya mahremiyete saygı çağrısı yapılıyor ve Gül ailesini takip etmekten vazgeçmeleri medya mensuplarından isteniyordu.Korkarız bu çağrı ters tepecektir. Çünkü medyanın avcıları şimdi “Hanımefendi değilse kim?” cevabını arayacaklardır.Mahremiyet meselesine gelince...Devlet ve siyaset adamlarının özel hayatı olmuyor. Madem ki AB’yi istiyoruz, katlanacağız!Ama mesele tepeden tırnağa giyinik denize girmenin yansıttığı görüntüden sıkılmaksa zaman ve insan aklı ona mutlaka bir çözüm getirecektir.Cumhurbaşkanımız’ın ailesi denizin keyfini çıkarmaktan vazgeçmesin.İyi tatiller!

Devamını Oku

Kaçan fırsat

6 Ağustos 2008

AKP yeni bir başlangıç yapma şansı kullanmak isteseydi rektör seçimleri iyi bir fırsattı.Ama yararlanamadılar.Parti kapatılmaktan kıl payı kurtuldu. Bu tehlikeli maceranın yolunu açan nedenlerin başında türban takıntısı geliyordu. Üstelik Anayasa Mahkemesi türbanı üniversitede serbest bırakan anayasa değişikliğini de iptal etmişti.Ama sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi AKP’nin kurumsal iradesi bildiğini okumaya devam etti. Üniversite rektörlerinin seçimini, adayların türban karşısındaki tutumları tayin etti.İktidar güdümüne giren YÖK, üniversitelerindeki seçimde en yüksek oyu alan üç adayı zaten başta liste dışında bırakmış, en çok oy alan iki rektör adayını da alt sıralara yerleştirmişti.Cumhurbaşkanı Gül de 21 üniversitenin rektörlerini atarken dört rektörü ikinci sırada yer alan adaylar arasından seçti.Yeni rektörlerden ikisinin önceki çatışmada türban yanlısı akademisyenler arasında yer alması, birinin AKP’den milletvekili adayı, birinin bakan yeğeni olması ve bir diğerinin de radikal dinci örgütlerle ilişiği olduğu gerekçesiyle idari soruşturma geçirmesi, seçimin kriterleri hakkında ipucu veriyor.Bu tablo, Cumhurbaşkanı Gül’ün de itibar getirici bir rol oynamadığını gösteriyor.Sezer zamanında benzer şeyler olmadı mı?Tam zıddı nedenlerle aynı şeyler o zaman da oldu.Ama hiç değilse Sezer’in cumhuriyet değerlerini koruma gerekçesi vardı. Gül, Anayasa Mahkemesi kararı ile savaşmaya kararlı AKP’nin “hınk” deyicisi rolünü oynamıştır. Yakışıksız ve çok sakıncalı.Üç kademeli seçim defalarca şunu kanıtladı ki sürekli ahlâksızlık üretiyor. Çünkü YÖK ve Köşk bildiklerini okuyorlar. Üniversiteler demokrasi ararken birbirlerine girdikleri ile kalıyorlar.Üniversiteler YÖK ve Köşk’ün gölgesinden kurtulmalı, rektör seçimini kendi içlerinde bitirmelidirler!*****Cevabı yok!“İhale kapandıktan sonra koşullarını değiştirmek Türkiye’de yasal mıdır, etik midir?” Bir ABD-İsrail şirketinin Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı’na yönelttiği bu soru, aylarca bekledi.Müsteşarlık, işin nereye varacağını tahmin ettiği için cevap göndermemeye karar verdi.Olay, geçen yıl açılan bandrol ihalesiyle ilgili. Söz konusu şirket ihale şartnamesindeki koşulları ağır bulduğu için ihaleden çekilme kararı almıştı.İhale sonuçlandıktan sonra çekilmelerine sebep olan ağır şartların değiştirilmiş olduğunu öğrendiler.“Değişiklikten haberdar olsaydık çekilmezdik” diyorlar şimdi haklı olarak. Ve “Bu yapılan yasal mı, ahlâki mi?” diye soruyorlar.“Kalkacaksa, herkesin dokunulmazlığı birlikte kaldırılsın” diyen AKP’li siyasetçiler, bu soruyu cevaplayamayan memurları yargıya versin, görelim!Vermeyeceklerdir. Çünkü memur, siyasetçinin bilgisi dışında böyle işler çeviremez.Bürokratın dokunulmazlığı da aslında siyasetçiyi koruyor!

Devamını Oku

AKP’ye tahrik!

5 Ağustos 2008

Bütün partiler oylarını artırmak ister. Ama bunu sadece basiretli ve dürüst yönetici kadroları başarır.Partiyi idare edenler, en azından sahip oldukları tabanı kaybetmemek için halkın isteklerine cevap verecek politikalar üretmek zorundadırlar.Ama AKP gibi partiler çok dikkatli olmalıdırlar. Taban, özlemleri birbiriyle uyuşmayan kitlelerden oluşuyorsa çabalar geri tepebilir.AKP benzeri olmayan, kendine özgü bir karakter taşıyor. Tabanının neredeyse yarıdan fazlası laik rejimle meselesi olmayan yığınlardır. Onları AKP’ye yönelten birincil neden, Türkiye’nin kirlenmesinden ve geri kalmasından sorumlu tuttukları eski partileri cezalandırmaktır!Milli Görüş tabanı da büyük çoğunluğu ile “gelecek ve hayat gördüğü için” genç liderlerin peşine takılarak bu partiye yığılmıştır.Peki bu bileşimden doğan parti, nasıl oldu da laiklik karşıtı eylemlerin odağı hükmünü yiyecek hallere düştü?Önlerinde iki yol varBir nedeni şu: Tabandaki koalisyon ve ürettiği iktidar gücü, birçok eski solcu kalemi, Milli Görüş’ün kıdemli yazarlarından daha AKP’li yapmıştır.AKP önderlerini bu kazanç mutlu etmiştir ama partiyi kapatılmanın eşiğine getiren siyasi hatalarda bu “eski tüfek”lerin kışkırtmaları da etkili olmuştur. Erdoğan ve arkadaşları bu gerçeği gözden kaçırmamak zorundadır.İki yol var: Parti şimdi Anayasa Mahkemesi kararını Başkan Haşim Kılıç’ın dediği gibi “ihtar” kabul edip kendisini düzeltebilir veya laik rejimi koruyan sigortaları “reform” adı altında söküp atmaya kalkabilir.AKP’nin gücünü kullanmaya çalışan eski solcular iktidara kaba tahrikler yapıyorlar.Bu durum radikal İslâmcıların canlarına minnet, onlar da yangına körükle gidiyorlar.“Haydi yürüyün! Demokratikleşmeden vazgeçmeyin. Laikçi seçkinlere, Jakoben zorbalara boyun eğmeyin!” Bütün bu tahriklerin temelinde Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında verdiği kararı tanımama anlayışı yatmaktadır.Bu kafayla yola çıkarak dünyada kim demokratikleşme hedefine ulaşmış? Tayyip Erdoğan bu soruyu kendisine sormalı ve dost diye yanaşanların oyununa ikinci kez gelmemelidir.Asıl güvence neredeAKP’yi yeni bir kapatılma tehdidine karşı koruyacak güvence, laik cumhuriyetin sigortalarını sökmek değil onları korumak ve partisinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığına zaman içinde halkı inandırmaktır.O zamana kadar iktidar Anayasa’yı değiştirmeye kalkmamalıdır. Çünkü aksine davranış, mahkûmlara yeni ceza yasası yazdırmak türünden bir kara mizah olur!AKP demokrasiye hizmet tutkusunu tatmin etmek istiyorsa yapacağı çok iş var: Meselâ dokunulmazlıkları kaldırabilirler, lider sultasına son verecek iki turlu seçim sistemini getirebilirler.İktidarın şu dönemi ziyan etmemesi gerekiyor. Kısır çekişmelere feda edilen son bir yılın faturası kendini göstermeye başladı.Enflasyon kontrolden çıkıyor. Esnaf, çiftçi burnundan soluyor. Üniversite bitiren gençler bile işsizlikten kırılıyor.Eski tüfeklerin gazına geldiği takdirde AKP mahkemeden kapatılma kararı çıkmadığına çok yanacaktır!

Devamını Oku