Genelkurmay Başkanlığı görevini devralacak olan Orgeneral Başbuğ “eski stil laik”miş!
İngiliz dergisi The Economist’in kazanmış olduğu itibarı şüpheli hale getiriyor bu sığ değerlendirme.
Laikliğin tarifi değişmedi. Bu kavram bazıları için sıfatsa, bu sıfatın dini inançla ilgisi yoktur. Laik biri de dindar olabilir ve dini herhangi bir çıkar uğruna sömürmediği için belki Allah katında daha bile makbul olur.
Eğer laikliğe yönelen saldırılar karşısındaki duruşa bir anlam yüklemek için kullanılmışsa bu “eski stil” nitelemesi, Türkiye için gerekli olan odur!
İrtica odakları stillerini değiştirmediklerine göre laik rejimi korumakla görevli olanların “yeni stil” belirlemelerine gerek yoktur!
İngiliz dergisi, Orgeneral İlker Başbuğ’un yeni fikirlere olumlu yaklaştığını yazmış. Bu iyi bir şey. Ama Türkiye’nin sosyal ve siyasal iklimini olumlu yönde etkilemeye yardımcı olacaksa, aynı hoşgörülü anlayışı karşı tarafın da benimsemesi gerekecektir.
Fakat bakıyoruz, manzara hiç cesaret verici değil...
Kalıtımsal takıntı
Mesela AKP Milletvekili Prof. Edibe Sözen’in tüm okullarda her dine bağlı öğrenciler için ibadethaneler kurulmasını, yaşı 18’i aşmış olsalar da porno yayın alan kişilerin vatandaşlık numarası ile fişlenmesini öngören kanun teklifi vermesi, bu cephede değişen bir şey olmadığını düşündürüyor.
Milli Görüş’ün 1970’lerde girdiği koalisyon hükümetlerinde dayattığı en dikkate değer icraat “muzır” diye nitelediği yayınları poşete sokmaktı.
Prof. Sözen’in girişimi o rezalete rahmet okutuyor. “Kişisel girişimidir” diye bu hamlenin hafife alınması mümkün değil. Çünkü kendisi AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı’dır.
Dün “Yanlış anlaşıldım” diyerek yasa önerisini geri çekmiş ama ne care? Niyet deşifre olmuştur. Ortada kalıtımsal bir takıntı var. Yanlış anlaşılmış filan değildir, yanlış işlere kalkışmıştır, hepsi o!
AKP’nin kurduğu düzen sayesinde devletin hemen tüm uzuvları, din sömürüsünden beslenen tepkileri veriyor.
İstanbul Yıldız Parkı’ndaki Milli Saraylar’a ait restoranda “içki veriliyor-verilmiyor, gündüz verilmiyor, gece veriliyor” tartışması uzun zamandır sürüyordu.
Dünkü VATAN’da belgelendi ki Yıldız Restoran’da içki satışı TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar Daire Başkanlığı tarafından yasaklanmıştır.
Dert para değil ki...
Bu durum, ilk karambolda AKP’li belediyelerin içkili lokantaları “kırmızı çizgi”lerle belirlenen kent alanları dışına atacaklarına yeterli kanıttır.
Partinin yaptırdığı kamuoyu araştırması, halkın AKP’den değişmesini istediğini
ortaya koydu.
İktidarın eylemleri ise şimdilik buna hiç niyetleri olmadığını gösteriyor.
Anayasa Mahkemesi kararı ile AKP, Hazine yardımının yarısından mahrum edildi.
Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli’nin açıkladığına göre tabandan bir çağrı gelmiş: “Bir kampanya açalım ve bu 22.8 milyon YTL’lik para cezasını karşılayalım...”
Seçimde bu para AKP için çerez parasıdır. Yarattığı yeni zenginler bu paranın on katını bir günde partiye getirebilirler. Ama dertleri para değil, yargıya güç gösterisi yapmaktır.
Parti yöneticisi Gedikli’nin “MYK’ya götüreceğim” dediği fikir, bir “telâfi tedbiri” değil, yargı kararına meydan okumadır!
Yüksek mahkeme laikliğe karşı suç işleyen partiyi mahkûm edecek, parti de yediği para cezasını karşılamak için vatandaşı bağış kampanyasına çağıracak.
Bu, yargıya karşı halkı kışkırtmaktır. Yargı kararlarına başkaldırmak için halkı örgütlemektir.
Eskimiş, ömrünü tamamlamış bir siyaset stilidir!
Yenilik lâzım!
Haberin Devamı

