Ceza veremezler!

22 Ağustos 2008

Rahmetli babaannemin bir hatırası beni hep güldürür.1930’lu yılların Fatih’inde evi bir ay içinde iki defa soyulmuş. Nihayet bir gün polis kapısını çalıp müjdeyi vermiş: “Yakalandı teyze...” Babaannem “İkisi de yakalandı mı?” diye sorunca memur “Bir hırsız var, iki soygunu yapan aynı kişi” cevabını vermiş.Bunun üzerine babaannem “Ona bir çift sözüm olacak” diye karakola koşmuş nefes nefese. Hırsızı karşısına getirmişler.Rahmetli iyice yaklaşmış ve “Hırsız efendi oğlum, bizim eve sakın bir daha gelmeye kalkma” deyip karakoldan çıkmış.AKP zenginlerinin hangi kaynaktan ürediklerini merak edenler bir haftadır ikna edici açıklamalarla aradıkları cevabı alıyorlar.Sistematik soygunAKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin Silivri’de taşı toprağı altına çeviren imar değişikliği sihirbazlığı ardından perşembe günü VATAN’da çıkan manşet, milletçe sistematik bir soyguna tabi tutulduğumuz gerçeğini gözlerimizin önüne serdi.Dişli’nin kabuğunu kaldırdığı yarayı Belediye Meclisi’nin CHP’li üyesi Hüseyin Sağ kahramanca deşti:Dört yılda, sadece İstanbul’da Dişli’nin yaptığına benzer 4 bin imar tadilâtı geçmiş belediye meclisinden.İktidar partisi ölü evine benziyor. Rezaletin ortaya çıkması, imar planı değişikliklerinden üreyen bu zenginlik kaynağının kurumasına sebep olabilir mi? Herkes merak ve korku içinde.Dişli’nin istifasının isteneceğini umanlar hayal kuruyorlar.Dokunamazlar...Bana kalırsa Başbakan en fazla babaannem gibi davranacak, yardımcısına kızmış gibi sesini yükselterek “Şaban efendi kardeşim, bir daha imar işlerine burnunu sokma” uyarısı yapacaktır.Sonra TV’lere çıkıp “Temiz Eller” operasyonu başlattıklarının ve garip gurebanın haklarına uzanan elleri keseceklerinin müjdesini verecektir belki!Bu lâflara karnımız doydu. Yandaş medyanın utanma duygusunu yitirmemiş bazı kalemleri bile Başbakan’ın suskunluğunu yadırgadıklarını belli etmeye çalışıyorlar.Şaban Dişli’nin ilişiğini hemen kesseniz olmuyor mu?Hayır çünkü Dişli, çarktan bağımsız bir dişli değildir. Uğradığı bir “iş kazası”dır ve böyle birinin cezalandırılması, onun kızgınlıkla bütün sistemi ifşa etmesi tehlikesini beraberinde getirebilir.Ayrıca da böyle bir müeyyideyi işletmeye iktidarı mecbur edecek güçte kamuoyu yaratma şansını Türkiye kaybetmiştir. AKP iktidarı, devlet gücünü öylesine acımasız kullanıyor ki, tepki göstermek ihtiyacı hissedenler, ya korkarak susuyor ya da yok ediliyor. Örnek mi...Devlet Denetim Elemanları Derneği Genel Başkanı Atılay Ergüven “Son dönemlerde devletin her kademesinde yolsuzlukların arttığını” söylemişti.Bunu söylediği gün Sağlık Bakanlığı’nda başmüfettişti. Şimdi Polatlı’da “ayniyat saymanı”...İnşallah fırıncılar ekmek veriyorlardır zavallıya!

Devamını Oku

Dağlar dar geldi

22 Ağustos 2008

Ordu Kuzey Irak’ı dövmeye başlayınca böyle olacağını tahmin etmiştik.Bebek katillerine bir süre sonra dağlar dar gelecek, şuursuz ve acımasız eylemler kentlere taşınacak, sivil halka yöneltilecekti... Korkulan oldu.Bölücü terör örgütünün daha önce Diyarbakır, İstanbul ve Mersin’de gerçekleştirdiği kalleş saldırıların sonuncusu dün İzmir’de yaşandı.Diyarbakır’da öğrencileri öldüren, İstanbul’da Güngören halkına pusu kuran, Mersin’de polisler yolu kesince bombalı otomobilini hedefine götüremeden patlatmak zorunda kalan katil sürüsü dün İzmir’de bir polis servis aracını hedef aldılar.O sırada bir askeri araç da geçiyordu ve yol kenarına park edilen bombalı araba uzaktan kumanda ile patlatıldı. 8’i polis, 3’ü asker 16 kişi yaralandı.PKK’yı lânetlemekten hiç vazgeçmemek lâzım. Terör karşısında tarafsız kalmak ahlâki değildir. Çünkü insan hayatına saldırmanın hiçbir bahanesi olamaz.O nedenle teröre karşı çıkmak, ahlâki açıdan yalnız görev değil mecburiyettir. Türk halkı 25 yıldır PKK terörüne karşı gösterdiği dirençle şiddet önünde diz çökmeyeceğini kanıtlamıştır.Bölücü örgütün hâlâ tükenmemiş olmasının nedeni terörü geçim kaynağı haline getirmiş olmasıdır.Güneydoğu’daki gençleri kaybetmekten korkacakları birer işin ve hakların sahibi yapabildiğimiz gün bu zorlama kavga tümüyle tarihe karışacaktır.O hedefe daha hızlı koşmamız gerekiyor! Çalan makbul!Türkiye’nin en acil ihtiyacı anayasayı değiştirmek değildir!Laikliğe karşı suç işlemiş bir partiye Anayasa’yı değiştirme hakkının tanınması, akla da ahlâka da terstir.Öyle bir terslik olmasa bile birinci önceliği taşıyan eksiğimizin “temiz siyaset” olduğunu görmek ve anlamak zor değildir.Günlerce AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin başrolü aldığı imar rezaleti ile ve alınan, verilen milyon dolarlık rüşvetlerle uğraştık.Meğer biz bir ağaçla meşgulmüşüz dünkü VATAN ormanı gösterdi bize: İstanbul Belediye Meclisi üyesi Hüseyin Sağ, son dört yılda Dişli’nin kotardığı vurguna benzer en az 4 bin imar tadilâtının gerçekleştirildiğini açıklayıverdi.Rüşvet tarifesinin milyon dolar olduğu bu rant vurgunlarının kaç milyar dolarlık haksız kazanç yarattığını düşünürseniz, “siyasete niçin temiz insanlar giremiyor” sorusuna daha kolay cevap bulabilirsiniz!Bazı saflar iktidarı yenilikçi olmak konusunda cesaretlendirmeye uğraşıyor.Milletvekili dokunulmazlığını kaldıramayan ve lider sultası altında yaşamaya razı bir siyasi yapı nasıl yenilikçi olur?Siyaset finansmanını kamunun soyulmasından sağladıkça tabii ki kaliteli siyasetçi olamayacaktır. Belediyelerde kent rantları üreterek palazlanan ve elde ettiği menfaatin bir kısmını partiye aktaran adamlar makbul adam olacak ve onlar yükselecektir.İmkân tanısanız halk böylelerini “ahlâksız” diye defterden siler ama milletvekili adaylarını liderin seçtiği düzende bu özellik meziyet sayılmaktadır.Yolsuzluk yapanlar bu yüzden korunmaktadır. Çünkü gelenlerin çoğu onlardandır.AKP hem kasasını doldurdu, hem zenginlerini yarattı. Kapatılmaktan da kurtulduğuna göre artık teşekkürünü ödeme zamanı gelmiştir.Bunun yolu milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmak, seçim ve partiler kanununu değiştirerek lideri değil milleti milletvekilinin seçicisi haline getirmektir.Devleti ve halkı soyarak siyaseti finanse eden düzene son vermedikçe, yapılan en iddialı reformlar bile makyajdır!

Devamını Oku

Yavaş olun!

20 Ağustos 2008

Çatışmalara karşı en anlamlı tedbir, öncelikle kendimizi ateşten uzak tutmayı başarmaktır.Daha sonra barışçı çözümlere katkımız mümkün mü, ona bakmak gerekir.Bölgede özel bir konumumuz var. Amerika ile müttefik olarak Rusya ile çatışmamayı başarmak, yakın tarihimizin en olumlu icraatıdır.Ama dünya değişiyor ve Türkiye gibi bir devletin, bölgesinde oluşan ekonomik kazanımlardan payını almak istiyorsa, etkinliği artan bir role talip olması kaçınılmaz hale geliyor.Enerji koridoru olmanın pahalı alt yapısını kurmuş ve bu rolden büyük menfaatlerin geleceğini görmüşken, enerji hattının geçtiği Kafkasya’da patlak veren krize tabii ilgisiz kalamayız.Ama dış politika üretmek kolay değil ve AKP hükümeti bu gerçeği zor öğreniyor.Tren kaçtıktan sonra...Kafkasya’daki savaşın işaret fişeği atıldığında yöneticilerimiz tatildeydi. Olaya geç müdahale ettiler.Amerika’nın “Korkma, arkandayım” diye Gürcistan’ı yüreklendirdiği ve ateşe atlamaya kışkırttığı dönemde daha anlamlı ve gerçekçi olacak “Kafkas İttifakı - Beşli Platform” ancak Rus tankları Gürcistan’ı çiğnedikten sonra uluslararası camianın kabulüne sunuldu.ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu yetkilisi Matt Bryza, Ankara hükümetinin Kafkasya İttifakı önerisine şaşırdığını söyledi dünkü basın brifinginde.Diplomatlar kibarlıklarını kaybetmemeye dikkat ettikleri durumlarda “akıl dışı” buldukları önerilere şaşırdıklarını söylerler!Rusya ile Gürcistan’ın kanlı bıçaklı olduğu, Ermenistan’ın Azeri topraklarındaki işgalini sürdürdüğü bir zeminde Kazaska yapılmasını istemek hiç gerçekçi değildir.Nitekim Gürcistan’a Rus müdahalesi nedeniyle yapılan NATO toplantısından sonraki açıklamada Türkiye’nin önerisinden hiç söz edilmedi.Bravo, Boğaz geçilmesin!Kaş yapayım derken göz çıkarma riski vardır.Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra hayat bulan yeni cumhuriyetler için öngörülen güvenlik tedbiri, bu devletlerin yeniden Rus nüfuzu altına girmesine meydan vermemektir.Türkiye’nin önerisi, Kafkasya’da Rusya’ya böyle bir fırsat kapısını açabilir mi? Açabilir.Peki Türkiye bunu, böyle bir riskin varlığını bile bile istiyor olabilir mi?Buna “evet” denemez ama Moskova “Gürcistan’ın toprak bütünlüğü konusu artık ölüdür” dediği halde Türkiye’nin hâlâ beşli platformdan söz etmesini Washington şüpheyle karşılayacaktır.Buna dikkat etmek lâzım!Kafkasya’daki kriz sürecinde doğru yapıldığından şüphe duymayacağımız icraat, Montrö Sözleşmesi’ni deldirmemek konusundaki kararlılıktır. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Hasan Köni Amerika’nın Gürcistan’da rezil olduğunu söylüyor. Doğrudur. Ama müttefikimiz onurunu kurtaracak telâfi eylemleri için Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına zarar vermeyeceği yollar bulmalıdır.İnsani yardımın askeri hastane gemileri ile gönderilmesi şart değil sivil gemiler bu işe daha çok yakışır!

Devamını Oku

Hocasının şahsında asıl kendisini affetti!

19 Ağustos 2008

Cumhurbaşkanı, ceza çekme gücü tükenmiş yaşlı bir adamı cezaevinden kurtarabilir.Anayasa ona bu yetkiyi veriyor.Ama Abdullah Gül, Necmettin Erbakan’ı affederek yalnız infazı durdurmadı, daha fazla bir şey yaptı.Kendisi Erbakan’ın iki anlamda dava arkadaşıdır.1. Milli Görüş için yıllarca beraber mücadele vermişlerdir.2. Kapatılan Refah Partisi’nin Hazine’den aldığı 1 trilyon 236 milyar lira yardımı, sahte belgelerle sarf edilmiş göstererek devlete iade etmekten sakındıkları için aynı davanın sanıkları olmuşlardır.Abdullah Gül bu suçun işlendiği dönemde Refah Partisi’nin MYK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı idi.Yargılama sürecinde AKP’den milletvekili seçilerek dokunulmazlık zırhına girmeseydi acaba ne olacaktı?Mahkeme 139 sahte belge ile devletin parasını iç etmekten suçlu ve sorumlu bulduğu Erbakan’ın yanında muhtemelen yardımcısı olan Abdullah Gül’ü de mahkûm edecekti.Glu glu sağlık raporlarıÖyle bir durumda Gül cezasını Erbakan gibi evinde mi çekecekti? Hayır hem genç, hem sağlığı yerindedir, büyük ihtimalle hapse girecekti.İşte o nedenle Cumhurbaşkanı Gül’ün af yetkisini asıl kendi vicdanında yara olarak duran o suçu silip yok etmek için kullandığını düşünenler çok da haksız değillerdir!Evet, aslında Gül, hocası Erbakan’ı değil kendisini affetmiştir.Çünkü Erbakan Hoca hapishane cezası çekiyor değildi.Hakkındaki hüküm kesinleştikten sonra infazı dört kez ertelenmiş, bu arada sırf onu korumak için cezasını evinde çekmesini sağlayan özel yasa çıkarılmıştır.Hoca zaten Altınoluk’taki yazlığında oturuyordu, sağlık hizmetlerini düzenli alıyordu. Bu af onun hayatında hiçbir değişiklik yapmayacaktır.O nedenle “sağlık durumunun mahkûmiyetinin devam etmesine izin vermediği” yolunda düzenlenen raporlar, Hoca’nın pek sevdiği deyimle “glu glu raporları”dır.Kamu vicdanı ne der?Kimse başbakanlık yapmış 82 yaşında bir siyasetçinin cezaevine kapatılmasını istiyor değildir. Nitekim ev hapsine dikkate değer bir eleştiri ve itiraz gelmemiştir.Ama buna gelecektir.Çünkü Cumhurbaşkanı özel af yetkisini suç ortağı için kullanmıştır. Bu yolla, daha doğrusu bu fırsatı kullanarak asıl kendisine af çıkarmıştır.Fakat niyet geri tepecektir. Çünkü kamu vicdanı adaleti saptıran müdahalelere karşı hassastır.Millet, dokunulmazlık sayesinde mahkemenin elinden kurtulan Abdullah Gül’ün, güç eline geçince mahkemenin verdiği cezayı ortadan kaldırdığını unutmayacaktır.Cumhurbaşkanı’nın kullandığı af yetkisinin adaletle filan ilgisi yoktur. Bu, nalıncı keseri gibi kaba bir sapmadır.Gül bu yetkiyi manevi olarak kendine yontmuştur.Devletin zirvesinde güven vermeyen bir hukuk ve adalet anlayışı ile yaşamak, başımıza gelen sorunların dileriz sonuncusu olur!

Devamını Oku

Dokunulmaz şey kirlenir!

18 Ağustos 2008

Demokrasi rekabet rejimidir, partiler yalnız becerilerini değil ahlâklarını da yarıştırırlar.Erdemi, temizliği ödüllendirmeyen toplumlar kendilerine kötülük ederler.Çünkü kirli ellerin yönettiği bir ülkede baskı ve adaletsizlik içinde yaşamaya mahkûm olurlar!Silivri’deki imar rezaleti AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin, büyük bir çarkın “dişlisi” olduğunu ortaya çıkardı.İktidar partisinin refleksi, belgeli iddialar karşısında Dişli’nin dokunulmazlığını kaldırarak yargının yolunu açmak olmalıydı ama öyle olmadı.Parti, dişlisini sahiplenen bir çark gibi davrandı.Dişli olayı fırsattırBunlar olurken dün VATAN’ın manşeti, benzer bir nüfuz suiistimalinin CHP versiyonunu okurlarına duyuruyordu.İstanbul’da İmar Komisyonu’nun CHP’li bir üyesi, çalıştığı şirkete ait arsanın değerini 5’e katlayan plan tadiline aracılık etmekle suçlanıyordu.CHP lideri Baykal toplumsal beklentiyi cevaplayan enerjik bir reaksiyon gösterdi.“Yolsuzluk her partide olur, önemli olan gereğini yapmaktır” dedi ve suçlanan CHP’linin partiden ihracı için talimat verirken, belediye meclisi üyeliğinden istifa ettiğine dair belgeyi de elinden aldı.Böyle davranan muhalefetin elbette inandırıcılığı daha yüksek olacaktır.Dişli olayı fırsattır CHP milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını sağlayacak kamuoyu baskısını iktidar üstünde yaratmalıdır.Çünkü Silivri’deki olay “rant çarkı”nı bütün unsurları ile ortaya çıkaracak kadar açıklık taşıyor. İşe partinin bir üst yöneticisi karıştığı için AKP’nin yerel yönetimlerdeki uzuvları, bu yağmada cüretkârca rol almışlardır.VATAN’ın bugünkü manşeti, yeni bir belgeyi açıklıyor.TESCO tarafından talep edilen imar değişikliklerinin yerine getirileceği, tam iki yıl önce Silivri Belediye Başkan Yardımcısı ve Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu üyesi AKP’linin imzasını taşıyan bir taahhütnameye bağlanmış!Şaban Dişli’yi korumanın maliyeti ağırlaşıyor. “Temiz Eller”den söz eden Başbakan, adaleti ve temizliği önlememelidir.İmar yolsuzluğuna konu olan arazide İngiliz hipermarket zinciri TESCO’nun tesisi yükseliyor. İngiliz şirket, rezaleti aydınlatma konusundaki çabalarımız nedeniyle gazetemizi satmama kararı verdi ve halktan da hak ettiği cevabı aldı. “Bir sürü market var ama bir tane VATAN var” tepkisi kulaklarına küpe olsun!Ambargo ilkelliği“Yabancı sermaye gelişmiş toplumların ahlâkını ve hukuka, yasalara saygı kültürünü de beraberinde getirir. Küreselleşmenin erdemidir bu” denir.Pek de öyle değilmiş..TESCO, İngiltere’deki bir gazeteye ambargo uygulayamaz. Ama burada misafirlik hakkını kötüye kullanmış, ilkelleşmiştir.Temiz ahlâkın kültür coğrafyası ile ilgili olmadığını biliyoruz artık.Yolsuzluk yapanın yanına kâr kalacağı inancı herkesi ve her şeyi bozuyor işte!

Devamını Oku

Cemaatçi kafa!

16 Ağustos 2008

Suçları ve kusurları örtme becerisi, cemaatçi siyasetin en belirgin farkıdır.Bu siyasetin özü, toplumu “inanan-inanmayan” ayrımına tabi tutmak, kutsalı korumak bahanesiyle yandaşlarını yalan söylemeye, hatta suç işlemeye bile alıştırmaktır.Kitle, dışardan gelen en doğru, en samimi uyarılara bile kör ve sağır kalmaya şartlandırılır.Konya’da 18 kız çocuğunun ölümü ile sonuçlanan öğrenci yurdu faciasını anımsayın...Patlamadan hemen sonra aileler, bu yurtta çocuklarının Kur’an kursu aldıklarını söylemişlerdi. Aynı şekilde müftü de kursun Süleymancılara ait olduğunu öne sürmüştü.Ama sonra ne oldu?Konya Valiliği’nin olayı araştırmakla görevlendirdiği komisyon “Binada Kur’an kursu olduğuna dair bir bilgi ve belge tesbit edilemedi” diye rapor tanzim etti.Daha önce bunun böyle olmadığını açıklayan aileleri ve müftüyü ara ki bulasın!Hani temiz eller?Aynı savunma ve dayanışma şartlanmasını AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin karıştığı Silivri’deki yolsuzlukta ibretle izliyoruz.CHP lideri Baykal dün “Hani yolsuzluk yapanın kafasını koparacaktın?” diyerek Başbakan’a teneke çalıyordu!Sahi yolsuzluklara damardan girme sözü veren Tayyip Erdoğan’a ne oldu?Yardımcısı Dişli deyim yerindeyse suçüstü yakalanmış, savunma tezleri tümüyle çökmüş, kıpırdayacak hali kalmamıştır.Hani dokunulmazlığı bulunmasa, savcılara bile korku salan bir iktidar olmasa, yargının talebi ile polis onu çoktan derdest ederdi!Ama AKP adalet adını ambleminde kullansa da kendisine pek inanmadığı için ve iktidar gücünden üreyen rantları da hak saydığı için Genel Başkan Yardımcısı’nı adalete vermiyor, koruyor.Konya Valiliği’nin kurduğu gibi bir ayrancı-şıracı komisyonu Başbakan’ın emri ile bu iş için de kurulacak, bu komisyon da sonunda “Sayın Dişli’nin suçlu olduğuna dair bir bilgi ve belge tesbit edilemedi” yazıp verecek, üstelik “Gördünüz mü, boşuna yangın yaptınız” diye bir de bizlere dikleneceklerdir.Böyle savunma olmaz!Bu olayın peşini bırakmamak gerektiğine inananların VATAN dışındaki ek şansı, rezalete İngiliz şirketi TESCO’nun da taraf olmasıdır.İngiliz gazetelerinin rezalete duyduğu ilgi iktidarı rahatsız edeceği için AKP göstermelik de olsa bir müeyyide işlettiğini kanıtlamak zorunda kalacaklardır.Dışardaki bakış içerden daha önemlidir iktidar partisi için. AKP, seçmen tabanını inanç temelinde kışkırtarak yolsuzlukların aşındırıcı etkilerine karşı güçlendirmeyi iyi beceriyor.Dünyayı götürseler iktidar medyası sessiz kalarak veya dikkatleri başka tarafa çeviren atraksiyonlar yaparak militanlaştırılan seçmeni uyutuyor.Ama burada işleri kolay değil. Uluslararası bir şirket de işin içindedir ve adalet yerini bulana kadar bu rezalet unutturulmayacaktır.Dişli dün medyanın karşısına haklılığına değil, cemaatçi siyasetin dayanışmasına inanan biri olarak çıktı. Yaptığı savunma değildi, yasak savma idi. Gerçek soruları cevapsız bıraktı.Cemaatçi siyasetin koruyucu cazibesine kapılanlar bencillikten ve tamahkârlıktan kurtulmalıdırlar.Çünkü bu yöntem sadece yolsuzlukları teşvik eder.Bu kafa ile barış içinde yaşayan temiz bir topluma ulaşamayız!

Devamını Oku

Çark ve Dişli

15 Ağustos 2008

Şaban Dişli’nin AKP Genel Başkan Yardımcısı postunu ne kadar kötüye kullandığı görüldü.İktidar gücünü suiistimal edenlerin taşı toprağı nasıl altına çevirdikleri de onun şahsında kanıtlandı.Parti liderinin böyle durumlarda iki tercihi olur:Ya bağrına taş basar yardımcısını azleder, hatta partiden atar ya da halkın güvenini istismar ederek olayı unutturmak, suçluyu kaçırmak ister.İkinci seçeneğin riski vardır tabii.“Yazarlar yazarlar, sonra bıkıp peşini bırakırlar” dedikleri medya bu beklentiyi çökertirse ve CHP muhalefeti nihayet bir fare yakalamanın tadını alarak daha büyük avlara motive olursa ne olur?..AKP halkın gözünde “büyük rantları dişleme eylemlerinin odağı” durumuna düşebilir!Koltukta oturtan güçTürkiye, fikir namusuna sahip aydınların çoğunlukta olduğu, resmi sadakaya bağımlı hale getirildikleri için adalet duygusunu yitirmiş yoksulların azınlığa düştüğü bir ülke olsaydı, Şaban Dişli şimdiye kadar çoktan bir ibret öyküsü olarak tarihe karışırdı.Ama öyle olmuyor. Onu koltuğunda tutan bir güç var.Bu kadarını ancak güçlü bir suç ortaklığı sağlayabilir.Başbakan Erdoğan, Dişli’yi kollama çabasındaki zorlamaların, halkın kafasında böyle bir yargı oluşturabileceği ihtimalini unutmamalıdır.Hokus pokus düzeneğiŞaban Dişli aslında belediyelerle parti üst yönetimi arasında kurulmuş rant üretme çarkının bir dişlisidir. O çarkta Silivri Belediyesi’nden başlayıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başına kadar uzanan başka dişliler var.Suçlanan AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın savunma tezleri tümüyle çökmüştür. Arsayı TESCO Kipa’ya hazırlayıp satan şirketin eski ortağı olmadığı, o 1 milyon doları bankaya kredi kefaleti olarak cebinden ödediği savları çürütülmüştür.Bir o kadar önemli mesele, ucuz bir konut arsasını iki gün içinde altın değerinde bir ticari alan haline getiren hokus pokus düzeneğidir. AKP zenginlerini yaratan düzenin en önemli ayağı böyle çalışıyor.CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu dün haklı olarak İstanbul Belediye Başkanı Topbaş’a çağrı yapıyordu:“Çağdaş demokrasilerde 46 saatte birilerine 11 trilyonluk rant sağlayan kişi utanır ve istifa eder!” Başbakan enerjik bir müdahaleden uzak durarak hata işliyor. Yardımcısı Dişli hakkındaki iddiaları incelemek üzere bir komisyon kurdurmuş.Bozacı ile şıracının mahkemesi olacaktır o komisyon.Devletin, milletin hakkını aramak yerine, parti büyüğü olan arkadaşlarını korumanın, kurtarmanın kılıflarını hazırlayacaklardır çünkü.Dokunulmazlık maskaralığını AKP daha ne kadar savunacak?Hukuk devletinde bir tek yargı olur. Komisyon adı altında kurulan uyduruk mahkemelerin vereceği temiz kararları sadece kirliliği artırır ve yolsuzlukları cüretlendirir.AKP’yi eski dönemin yolsuzlukları iktidara getirdi. Galiba aynı sebep götürecek!

Devamını Oku

Açık, net olmalı!

14 Ağustos 2008

Uluslararası çıkar çatışmalarının en amansız rekabetine sahne olan bir coğrafyanın parçasıyız.Bu konumumuz riskler ürettiği gibi fırsatlar da sunuyor.Kafkasya’daki sıcak çatışma bağlamında Başbakan Erdoğan’ın çıktığı Moskova-Tiflis seferi ve İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın İstanbul’da ağırlanması, Türkiye’nin dış politika hedeflerine tamamiyle uyuyor.Bizim ulusal menfaatimiz bölgenin taşıdığı olağanüstü ekonomik potansiyeli işler halde tutmaktır. Bunun koşulu da bölgenin tabiatından gelen ihtilâfları önlemeye çalışmak, buna gücümüzün yetmediği yerde ihtilâfların kuvvete başvurmadan çözümüne yardımcı olmaktır.Bu çabaların yetersiz kaldığı durumlar olabilir. Mesela dün Başbakan Erdoğan “Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne saygı” çağrısı yaparken Rusya Dışişleri Bakanı, Gürcistan için toprak bütünlüğünün “ölü bir konu” olduğunu söylüyordu.Olsun, vazgeçmemeliyiz.Gürcistan, ümit bağladığımız enerji koridoru rolümüzün olmazsa olmaz ortağı... Rusya, yalnız gücünü yeniden keşfetmeye başlayan bir dev değil, aynı zamanda enerji nedeniyle en büyük ithalatı yaptığımız ülke.Diğer yanda nükleer programını askıya alma çağrılarına direnen İran... Doğu komşumuza yönelik ağır bir izolasyon da, askeri operasyon da Türkiye’ye ağır hasarlar verecektir.İran, Hazar havzası ile ilişkilerini sağlıklı yürütebilmek ve Orta Asya bağlantılarını koruyabilmek, ayrıca enerji yolu rolünü oynayabilmek için, Türkiye’nin kendisine muhtaç olduğunu biliyor.O da bundan yararlanarak yalnızlığını aşabilecek güce sahip bulunduğunu dünyaya göstermeye çalışıyor. Ahmedinecad’ın Türkiye ziyaretinin böyle bir mesajı da vardır.Ama bu ziyaret, Türkiye’nin dostluğunu “çantada keklik” hale getiren, geçici bir iyiliğe hizmetle sınırlı kalmamalı, İran’ı ve bölgeyi savaştan ve yıkımdan korumalıdır.Bunun şartı, dünyaya yönelik nükleer meydan okuma macerasında Türkiye’nin yanında yer almayacağını İran’a, Erdoğan’ın dediği gibi “çok açık, net” anlatmaktır!İran karşısında böyle bir tutum almak için NATO ve AB kimliğimizi hatırlamamız bile gerekmez. Nükleer güç sahibi olmuş radikal yönetim altındaki bir komşuyu istememe hakkını kullanmak yeterlidir.Ahmedinecad bugün, nükleer silâhlara sahip bir İran’a Türkiye’nin ikna edilemeyeceğinden emin olarak evine dönmelidir.İran halkına yapılabilecek en iyi dostluk bu açıklıktır!*****Vay sahtekârlar!Dünya zaten yeteri kadar acımasız. Vicdansız ve sorumsuz insanların sebep olduğu acılar fazla geliyor!Konya’da gaz patlaması sonucu, adeta dağılarak çöken Kur’an kursu binası altında kalarak ölen 18 kız çocuğunun aileleri, yüreklerindeki yangını söndürebilmek umuduyla kendilerini kandırıyorlar.Çocuklarının din öğrenirken ölmelerinden bir şehadet ayrıcalığı çıkarmaya çalışıyorlar.Ama kaderin cilvesine bakın ki masum kızlarının kanına giren sahtekârlar bunu bile onlara çok görmüş.Dün ortaya çıktı: Kaçak Kur’an kursunun sorumlusu olan derneğin başkanı ile yurdun müdürü, felâketin yaşandığı sabah, Halk Eğitim Müdürlüğü’ne İngilizce kursu için dilekçe vermişler.Enkaz altındaki çocukların tümünün çıkarılıp çıkarılmadığından kimsenin henüz emin olmadığı bir saatte, kurtarma çalışmalarına katılacak yerde kendilerini kurtarmanın derdine düşmüşler.Tertip tutsa bu biçare çocuklar, yatılı İngilizce kursunda ölmüş olacaklardı!Kur’an kursunu temize çıkararak cennetlik mi oluyorlar?Sahtekârları Allah cennetine almaz.Çünkü vicdanı olmayanın imanı da olmaz!

Devamını Oku