Bir cuma günü

Haberin Devamı

Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi bir AKP dostu mudur? Eğer öyleyse ona “akılsız dost” demeliyiz!
Büyükelçi Mark Parris iki önemli şey söyledi:
1. “Anayasa Mahkemesi AKP kararını ağustosun ortasındaki bir cuma günü açıklayacak.”
2. “Kapatmanın önüne geçecek bir çözümün ortaya çıkması olasılığını bir ay öncesine göre daha yüksek görüyorum.”
Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can’ın “AKP’yi kapatmamak lâzım” diye özetlenebilecek raporu Mark Parris’in tahminini destekleyen bir işaret sayılabilir mi?
Hayır, sayılamaz. Çünkü olumsuz işaretler daha çok ve daha güçlü.
Bir defa Parris’in tahmin mi, tavsiye mi olduğu ayırt edilemeyen sözleri, yüksek mahkemenin üyelerinde tepki uyandıracaktır.
Büyükelçi, Amerikan Federal Mahkemesi’ndeki bir dava için böyle konuşamaz. Anayasa Mahkemesi’ne hangi cüretle saygısızlık ediyor?
İkincisi... Tecrübeler, raportör Osman Can’ın Anayasa’yı, yüksek mahkeme üyeleri gibi okumadığını kanıtlamıştır.
Son dört davada yüksek mahkeme, raportör Can’ın önerdiği yönde değil, aksi yönde karar oluşturdu.
Osman Can AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmadığını, türban değişikliğinin “özgürlük alanını genişletmeye yönelik barışçıl bir anayasa değişikliği” olduğunu öne sürüyor.
Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen de sadece “laikliğe aykırılık” saptamasına dayalı bir kapatma kararının sorun çıkaracağını savunarak “Korkarım ki bu AİHM bakımından yeterli olmayacaktır” demişti.
Türmen “kapatılan partinin demokrasiye tehdit teşkil ettiğini mahkemenin açıkça göstermesi halinde” bu sakıncanın giderilebileceğini, fakat iddianameye bakarak bunu söylemenin “güç olacağını” anlatmıştı.
Peki... Laik karakteri zedelenmiş bir demokrasi Müslüman bir toplumda ayakta durabilir mi?
Anayasa Mahkemesi herhalde şu gerçeği unutmayacaktır:
Laik olmayan Hristiyan demokrasilere dünyada sayısız örnek var.
Ama laiklik olmadan demokrasi içinde yaşayan Müslüman ülkeye bir örnek yok.
Demokrasiye zarar gelmesin diye laiklikten fedakârlığa razı olanların dürüstlüğüne inanamayız!

*****


Ampul ateşi...

Dün ajansların bültenine müjde sayabileceğim bir haber düştü.“TBMM’yi keneler bastı!” diyordu haberin başlığı.
“Dokunulmaz vekillerimize ilâhi bir uyarı mı?” diye düşünürken ısırılanlardan birinin milletvekili, diğerinin meclis çaycısı olduğu haberi geldi.
Kırım Kongo kanamalı ateşi virüsü taşıyan kenelerin bir yılda 40’tan fazla ölüme yol açtığı bildiriliyor.
Dileriz son vakalar, ölümcül virüs taşıyan kenelerin işi değildir.
Aslında kenelerle gelen “ilkel toplum ölümleri” karşısındaki kaygısızlıkları nedeniyle yöneticilerimiz daha ağır bedeller ödemeyi hak ediyorlar.
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanı Doç. Dr. Önder Ergönül VATAN’a Kırım Kongo virüsü ile kuşatılmış bir coğrafyada yaşadığımızı belirterek geniş çaplı bir bilimsel araştırmanın bu tehdide çare üretebileceğini, ancak uzmanlaşmış hiçbir bilim adamına istek gelmediğini anlatmıştı.
Hazineyi ve belediyeleri iki ayaklı keneler emiyor. O yüzden sekiz bacaklı keneleri durduracak araştırmalar için üç kuruş ayırmak hâlâ mümkün olamamıştır.
Türk halkı, bu hastalık daha Batı’ya dayanıp Almanlar veya İsviçreliler tarafından aşısı bulunana kadar ölmeye devam edecektir.
Bu kadercilik ve tembellik hastalığına bir okurumuzun yazdığı gibi “Kasımpaşa-Kayseri Kanamalı Ampul Ateşi” adını koyabiliriz.
Tehlikenin vekillere dayanması şansımız olabilir!

DİĞER YENİ YAZILAR