Mahkeme korur!

Haberin Devamı

Almanya’da yaşayan bir Türk’ün Almanya vatandaşı olma talebini mahkeme reddetti.
Adı açıklanmayan Türk’ün başvurusunu Mannheim eyalet idare mahkemesi niçin reddetti biliyor musunuz?
29 yıldır orada yaşayan vatandaşımız 16 yıldan beri İslâm Toplumu Milli Görüş Derneği üyesi olduğu için!
Çünkü Anayasayı Koruma Dairesi, faaliyetlerini izlediği bu derneğin demokratik temel düzene tehdit teşkil ettiğini düşünüyor.
Mahkeme Almanya vatandaşı olmak isteyen Türk’ün, dernek çabalarını desteklediği şüphesinden hareket ederek kararını vermiş!
Ne kadar ilginç değil mi?
Orada devlet organları kamu düzenini kararlılıkla koruyor. Nerede bireysel haklar?
Hayır, senin takıntın kamu düzenini bozuyorsa başka kapıya! Avrupa böyle. Başkasına verir talkını, kendi yutar salkımı...
Fransa nasıl Kuzey Afrika’dan gelenlere “Burka ile Fransa vatandaşı olamazsın” diyorsa Alman mahkemesi de “Sen Almanya’nın demokratik düzenini tehdit eden bir derneğin üyesisin, bu yüzden sana vatandaşlık veremem” diyebiliyor.
Bu yaptıkları aslında bize tavsiye ettikleri davranış biçimine pek uymuyor ama ne diyebiliriz?
“Türkiye’de yalnız gayrimüslim azınlık değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” diyen kendi Dışişleri Bakanımızdır!

O nedenle Alman mahkemesinin kararı, bizim yöneticilerimizi etkilemeyecek, tersine kızdıracaktır.
Çünkü Alman mahkemesinin bizim mahkemelerimizi etkileyebileceği düşüncesi korku uyandıracaktır belki.

Ama korkunun ecele yararı yok.
Yargı devletin üç erkinden biridir ve mahkemeler, kararlarıyla demokratik düzenin kalite kazanmasına ve güvenliğin kökleşmesine katkıda bulunurlar.
Yargıçlar kararlarıyla düşündürürler ve topluma, yönetenlere ufuk açarlar.
Alman mahkemesi yalnız Almanya’nın kamu düzenini korumakla kalmamıştır.
Sakınacakları tehlikelere karşı uyararak ülkesindeki misafir Türkleri de korumuştur!

*****


Böyle seçim olmaz

AKP iktidarının hükmetme ihtirası üniversite dünyasına çok zarar verdi.
Rektör seçimleri nedeniyle tahribat daha bir ağırlaşmış durumda. Gruplaşmalar, inatlaşmalar, gammazlamalar..
Sözde demokratik üniversitenin gerekleri yerine getiriliyor. Üniversiteler rektör adaylarını seçiyor, sonra bu adayları YÖK kendi ölçülerine göre yeniden sıraya koyuyor. Bunu yaparken üniversitelerinde hangisi ne kadar oy almış, hiç dikkate alınmıyor.
Hedef, iktidara boyun eğecek “okul müdürü” kılıklı rektörler üretmektir.
“Eskiden farklı mıydı?” Hayır, eskiden de böyleydi ama bu iktidarın takıntıları, üniversitelerdeki bölünmeleri ve itibar kayıplarını büyütecektir.
Artık rektör seçimlerini siyasetin rekabetinden arındırmak gerekiyor. Adaylar önce üniversitede yarışıyorlar. Bu sırada aynı kürsünün hocaları bile birbirlerine düşüyor.
İdeolojik bir elek olan YÖK’ün üçe indirdiği adaylar arasındaki nihai seçimi, iktidarın onay makamı olan Cumhurbaşkanı yapıyor.
Bu sürecin demokrasi ile ilişkisi, olsa olsa demokrasiye tecavüz anlamındadır. Çünkü üniversitede yapılan seçimin hiçbir önemi bulunmuyor. Beyhude seçimler, dönemini tamamlamış rektörlerin eşlerini aday göstermeler, akademik dünyanın saygın insanlarına yakışmayacak olaylardır.
Bu maskaralığa son verilmeli artık.
Vakıf üniversiteleri kendilerini kurtardı. Devlet üniversitelerinin rektörlerini de üniversitenin kendi iradesi seçmeli, Cumhurbaşkanı en fazla onurlandırmak adına onay vermelidir.
Siyasetin ve siyasetçinin fink attığı üniversite özgür, saygın ve yaratıcı olamaz!

DİĞER YENİ YAZILAR