Siyasete yukardan bakanlar, liderlerin yararlı bir tartışmaya yöneldiklerini zannedebilirler.
Çünkü Başbakan da CHP lideri de “ulusal egemenlik” ve “kuvvetler ayrımı” konularındaki görüşlerini dünkü grup konuşmalarının ekseni yaptılar.
Ama büyüteç tutmayı bilenler Başbakan Erdoğan’ın krizden çıkış arayan bir devlet adamı gibi davranmadığını mutlaka görmüşlerdir.
Sanki Başbakan partisinin kapatılacağından emin olmuştur ve mümkünse öyle bir felâketi, siyasi hareketleri için yeni bir hamle ve kazanç fırsatı haline getirmenin şartlarını hazırlamaktadır.
Dün ondan daha içi dolu mesajlar bekliyordum. Ama iyi seçilmiş kelimelerin yüksek sesle telâffuz edildiği zayıf bir konuşma yaptı. Meclisteki grup salonunu totaliter rejimlerin devlet partisi kurultayına çeviren alkış tufanını şu sözler getirdi:
“Beyler biz burada ülke yönetiyoruz ülke!.. Millet yönetiyoruz! Oyuncak değil!”
Neden kıyamet koptu? Çünkü Başbakan bunları bağırarak söyledi. Herhalde bu da desibel siyaseti oluyor!
Kapanmaya hazırlık
Tayyip Erdoğan desibel siyaseti ile milletvekillerini ve parti örgütünü kapatma kararının sarsıntısına dayanıklı hale getirmeye çalışıyor.
CHP’yi hedef alması tabanını motive etmesine yeterli olur mu bilmiyoruz ama inandırıcılığı yoktur.
Kuvvetler ayrılığının yürütme ve yasama ayakları çalışmıyor. İktidar yargıyı da kontrol etmenin savaşını veriyor.
Sistem çalışsaydı, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği türban değişikliği yüksek mahkemeye gelmeden çok önce Meclis Başkanı’nca, hadi oradan geçti diyelim Cumhurbaşkanı tarafından geri çevrilirdi.
Boşluğu Anayasa Mahkemesi’ne dava açarak CHP doldurmuş, bununla da iyi etmiştir.
Başbakan’ın iki itirazı var. Birinde yüksek mahkemenin yetki sınırlarını aştığını iddia ediyor.
Hukukçu olmaya gerek yok bu iddianın temelsiz olduğunu söylemek için.
Bizim anayasamız da birçok anayasa gibi değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeler içermektedir.
Elbette yüksek mahkeme, iptal talebi ile önüne gelen bir yasanın, değiştirilemez anayasa maddelerinden birini delmeye, kaldırmaya veya dolanmaya kalkıp kalkmadığına bakarak işe başlayacaktır. Bu öz değil şekil denetimidir.
Kader değişmez mi?
Başbakan’ın ikinci itirazı da şu:
“Yasama yanlış yaparsa yargıdan döner, olmadı seçim günü sandıkta milletten döner. Yürütme için de aynı durum söz konusu. Peki yargı yanlış yaptığında ne olur?”
Dünyanın her yerinde aynı şey oluyor: Anayasa Mahkemesi’nin kararını beğenmiyorsa yasama, mahkemenin karar gerekçesini dikkate alarak yeni düzenleme yapar.
Ama ulusal egemenliği paylaştığı yargı kurumuna karşı cihat ilân etmeye asla kalkışmaz.
CHP lideri Baykal dün gerçekçi bir tespitte bulundu. Başbakan’a “Milli irade değilsin, siyasi iradesin” dedi. AKP’deki telâş ve öfkenin “laiklik ilkesini delme teşebbüslerinin engellenmiş olması”ndan ileri geldiğini savundu.
Korkarız ki önümüzdeki günlerin siyasi faaliyeti kavramlara açıklık getirmek yerine seçim havasının talep edeceği karambollara hizmet edecektir.
AKP her geçen gün Erbakan’ın Milli Görüş partilerinin kaderini paylaşma yolunda ilerliyor. Başbakan kalan zamanı yargıyla kavga edecek yerde kendisini ve partisini savunmak için kullansa çok daha hayırlı olur.
Laiklik konusunda şüphe ve güvensizlik gölgeleri taşıyor olması, sadece kendi kusurudur!
Seçim davulu
Haberin Devamı

