Dışişleri Bakanı ülkenin uluslararası camiaya dönük yüzüdür.
İyi dışişleri bakanı kötü bir rejimi sempatik gösterebilir, yetersiz bir bakan haklı bir davada ülkesine çok şey kaybettirebilir.
Ali Babacan’ın Dışişleri Bakanı olduğu Türkiye, kaybedenler sınıfına giriyor.
Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Babacan “Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor” dedi.
Ülkesini yabancılara şikâyet eden, ihbar eden siyasetçi tipini bize AKP iktidarı tanıttı.
Kendi kalesine gol atan oyuncular benzeri bakanları şimdiye kadar çok gördük ama Babacan hepsini geçti, adeta “takımı sattı”!
Görevi savunmak
Askeri yönetim dönemlerinin dışişleri bakanları dahi uluslararası zeminlerde Türkiye’yi kötülemek şöyle dursun eleştirenleri göğüslemek için paralanırlardı.
Çünkü önemli olan devletin onurudur, sürekliliğidir. Yönetenler değişecek devlet hep kalacaktır.
Velev ki haklı bir nedene dayansın, hiçbir dışişleri bakanı ülkesini kötüleyemez.
Babacan’ın parlak bir eğitim geçmişine sahip olması onu iyi bir dışişleri bakanı yapmaya yetmedi.
Devlet geleneği ve terbiyesi içinde yetişmediği için taşıdığı onurun değerini ve makamın sorumluluğunu bilemedi.
Söylediği şeyler “ihbar” bile değildir, düpedüz iftiradır!
Yaptığı şey iktidar yandaşlarını dahi utandırmış olmalıdır. Kendisini dinleyen yabancılardan biri “Siz altı yıldır hükümetsiniz, niye sorunları çözmediniz?” diye sorsaydı ne diyecekti?
Derdi ne acaba?
Bu ülkede bütün insanlar özgürce ibadet ediyor. Allahtan korkan tersini söyleyemez.
Müslüman çoğunluğun Dışişleri Bakanı’nın içine dert olan özgürlük sorunları nelerdir acaba?
Dört kadın almamak mı? İçkiyi açıkça yasak edememek mi?
Hırsızın elini kesememek, miras hukukunu kadınları mağdur edecek biçimde değiştirememek mi?
Yoksa bütün kadınları zorla tesettüre sokamamak, tekkeleri, tarikatları yasal hale getirememek mi?
Babacan, ticaret hayatında öğrendiği kurnazlıkları devlete zarar vermeyi göze almak pahasına partisi için kullanmaya çalışıyor olabilir.
Belki kapatma davası iddianamesinde geçen laiklik karşıtı beyanların aslında dini özgürlükleri savunmak amacıyla sarfedildiğini düşündürmek istiyordur.
Çünkü fırsatını bulup şu lâfı da sokuşturmuş:
“Mahkemelerin Kopenhag kriterlerine ve Venedik Komisyonu ilkelerine uygun karar vereceklerine ve saygınlıklarını koruyacaklarına inanıyorum.”
Sanki çocuk kandırıyor.
Yani kapatma kararı çıkarsa, mahkemenin saygınlığı yok olacak!
İktidar,sürekli hata yapıyor.
Babacan’ın yaptığı da kapatma davasına “ek iddianame” olacak ibretlik bir gaf, utanç verici bir iftiradır!
Babacan’a pes!
Haberin Devamı

