Dükkânına dön!

Haberin Devamı

Sözü dolaştırmaya gerek yok Babacan hiç uzatmadan koltuğunu bırakıp gitmelidir!
Dışişleri Bakanı’nın varoluş nedeni ülkenin dışardaki haklarını korumaktır. Ali Babacan Avrupa’da Türkiye’nin hakkını yemiştir.
Ülkesine iftira etmiş, haksız, yalan ve yanlış bir ihbarda bulunmuştur.

Avrupa Parlamentosu’nda ne dediğini hatırlayın: “Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor!”
Bakan Babacan tarihte Osmanlı
İmparatorluğu’nu “azınlık hakları” bahanesiyle oyan Avrupa’ya bir değil iki koz vermiştir.
Birincisi “Türkiye’de gayrimüslim azınlıklar özgür değil; ne deseniz, ne yapsanız haklısınız” davetiyesi...

İkincisi “Dini özgürlükleri genişletmek istiyoruz diye partimizi kapatacaklar; bize sahip çıkın” kışkırtması.

Dini menfaate alet etmeyen gerçek Müslümanları Babacan’ın sözleri isyan ettirmiştir. Dün Cuma namazından dönmüş bazı okurlar mesajlarında “İktidar insanları inançlarıyla baş başa bıraksın, yeter artık” diyorlardı.
Halkın dinle, devletle sorunu yok. Sorunu üreten iktidardır. Son örnek de türbanlı eşi ile Hariciye Köşkü’nde oturan Ali Babacan’dır.
Onların iktidarı döneminde “laik cumhuriyet” dışarıda “Ilımlı İslâm” diye anılmaya başladı. Birkaç adım ötesi din devletidir, onu mu istiyor?
Azınlıklar konusunda Avrupa Parlamentosu’nu tahrik etmesinin amacı nedir?

Dünyanın en büyük diyanet örgütünü besleyen cumhuriyete karşı halkı ve yabancıları kışkırtan dürtü hangi vicdana, hangi niyete dayanıyor?
Diyanet İşleri Başkanı bile dün açıklama yapmak zorunda kaldı ve “Dini konuların siyasi tartışmalara basamak yapılmasını tasvip etmiyoruz” dedi.

Bakan’ın dün “maksadını aşan sözler ettim, özür dilerim” gibisinden bir şeyler söylemesini boşuna bekledik. Babacan artık unvanlarını taşıma kabiliyetini kaybetmiştir.

Başbakan, yasaklanması halinde koltuğuna daha güvenilir bir emanetçi bulamayacağını düşenerek onu korumak istiyorsa sakın...
Ali Babacan’a koltuk emanet edilebilir ama ülke edilemez. En hayırlı çözüm istifasını alıp onu manifaturacı dükkânına göndermektir!

Çamur banyosu

Telekulak rezaletinde dün önemli bir gelişme oldu.
CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile Bolu eski Valisi Serindağ arasında geçen konuşmanın, açık bırakılan cep telefonundan izlendiği iddiasını destekleyen bir Telekom belgesi ortaya çıkarıldı.
Belgeye göre konuşmaları yayınlayan Vakit gazetesinin sabit hatlı telefonu ile Önder Sav’ın cep telefonu 44 dakika bağlantılı kalmıştır. Yani CHP Genel Merkezi’ndeki görüşmeyi parti sözcülerinin iddia ettikleri gibi güvenlik birimleri dinlememiş, Önder Sav dalgınlıkla cep telefonunu kapatmadığı için doğrudan Vakit gazetesi dinlemiştir.

CHP’nin iktidara ve güvenlik birimlerine yönelik suçlamalarının çökmesine sebep olmaz mı bu yeni durum?

Deniz Baykal’a dün bunu sordum.
“Sayın Sav ile Vakit gazetesi arasında konuşma olmamıştır. Belge gerçek ise iki telefon arasında dışardan bir irtibat tesis edilmiş olabilir. Öyle bir bağlantıyı da ancak devlet yapabilir. Bu gelişme ancak şüphelerimizin haklılığını destekler” dedi.

Karşılıklı güvensizlik dorukta, iktidarı, muhalefeti, güvenlik birimleri çamurun içinde...

Adli soruşturmaya paralel bir meclis araştırması, başvurulabilecek en akılcı çözümdür.

İktidar razı olduğuna göre muhalefet bu fırsatı değerlendirmelidir!

DİĞER YENİ YAZILAR