Ortalama Türk ne düşünür?

Haberin Devamı

Anayasa Mahkemesi önündeki davalarla ilgili süreç orta oyununa döndü.

Herkes “Anayasamız, yargı sürecindeki davalar hakkında yorum yapmamıza izin vermiyor” diye söze başlıyor, ardından yandaş olduğu tezi korkmadan açıklıyor sıkılmadan dayatıyor.

Meselâ TBMM Başkanı Köksal Toptan yüksek mahkemeden herkese “oh” dedirtecek bir karar beklediklerini söyleyerek hepimizi zıplatmıştı!

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı daha benzersiz bir ihlâle imzasını atmıştır.

Bir kurula başkanlık ettiğini unutarak Başbakan’ın tasfiyeye uğrayacağından endişe edenlere “Kimse korkmasın; siyasi yasak gelse bile Başbakan seçime bağımsız olarak girer ve tekrar döner gelir” garantisini peşin peşin o verdi!

Geçen gün İngiliz haber ajansı Reuters adını gizli tuttuğu bir bakana atfen kıyamet senaryoları aktardı. Hayalet bakana göre parti kapatılacak, Başbakan Erdoğan’a siyasi yasak gelecek, onun yerini tutacak bir adam bulunmadığı için de AKP’nin istikbali kararacaktı.

Bu habere partinin resmi tepkisini Başbakan Yardımcısı Çiçek ortaya koydu:

“Kimse kendini yüksek mahkemenin yerine koyarak fitne fesat çıkarmasın!”

Başkanın oyu belli
Etkileme çabalarının çapraz ateşi altında kalan kamuoyu şaşkındır.

Karşıt görüşler onun önünde çarpışıyor ama aslında iki tarafın da hedefi Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesidir.

Kamuoyu üstünden bir taraf Başsavcılık iddianamesinin haklılığını, iktidar yandaşları ise Meclis Başkanı Toptan’ın “ucuz kurtuluş” formülünü yüksek mahkemenin üyelerine dayatmaya çalışıyorlar.

Mahkeme üyelerini korumak, yaratılan baskılara tepki göstermek Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın görevi ve sorumluluğudur, değil mi?

Öyle ama mahkeme başkanı Haşim Kılıç, hukuk tarihine geçecek bir gafa imza atarken ne demiştir:

“İnanın, çıkacak karar ne olursa olsun göreceksiniz hem demokrasimiz hem laikliğimiz hem hukukumuz bu süreçten daha güçlenmiş olarak çıkacak. Ve yine inanın bu söylediğim temenni değil.”

Zannedersiniz mahkeme kararını verdi, şu anda gerekçesi yazılıyor!

Dün konuştuğum anayasa hukuku hocaları, mahkeme başkanı Kılıç’ın sözlerini, mahkemenin kararını değil, kendisinin oyunu açığa vuran bir işaret olarak değerlendirdiler. Buna göre Haşim Kılıç türbana “yorumlu ret” kararından yana olacak, kapatma davasında da “hazine yardımının kesilmesi” cezasını savunan tarafta yer alacaktır.

Gensorunun sorusu
Başbakan AKP’nin “Ortalama Türklerin partisi” olduğunu söylemişti ya...

Hem Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin ilkelerine bağlı, hem dinini siyasi ve ticari menfaatlenmenin çirkinliklerinden koruyarak yaşayan bir ortalama Türk dün mecliste yapılan gensoru görüşmelerine TV’de takıldıysa acaba ne düşünmüştür?

Ana muhalefet lideri, devletin malı haline gelmiş Sabah-atv grubunun, devlet bankasından sağlanan kıyak kredilerle Başbakan’ın damadının başında bulunduğu şirkete verildiğini meclis kürsüsünden iddia ediyor, Başbakan’ın bu ihaleye girerek fiyatı yükseltebilecek öteki firmaları bizzat vazgeçirdiğini söylüyor, 14 Kasım’da Prag’a giderken hava alanının VIP salonunda bu amaçla bir işadamı ile görüşüp görüşmediğini soruyordu.

Gözü hasta olduğu için Başbakan dün meclise gelemedi, kendini savunamadı.

“İyileştiğiniz güne erteleyelim toplantıyı” önerisini kabul etmedi. Çünkü mecliste daha kalabalıklar. Nitekim gensoru püskürtüldü. Ama sorular askıda kaldı.

Hazinenin anahtarları ellerinden alınmadığı sürece “Hazine yardımını kesme cezası” AKP’ye ceza olmaz.

Ortalama Türk şimdi böyle düşünmez mi?

DİĞER YENİ YAZILAR