Siyasi gündem yolsuzluk iddiaları ile yüklenmeye başlamışsa bilin ki iktidarın suyu ısınmaya başlamıştır.
AKP’nin durumu benzerlerinden daha zor, çünkü çift taraflı sıkıştırılıyor.
Bir yandan yolsuzluk suçlamaları çoğalıyor ve iddiaların inandırıcılıkları artıyor, öbür yandan parti kapatılma tehlikesi yaşıyor.
CHP lideri Baykal’ın geçen haftaki yolsuzluk gündemi, Sabah-atv satışı idi.
Baykal, kamu bankalarından sağlanan kıyak kredilerle bu yayın kuruluşlarının AKP yandaşı bir gruba kazandırıldığını, bu süreçteki hiçbir işlemin savunulamayacağını ve mutlaka bir gün hesabının sorulacağını söylemişti.
Dün Türk Telekom’un özelleştirilmesini gündeme taşıdı.
Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 2005 yılında Lübnanlı Hariri ailesine ait Oger Telekom’a 6,6 milyar dolara satıldığını, şirketin iki yılda 2,6 milyar doları kâr olarak geri aldığını anlattı.
Baykal, bu özelleştirmeden iki ay sonra Kurumlar Vergisi’nin yüzde 30’dan 20’ye düşürülmesinin de Hariri ailesine sağlanmış bir imkân olduğunu öne sürdü.
Çok uç bir iddia
Baykal’a göre Telekom özelleştirilmesi ile ilgili “rezalet” yüzde 15’lik Hazine hissesinin geçen haftaki halka arzı sırasında “facia” boyutu kazanmıştır.
Halka arz çok düşük fiyattan yapıldığı gibi “Yüzde 65’i dışarda satılan bu hisseleri kimlerin aldığını bilmek imkânına dahi sahip değiliz.”
CHP lideri “Bunlar unutulacak olaylar değil. Bir gün hesabı sorulur” dedi.
MHP lideri Bahçeli de dün yolsuzluk iddialarına ağırlık verdi. AKP’nin milli kaynakları talan edip yandaşlarına peşkeş çektiğini söyleyen Bahçeli, Başbakan’ın “geçmişin üzerine sünger çekecek bir imkân” olarak gördüğü için AKP’nin kapatılmasını istediğini iddia etti.
Bahçeli’ye göre Başbakan ve arkadaşlarının bu yolsuzluklar karşısında “mağdur ve mazlum” görüntüsü altında milletin merhametine sığınmaktan başka kurtuluşları yoktur!
AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiği önsavunmada ortaya koyduğu “hem suçlu, hem güçlü” tavrı ilk bakışta Bahçeli’nin iddiasını destekleyebilir.
Ama inanmamak lâzım.
İktidar partisi en azından Tayyip Erdoğan’ı siyasi yasaklı duruma düşmekten kurtarmak için tüm gücünü ve imkânlarını kullanacaktır ve kullanıyor.
Zırhı bir delinirse
Partisini “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” haline getirmekten ötürü siyasetten yasaklanan bir başbakanın, bağımsız olarak seçime girip o sabıka ile yeniden koltuğuna kavuşması belki mümkün olabilir ama asla garanti edilemez.
Erdoğan 2002 yılında Baykal’ın yardımı ile yasağını aşarak meclise girdi ama ikinci kez aynı şansı yaratması kolay değil.
Çünkü Yüksek Seçim Kurulu’nun birbirine ters iki kararı bulunuyor.
HADEP’in kapatılması ile yasaklanan Hamit Geylani’ye bağımsız aday olarak seçime girmesi izni verilmiştir ama Refah bağlantılı siyaset yasağı alan Şevket Kazan’ın talebi reddedilmiştir.
Ayrıca partisinin kapatılmasına sebep olmuş bir siyasi liderin yeniden Başbakanlık koltuğuna konması, hukuk devletinin fazileti olarak gösterilemeyeceği gibi demokrasinin cilvesi olarak da savunulamaz.
O nedenle AKP’nin ve Başbakan’ın hedefi, bu badireyi en ehven maliyetle atlatmak olmalıdır.
Çünkü siyasi yasaklılık Başbakan’ın dokunulmazlığını elinden alacaktır.
Eskisi yenisi.. Dosyalar dosyalar...
Hepsi yıkılmak için birinin “Kral çıplak” diye bağırmasını bekliyor!
AKP nereye?
Haberin Devamı

