Atatürk’ün gençliğe hitabesini okuyan bir yabancı, o metnin bir hayalciye ait olduğunu zanneder.
Halbuki oradaki kâbus senaryoları yaşanmış gerçeklerdi ve Türkiye Cumhuriyeti tam da öyle bir cehennemin içinden o büyük önder tarafından çıkarılmıştır.
Atatürk 89 yıl önce Samsun’a çıkmış olmasaydı hiç şüphesiz bugün bağımsız bir devletin, saygın bir ulusun üyeleri olarak yaşama şansı bulamayacaktık.
Ne mutlu bize ki dehasının gücü, yarattığı eserin yıkılmadan ayakta durmasını sağlayan enerjiyi bugün bile üretmeye devam ediyor.
Bunca kötülük ve düşmanlığa başka türlü hiçbir ülke dayanamazdı.
Onu minnet ve saygı ile anıyoruz.
Tarih bu coğrafyada bağımsız ve onurlu bir ulus olarak yaşamanın imkânsızlığını bir Atatürk ve silâh arkadaşlarına dinletememiştir.
İmparatorluğun enkazı altından çıkan on milyon yorgun ve yoksul insandan efsanevi bir ruh yaratmış, o ruhu çağdaş uygarlığın peşinde mucizevi bir dev haline getirmiştir.
Atatürk’ün askeri dehası 19 Mayıs 1919’dan başlayıp 9 Eylül 1922’de İzmir’de zaferle taçlanan kurtuluşu, devlet adamı dehası da tarihin akışını değiştirerek modern Türkiye Cumhuriyeti’ni getirmiştir.
Cumhuriyetin sonsuza kadar yaşama garantisini o, başta laik ve demokratik rejimin varlığında görmüş, gençliği kendine göre tarif ederek ona büyük görevler yüklemiştir:
“Benim anladığım gençlik, bu inkılâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz ihtiyardır, yetmiş yaşında bir idealist de güçlü bir gençtir.”
Her yaştan gençlerin, ruhlarında birleşerek cumhuriyete sahip çıkmaları gereken bir dönemden geçiyoruz. Atatürk’ün emaneti, ona inananlardan sevgi ve özveri bekliyor.
Bakın cumhuriyeti kurduğu yıl ne demişti:
“Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak!”
Eşsiz önderi düş kırıklığına uğratmadığımızı iddia edebilir miyiz?
“Evet” diyenlere geçmiş olsun.
“Hayır, mücadele hiç bitmeyecek” diyenlerin bayramı kutlu olsun!
Hey uyanın!
Çin’deki deprem yüreklerimizi yaktı.
Ama itiraf etmeliyiz ki oradaki trajedide kendi korkunç geleceğimizi de gördük.
Biz 1999 Körfez depremine 20 bin kurban veren bir milletiz. İstanbul dahil aynı bölge, yeni bir depremin tehdidi altında.
Bu korkunç durum, olağanüstü bir disiplin ve hazırlık istiyor bizden.
İşte Çin’de gördük, en yoğun can kayıpları okullarda yaşandı. Neredeyse her okul bin çocuğun mezarı oldu.
Yöneticilerimiz benzer bir facianın, beklenen büyük deprem gerçekleştiği takdirde Türkiye’de tekrarlanmayacağını garanti edebilirler mi?
Hayır edemiyorlar.
Çünkü 1999 depreminde sakatlanan okullardan sadece 101’i güçlendirildi.
495 okul dokuz yıldan beri sırada bekliyor.
Beklenen deprem olursa bu gecikmeden sorumlu olan kamu yöneticileri dilerim bir enkaz altında kalırlar ve acılı ana-babaların yüreğine asit döker gibi “Takdir-i İlâhi” demek imkânını bulamazlar!
Bu okulları sağlam hale getirmek için para bulunamadığı bahanesini kabul edemeyiz.
Zırt fırt kaldırım taşı değiştirerek soyguna uğratılan paraları okulların onarımına vererek yeni bir alışkanlık edinmeye başlasınlar.
Son bir uyarı: İhale Yasası’nı hırsızları koruyup cüretlerini artıracak yönde değiştiriyorlar. Lütfen vazgeçsinler.
Başkalarınınkileri düşünmüyorlarsa kendi çocuklarını düşünsünler!

