Sağduyu neredesin?

Haberin Devamı

Emekçi örgütleri
1 Mayıs’ta Taksim’den vazgeçmeye razı olmuyorlar.
Devlet de “Taksim olmaz” kararını değiştirmeyecek görünüyor.
Uzun bir tünelde iki trenin dumanlar, buharlar saçarak birbirlerinin üstüne gidişine benzeyen korku verici bir durum var.
Bu çarpışmayı önlemek gerekiyor!
Dün İstanbul Valisi Güler, üç büyük emekçi konfederasyonunun yöneticilerine “Taksim mümkün değil. Toplantınızı Kadıköy, Kartal, Çağlayan ve Kazlıçeşme meydanlarında yapabilirsiniz” diye çağrıda bulundu.
Vali Güler, Taksim’e izin vermenin “trafiği felç edeceği” gibi ciddi güvenlik sorunları doğuracağını da öne sürdü.
“Marjinal ve bölücü örgütlerin Taksim’deki toplantıda provokatif eylemler yapacağı, molotoflu silâhlı çatışmaya gireceği tespit edilmiştir” dedi.
Tehdit varsa tedbir de vardır; devlet hayduda boyun eğmez. Özgürlüklerimizin sınırlarını halk düşmanlarının merhameti çizecek değildir. Bunların hepsi doğru...
Ama şu da bir gerçek:
Hangi sorumlu sendika lideri böyle bir uyarıyı yapılmamış sayabilir?
Kaldı ki yasalarımız valilere geniş yetkiler veriyor. Gösteri ve yürüyüş anayasal hak olmakla beraber kanun, yerini belirleme yetkisini valiye vermiş.
İşçi ve memur konfederasyonları demokratik hak iddiasından yola çıkarak “Taksim” diye bastırıyorlar. Böyle bir baskı için emekçi yığınların fiziki olarak kullanılması doğru değildir.
Demokratik hak demokrasilerde olur. Demokrasi de hukuka dayanır.
Emekçi örgütleri devletle restleşecek yerde İstanbul Valiliği’nin Taksim’le ilgili yasak kararını İdare Mahkemesi’ne götürmelidir.
İki gün içinde yürütmeyi durdurma kararı çıkarmak mümkün olursa ne âlâ, başvuru reddolursa, kutlamalar izin verilen meydanlarda yapılmalı ve valileri yetkilendiren yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptali için çalışma başlatılmalıdır.
Hiçbir emekçi örgütü 1 Mayıs’ı, davetine uyan masum insanları devlet güçleriyle karşı karşıya getirmenin fırsatı olarak kullanmamalıdır.
Bu sevgi ve dayanışma gününü kâbusa dönüştürmenin vebaline girmemelidir.

*****


Eleştiri kuşatması

Başbakan gerçeklerle yüzleşmek mi, yoksa üstlerini örtmek mi istiyor?
Yükselmeye başlayan eleştirel sesleri sanki susturmak peşinde..
Öyle olmasa milletvekilleri ile meclis grup salonuna kapanır ve söyleyecek şeyi olan herkesi saatlerce, hatta günlerce dinlerdi.
Ama öyle yapmıyor, milletvekilleri ile gruplar halinde toplanıyor. Böylelikle eleştiriler lokal kalıyor, ateş oracıkta bastırılıyor ve sirayet etmesi, yaygın kabul görmesi ihtimali önleniyor.
Yani gerçekleri izole etme politikası... Tipik bir böl ve yönet uygulaması.
Ama boşuna.. Çünkü artık gerçekleri milletvekilleri şöyle dursun, kendisinin “ayak takımı”ndan sayacağı insanlar bile görmeye ve söylemeye başlamıştır. İşte...
Denizli’de enflasyonun tek haneye indiğini söyleyince bir çiftçi “Mazot kaç lira oldu? Sen bunları benim külâhıma anlat” deyivermiştir yüzüne.
Gaziantep’e giden bir bakanına da Mustafa Yılmaz adlı köylü şu hesabı sormuştur:
“AKP ülkeyi neden kaosa sokuyor? Atatürk ilkeleriyle, Cumhuriyet’le niçin uğraşıyor?”
Buyrun, dinliyoruz.
Söz savunmanın!

DİĞER YENİ YAZILAR