Kapatma davasına karşı AKP’nin ön savunma verdiği söylendi ya; o haberi düzeltmek gerekiyor.
Anayasa Mahkemesi’ne verilen metne savunma denemez, olsa olsa karşı suçlama denebilir.
Tavır “hem suçlu hem güçlü” deyiminin tipik örneğidir.
Oysa bir savunma şaheseri çıkacağı beklentisi yaratılmıştı ki, sızan bilgiler ışığında böyle bir tarihi belgenin varlığından bahsetmek mümkün görünmüyor.
AKP isnat edilen suçları Yargıtay C. Başsavcısı’nın “vehimlere dayalı algılama hatası” olarak niteliyor. Kuruntuların suçlama yapıldığı, bu niteliği ile iddianamenin meşruiyet taşımadığı öne sürülüyor.
Hani ellerinden gelse Başsavcıyı ya hapishaneye ya kliniğe kapatacaklar!
AKP savunması, suçlamalara karşı masumiyet tezine değil, partinin kapatılması ile ortaya çıkacak kıyamet senaryolarına, yani korkutmalara dayanıyor.
Ümitsizlik havası
Belli ki iktidar önderleri fena halde karamsarlığın pençesine düşmüş. Ön savunma metnindeki ifadeler, kurtulmaktan ümidini kesmiş bir ruh halini yansıtıyor.
“Olan oldu, biz şimdi kapatma kararının kazançlarını nasıl kayıplarımızın üstüne çıkarırız?” Sanki hesap budur.
Savunmada kullanılan “Yargı darbesi” ve “hakimler yönetimi” gibi karşı saldırı söylemleri, mağduriyet ve kahramanlık sömürüsü üstüne kurulacak yeni partinin temelleri olacak; öyle anlaşılıyor.
Oysa vicdanı olan herkes biliyor ki sistem AKP’nin laik rejimle kavga etmekten vazgeçmesine fazlasıyla zaman tanımıştır.
Ama yüzde 46,5 oy aldığı son seçim AKP’yi merkezde bir kitle partisi yapacak yerde dinci aşırılığa savurmuştur.
Bırakın laik cumhuriyetin geleceğini sabote eden milli eğitim facialarını, Cumhuriyetin başkentindeki protokol manzaraları bile Başsavcı’nın hayal görmediğini kanıtlıyor.
İnsan Ankara’da mı, yoksa şeriatla yönetilen Arap ülkelerinden birinde mi ayırt edemiyor artık.
Harcanan fırsat
İdidanamede şöyle bir tesbit var:
“Laik cumhuriyet hiç olmadığı kadar tehlikededir. Çünkü karşı devrimci unsurlar bugün marjinal değil, iktidardadır!”
AKP’nin önemli hatalar yaptığını partinin içindeki “âkil adamlar” da söylemeye başladı. İktidarın ülkeyi irticaya götüreceğinden korkan geniş bir kitle varsa bunun sorumlusu Başsavcı değil Başbakan’dır.
Konuşma cesareti bulan arkadaşları, o korkuyu giderip yerine güven duygusu koymanın Tayyip Erdoğan’ın görevi olduğunu söylerlerken haklıdırlar.
AKP lideri akıl vermeyi çok seviyor ama önce kendisinin şunu bilmesi gerekiyor:
Sandıktan aldığı gücü kendine göre tarif edemez. Ederse ne mi olur?
1 Mayıs’ta yediğimiz polis copu olur, biber gazı olur, işçinin, çiftçinin yediği küfür olur.
AKP’yi yönetenler kimsede kusur aramasın. Bütün günah kendilerindedir.
Yeminlerine bağlı kalıp Anayasa ile kavga etmeselerdi kendileri de ülke de daha imrenilecek bir yerde olurdu!
Adalete kafa tutulmaz...
Haberin Devamı

