Siyaset biraz da kendi kendini kandırmanın felsefesi sanki. Siyasetçi bunu iyi yapabildiği ölçüde başkalarını da kandırıyor!
Ama onun da sınırı var.
Başbakan Erdoğan Newsweek dergisine verdiği mülâkatta, kendisini az tanıyan bir dünya vatandaşına etkileyici gelecek şeyler söylemiş. Meselâ...
“Bizi hep kökleri İslâm’da olan bir parti olarak gösteriyorlar. Bu doğru değil. Biz ortalama Türk’ün partisiyiz, sadece dindarların partisi değil” diyor.
“Biz dindar bir insanın laiklik fikrini koruyabileceğini kanıtladık” diyor.
“Türkiye, demokrasisi ile İslâm dünyasının geri kalan kısmı için bir ilham kaynağıdır” diyor.
Derginin muhabiri nihayet dayanamıyor ve can alıcı soruyu soruyor:
“Madem bu kadar liberalsiniz neden kapatma davası açıldı?”
İşte hoşafın yağının kesildiği yer burası.. Başbakanımız yargıya çok saygılı ya, “Dava yargı aşamasındadır. Bu konuda bir yorum yapamam” deyip bahsi kapatıyor.
Oysa kapatma davası açılmasına sebep olan eylem ve söylemlerden bazılarının yanlışlığını kabul ederek üstü örtülü bir pişmanlık ifade etmek, kamuoyunu ve hatta onun yanında mahkemeyi olumlu etkilemek için bulunmaz fırsattı.
Pakistan’a iyi ama...
Eğri oturup doğru konuşalım, Anayasa Mahkemesi’ndeki dava nedeniyle frene basılmasaydı, kadrolaşma ve yaşamın hemen tüm alanlarında kendini gösteren geriye dönük değişim aynı hızla devam etseydi Türkiye acaba İslâm dünyasının geri kalan kısmı için ilham kaynağı olma niteliğini koruyabilir miydi?
Batılı müttefiklerimizin tavrına bakmayın; onlar El Kaide ve Taliban terörüne karşı bir ileri karakol ve alternatif inşa etmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin laikliği umurları değil.
Meselâ New York Times gazetesi dün Pakistan’daki Fethullah Hoca okullarını göklere çıkaran bir röportaj yayınladı. Destekleri haklı, çünkü orada Gülen’in okulları radikal İslâm’a alternatif sunuyor.
Ama aynı okulların, duvarlarına Atatürk posteri astıklarına bakarak Türkiye için de iyi bir şey olduğunu söylemek mümkün mü? Değil ama söylüyorlar.
Türkiye’nin en önemli sorunu eğitimdir. Ve eğitimle ilgili tek açmaz Gülen okulları değildir. Çünkü AKP iktidarı döneminde gerçekleştirilen dinci kadrolaşmanın tahripkâr etkileri, suiistimal edilen çocuklarımızın üstünden yıllarca devam edecektir.
Özeleştiri değiştirir
AKP önderleri şu dönemde Anayasa Mahkemesi’nde savunma yaparken kendi vicdanlarına karşı özeleştiri yapmalıdırlar.
Bu konuda medyaya yansıyan görüşler oluyor. Bazı âkil adamlar kimliklerini gizleyerek samimi itiraflar yapıyorlar. Ama ne oluyor?
AKP yönetimi ne söylenmiş; onunla ilgilenmiyor kim söylemiş; ona bakıyor. Çünkü maksat yanlışı düzeltmek değil, doğruyu söyleyeni bulmak ve kovmak.
Başkalarında ayıpladığı “yasakçı zihniyet” AKP’ye musallat olmuştur.
Partiye “Kim söyledi, onu boşverin. Söylenen şey doğru mu, ona bakalım” diyecek bir zihniyet değişikliği acilen gereklidir.
İktidarın ülkeyi irticaya götüreceğinden korkan kitleye güven verilmediği eleştirisi bir kurumsal başarısızlık ve zaaf olarak kabul edilmiş olsaydı, AKP işte o anda kazanmaya başlar ve asıl o zaman “ortalama Türk’ün partisi” olurdu.
Şimdi öyle değildir. Şu anda hatalarından ders çıkararak kitle partisi haline dönüşmenin adımlarını, kapatma davasının itişlerinden yararlanarak gerçekleştirmeye çalışan bir irade görülmüyor. Bu hatadır, yanlıştır.
AKP önündeki fırsatın değerini dileriz iş işten geçmeden fark eder.
Fırsat kaçmasın
Haberin Devamı

