Başsavcı’nın açtığı dava hukuk devletinin kendisini koruma refleksidir.
İktidar partisi devletin bu hakkına saygı gösteren bir strateji belirleme basireti gösterebilse krizden güçlenerek çıkmamız bile mümkündür.
Ama böyle bir işaret henüz görmüyoruz.
AKP siyasi gücüne ve medyadaki cazgırlarına güvenerek “yavuz hırsız” rolü oynamaya kalktı. Önderleri, Başsavcı’ya kara çalarak yargıyı ürküteceklerini ve kurtulacaklarını umdular.
Devletin, zannettiklerinden daha ciddi bir müessese olduğunu öğrenmeleri kendileri için yararlı bir derstir.
Yargı mensupları üzerinde tehdit, şantaj ve iftira yöntemleri ile baskı kurmanın, geri tepen bir silâh olduğunu anladılarsa büyük kazançtır.
Peki bu ders AKP’yi doğru yola getirmiş midir? Hayır, iktidar başlamış bulunan yargı sürecini darbeleyerek durdurmanın neredeyse bütün yöntemlerini kullanmaya hazır görünüyor.
Ülkenin sorunları bir yana bırakılmış, iktidar partisi bütün enerjisini bir noktaya yoğunlaştırmıştır: Ne gerekiyorsa yapalım, AKP’yi yargılanmaktan kurtaralım!
Evet hedef açık:
AKP’yi yargılanmaktan kurtarmak. Çünkü AK Parti’nin yargı katında aklanma şansına sahip olmayacağını en iyi kendileri biliyor...
Suçlananların kanun düzenlediği bir rejime hukuk devleti denemez.
Gerek ilk anlardaki öfke selleri, gerek sonraki hukuk hokkabazlıkları, yalnız halkın gözünde değil, yüksek mahkemenin vicdanında da iktidarın itirafı olarak algılanacaktır; nasıl göremiyorlar?
Bağımsız hukukçular bu ahlâk ve hukuk dışı çabaların, Başsavcı’ya ek iddianame ile AKP’ye yeni bir suçlama yöneltmesi mecburiyeti yükleyeceği konusunda uyarı yapıyorlar. Ama anlayan yok!
Hele iktidarın bazı akılsız dostları, AKP’yi hukuka saygıya ve süreci yüksek mahkemeyi olumlu etkileyecek söylem ve eylemler için değerlendirmeye çağıranlara “darbe çığırtkanı” demiyorlar mı?
Herhalde gerçekleri ve değerleri bundan daha cahilce çarpıtmak olamaz.
Çünkü asıl darbe çığırtkanları, laik demokratik rejimi koruyan hukuk sigortalarını bozmaya kalkanlar ve onlara alkış tutanlardır.
Özür borcu doğdu
Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği gerekçesiyle AKP hakkında kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya için iktidar yanlıları ve radikal dinci çevreler demediklerini bırakmadılar.
Garabet mi demediler, Ergenekon ilişkisi mi kurmadılar, kanı üstüne şüpheler mi üretmediler?..
Bu hakaretlere Başsavcı sırf görevini yaptığı, yani laik cumhuriyeti korumak yolunda kararlılık ve cesaret gösterdiği için lâyık görüldü.
Bu davanın açılmasında, türban yasağını kaldırma amaçlı Anayasa değişikliğinin meclisten geçirilmesi, bardağı taşıran damla olmuştu.
Dinci basın tabanını Başsavcı’ya karşı kışkırtırken sebep bulmakta zorluk çekmeyecekti. Ama tam gaz giderken başlarına taş düştü:
Başsavcı’nın sekretaryasında türbanlı bir memurun çalıştığı ortaya çıktı.
Başsavcı Yalçınkaya durumu öğrendiğinde “İşe gelip giderken türban takması kişisel tercihidir; kimseyi ilgilendirmez” demiş.
Çünkü söz konusu memur, dairede başı açık çalışıyor.
Başsavcı’nın halka göstermeye çalıştıkları gibi bir türban düşmanı olmadığını ortaya çıkaran haber, kötü niyetli kışkırtıcılara ilâhi bir müdahale oldu adeta.
Bakalım utanacaklar mı!
Akılsız dostlar
Haberin Devamı

