Özel okullarda artık Atatürk köşesi bulundurma şartı aranmayacak.
Bu yeniliği (!) düzenleyen yönetmelik yürürlüğe girdi.
Olay, AKP’nin seçimde artırdığı gücünü ne amaçla değerlendirdiğine ibretli bir örnektir.
“Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyen Tayyip Erdoğan’ı yanlış anladık galiba. Partinin İslâmcı köklerini ülkeye ve topluma bağlayan “milli”lik kimliğini de çıkarıp atmış olabilirler mi?
Bu karar, parti içindeki gerici unsurların ağırlığı hakkında fikir verebiliyor. O olumsuz güç Atatürk’e “yönetmelik gereği” saygı göstermek mecburiyetinden şikâyet eden cemaat okulları kaynaklı baskılarla birleşince ortaya işte böyle bir inkâr çirkinliği çıkmıştır.
Bağımsızlık ve özgürlük, ibadetin değerini artıran erdemlerdir.
Ülkeye bağımsızlığı, halka özgürlüğü kazandıran bir milli kahramana nankörlük dinin emri olamaz.
Ezanın şartı olan hür semaları bu millet, bu din Atatürk’ün kahramanlığına borçlu değil mi?
Örümcek kafalar, yeni nesle Atatürk’ü değilse kimi örnek almasını öğütleyecek?
Dini istismar etmek isteyen akıl ve vicdan fukaralarının kirli yanılgısıdır ortada olan. Zaten yönetmelikte yapılan öbür değişiklik bu teşhisi güçlendiriyor.
Eskiden “ahlâken kötü bir şöhrete sahip bulunmamak” özel okul kurucusu olmanın şartı idi.
Okul açmak için artık ahlâklı olma mecburiyeti yok!
İstedikleri oldu; bu tedbir Atatürk inkârcılarını eğitim dünyamıza davet etmeyi kolaylaştıracaktır.
Peki... “Yönetmelikte yok ama Atatürk’e saygıda kusur eden eğitim anlayışını, milli olmak şöyle dursun insani ve ahlâki de bulmam. Bu okulda Atatürk köşesi mutlaka olacak” diyen faziletli eğitimcileri nasıl koruyacağız?
Elem verici bir yuvarlanış:
Atatürk’e saygı gösterenlerin bir gün korunmaya muhtaç hale düşeceklerini kim tahmin edebilirdi?
Kadınlar üstüne iki görüş
Emekli devlet adamlarından yararlanıyor muyuz?
Yeteri kadar değil.
Önce toplum talepte bulunmuyor. İkinci olarak pusula olabilecek tecrübeye sahip değerli insanlar saygısız müdahalelerle karşılaşma riskini göze alıp toplumun önüne doğruları koyma görevine istekle talip olmuyorlar.
Gölgeye çekilenlere örnek Sezer ise, yüksek sesle yaşamaya devam edenlere örnek Demirel’dir.
Demirel’in son mülâkatı dün medyaya yansıdı. Onu beğenirsiniz, beğenmezsiniz ayrı; ama aklını, zekâsını, tecrübesini yabana atamazsınız. Diyor ki:
“Türban, şeriat devleti arayan İslâmi cereyanların kullandığı araçlardan biridir. (...) Türban, örtünmenin başlangıcıdır. Örtünme ise kadının dört duvar arasında muhafazasının şartlarındandır. Başka ülkelerde böyle olmuştur.”
Başbakan da Dünya Kadınlar Günü’nde şunu dedi:
“Cinsiyet ayrımcılığı ırkçılıktan daha ilkel...”
Türbana “özgürlük” diyen bir siyasetçi olduğunu bilmeyen biri Başbakan’ın bu sözlerini tövbe itirafı sanır. Ama değil!

